Akın o parka hızla gitti. Eski sevgili de eski sevgilisi olan Sera’yı tekrar kandırmak için gitti. Büyük karşılaşma yaklaşıyordu git gide. Evet Akın’ın avı parka girdi. Önce kim olduğunu anlaması gerekiyordu. Arda Akın’ın yanına yavaşça yaklaştı Sera’nın fotoğrafını açıp “Burada bu kızı gördünüz mü?” diye sordu.
Akın “Görmedim ama kızı yakından tanıyorum. Peki ama sen kimsin?” diye sordu. Akın şiddete meyilli daha çok aklını kullanmayan bir insandı. Arda ise daha ilk dakikadan Sera’nın fotoğrafını paylaştığı sevgilisini tanıyacak hatta Sera’ya yazdığında yeni sevgilisinin cevap vereceğini bilecek kadar akıllıydı. Arda’nın zaten buluşmak istediği kişi Sera değil Akın’dı. Önce Akın’ı bir şekilde kandırıp aradan çıkarması lazımdı ki Sera’ya daha çabuk sahip olabilsin.
“Ben Sera’nın sevgilisiyim. Daha doğrusu geçen hafta kavga ettik nedenini bilmiyorum bunu konuşmak için gelmiştim. Bir insan bir insanı neden durduk yere terk eder ki? Dimi ama.” dedi. Akın olduğu yerde dondu kaldı. Ne yani aylardır çıktığı kızın bir sevgilisi mi vardı. Hatta büyük bir aptallık edip “Aynı Sera’dan bahsediyoruz, dimi!” dedi. Arda kafasını salladı. Akın birkaç saniye daha adama baktı. İçinden ona yumruk atmak geliyordu ama bunu yapmadı ve arkasını dönüp gitti.
Arda Akın’ın arkasından küçük bir gülümseme ile baktı. Bu kadar kolay olacağını bilmiyordu. “Ah Sera gerçekten benden sonra bu kadar aptal bir adamla mı çıkmaya başladın” dedi ve o da bu küçük başarıyı kutlamak için oradan uzaklaşıp kendine iki kadeh içki ısmarladı.
Aksine Akın aptal değildi hatta çoğu erkeğe göre zekası ilerideydi ama konu aldatmak ve sevdiği kadın olunca bir anda sinirlenen aptal bir canavara dönüşüyordu. Kafasından geçen onca şeyle Sera’nın çalıştığı kafeye doğru ilerledi. Sera içeride müşterilerle ilgileniyordu. Akın’ın birden içeriye dalmasıyla herkes oraya bakmaya başladı. Akın sinirle seraya doğru yaklaştı. Daha Sera ağzını dahi açamadan Akın onu kolundan tutuğu gibi sürüklemeye başladı. Tabikî Türkiye şartlarında olduğumuz için kimse Akın’a engel olmadı. Utanmasalar alkış tutacaklardı. Sera “Akın bırak ne yapıyorsun. Ne oluyor?” dedi. Akın asla Sera’yı duymuyordu. Sadece oraya buraya yumruk atıp Sera’yı sürüklemeye devam ediyordu. Hava kararmıştı neredeyse ve ıssız sokaklarda ilerliyorlardı. Sera korkmuyordu, tek korkusu onun kendine zara vermesiydi. Geriye kalan hiçbir şey Sera’nın umurunda değildi. Akın tenha bir yere girdi. Yerde kumaş yada halı tarzı bir çöp vardı. Akın onun altından bir şeyler arıyordu ve öfkesine bakılacak olursa bu aradığı şey Sera’ya zarar verecek bir şeydi. Bir silah mı? Yoksa bir bıçak mı?
Oradan ne çıkacağı meçhuldü ama Sera korkmaya başladı. Gözü dönmüş olan bu Akın ona tıpkı bir seri katil gibi bakıyordu. En sonunda Akın aradığı şeyi buldu. Uyuşturucu bir madde saklamıştı oraya. Sera ne kadar kötü olsa da derin bir nefes aldı. En azından nedenini bilmediği bir öfke patlaması yüzünden ölmeyecekti. Evet Sera Akın’ın öfkesine karşılık hiç bir şey bilmese de bunu düşündü ‘acaba Akın beni öldürecek mi?’
Bu düşüncenin bir kadın için ne kadar zor olduğunu anlatamam size. Sevdiği adamdan ne kadar güvenirse güvensin deli gibi korkan ama asla onu bırakamayan bir kadın olmak dünyan en kötü duygusu. Hata yapmamaya çalışmak ve en ufak hatanda bile acaba bana ne yapacak düşüncesi geçekten korkunç. Sonunda Akın konuşmaya karar verdi çünkü otunu yakmış ve biraz da olsa gevşemişti. O lanet şeyi içmesinin buraya gelene kadar duvarları yumruklayıp ellerini paramparça etmesinin sebebi Sera’ya zara vermek istememesiydi. “Sera beni neden aldattın?” diye bağırdı aniden.
Sera bu soru karşısında donup kaldı. Akın’ın suratına aval aval bakmaya başladı. “Ne aldatması” diyebildi sadece. Akın kolay ikna olacak gibi değildi ama ikna edilmek istiyordu. Olan olayı anlattı. Sera önce mesajına cevap verdiği içi kızsa da baştan sona olanları, Arda’nın kim olduğunu ve neler yaptığını anlattı. Akın’a Ardaya inandığı için çok kızmıştı. Akın içtiği şeyin de etkisiyle tepkisiz bir şekilde onu dinledi. Akın’ı burada tek başına bırakıp gitmek istedi ama vicdanı izin vermedi. Bir yandan ağlıyor bir yandan da Akın’ın kanayan elini tutup buradan gitmeye çalışıyordu.
Eve kadar zar zor geldiklerinde Akını yatağa atıp kendisi de uymak için salona geçti. İncinen bileğine bir sargı bezi sarıp bu gün bir an önce bitsin diye hemen uykuya daldı. Akın uyanmış ve ağlamaya başlamıştı. Sinir problemleri olan bağımlının tekiydi. Sevgilisine güvenmeyip yabancı bir adama inanacak kadar çok yakmışlardı geçmişte canını. Bu ilişkinin Sera’ya ne kadar zarar verdiğini biliyordu. Ama ikisi de bu zararları görmeden gelip hayatlarına devam etmeyi tercih ediyorlardı ve tabikî de Akın’ın Ardaya zarar verme tercihi eklendi bir de listeye. Sevdiği kadına zarar vermişti onun yüzünden. Peki ama her ne olursa olsun zarar verip vermemek onun tercihi değil miydi...
***
Akın sabah erkenden uyandı. Dün akşam yaptığı hatayı bu gün telafi etmeye çalışacaktı. Bu gün şansa Sera’nın da izin günüydü. Güzel bir plan hazırladı. Önce üzerini güzel bir takım elbise giydi. Bir günlüğüne de olsa Sera için bu gün elit takılacaktı. Eline bir gül alıp Sera’nın yanına gitti. Önce biraz Sera’yı izledi. Ardından gül ile burnunu gıdıkladı.
Sera önce hapşırdı ardından gözlerini açtı. Karşısında gül görünce önce biraz şaşırdı çünkü Akın çiçek almaya, hediyeleşmeye karşı bir insandı. Ardından gülü alıp “Teşekkür ederim” dedikten sonra doğruldu. Akın’ı takım elbise içinde görünce biraz daha şaşırdı çünkü Akın takım elbise giymeye de karşıydı. Sera bir an için rüyada olduğunu düşündü. “Akın ne oluyor?” dedi. Akın gülümseyip “Hadi kalk en güzel şekilde giyin bu gün kahvaltıyı dışarıda yapacağız. Hatta biraz da gezer bol bol fotoğraf çekeriz.” dedi. Ardından Sera’nın aklına dün gece geldi. Tabikî de Akın bunu unutturmak için yapıyordu bunları ama Akın’ı reddetmeye niyeti yoktu. Sonuçta bu yüzyılda bir gerçekleşen kanlı ay tutulması gibi bir şeydi.
Gerçi kanlı ay tutulması yılda bir gerçekleşiyordu ama uzmanlara göre bu yüzyılda bir oluyordu. Sera hemen kalktı. Odaya geçti. Akın da hemen arkasından gitti. “Sen neden geliyorsun?” diye sordu Sera. “Elbise seçmene yardım edeceğim. Eğer kendin seçmeye çalışırsan salonda yaşlanabilirim” dedi. İkisi de güldüler. Sera hep geç hazırlanan süslü bir kızdı, istisnalar hariç, Akın ise beklemekten hoşlanmayan bir erkek. Genel olarak ilişkiler de böyleydi zaten. Kız hep geç hazırlanır erkek bu yüzden henüz yolda olsa bile kapıdayım çabuk çık der.
Sera beyaz uzun bir elbise giydi. İkisi ayna karşısında durmuş kendilerini izliyorlardı. Makyaj ve elbise ile çok şık durmuştu Sera ve birbirlerine çok yakışmışlardı.
Sera’nın arabasına bindiler çünkü bu gün o elit mekanlara gideceklerdi. Zengin gözükmeleri gerekiyordu. Akın zaten zengindi hatta Sera’nın çalışmasına bile gerek yoktu ama Sera inatla kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. Annesinden para almıyor ona veya başkasına muhtaç olmayacağını kanıtlamaya çalışıyordu. Önce sahil kenarındaki bir kafeye kahvaltı yapmak için gittiler. Dün gecenin konusu ikisi arasında hiç açılmadı. Sera dün gece bir canavara dönüşen adamın şu anda çiçekçi kadını yanına çağırıp ona çiçek almasını izliyordu. Akın ona zarar vermemişti ama verebilirdi. Hep bu düşünce ile mi yaşayacaktı gerçekten. Akın acaba yine kime inanıp ona zarar verecekti.
Suçlu, güven problemleri olan, bir yanı çok iyi ama gözü dönünce hiçbir şeyi görmeyen bir adamla, çocukluğundan beri şiddetle büyümüş özgürlüğü için canını ortaya koyan kız hiç olur muydu? Oldu işte adına aşk dedikleri şey hiç yan yana gelmeyecek olan insanları hiç ayrılamayacak dereceye getiriyordu. Kahvaltı edip kalktılar. Güzel bir tur atacaklardı bu gün. Galerinin açılmasının canı cehenneme bu gün bu aşık çocuğun sevdiği kızı mutlu etmesi gerekiyordu. Sahile indiler ve önlerinden geçen insanları çevirip fotoğraflarını çekmelerini istediler. Yüzlerinden gülümseme ve şakalaşmaları eksik olmuyordu. Akın “Bu güzel kadın benle birlikte manzaralı bir yerde çekirdek kola yapabilir mi acaba” diye sordu. Hava kararınca da bir mekana gidip yemek yiyeceklerdi adından alkolün dibine vurup eğlenebilecekleri bir mekana gideceklerdi. Eve nasıl dönerler Allah bilir ama bu gün bu eğlence gece yarısına kadar devam edecekti. Gece yarısı ikisi de kül kedisi olacaklardı ama umurlarında değildi.
***
Hava artık tamamen zifiri karanlık olmuştu ve Akın söz verdiği gibi bir eğlence mekanına götürdü Sera’yı. Biraz içki içip dans ettiler. Dansları kapıdan birisinin girmesi ile son buldu. O birisinin girmesinde tabikî de Akın’ın parmağı vardı. Sera sarhoş olduktan sonra onun telefonunu alıp Arda’ya Akınla kavga ettik çok kötüyüm lütfen gel diye mesaj atıp, konum atmıştı. Mekana gülerek girdi Arda. Gözleri ile Sera’yı arıyordu. Ardından bir masada tek başına oturan Sera’yı gördü. Sera tek başınaydı çünkü sözde Akın lavaboya gitmişti. Arda hızla Sera’nın yanına gitti. ”Selam Sera” diye seslendi.
Sera Arda’nın kim olduğunu saniyeler sonra çözecek kadar sarhoştu. “Ne işin var burada” diye sordu. Dün gece olanlar aklına geldi ve o an Arda’yı parçalamak istedi. Ayağa kalkıp ona bir tokat yapıştırdı. Bu tokadı ona çoktan atması gerekiyordu. Arda yediği tokatla ne oluğunu şaşırmıştı ki arkasını döner dönmez yediği yumruk onu biraz daha şakına çevirdi. Akın’dan yumruk yer yemez arkasını döndü ve koşmaya başladı. Akın da hemen arkasından koşmaya başladı. “Lan daha içim soğumadı nereye kaçıyorsun” diye bağırdı arkasından. Arda kapıdaki güvenliklerin yanına kadar gitti. Akın akıllılık edip Arda’yı kendi mekanına getirmişti. Sera’nın bu mekândan haberi yoktu. Korumaların bir pot kırması her şeyi mahvederdi. Ardından Ardanın peşinden gelenin Akın olduğunu gören korumalar onu tuttu. “Patron hayırdır. Sorun çıkaran bir müşteri ise biz halledelim.” dedi. Korumalar bile ışıksız sokağın çocuklarıydı. Akın burayı 18 yaşında açmıştı ve buradan hiç uğramasa da çok para kazanıyordu. Hem de mahallesinin çocukları buradan ekmek yiyordu. Torbacı olmalarındansa kapıdan koruma olmaları Akın’a göre daha iyiydi. Akın “Sorun çıkaran bir müşteri değil. Yengenize sarkıntılık eden bir züppe o yüzden bana bırakın” dedi. Akın Arda’nın üstüne atlarken arkadan Sera’nın sesi duyuldu “Patron mu?”
Sen şimdi zokayı yemedin mi Akın....