Kantin giderek daha sakinleşiyordu. Öğrencilerin çoğu yavaşça masalarına dağılmış, sohbetler yumuşamıştı. Lucian, bana yardımcı olabileceği birkaç öneri sunarken, ben de her anı gözlemliyordum. Okulun ilk günüydü ve her şey o kadar yeniydi ki, neyin normal olduğunu anlamak zor oluyordu.
Lucian, bir süre sonra yemek sırasına doğru yöneldi. “Burada yemekler çok kötü, ama bir şekilde geçiştirebileceğimiz şeyler var,” dedi gülerek. “Senin gibi birinin buraya alışması biraz zaman alacak gibi görünüyor. Ama merak etme, zamanla alışırsın. Hem kimse mükemmel bir öğrenci değil, değil mi?”
Bir anlığına gülümsedim. Lucian’ın konuşma tarzı o kadar rahat ve doğalydı ki, tuhaf bir şekilde biraz daha az gergin hissediyordum. Ancak, hala etrafımdaki kalabalık, okulun garipliği ve yüzlerce tanımadığım insanın varlığı içimde bir huzursuzluk yaratıyordu.
Lucian yemek sırasına geçtiğinde, gözlerim masa örtüsüne kaydı. Ne zaman dikkatlice etrafı izlesem, içimdeki yalnızlık hissi biraz daha kuvvetleniyordu. Çevremde birçok öğrenci vardı, ama hepsi kendi dünyasında gibi görünüyordu. İçsel olarak bir bağlantı arayışım devam ediyordu.
Lucian sırasını alıp geri geldiğinde, masaya koyduğu tabağında sadece birkaç sandviç ve bir içecek vardı. Sandviçlere bakarak, “Bu kadar yeterli,” dedi. “Ama çoğu kişi burayı sadece hızlıca geçiştirmek için kullanıyor. İnsanlar bazen buranın çok kalabalık ve gürültülü olduğunu söylüyor.”
Gülümsedim. “Ben de zamanla alışırım sanırım,” dedim. Biraz da utangaç bir şekilde, “Yine de, okulun ilk günlerinde birinin yanımda olması iyi,” diye ekledim.
Lucian gözlerini bana çevirdi. “Yalnız değilsin, Aira,” dedi, yumuşak bir ses tonuyla. “Herkes yeni başlıyor burada. Herkesin ilk günü, tıpkı senin gibi, biraz garip oluyor. Ama alışacağın bir yer burası, söz veriyorum.”
Bunları söylerken, gözleri bir an için derin bir şekilde parladı. Sanki, o an yalnızca benimle konuşuyormuş gibi hissettim. Ama bir yandan da, Lucian’ın gözlerindeki gizemi fark edebiliyordum. Bir şeyler vardı… ama neydi?
Bir süre sessizlik oldu. Kantinde etrafımdaki gürültüler yavaşça kaybolmuş gibiydi. Herkes kendi işine dalmıştı, ama Lucian’la aramda garip bir bağ vardı. Şu an onu bu kadar yakın hissetmem, gerçekten alışmakta zorlandığım bir şeydi.
Lucian, yemek tabağını tam bitirmek üzereyken, başını kaldırdı ve “Aira,” diye seslendi. “Burası seni rahatsız ediyorsa, okul sonrası biraz yürüyüş yapabiliriz. Dışarıda daha sakin bir yer var, denemek istersen…”
Sözleri, içimde bir rahatlama hissi uyandırdı. Birlikte dışarı çıkmak, kendimi daha huzurlu hissetmeme neden olabilirdi. Hem de tek başıma çıkmaktan daha iyi olurdu. “Evet, iyi fikir,” dedim. “Yürüyüş yapmak daha iyi olabilir.”
Yemeklerimizi bitirdikten sonra, kantin biraz daha boşalmaya başladı. Lucian’la birlikte dışarı çıkarken, güneşin yavaşça batmaya başladığını gördüm. Okulun büyük bahçesine doğru ilerledik. Bahçede, çimenlerin üzerine oturmuş birkaç öğrenci vardı, ancak genel olarak çok sakin bir atmosfer hakimdi. Lucian’la birlikte yürüdükçe, içimdeki gerginlik yavaşça kayboldu. Bu kadar basit bir yürüyüş, bana huzur veriyordu.
“Burası okulun dış tarafı,” dedi Lucian, bir yanda yürürken. “İnsanlar bazen burada yalnız kalmayı tercih ederler. Bahçede zaman geçirmek, biraz kafalarını dinlendirmek isteyenler için iyi bir yer.”
Bir süre yürüdükten sonra, okulu geride bırakıp daha büyük bir parka doğru ilerledik. Burada her şey daha sessizdi, doğa ve sakinlik etrafımızı sarmıştı. Lucian’ın yanımda olmasına alışmak, garip bir şekilde bir güven duygusu oluşturuyordu.
Bir noktada, Lucian sustu ve durdu. Beni izlerken, “Aira, bir şey soracağım,” dedi. “Okuldan ne bekliyorsun? Yani, buraya gelme sebebin ne?”
Bu soru, beni bir an için duraklattı. İçimde birikmiş birçok cevap vardı, ama tam olarak ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Okula dair ne beklediğimi, ne aradığımı anlamaya çalışıyordum.
“Bir şeyler bulmayı umuyorum,” dedim, dürüstçe. “Kendimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Ama burada, okulumda, belki de bir yerlerde... ne olursa olsun, biraz olsun huzur bulabilirim gibi hissediyorum.”
Lucian başını hafifçe sallayarak, “O zaman doğru yerdesin,” dedi. “Bazen dışarıda huzur bulmak için önce kendimizi tanımamız gerekir.”
O an, Lucian’ın bana söylediği her kelime, içimde bir yankı uyandırıyordu. Sanki burada, bir yerlerde gerçekten huzur bulabileceğimi hissediyordum.