Başımı hafifçe eğip, bir köşeye çekilmeyi düşündüm. Burada kimseyi tanımıyor olmak, hala zorlayıcıydı. Ama Lucian, yanımda olunca bir şeyler değişiyordu. Sanki, tanımadığım bu dünyada, biri bana güven veriyordu.
Koridorda yürürken, Lucian birdenbire adımlarını hızlandırarak bana doğru döndü. “Aira,” dedi, sesindeki rahatlık dikkatimi çekti. “Kantin biraz karışık olabilir, ama oraya inmek ister misin? Sana okul hakkında yardımcı olabilir ve belki bir şeyler yiyebiliriz. Eğer istersen, tabii.”
Bir an duraksadım. Okulun ilk gününde birinin yanımda olması, yalnızca okula değil, aynı zamanda bu yeni yaşama da alışmamı kolaylaştırıyordu. Ama aynı zamanda, kalabalığa karışıp orada bir yere oturmak da biraz zorlayıcıydı. Kimseyi tanımıyordum ve herkesin bir yere ait olduğu hissine kapılmak istemiyordum.
Lucian’ın bakışları, sanki cevabımı bekler gibi üzerinde yoğunlaştı. O kadar rahat ve doğal görünüyordu ki, bu düşüncelerim aniden kayboldu. Kendimi zorlamadım ve başımı sallayarak, “Evet, sanırım bir süreliğine kantine inebilirim. Yalnız hissetmek istemiyorum,” dedim.
Lucian gülümsedi, biraz da şaşkınlıkla. “İyi bir seçim,” dedi, sonra ekledi: “O zaman gel, birlikte gidelim.”
Adımlarımızı kantine doğru yönlendirdiğimizde, kalabalığın arasında kaybolanlar vardı, ama Lucian’ın yanında olmanın verdiği güvenle, kalbimdeki endişe biraz olsun azaldı.
Kantin kapısından içeri girdiğimizde, hemen etrafıma baktım. Öğrenciler masaların etrafına yayılmış, bazıları gülüp eğleniyor, bazıları ise kitaplarını açıp ders çalışıyordu. Bir yanda grup grup arkadaşlar bir araya gelmiş, derin sohbetlere dalmışlardı. Birkaç öğrenci de kantin çalışanlarına sipariş vermek için sırada bekliyordu.
Lucian, dikkatle etrafı inceledikten sonra, bana döndü ve “Burası okulun en yoğun bölgesi. Ama zamanla alışıyorsun,” dedi. “Şu anda fazla kalabalık gibi görünüyor ama birkaç dakikaya her şey sakinleşir.”
Gözlerimle bir süre kantindeki masaları inceledim. Hangi masanın daha sakin olduğunu bulmaya çalıştım. O an, Lucian biraz düşündü, ardından “Burada genellikle çok fazla insan olmuyor, ama senin için uygun olur,” diyerek, köşedeki boş bir masayı işaret etti. “Gel, buraya oturalım. İstersen, kimse seni rahatsız etmez.”
Biraz rahatladım. Kalabalığa karışmak yerine, bu köşe oldukça huzurlu görünüyordu. Lucian’ın önerisiyle, masaya doğru yürüdük. Birçok öğrenci hala kendi yerlerine oturuyor ve gruplar halinde konuşuyordu. Ama burası, daha sessizdi. Aira ve Lucian'ın yalnızca birkaç adım ötede olduğu bu köşe, o kadar da kötü görünmüyordu.
Masaya oturduğumda, Lucian yanı başımda durdu. Birkaç saniye sessizlik oldu. O sırada, biraz utangaç bir şekilde, “Sana burada okulla ilgili birkaç şey gösterebilir miyim?” diye sordu. “Burası biraz karmaşık, ama tanıdıkça her şey yoluna girecek. Mesela yemeklerin nasıl olduğunu da gösterebilirim.”
“Gerçekten teşekkür ederim,” dedim, daha rahat bir şekilde. "Yalnız başıma çok zor olurdu."
Lucian hafifçe gülümsedi ve derin bir nefes alarak, "Hiç sorun değil," dedi. "Burada yalnız kalmanı istemem. Zaten birini tanımadığın zaman, her şey daha zor olabiliyor."
O an, okulda ilk kez kendimi yalnız hissetmiyordum. Lucian’la aramızdaki konuşma, o kadar doğal gelişmişti ki, zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Öğle yemeği, sadece karın doyurmaktan çok daha fazlasıydı. Aynı zamanda, burada, birinin yanımda olması hissi, bu okula alışmamı sağlayacak en büyük adımdı.
Bir süre daha Lucian ile sohbet ettik. Gözleri, etrafı izlerken oldukça dikkatliydi. Arada sırada gülümsediğinde, o kadar doğal ve güven vericiydi ki, etrafımızdaki kalabalık bir anda silinmiş gibiydi. Sadece o vardı. Ve ben, bu yeni okulumda, bir şeylerin doğru olacağına inanıyordum.