"Yeni misin?" dedi, o kadar rahat ve doğal bir şekilde ki, şaşkınlıkla cevap bile veremedim. Sadece başımı salladım.
"Evet, yeni geldim," dedim, biraz tereddütle. “Adım Aira.”
"Güzel bir isim," dedi, gülümseyerek. "Benim adım Lucian."
Lucian’ın gülümsemesi, o kadar samimi ve doğal görünüyordu ki, hiç beklemediğim bir şekilde içimi ısıttı. İlk anda bile bir şeyler doğru yapmam gerektiğini düşündüm. Genelde böyle kısa sürede insanlar hakkında bu kadar rahat hissetmezdim, ama onunla konuşurken tuhaf bir şekilde kendimi daha rahat hissediyordum. Bu, alışkın olduğum bir şey değildi. Konuşmaya devam etme isteği vardı ama o anın sabırsızca geçmesini istemiyordum.
"Burada ilk günüm," dedim, biraz utanarak. "Biraz garip hissediyorum. Herkes birbirini tanıyor, ben ise… kimseyi tanımıyorum."
Lucian başını sallayarak, "Ben de öyleydim," dedi. "Ama zamanla alışıyorsun. Zaten okulda bir süre sonra seni tanıyacak insanlarla karşılaşırsın."
Yavaşça konuşurken, hislerim karmaşık bir hal almaya başladı. Lucian’ın bu kadar rahat konuşması bana bir güven veriyordu, ama aynı zamanda bir soru beliriyordu kafamda. Gerçekten tanıyacak biri var mı?
O esnada bir an duraksadım ve biraz sessiz kaldım. Hâlâ o yabancı hissi içimdeydi. Sonra bir şekilde devam ettim.
"Yine de, burada olmak biraz zor," dedim, gözlerim yere kaymıştı. "Yalnız kalınca, her şey daha zorlaşıyor."
Lucian, yüzünde o anlayışlı ifadesiyle bana bakmaya devam etti. “Evet, ama yalnız değilsin. Okulda birçok insan var, istemesen de zamanla biriyle tanışırsın. Eğer istersen, sana yardımcı olabilirim. Nerede oturacağını, kiminle konuşacağını ya da ne yapman gerektiğini bir şekilde öğrenirsin.”
O an içimde bir şeylerin değişmeye başladığını fark ettim.