Pazartesi sabahıydı. Uyanmamın ardından saatler geçmeden, tüm evin sabah ritmi başlıyordu. Ben, yatağımda biraz daha uykusuz, biraz daha uykulu gözlerle, odanın düzenini gözden geçiriyordum. Her zaman aynı şeyler; odamın köşesinde bir kitap, masamın üstünde dağınık kalmış defterler ve bilgisayarın ekranında yanıp sönen bir ışık.
Saatin kaç olduğunu fark ettiğimde, tam da geç kalmanın eşiğindeydim. Evet, okula geç kalıyordum ve doğal olarak, biraz panik duygusu içimi sararken, annemin sesini duydum.
“Aira, biraz daha hızlı olsan fena olmaz!” diyerek, kahvaltıyı hazırlamak üzere mutfağa doğru yöneldi.
Ve sonra… O an geldi. Abim, sabahki olağan girişini yaptı.
Kapı aniden açıldı.
"Bu ne hız ya?" dedi abim gülerek, elini cebine sokmuş bir şekilde. "Hadi Aira, biraz hızlansan iyi olur, geç kalıyoruz!"
Abim, her zamanki gibi sabahları beni acele ettirmek için doğmuş gibiydi. Gözleri, sadece biraz şaka yapıyor gibi duruyordu, ama yine de bana kalsa, her zaman geç kaldığımı söylemek için bir fırsat bulurdu.
Tam odadan çıkarken, birden kendine ait o gülümsemesiyle tekrar döndü.
“Hadi ama Aira,” dedi, gülerek, “sevgilini daha fazla yalnız bırakma!”
“Ne? Sevgilin mi var?” dedi annem, sesinde şaşkınlıkla karışık hafif bir espri.
O an, neredeyse dünyam duracak gibi oldu. Annem ve abim bana doğru bakıyordu. Hangi yüzle onlara açıklama yapacağımı bilmiyordum.
“Evet, hem de Lucian!” diye bağırdı abim. “Hani senin şu çok sevdiğin uzun boylu, yeşil gözlü çocuk var ya…”
Bu dediği ile abimin ne kadar rahat olduğunu bir kez daha fark ettim. Ama o anın şokuyla henüz toparlanamamıştım. Bütün yüzüm kıpkırmızı olmuştu ve çığlık atacak gibi oldum.
“Abiii! Sadece arkadaşız!” diye bağırarak, elime alabileceğim en yakın şeyi—bir yastığı—fırlattım.
Yastık, tam da abimin kafasına çarptı. O, sevinçle gülerek başını iki yana salladı. “Evet, evet! Bunu her zaman söylüyorsun ama ben çoktan ikinizi birbirinize yakıştırdım.”
O sırada annem, bizim bu halimizi izlerken gözlerinde bir tebessüm belirdi. “Aira, sevgilin mi var gerçekten?” dedi, ama sesi hala espriliydi. “Lucian’ı çok seviyorsun değil mi?”
Abim kahkaha atarak, anneme doğru bakarak “Aira zaten ilk günden Lucian’a karşı dikkatli” dedi. “Ama zamanla her şey daha belli olur. Biz, Lucian’ı zaten seviyoruz.”
O an biraz daha rahatladım ama kalbim hızlı hızlı atıyordu. Annem ve abimle olan bu an, hiç beklemediğim şekilde komik ve garip olmuştu. Ama gerçek şu ki, her ne kadar abim bunu şaka yapsa da, içimdeki düşünceler başka yerlere gitmeye başlamıştı.
Bir yastık daha alıp abime atmayı düşündüm ama hemen toparlandım. “Okul!” dedim, ciddiyetle, “Artık okula gitmemiz gerek.”
Abim gülerek “Tabii, tabii” dedi ve beni iterek kapıdan dışarıya doğru itti.