Revirdeki sessizlik, bir süre daha devam etti. Lucian, yanımda sakin bir şekilde duruyor, gözlerini ara ara benden ayırmadan bana bakıyordu. Kendimi daha iyi hissetmeye başladıkça, başımda biraz hafif bir baş ağrısı dışında pek bir şey kalmamıştı. Ama vücudumun hala biraz gergin olduğu belliydi. Derin derin nefes alarak, gözlerimi yeniden açtım.
Lucian’ın sesi bir anda duyuldu, sakin ve derindi: "Kendini nasıl hissediyorsun?" Sadece başımı sallayarak, "Biraz daha iyi, sanırım," dedim, ama sesi hala beni rahatlatacak kadar yumuşak ve güven vericiydi. "Birkaç dakika önce nasıl olduğunu hatırlamıyorum."Lucian'ın bakışları bir an kayboldu, ama hemen geri döndü. "O kadar kısa bir sürede her şey çok hızlı oldu. Neyse ki burada olduğumu fark ettin," dedi, ama tonundaki yumuşaklık kaybolmadı.O an, birden aklıma geldi. Futbol sahasında herkesin nasıl etrafıma toplandığını, Aiden’in bana “güzellik” demesini… sonra Lucian’ın onu uyandıran o öfkeli bakışını hatırladım. O sırada, bir anda yine gerginleşmiş gibi oldum.Lucian bir an sessiz kaldı. Ama sonra, hıçkırıklı bir gülümseme yüzünde belirdi. "Söz veriyorum," dedi, bir adım atarak yanımda oturdu. “Hiçbir şey sana zarar veremez, Aira.”
Bir süre daha sessiz kaldık, ama bu sessizlik, huzur veren bir şeydi. Ve sonra Lucian, nazik bir şekilde, “Ders bitmek üzere. Hadi, seninle bir kahve içmeye gidelim. Kendini daha iyi hissetmen için biraz zaman ayırmalıyız,” dedi."Bir kahveye hayır demem." dedim ve kocaman gülümsedim.