Elara o sabah kasabanın merkezine inerken, havada tuhaf bir ağırlık vardı. Ne sis vardı ne de rüzgâr; ama yine de nefes almak zorlaşmış gibiydi. Evlerin pencereleri yarı kapalıydı. Perdeler aralanıyor, sonra hemen geri çekiliyordu. Kimse onu durdurmuyor, kimse adını söylemiyordu. Ama herkes, onun geçtiği yolu izliyordu. Bu bakışlara alışık değildi. Daha doğrusu, böyle bakılmaya. Kasabanın eski arşiv binasının önünde durdu. Çocukken annesiyle birkaç kez buraya gelmişti. O zamanlar bina ona sadece tozlu raflar ve eski defterlerden ibaret görünürdü. Şimdi ise kapısı, sanki onu bekliyormuş gibi aralıktı. İçeri girdiğinde serin bir hava yüzüne çarptı. Taş duvarlar, gün ışığını yutuyor gibiydi. Raflarda dizili defterlerin sırtları solmuştu; bazıları isim taşımıyor, bazıları ise özellikle kazınmış gibiydi. Elara parmaklarını bir defterin üzerinden gezdirdi. Dokunduğu anda, başının içinde kısa bir uğultu yankılandı. Bir görüntü… Ay ışığında koşan bir kadın. Bir çığlık. Ve kan kokusu. Elara elini hızla geri çekti. Kalbi deli gibi atıyordu. Bu bir anı değildi. Ya da en azından, onun hatırladığı bir anı değildi. “Buraya gelmemeliydin.” Ses, rafların arasından geldi. Elara döndü. Yaşlı Eryn, elinde bir anahtar demetiyle kapının yanında duruyordu. Kasabanın en eski sakinlerinden biriydi. Gözleri donuktu ama bakışları sertti. “Burası kilitli olmalıydı,” dedi Elara. Eryn acı bir tebessümle başını salladı. “Bazı kilitler, hatırlamanın önüne geçemez.” Elara ona yaklaştı. “Benden ne saklıyorsunuz?” diye sordu. “Herkes bana bakıyor ama kimse konuşmuyor. Bu kasabada ne oldu?” Eryn derin bir nefes aldı. Sonra anahtarları cebine koydu. “Her soru bir bedel ister,” dedi. “Ve senin soruların… eski bedelleri hatırlatıyor.” Elara geri adım atmadı. “Ben zaten o bedeli ödedim,” dedi kısık bir sesle. “Birini kaybettim. Hayatımın yarısını.” Eryn’in bakışları karardı. Bir an için konuşmayacak sandı. Sonra arkasını döndü ve dar bir merdiveni işaret etti. “Aşağı gel,” dedi. “Ama bil… her şey söylenmez.” Bodrum katı nemliydi. Duvarlarda eski semboller vardı. Elara bu sembolleri daha önce hiç görmemişti ama bir gariplik vardı: sanki onları hep biliyormuş gibi hissediyordu. Eryn, köşedeki sandığı açtı ve içinden sararmış bir defter çıkardı. “Bu,” dedi, “yasaklanan kayıtlar.” Elara defteri eline aldığında, parmak uçları titredi. İlk sayfada kendi soyadını gördü. Annesinin el yazısıydı. “Bu imkânsız,” diye fısıldadı. “Değil,” dedi Eryn. “Sadece unutulması istendi.” Defterde yazanlar parçalıydı. Cümleler yarım bırakılmış, bazı sayfalar koparılmıştı. Ama Elara bir şeyi net olarak anladı: annesi, kasabanın sırlarını biliyordu. Ve bildiği için susturulmuştu. “Onu öldürdüler mi?” diye sordu Elara. Eryn cevap vermedi. Sessizlik, cevaptan daha ağırdı. Tam o sırada, yukarıdan ayak sesleri geldi. Kael merdivenin başında belirdi. Yüzü her zamankinden daha solgundu. “Elara,” dedi sert bir fısıltıyla. “Buradan çıkmalıyız.” Eryn Kael’e döndü. “Ona söylemeyeceksin, değil mi?” dedi. Kael’in çenesi kasıldı. “Henüz değil.” Elara başını iki yana çevirdi. “Ne var?” dedi. “Benden ne saklıyorsunuz?” Kael birkaç adım yaklaştı. Gözleri Elara’nın gözlerini aradı. “Annen,” dedi sonunda, “sadece bir tanık değildi.” Elara’nın içi buz kesti. “Bu kasabayı ayakta tutan bağın bir parçasıydı,” diye devam etti Kael. “Ve sen… onun yerine geçen şeysin.” Elara’nın dizlerinin bağı çözüldü. Duvara yaslandı. Defter elinden düştü. Şimdi her şey yerli yerine oturuyordu. Gölgelerin ona yaklaşması, fısıltıların onu çağırması… Bunlar bir uyanıştı. “Bu yüzden mi?” dedi. “Bu yüzden mi herkes susuyor?” Eryn başını eğdi. “Çünkü hatırlarsan,” dedi, “kasaba bir kez daha bedel öder.” Elara ayağa kalktı. Gözlerinde korku vardı ama kaçış yoktu. “Ben hatırlayacağım,” dedi kararlılıkla. “Çünkü bilmeden yaşamak, zaten bir lanet.” Kael ona baktı. İlk kez gözlerinde gerçek bir endişe vardı. “Hatırlamak,” dedi, “seni geri dönülmez bir yola sokar.” Elara kapıya yöneldi. Ay ışığı merdivenlerden aşağı sızıyordu. “Ben o yoldayım zaten,” dedi. “Sadece şimdi farkındayım.” Ve o an Elara şunu biliyordu: Bu kasabada unutulan hiçbir şey gerçekten kaybolmamıştı. Sadece doğru kişiyi beklemişti.
Bölüm 4
Bölüm 4 : Yasaklanan Hatıralar
Bölüm sonu
1 yorum
Diyecek söz bulamıyorum her bölümde daha da merak uyandırıyor ama kael’e hala ısınamadım :)
