Elara o gece eve döndüğünde, kapıyı kilitlemedi. İçinde kilitlenecek bir yer kalmamıştı zaten. Annesinin defteri masanın üzerinde duruyordu. Açmaya cesaret edemediği hâlde, varlığını her an hissediyordu. Sanki defter, kapalıyken bile konuşuyor; sayfaları arasında sıkışmış anılar, Elara’nın zihnini tırmalıyordu. Gölgeler bu gece daha yakındı. Duvarlara değil, kalbine yaslanmış gibiydiler. Pencereye yaklaştı. Ay ışığı odaya dolarken, ışığın rengi değişti. Parlak değildi artık. Daha yoğun, daha derin… Elara ilk kez şunu fark etti: Ay, onu izliyordu. Bir sancı göğsüne saplandı. Dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi kesilir gibi oldu. Gözlerinin önünden görüntüler akmaya başladı—kontrol edemediği, seçmediği görüntüler. Annesi… Bir çemberin ortasında duruyor. Ellerinde kan değil, ışık var. Ve karanlık, o ışığı yutmak için bekliyor. Elara çığlık atmak istedi ama sesi çıkmadı. Bunun bir hatırlama değil, bir uyanış olduğunu anladı. Ve uyanış, her zaman acıyla gelirdi. Kapı sertçe vuruldu. “Elara!” Kael’in sesiydi. Bu kez aceleci, bu kez korkulu. Kapıyı açtığında Kael içeri girdi, kapıyı arkasından kapattı. Gözleri Elara’nın yüzünü taradı. Solgunluğunu, titreyen ellerini, gözbebeklerindeki o yabancı derinliği gördü. “Başladı,” dedi Kael. “Değil mi?” Elara başını salladı. Konuşmak zor geliyordu. Kael birkaç adım geri çekildi, sanki ona çok yaklaşırsa bir şey tetiklenecekmiş gibi. “Bunu istemiyordum,” dedi Kael alçak bir sesle. “Yemin ederim.” Elara gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi. “İstemen önemli değil,” dedi. “Bu kasaba kararını çoktan vermiş.” Kael elini saçlarının arasından geçirdi. “Annen uyanışı tamamlayamadı,” dedi. “Yarım bıraktı. O yüzden kasaba hâlâ aç. O yüzden karanlık hâlâ dolaşıyor.” “Elimden ne gelmesini bekliyorlar?” diye sordu Elara. Kael’in bakışları sertleşti. “Bir seçim.” Tam o anda, dışarıdan bir çığlık yükseldi. Kısa ama keskin. Ardından bir diğeri. Elara pencereye koştu. Meydanda bir kalabalık toplanıyordu. İnsanlar bağırmıyor, fısıldıyordu. Korku sessizdi. Bir çocuk yere çökmüş, elleriyle kulaklarını kapatmıştı. “Sesler susmuyor,” diyordu. “Sesler susmuyor.” Elara’nın içi yandı. Ayağa kalktı. Göğsündeki ağrı azalmıştı ama yerine ağır bir sıcaklık gelmişti. Güç… ama kontrolsüz. “Gitme,” dedi Kael. “Henüz hazır değilsin.” Elara ona döndü. “Annem de hazır değildi,” dedi. “Ama yine de denedi.” Kapıyı açtı. Ay ışığı bu kez onun arkasında değil, içindeydi. Adım attığı anda, gölgeler geri çekildi. İnsanlar ona baktı. Korkuyla. Umutla. Suçlulukla. Kasaba, ondan bir şey istiyordu. Elara bunu hissediyordu artık. Ama kimse ona bedelin ne olacağını söylemiyordu. Ve Elara, ilk kez şunu anladı: Uyanmak bir hediye değildi. Bir borçtu. Ve bu borç, kanla ya da ışıkla ödenecekti.
Bölüm 5
Bölüm 5: Uyanışın Bedeli
