İçeriğe geç

Işığın Ardında Kalan Gölge

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Işığın Ardında Kalan Gölge

Bölüm 3

Gölgeler Konuşur

Elara o sabah uyandığında, kasabanın sesi değişmişti. Bu, duyulan bir ses değildi; daha çok hissedilen, derinin altına sızan bir titreşimdi. Pencerenin önünde durdu. Sokak bomboştu. Oysa normalde bu saatte fırının önünde iki kişi olur, yaşlı Maren kapısının önünü süpürür, çocukların ayak sesleri taşlara vururdu. Şimdi ise her şey, fazla düzenliydi. Fazla sessiz. Gece gördüğü rüya zihninden silinmiyordu. Ay, normalden çok daha büyüktü. Işığı soğuk değil, yakıcıydı. Gölgeler yerlerinden kopmuş, duvarlara değil insanlara tutunmuştu. Uyanırken kalbi hızla çarpmış, boğazında tanıdık bir ağırlık hissetmişti. Bu his, geçmişte yaşadığı kaybın hemen öncesinde de vardı. Unutmaya çalıştığı ama bedeninin asla unutmamayı seçtiği o duygu. Sokağa çıktığında, kasabalıların bakışlarını fark etti. Kimse doğrudan ona bakmıyor, ama herkes onu görüyordu. Gözler hızla kaçıyor, konuşmalar yarım kalıyordu. Elara her adımda, sanki görünmez bir çizgiyi geçiyormuş gibi hissetti. Ayaklarının altındaki taşlar soğuktu. Güneş yükselmiş olmasına rağmen. Meydanın köşesinde, dün gece Kael’le ilk kez gerçekten durup konuştuğu yerde durdu. Orada, taşların arasında ince bir çatlak vardı. Daha önce fark etmediğinden emindi. Eğilip dokundu. Parmak uçları ürperdi. Bu bir hayal değildi. Taş, içeriden nefes alıyormuş gibi titreşiyordu. “Sen de mi hissettin?” Ses, arkasından geldi. Elara irkildi. Kael birkaç adım ötede duruyordu. Geceden farklıydı; gündüz ışığında yüzü daha sert, daha mesafeli görünüyordu. Ama gözleri… Gözleri hâlâ gecenin içinden bakıyordu. “Burada bir şey var,” dedi Elara. “Ve yeni değil.” Kael cevap vermeden önce etrafına baktı. Meydanda kimse yoktu ama yine de sesi alçalttı. “Bu kasaba bazı şeyleri sadece gece anlatır,” dedi. “Gündüzleri susmayı tercih eder.” Elara ona döndü. “Herkes neden bana böyle bakıyor?” diye sordu. “Sanki… sanki ben bir işaretmişim gibi.” Kael’in yüzünde belli belirsiz bir gerginlik geçti. “Çünkü bazen insanlar, başlarına geleni görmektense onu hatırlatana bakmayı seçer.” Bu cevap, Elara’nın içini ürpertti. Kael bir adım geri çekildi. Aralarındaki mesafe küçüktü ama aradaki gerilim büyüktü. Elara onun bir şey sakladığını artık hissediyordu. Bu, bir şüphe değil; içgüdüydü. O gün boyunca kasabada tuhaflıklar devam etti. Saatler geri kalıyor, bazı evlerin pencerelerinde geceye ait gölgeler dolaşıyordu. Bir çocuk ağlayarak annesine “duvarlar konuşuyor” dedi. Kimse onu susturmadı. Sadece daha sıkı kapılar kapandı. Gece çöktüğünde, Elara yine uyumadı. Ay, gökyüzünde dün geceden daha parlaktı. Pencereye yaklaşınca, sokak lambalarının gölge vermediğini fark etti. Gölgeler, insanlardan geliyordu. Bir fısıltı duydu. Önce kendi adının söylendiğini sandı. Sonra kelimeler netleşti. “Hatırla…” Elara geri çekildi. Kalbi hızlandı ama kaçmadı. Çünkü ilk kez korkunun içinde bir tanıdıklık vardı. Bu karanlık ona yabancı değildi. Sanki uzun zamandır onu bekliyordu. Tam o anda, kapısı çalındı. Kael’di. Yüzü gergindi, sesi kısık. “Yalnız kalmaman gerekiyor,” dedi. “Bu gece.” “Ne oluyor?” diye sordu Elara. “Bana doğruyu söyle.” Kael bir an sustu. Gözleri Elara’nın arkasına, odanın içindeki gölgelere kaydı. “Henüz her şeyi söyleyemem,” dedi sonunda. “Ama şunu bilmelisin… Bu kasaba uyanıyor. Ve sen, bunun sebebi olabilirsin.” Elara cevap vermedi. İçinde bir şey netleşmişti. Kael’in karanlığı gerçekti. Ama kasabanınki daha eski, daha derindi. Ve artık fısıltılar susmuyordu. Gölgeler konuşuyordu. Ve Elara, onları duyabiliyordu.

Bölüm sonu

1 yorum