İçeriğe geç

İpek ve Çelik

Bölüm 6 · 3 dk okuma

İpek ve Çelik

Bölüm 6

GÖLGE VE ÇELİK

Meydandaki ağır sessizliğin ortasında Aurelia’nın dudaklarında soğuk, kendinden emin bir tebessüm belirdi. Korkuluklardan aşağı, doğrudan Rowan’ın gözlerinin içine baktı.

"Yarın gün batımında, Fısıltılı Koru’nun kalbindeki antik taş çemberde," dedi Aurelia. Sesi mermer sütunlarda yankılandı. "Karşına Güney sarayının unvanlarıyla zincirlenmiş bir şövalye değil; senin o kaba kuvvetini yerle bir edecek, bugüne kadar asla alt edemediğin bir savaşçı çıkaracağım. Eğer onu yenersen, Güney’in boyun eğdiğini kabul edeceğim. Ama kaybedersen, o kibirli başındaki tacı çıkarıp önümde diz çökeceksin."

Rowan’ın dudakları vahşi bir zevkle kıvrıldı. "Kabul, Prenses. Getireceğin o hayaleti toprağa gömmek benim için zevk olacak."

Ertesi gün alacakaranlık vadinin üzerine çöktüğünde koru, yoğun bir sis tabakasıyla kaplanmıştı. Yosun tutmuş dev dikilitaşların çevrelediği antik çemberde sadece Rowan ve arkasında bekleyen iki sadık gözcüsü vardı. Rowan siyah zırhını kuşanmış, kartal başlı kılıcının kabzasına yaslanmış bekliyordu. Ormanın derinliklerinden gelen hafif yaprak hışırtısıyla birlikte gözleri kısıldı.

Sislerin arasından tek bir süvari belirdi.

Gelen savaşçı, koyu gri dövme çelikten hafif bir göğüs zırhı ve siyah deri tozluklar giymişti. Yüzünü tamamen örten, sadece göz yuvaları açıkta olan mat demirden bir miğfer takıyordu. Üzerindeki koyu pelerin rüzgârda dalgalanırken ne boyu ne de duruşu bir devi andırıyordu; aksine bir panter kadar çevik, bir hayalet kadar sessizdi. Belinde ise Güney sarayının süslemelerinden arındırılmış, hafif ve kusursuz dengelenmiş ince bir uzun kılıç asılıydı.

Rowan kılıcını kınından sıyırdı, namluyu öne uzattı. "Prensesin bana övdüğü gölge sen misin? Bakalım efendinin kibri kadar kılıcın da keskin mi."

Miğferin ardındaki savaşçı tek kelime etmedi. Sadece kılıcını yavaşça çekti ve iki eliyle kabzayı kavrayarak yere paralel tuttu; bu, Güney'in unutulmuş antik eskrim duruşuydu.

Rowan beklemedi. İleri atılarak havayı yaran devasa bir darbe indirdi. Kuzey’in amansız gücünü taşıyan bu hamle normalde bir kalkanı ikiye bölerdi. Fakat yabancı savaşçı darbeyi karşılamadı. Rüzgârda salınan bir duman gibi yana kaydı, kılıcının tersiyle Rowan’ın çeliğini hafifçe yönlendirerek dengesini bozdu.

Rowan toparlanıp üst üste üç vahşi hamle savurdu. Savaşçı her seferinde bir fısıltı kadar yakınından sıyrılıyor, çeliğin çeliğe sürtünme sesleriyle karanlığı kıvılcımlarla aydınlatıyordu. Rowan hayatında böyle bir hız, böyle bir denge görmemişti. Karşısındaki kişi onun her hareketini önceden biliyor gibiydi; omuz kaslarının gerilmesinden adımlarının yönünü okuyor, asla güce güçle karşılık vermiyordu.

Dövüşün onuncu dakikasında yabancı savaşçı ilk kez hücuma geçti.

İnanılmaz bir kıvraklıkla Rowan’ın gardının altına süzüldü. Kılıcının kabzasıyla genç kralın zırhlı göğsüne sert bir darbe indirdi, ardından ayağını Rowan’ın arkasına takarak tüm ağırlık merkezini tersine çevirdi.

GÜM!

Rowan sırtüstü çamurlu toprağa yuvarlandı. Daha kılıcını savurmaya fırsat bulamadan, yabancı savaşçının çelik namlusu tam boğazının üzerine, derisini hafifçe çizecek mesafede durdu.

Rowan nefes nefese donakaldı. Çelik grisi gözleri şaşkınlık ve inanamamayla açılmıştı. Hayatında ilk kez bir teke tek dövüşte bu kadar temiz, bu kadar mutlak bir yenilgi almıştı.

Yukarıdan ona bakan savaşçının miğferinin dar yarıklarından sadece bir çift göz görünüyordu; zümrüt yeşili, alev alev yanan, tanıdık bir çift göz.

Savaşçı kılıcını indirmeden hafifçe eğildi. Boğuk, maskelenmiş bir ses tonuyla fısıldadı:

"Kuzeyin kurdu, bu gece av oldu."

Savaşçı kılıcını tek bir kıvrak bilek hareketiyle geri çekti, geriye doğru sıçrayıp atına atladı ve sisin içine dalarak gecenin karanlığında kayboldu.

Rowan yerden doğrulurken boğazındaki incecik kan sızıntısına dokundu. Parmak uçlarındaki kana, sonra da savaşçının kaybolduğu karanlığa baktı. Zihni deli gibi dönüyordu. Bu dövüş tarzı, bu amansız zarafet ve o yeşil gözler... Bir kralı saniyeler içinde yere seren bu gizemli savaşçının kim olduğunu çözememek, Rowan’ın göğsünde yenilgiden çok daha büyük bir yangın başlatmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.