İçeriğe geç

İpek ve Çelik

Bölüm 12 · 2 dk okuma

İpek ve Çelik

Bölüm 12

GECEYİ BÖLEN TEBESSÜM

Rowan’ın dudakları Aurelia’nın tenine değecek kadar yaklaşmışken, genç prensesin içinde bir şeyler şiddetle koptu.

Nefesi göğsüne dar geliyor, Rowan’ın teninden yayılan sıcaklık adeta aklını başından alıyordu. Fakat tam o eşikte, zihninde sarayın soğuk mermerleri, ağabeylerinin silik hatıraları ve sırtına binen o koca krallığın ağırlığı bir şimşek gibi çaktı. Henüz değil. İçindeki fırtına henüz ne yöne eseceğini bilmiyorken, bu yangına teslim olamazdı.

Aurelia ellerini Rowan’ın sağlam göğsüne koydu. Bakışlarındaki o kırılgan büyü bir anlığına dağıldı, yerini tatlı ama kararlı bir mesafeye bıraktı.

"Böyle bir şeye hazır değilim, Rowan," diye fısıldadı. Sesi titriyordu ama kelimelerinde en ufak bir tereddüt yoktu. "Ve bu gece... böyle bir şey olmayacak."

Cümlesi biter bitmez elleriyle Rowan’ı geriye doğru, ne sert ne de fazla yumuşak, oyuncu bir itişle itti. Zaten yarası yüzünden dengesi tam yerinde olmayan genç kral, sırtüstü eski ahşap sedire devrildi.

Rowan tavanın tahta kirişlerine bakarak öylece kalakaldı. Ne bir öfke hissetti ne de reddedilmenin getirdiği o alışıldık kibri. Aksine, kaburgalarının altındaki o sızı yerini göğsünü kabartan sıcak bir hafifliğe bırakmıştı. Başını hafifçe yana çevirip, sedirin kenarında dikilmiş, elleri belinde kendisine bakan kıza baktı.

"Şimdi uyu ve dinlen, Kuzey’in huysuz kurdu," dedi Aurelia. Kaşlarını çatıp ciddi görünmeye çalışıyordu ama dudaklarının kıyısına yerleşen o küçük, kaçamak tebessüm onu ele veriyordu. "Yarın seni sağ salim hisarına ulaştırmam gerekecek. Eğer zehirden ölürsen, seni yendiğimi kimseye kanıtlayamam."

Rowan’ın dudakları önce hafifçe aralandı, ardından yüzüne çocukluğundan beri kimsenin görmediği kadar duru, tatlı ve sahici bir gülümseme yayıldı. O taşlaşmış kral maskesi tamamen erimişti.

"Emredersiniz, Majesteleri," diye mırıldandı Rowan, gözlerini kızın üzerinden ayırmadan. Başını eski kumaş yastığa koyarken tebessümü hâlâ yüzündeydi. "Ama bil ki, beni bu kulübeden sağ çıkarsan bile... aklımdan çıkamayacaksın."

Aurelia gözlerini devirip arkasını döndü ve ocağın kenarındaki alçak tabureye oturdu. Kılıcını dizlerinin üzerine koyarken kalbinin ritmini yatıştırmaya çalışıyordu; ancak karanlık kulübede yankılanan ocağın çıtırtısı bile, Rowan’ın o beklenmedik gülüşünün içini ısıtmasına engel olamıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.