İçeriğe geç

İntikamın esiri

Bölüm 5 · 3 dk okuma

İntikamın esiri

Bölüm 5

5.Bölüm:Ofisteki Misafir

5. Bölüm: Ofisteki Misafir

Tugay’ın Anlatımı

Ofis buz gibiydi. 27 kat yukarıda, cam duvarın ardında İstanbul ayaklarımızın altındaydı. Ama ben aşağıya bakmıyordum. Masamdaki sözleşmelere bakıyordum. Yılmaz İnşaat. Babamın mirası. Benim zincirim.

“Başkanım, Kaya grubunun teklifi geldi.” Asistanım Ece dosyayı uzattı. “İmzalayalım mı?”

Kaya. Soyad bile midemi bulandırıyordu. Ümit Kaya’nın gölgesi hâlâ her yerdeydi. Öldü ama bıraktığı enkaz duruyordu. Asaf da duruyordu. Ve şimdi… Bilge.

Bilge. Dün gece dosyaya bakmamıştı. “Dokunma dedin” demişti. Basitti. Ama bu evde kimse basit değildi. Herkes bir şey isterdi. Bilgi isterdi, güç isterdi, intikam isterdi. O istemedi. Sadece çekmecesine koydu.

Dikkatimi dağıttı. Sinir oldum. 27 yaşındayım. İstanbul’un yarısı benden korkar. Bir kız yüzünden mi dağılacağım?

Kapı çalındı. Ece girdi. “Başkanım, bir misafiriniz var. Randevusuz ama…” Duraksadı. “Bilge Hanım.”

Kalem elimde kırıldı. Uç kısmı çat diye gitti.

“Ne işi var burada?” Sesim sertti. Soğuktum. Hep soğuktum. Öyle yetiştim.

“Bilmiyorum. ‘Önemli’ dedi. Beklesin mi?”

“Al.” dedim. Nefesimi verdim. “Al içeri.”

Kapı açıldı. Bilge girdi.

Üzerinde beyaz gömlek vardı. Kolye yok, küpe yok. Sadece parmağındaki yüzük. Benim yüzüğüm. Saçları at kuyruğu, makyaj yok. 21 yaşında, tıp öğrencisi. Korkmuş gibi durmuyordu. Ama gözleri yorgundu. Dün geceki gibi.

Ofise baktı. 27 kat, cam masa, duvarda babamın fotoğrafı. Kimse kusmazdı burada. O kustu. Küçük bir “aa” sesi çıktı ağzından. Sonra toparladı. Dik durdu.

“Rahatsız ettim, özür dilerim.” dedi. Sesi kısık ama netti. “Üniversiteden geldim. Kartım evde kalmış. Sevgi Anne aradı, ‘Tugay’a git, o halleder’ dedi.”

Kart. Üniversite kimlik kartı. Tıp Fakültesi yazıyordu kartta. Cerrahpaşa. Benim bildiğim yer değildi. Benim bildiğim yer silah, para, güçtü.

Masama yaklaştı. Dosyalarıma bakmadı. Göz göze geldi. “5 dakikanı alırım. Çıkarım hemen.”

Otur dedim. Oturmadı. Ayakta bekledi. Asaf’ın kardeşi buydu işte. Asaf emrederdi, o beklerdi. Fark vardı.

Ece’ye baktım. “Kartını verin.” dedim. Ece şaşırdı. Bu işler benim işim değildi. Ama Bilge başkasına güvenmezdi burada. Belliydi.

Ece kartı uzattı. Bilge aldı. “Teşekkür ederim.” dedi bana. Sonra Ece’ye döndü: “Size de teşekkürler.”

İki kelime. Teşekkür. Bu ofiste kimse teşekkür etmezdi. Herkes bir şey alırdı, giderdi.

Kapıya yürüdü. Durdu. Arkasını döndü. “Tugay… Dün gece dosyaya bakmadım. Çünkü güven dedin. Ben de güvenmeyi seçtim. Keşke sen de seçsen.”

Çıktı. Kapı kapandı.

Ofis yine sessizdi. Ama sessizlik farklıydı. Boş değildi. Dolu doluydu.

Ece çıktıktan sonra koltuğuma yaslandım. Gözlerimi kapadım.

Bilge hakkında ne düşünüyordum?

Düşman kızıydı. Ümit Kaya’nın kızıydı. Evliliği babam için kabul ettim. Asaf’ı köşeye sıkıştırmak için. Bir piyondu. Piyonlar konuşmazdı. Piyonlar ağlamazdı. Piyonlar güvenmezdi.

Ama bu kız…

Bu kız menemen yaparken eli yandı, ses etmedi. Dosyaya bakmadı. Ofise geldi, “5 dakikamı alırım” dedi, aldı, çıktı. Kimseye yük olmadı. Kimseye yalvarmadı.

21 yaşında. Tıp okuyor. Hayali hastaları kurtarmak. Benim hayalim neydi? Babamı memnun etmek. Asaf’ı yenmek. Yeterince güçlü olmak ki kimse beni kıramasın.

O kırılgandı. Ama kırılmadı. Ben güçlüydüm. Ama çatlıyordum.

“Güvenmeyi seçtim” demişti. Ben neyi seçmiştim? Nefreti mi? İntikamı mı?

Babam aradı. “Kız nasıl?” dedi. “Alıştı mı?”

“Alışır.” dedim. Başka bir şey demedim.

Telefonu kapattım. Camdan dışarı baktım. Aşağıda bir ambulans geçti. Sireni duydum. Bilge’nin hayaliydi o ses. Benim kulağımda kurşun sesi vardı hep.

Akşam konağa erken gittim. Yemek masasında yoktu. Odası mı? Kapısını tıklattım. Ses yok.

Bahçeye indim. Zeytin ağaçlarının altında oturmuş, dizüstü bilgisayarında bir şeyler okuyordu. Anatomi kitabı açıktı yanında.

Yanına gittim. Gölgem düştü üstüne. Başını kaldırdı. Şaşırmadı. “Erken geldin.” dedi.

“İş bitti.” yalan söyledim. Bitmemişti. Toplantıyı iptal etmiştim.

Yanına oturdum. Aramızda 20 cm vardı. Kokusunu aldım. Şampuan kokusu. Ucuz değildi. Ama pahalı da değildi. Sade bir kokuydu.

“Ofiste… teşekkür ederim dediğin için.” dedim. Saçma geldi kulağıma. Tugay Yılmaz teşekkür mü ediyordu?

Gülümsedi. Küçük bir gülümseme. “Rica ederim. Sen de anahtarı verdiğin için teşekkür ederim.”

Sustuk. Zeytin ağaçları rüzgârla fısıldadı.

İçimden bir ses: Bu kız tehlikeli. Çünkü bu kız seni değiştirebilir. Soğuk Tugay’ı eritebilir.

Başka bir ses: İzin verme. Unutma. Asaf var. Ümit Kaya var. Bu bir oyun.

Ama hangi oyundu bu? Ben mi oynatıyordum, o mu?

Kalktım. “Yemek var.” dedim. Arkamı dönmeden ekledim: “Yarın sabah seni üniversiteye bırakırım.”

Arkamdan sesi geldi: “Gerek yok. Metrobüsle giderim.”

“Ben bırakıcam dedim.” dedim. Keskin bir sesle.

Yürüdüm. Ama adımlarım ağırdı. Çünkü ilk defa birini işe bırakmak istiyordum. Güç için değil. İstemek için.

Bilge Yılmaz. Düşmanımın kardeşi. Karım.

Ve belki de… en büyük sınavımdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.