İçeriğe geç

İntikamın esiri

Bölüm 2 · 3 dk okuma

İntikamın esiri

Bölüm 2

2.Bölüm:Yılmazların Konağı

Bilge’nin Anlatımı

Alyans parmağımı sıkıyordu. Araba Boğaz’a doğru ilerledikçe İstanbul bana yabancılaşıyordu. Ben Kadıköy’de, fakültenin gürültüsünde büyümüştüm. Şimdi camın ardındaki yalılar, sessiz sokaklar… başka bir dünyaydı burası.

Tugay yanımda oturuyordu. Tek kelime etmedi. Telefonuna bakıyordu ama gözleri ekranda değildi. O da esir olduğunu söylemişti. İnanmalı mıydım?

Araba demir kapıların önünde durdu. Kapılar ağır açıldı. Ve önümde Yılmazların malikanesi belirdi.

Nefesim kesildi.

Beyaz taşlı, üç katlı dev bir konak. Önünde fıskiyeli havuz, sağda zeytin ağaçları, solda kocaman bir bahçe. Gece lambaları yanıyordu. Masal gibi duruyordu ama masallar hep mutlu bitmezdi. Benimki nasıl bitecekti?

Kalbim göğsüme sığmıyordu. Kapı açıldı. Tugay indi, bana elini uzatmadı. Kendim indim.

Kapıda bekleyen iki adam başını eğdi: “Hoş geldiniz hanımefendi.”

Hanımefendi. Kelime mermer duvara çarptı, geri döndü. Ben daha dün kantinde simit yiyen tıp öğrencisiydim.

İçeri girdik. Tavanlar yüksekti, avize kristalden. Her şey lüks ama soğuktu. Tıpkı Tugay gibi.

Tam o sırada merdivenden sert adımlarla biri indi. Hilmi Yılmaz. Tugay’ın babası. 50’lerinde, saçları kırlaşmış ama duruşu dimdik. Gözleri Tugay’ın aynısıydı: çelik. Bana baktığında o çelik erimedi, daha da sertleşti.

“Demek Ümit Kaya’nın kızı sensin.” Sesi tok çıktı. “Oturma odasına.”

Oturma odası da devdi. Şömine yanıyordu ama ısıtmıyordu. Hilmi Bey karşıma oturdu. Tugay ayakta, pencere kenarında durdu. Bana bakmadı.

“Senin baban benim oğlumu öldürmeye çalıştı Bilge.” dedi Hilmi Bey. Adımı söyleyişi iğne gibiydi. “Şimdi sen bu eve gelin geldin. İnanmamı bekleme. Bu evlilik bir anlaşma. Anlaşma bitene kadar sabredeceğim. Ama ayağını denk al.”

Yutkundum. “Ben anlaşma istemedim Hilmi Bey. Abim karar verdi.”

“Baban da anlaşma istememişti. Sonu belli.” Masaya yumruğunu vurdu. Bardaklar titredi.

O an kalbim koptu. Ben suçlu değildim ama herkes bana babamın günahını yüklüyordu.

Tam o anda mutfaktan gelen hafif bir sesle herkes sustu. Orta yaşlarda, zarif bir kadın mutfaktan çıktı. Üzerinde sade bir elbise, yüzünde sıcak bir gülümseme. Sevgi Yılmaz. Tugay’ın annesi.

Bana baktı. Hilmi Bey’in sert bakışını, Tugay’ın soğuk duruşunu gördü. Sonra bana doğru yürüdü ve ellerimi tuttu.

“Yeter Hilmi.” dedi. Sesi yumuşak ama netti. “Bu kız daha çocuk. Babasının günahını ona yükleyemezsin.” Elimi sıktı. Eli sıcacıktı. “Hoş geldin Bilge. Korkma kızım. Bu evde sana kimse kötü davranamaz. Ben buradayım.”

Gözlerim doldu. Üç aydır kimse “korkma” dememişti bana. Asaf bile dememişti.

“Hadi gel, sana odanı göstereyim.” dedi Sevgi Anne. Hilmi Bey’e baktı: “Kızı gibi seveceksin, göreceksin.”

Merdivenlerden çıkarken arkamdan bir ses: “Anne, abartma.” Rüya’ydı. Tugay’ın kardeşi. 19 yaşında, üniversite 1’deymiş. Jeans, crop, salaş topuz. Bana yukarıdan aşağı süzdü sonra sırıttı.

“Vay be. Abim evlendi ha. Sonunda biri ona haddini bildirecek.” Yanıma geldi, omzuma vurdu. “Ben Rüya. Sen Bilge’sin değil mi? Merak etme, babam ilk başta herkese çatar. Sonra yumuşar. Ben de seni severim. Abim çok sıkıcı, sen gelince ev şenlenir.”

Odama girdik. Oda kocamandı. Beyaz mobilyalar, Boğaz manzarası, dev bir yatak. Ama ben yatak değil, çantamı koydum. İki tişört, bir kot. Hepsi bu kadardı hayatım.

Sevgi Anne dolabı açtı: “Bunlar senin için. Ölçüler Rüya’dan. Sonra senin ölçüne göre diktiriz.” Dolap kıyafet doluydu. Benim hiçbir şeyim yoktu.

Kapı çalındı. Tugay girdi. Bize bakmadı. “Annem, Rüya, çıkın.” dedi. Sesi emirdi yine.

Odada yalnız kaldık. Pencereye döndü. Sırtı bana dönüktü.

“Babamı duydun.” dedi. “Sözlerine takılma. O hep böyle.”

“Sen de hep böyle misin Tugay?” Sormadan edemedim.

Döndü. Göz göze geldik. “Ben neyim biliyor musun Bilge? Mecburiyetim. Babamın oğlu, Asaf’ın düşmanı, şimdi de senin kocan.” Bir adım attı. “Rolünü oyna dedim. Burada da oyna. Kimseye güvenme. Hele bana hiç.”

“Peki ya annene? Rüya’ya?”

Annesi deyince gözleri bir an yumuşadı. Hemen toparladı. “Onlar farklı. Ama ben değilim.”

Kapıyı çekip çıktı.

Aşağıdan Hilmi Bey’in sesi geldi: “Sevgi, o kız bu evde uzun kalamaz!”

Sevgi Anne’nin cevabı netti: “Kalacak Hilmi. Çünkü o artık bizim kızımız.”

Yatağın kenarına oturdum. Parmağımdaki yüzüğe baktım. Soğuk metal. Ama Sevgi Anne’nin eli sıcaktı. Rüya’nın gülüşü sıcaktı.

Belki… belki bu evde herkes düşman değildi.

Ama Tugay? O hâlâ buz gibiydi. Ve ben 21 yaşında bir tıp öğrencisi olarak, İstanbul’un en tehlikeli konağında, düşmanımın karısı olarak ilk gecemi geçirecektim.

Yarın ne olacaktı? Bilmiyordum. Tek bildiğim şey: Bu oyunda ya ayakta kalacaktım… ya da kaybolacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.