Şüphe. Ne demekti şüphe? Birinin bizi kandırması ve kirli oyunlarına bulaştırması mıydı şüphe? Peki ya şüphe duymak? İnanmak, kandırılmak kolaydır, şüphelenmek daha çok güçtür. Dünyanın sorunu, akıllı insan şüpheyle doluyken, aptalların özgüvenle dolmasıdır. Dur, düşün. Ama bazen de kötüdür şüphe. Mesela aşk mesafelerden dolayı değil şüphelerden ölür.
Kısacası şüphe kemiren ama öldürmeyen bir zehirdir, Raif Necdet Kesteli’ nin de dediği gibi. Bazen insanlara gerçek bile şüpheli gelir.
Alarmın çalınmasıyla gözlerim aralandı. Yatakta çok fazla oyalanmadan kalktım ve uykulu gözlerle Roy’un odasına doğru ilerledim. Hala mışıl mışıl uyuyordu. Uykucu…
“Roy Smith hemen kalkıyorsun!” dedim emir verircesine. Uykulu bir sesle “Emrederseniz Komutanım!” dedi ve söylene söylene kıyafetlerini almaya gitti. Bende kendi odama gidip ne giyeceğime karar vermeye çalıştım. Bugün yeşil siyah kareli sweatshirt ve siyah mini eteğimi giyecektim.
Saçlarımı açık bıraktım ve ilk defa Roy’dan önce kapıya vardım. Ayakkabılarımı giyerken Roy şok olmuş anlamında elini ağzına götürdü. “ Aman Allah’ım kıyamet mi kopacak!” dediğinde kahkahalara boğuldum. Kapının tıklanmasıyla ikimizin birbirimize bakması bir oldu. “ Bu kim şimdi?” dedim kaşlarımı çatarak. “Kapıyı açta öğrenelim” dedi Roy’da bilmiş bilmiş.
Kapıyı açtığımda Slay ve yanındaki Ravi’yi gördüm. “ Hayırdır siz yukarı çıkmazdınız.” dedim. Tam o anda bir asansör sesi duyuldu ve içinden diğerleri çıktı. “ Ne oluyor lan!” dedi bir anda Roy. “ Kapıda mı konuşalım içeride mi?” dedi Molier tek kaşını kaldırarak. “ Geçin.” Dedim ve herkes Roy ile beni iterek salona götürdü.
“ Biri bana ne olduğunu anlatacak mı artık!” dedim sinirle. Molier’in gözlerine baktığımda hemen gözlerini kaçırdı. Ravi derin bir iç çekerek konuşmaya başladı. “Dustin, son anda hayatta kalmayı başarmış.” dedi yere bakarak. “Ne!” diye bağırdım. “B-bu nasıl olur? Yoksa-“ cümlemi devam ettirecekken Molier lafımı kesti. “ Aynen öyle North ona yardım etmiş” dedi ama bu sefer bana bakıyordu.
Larya gözlerini kocaman açarak elindeki telefonu gösterdi. “ Stew Werrer kalp krizi sonucu vefat etmiş!” dedi bağırarak. “Haberi okusana.” dedi Slay hemen panikle. Boğazını temizledi ve okumaya başladı. “ 6 Aralık Salı… Yani dün. Şeker hastası olan Stew Werrer dün saat 23.02 saatlerinde Marcel hastanesine kaldırıldı. Oğlu Alex Werrer’dan öğrendiğimiz bilgilere göre Stew akşam on gibi kalp krizi geçirmiş. Stew Werrer uzun saatler sonucunda vefat ettiği öğrenildi. Bugün saat 12.30’da vasiyet açıklanacak ve Stew Werrer son yolculuğuna uğurlanacak.” Dedi.
Stew Werrer… Kimliğimizi öğrenen tek kişi ve Retro Şirket’ tin şirketin başı. Bizi onca sene tehdit etti ve şimdi de öldü. ”Keşke onu kendi ellerimle öldürebilseydim ama ne yaparsın işte kader.” deyiverdim birden. Herkes bir anda bana bakınca içimden söylemediğimi anladım. “ Boş ver ölmüş mü ölmüş.” dedi Roy sırıtarak. “ Ben diyorum ki bu fırsatı kaçırmayalım gidelim.” dedi Slay. “ Nereye?” dedi Ravi ona bakarak. “ Nereye olacak son yolculuğuna uğurlamaya.” Dedi gülümseyerek.
“ Çok dikkat çekeriz. Ayrıca ne diyeceğiz siz kimsiniz derlerse?” dedi Molier. “ Aslında mantıklı. Kim diye sorarlarsa da İyi Yaşam Şirketinden deriz. Hem patronunda hoşuna gider. Ne dersiniz?” dedi Larya. Molier bana döndü ve uzun uzun yüzüme baktı. “ Ne dersin ?” dedi. Ayağa kalktım ve gülümseyerek “ Larya sen patronu ara söyle.” Dedim. “Kızlar siz benim odaya gelin üstümüzü değiştirelim böyle gidilmez cenazeye.” Derken bir yandan da odaya ilerliyordum. “Patron onayladı” dedi Larya.
Saat 11.30 olmuş erkekler bizi kapıda bekliyorlardı. Ağır adımlarla kapıya yanaştık. Slay siyah yırtmaçlı bir etek , Larya siyah beyaz bir elbise, bense göğüs dekolteli bir elbise giymiştim. Kapıya varınca hepsi bizi yavaşça süzdü. “ Hadi çıkalım artık.” Dedim elimdeki araba anahtarını sallayarak. Roy ile Ravi Larya ile Slay’in ellerini yakaladılar.
Tam çıkacakken Molier beni durdurdu ve elimin içine bir silah bıraktı. Ona anlamaz gözlerle bakarken bana “ Lazım olur.” Dedi ve göz kırptı. Tebessümle karşıladım ve beni belimden yakalayıp asansöre doğru yönlendirdi.
“Merhabalar efendim. Ben Max. Masanız 6 numaralı olan, bir isteğiniz olursa çekinmeden söyleyebilirsiniz.” dedi ufak tefek olan bir çocuk. “Teşekkürler…” dedim ve masaya geçtik. “ Çok kalabalık” dedi Slay etrafa bakınarak. “E tabi kalabalık olacak koca Alex Werrer’ın (!) alacağı paralar açıklanacak” dedim alayla. Omzumda bir el hissetmemle onu görmem bir oldu. Alex…
“ Teşekkür ederim hanımefendi.” Dedi ve nazikçe eğilerek elim öptü. “ Bu güzel hanımefendinin ismini öğrenebilir miyim?” dedi gülümseyerek. Hayır öğrenemezsin. Yapmacık bir gülümsemeyle “ İsmim Suzy. Suzy Smith.” Kulağına eğildim ve “ Babanızın baş düşmanı. Şu tehdit ettiği grubun lideri.” Dedim lider ifadesini bastırarak.
Ondan uzaklaştım ve bana “ Aaa şimdi hatırladım sizi. Kusura bakmayın böyle bir güzelliği nasıl unutabilirim ben.” Dedi dudağını büzerek. “ Mutlulukta- ay üzüntüden unutmuşsunuzdur. Malum insanlık hali.” Dedim. Tam konuşacakken adının Max olduğunu öğrendiğim çocuk geldi. “ Efendim vasiyet açıklanacak şimdi.” Dedi. “ Benim gitmem gerekiyor” ekibe döndü ve devam etti.
“ Tanıştığıma memnun oldum” dedi ve gitti. “ Bo gozol honomofonun adono oğronobolor moyom ocobo?” dedi Roy sesini değiştirerek. Hepimiz kahkahalara boğulmaya başladık.
“Evet değerli, konuklar bugün burada Alex Werrer’ın vasiyetini öğreneceğiz.” dedi hakim. Boğazını temizledi ve kağıdı açtı. “ Bay Alex’e 4 villa 3 araba ve-“ Hayır şirket olmaz. Şirket olmaz. Hayır lütfen o olmasın lütfen o olmasın.
“ Ve Retro İnşaat şirketi bırakılmış.” Dedi hakim gülümseyerek. Lanet olsun. Herkes alkışlamaya ıslıklar çalmaya başladı. Gazetecilerden kısa sürede etrafa doluştu. Herkes Alex’e sorular soruyor, imza istiyorlardı. Göz devirmeden edemedim. “ Artık gitsek mi ?” diye sordu Roy. “ Daha dur Roy parti yeni başlıyor.” Dedi Molier gülümseyerek.
Kaşlarımı çatıp hafif bir tebessümle “ ne demek istiyorsun” bakışları attım. O sırada sahneden bir ses geldi. “ Değerli misafirler, bildiğiniz gibi Stew Werrer klasik müzik aşığıydı. Şuan burada ona hitaben Mozart çalacaktır. İsteyen çiftlerimiz dans edebilirler.
Müzik yavaş yavaş çalmaya başladı. Bu Mozart’ın Eine Kleine Nachtmusik adlı parçasıydı. Roy utana utana Larya’yı dansa kaldırdı. Ravi Slay’in reddedeceğini düşündüğü için – bildiği için- kısık bir sesle dans etmek isteyip istemediğini sordu. Taş duvar hepimizi şaşırtarak saçlarını düzelterek “ Hadi şu pistin içinden geçelim.” dedi. Ravi şaşırmış ve mutlu bir şekilde Slay’in elinden tutup piste sürüklemeye başladı.
Molier yanıma doğru yürümeye başladı ve tam önümde durdu. Elini uzatarak “ Dans etmek ister-” derken Alex yanımıza gelip önümde centilmence eğildi. Elini uzattı ve “ Benimle dans etmek ister misiniz?” dedi. Bir Molier’e birde Alex’e bakıyordum. Biri dostum diğeri düşmanım. Tercihimi Alex’ten yana kullandım çünkü onun ağzını aramak istiyordum. Uzattığı eli tutarak “ Görelim bakalım marifetlerinizi” dedim. Bu söylediğimle dudağı yana doğru kıvrıldı ve elimi çok dikkatli tutarak piste doğru ilerledik.
Alex beni belimden tuttu ve dans etmeye başladık. Bende uyum sağlamak amacıyla ellerimi omuzlarına götürdüm. “ Benden, bizden ne istiyorsunuz?” diye sordum. Bu söylediğim ile dudağının kenarı kıvrıldı. “ Bak, Suzy. Benim işim ne parayla ne de o pislik bazı erkekler gibi kadınlarda. Benim işim babamın görevini yerine getirmek. Sence o vasiyeti ben bu kadar kolay mı aldım? Akıllı bir kadın olduğunu düşünüyorum.” dedi göz kırparak.
Ne görevinden bahsediyordu bu? “ Kimliklerimizi biliyorsun. Gidip neden yaymıyorsun?” “ Her şeyin vakti zamanı var Suzy.” Belimden tutup beni kendisine daha çok yaklaştırdı ve kulağıma eğilip “ Sana iyi davranıyorum diye beni saf biri olarak sakın görme! İçimden öyle bir adam çıkar ki kimse beni durduramaz. İşte o gün sizin düştüğünüz benim yükseldiğim gün olacak.” Dedi ve geri çekildi. Müzik bitmeye doğru “ Dans için teşekkür ederim güzel hanımefendi. Tekrar görüşmek dileğiyle.” Dedi ve yine eğilerek elimi nazikçe öptü. Benimle oynuyordu. Ama kendi kurallarıyla. Şu oyuna biraz adalet getirelim.
“ İzninizle ‘arkadaşımı’ alabilir miyim?” dedi arkadaşım kelimesini bastırarak. “ Elbette.” Bana dönerek “ Güzel danstı. Tekrarlanması dileğiyle…” dedi ve yanımızdan uzaklaştı.
O uzaklaşırken Molier belimden yakaladı ve kulağıma eğilip “ Bayan Suzy bu dansı bana lütfeder misiniz?” dedi. Benden uzaklaşırken “ Elbette Bay Molier.” Dedim tebessümle. Yeni bir parça çalmaya başlarken ellerim omuzlarına gitti. O da beni belimden yakaladı ve dans etmeye başladık.
Çalan Isabel LaRosa’ nın I’m Yours adlı parçasıydı. Belimi yavaşça sağa sola hareket ettirirken Molier’in maviliklerine daldım gittim. Sanki ben onun gözlerine bakarken maviliklerinde boğulmuştum. Şarkının nakaratına gelirken Molier beni döndürmeye başladı. Dönerken belimden sertçe tutup yavaşça geriye doğru eğdi.
Bir süre öyle birbirimize baktık ardından tekrar dönerek eski pozisyonlarımıza döndük. Dans etmeye devam ederken yanımıza pistin gözdesi, pistin içinden geçen Slay ve Ravi çifti yanaştı. Slay beklemediğim derecede iyi dans ediyordu. Bir bakıyorum çok hızlı ve güzel dönüyor bir bakıyorum ayaklarını o kadar zarif kullanarak eğiyordu ki kıskanmamak elde değildi.
Ardından yanımıza gerçekleşmesini istediğim çiftim geldi. Roy ile Larya. Roy beceriksiz bir şekilde Larya’yı belinden tutmaya çalışırken Larya Roy’un omuzuna ellerini bırakmış profesyonel bir şekilde dans ediyordu.
Dans ederken bir çift gözün bizi izlediğini gördüm. Alex elinde şarap bizi izliyordu. Onunla göz göze geldiğimizde gözlerini benden kaçırmadı. Hatta ayağa kalkıp yanıma gelecekken Molier gördü ve benim gibi takmamaya çalıştı ama o yanımıza çoktan gelmişti.
“Bence babamın cenazesinde bu kadar eğlence yeter. Ne dersiniz?” “ Biz eğlenmiyoruz Alex Bey. Sadece ortama ayak uyduruyoruz.” Dedi Larya. “ Sabahtan beri gülüp eğleniyorsunuz.” “ Yalnız bu ortamı siz oluşturdunuz. Ben grubumun adına konuşayım hiç de üzgün durmuyorsunuz.” Ona eğilerek “ Aksine mutlu gibisiniz.” Dedim ve ondan uzaklaşırken Molier beni döndürerek dansa devam ettik.
Alex kendi masasına giderken grupla ona sert bakışlarımızı gönderdik. Oyunu başlatmıştı. Ama bu oyunda kurallar sonradan eklenecekti.
“Allah’ım sana şükürler olsun!” dedi ellerini açarak Roy. Ne mi olmuştu? Cenazeden sonunda çıkmıştık (Tabii cenaze denirse) ve patron üstüne bugünü tatil yapmıştı. Canım patronum(!)
“O zaman Zemheri’ye.” dedim neşeyle. Önden bir kıkırtı sesi duyulunca kaşlarım çatıldı. “ Ne var ya neye gülüyorsun?” Cevap veren Molier’di. “ Elbiselerinizle mi gideceksiniz ?”dedi dikiz aynasından bana bakarak. “ Tamam o zaman bizim eve.” Dedim hiçbir şey olmamış gibi. Kıkırtı sesi daha da yükseldi. Takmamaya çalışarak arkama yaslandım.
Eve uğramış üstümüzü değiştirmiştik. Şimdi ise Zemheri’de herkes bir yerlere dağılmıştık. Ben ve Molier bahçede silah çalışıyorduk. Slay ve Ravi dövüş çalışıyorlardı. Larya ve Roy ise bir şeyler araştırıyorlardı. Yani anlayacağınız herkes grup halinde. Silahın tetiğine bastım . Bir kez daha. Ve bir kez daha…
“ Suzy nişan almadan atıyorsun. Kendini buraya vermelisin. ”Dedi yanıma yaklaşarak. Biraz kendimi motive etmeliydim. Hadi Suzy! Alt tarafı nişan alıp tetiğe basacaksın. Senin en iyi olduğun şey. Yaparsın, yapmalısın. Sen bir lidersin bunu unutma. Silahı tekrar elime aldım ve nişan aldım. Bu sırada Molier beni dikkatlice izliyordu.
Derin bir nefes aldım ve tetiğe bastım. Hedef olarak kullandığımız cam şişe kırılıp yere düştü. Silahı yavaşça indirirken dudağım yukarı kıvrıldı. “ İşte bizim Suzy’miz!” dedi sanki çok büyük bir şey başarmışım gibi. “Biraz bankta oturalım mı?” dedim nefes nefese. Olur anlamında başını iki yana salladı.
Tam oturduğumuz sırada bir çığlık sesi geldi. Ardından da “ İyiyiz!” diye bağıran Slay’in sesi. “ Alex sence nasıl biri?” diye sordu Molier. O an göz devirmeden edemedim. “ Molier ciddi misin?” dedim yüzümü buruşturarak. “O zaman izninizle ben cevap vereyim. Pislik, düzenbaz, ilgi manyağı, yavşak bir herifin teki.” Dedi Ravi yanımıza gelerek.
Kahkahalarım arasında “ Aynen öyle biri” dedim zar zor. “ Hem sen niye bu kadar taktın bu çocuğa abi ya.” dedi kaşlarını çatarak Ravi. “ Ne bileyim çocuk dengesiz. Bir şey yapar filan.” Dedi Molier’de. Hızla ayağa kalktım ve “ Ben Slay’in yanına gideyim en iyisi.” Dedim ve çığlık seslerinin olduğu odaya yanaştım.
Slay kan ter içinde kalmış hala çalışıyordu. Bileklerine ağırlık koyduğu içinde sürekli çığlık atıyordu. Duvara yaslanıp kollarımı birleştirip “ Dövüşe var mısın?” dedim tek kaşımı kaldırarak. Nefes nefese Slay bana dönüp gülümsemeye çalıştı. “ Neden olmasın.” Dedi ve bileğindeki ağırlıkları çıkarmaya başladı. Ağırlıklar bileğinden kurtulunca tam karşısına geçtim.
İki elimizi de yumruk yapıp birbirimizin hamlesini beklemeye başladık. İlk hamleyi yapan Slay oldu. Bir eliyle yüzüme vurmaya çalışırken diğer eliyle de karnıma yumruklar atmaya çalışıyordu. Slay dövüşürken karşısındaki kişinin kim olduğunu umursamıyordu. İsterse karşısındaki Ravi olsun onu düşünmeden tek bir hamlede mahvedebilirdi.
Kendimi korumak amacıyla kollarımı hafif öne doğru uzatıp birbirlerine paralel duracak şekilde büktüm. Bu şekilde Slay’in yumruklarından etkilenmiyordum ama benimde bir hamle yapmam gerekiyordu. Bacaklarımdan birini Slay’in karnına yönelttim. O hem kollarımla hem de bacağımla ilgilenirken dikkatinin dağılmasını bekledim.
Sonunda beklediğim gibi dikkati dağılınca bir kolumu bıraktım ve Slay’in iki kolunu da tutmaya çalıştım. Kolunu ters çevirdiğimde çırpındığı için daha da acıtıyordu. Biraz daha çevirdiğimde ağzından acı bir inleme döküldü. “ Pes ediyorum, bırak beni!” diye bağırdığında hızla çekildim. Nefes nefese “ Tebrikler.” Dedi. Başımla ona teşekkür ederken telefondan bir bildirim sesi geldi.
Cebimden telefonumu çıkardığımda yazan kişinin sevgili patronumuz (!) Dennis Byrne olduğunu gördüm. Bizi bir saatlik konuşması için şirkete çağırıyordu. “Ne oldu?” diye sordu Slay. “ Patron bizi bir saatliğine aptal konuşmasını dinlememiz için şirkete çağırıyor.” Dedim. “ Off tamam ben bizimkileri çağırayım.” Dedi ve kapıdan dışarı çıktı.
Tam o anda telefondan bir mesaj daha geldi. Patrondan geldiğini tahmin ettim ama bilinmeyen bir numaradandın.
0533*******
- Şüphe. Şüphe ne demek? Hiç şüphelendin mi? Eğer hiç şüphelenmediysen duyduğun güvendendir. Güvenler bir bitecek. Bakalım o zaman ne yapacaksın?
Bu da neydi şimdi? Düşmanlarımızdan filan bir mesaj olabilir mi? Büyük ihtimalle öyleydi. Kim böyle bir mesaj atardı ki? Güvenler bitecek… Ne demekti şimdi bu?
“ Neye bakıyorsun Suzy.” Dedi Molier bir anda. Telefona o kadar dalmıştım ki hepsinin önümde dizilmiş beni beklediklerini fark etmemiştim. “ Hiç bir mesaj geldi de. Boş verin önemsiz bir şey zaten. Hadi gidelim.” Dedim. Yürürken Larya yanıma yanaştı ve “ Emin misin?” dedi. Başımı ileri geri salladım.
“Evet arkadaşalar bildiğiniz üzere Stew Werrer dün hayatını kaybetti. Retro İnşaat şirketinin de başına oğlu Alex Werrer geçti. Alex babasına göre daha deneyimli olduğu için işimiz biraz daha zor olacak ama biz her işin üstesinden geldiğimiz gibi bunun da üstesinden geliriz. Bugün arkadaşlarımız sunum için hazırlandı. Eğer bu reklam işini alırsak çok iyi olur. Şimdi sunum için arkadaşlarımızı çağırıyorum.” Dedi Bay Dennis. Sanki sahnede de beyefendi sunucu olmuş.
Agatha, Haewon , Sam, Henry ve Rayn ayağa kalktılar. Agatha, hayvansever ve çok anlayışlı biridir. Ayrıca bitki manyağıdır. Odası sırf bitki doludur. Burada ki işi de benim gibi kadın psikoloğudur.
Sam çok ciddi ve sert bir karaktere sahiptir. Yüzünde asla bir gülümseme yer edinemez. Burada ki işi de gelişim psikoloğudur.
Ve Henry kendisi çok titiz çalışan biridir. Sadece sevdiklerine karşı güzel davranır. Burada ki işi de stajerleri eğitmektir.
Henry USB’yi yerleştirirken Agatha ve Sam görüntünün yansıtıldığı tahtanın köşelerine geçtiler. Haewon ve Rayn ise birkaç dosyayı alıp Agatha ve Sam’in yanına geçtiler.
“ Evet, değerli patronumuz ve sevgili arkadaşlarım. Bugün sizlere patronumuzun isteği üzerine dün Suzy, Molier ve Rayn’ın yapmış olduğu sunumu biraz düzelttik ve hepimize uygun olacak şekilde sözleri dağıttık.” Dedi Agatha. “Elimizdeki kağıtlarda yapacağınız konuşmalar mevcut. Bunlara kendinizde bir şeyler ekleyip çıkartabilirsiniz.” Dedi Haewon’da Rayn ile tuttukları kağıtları göstererek.
Ardından ellerindeki kağıtları hepimize dağıtmaya başladılar. Kağıdı önüme bıraktıklarında 3 paragraflık bir metin yazıldığını gördüm. Sam buna kızdığımı anlamış olacak ki “Sorularınızı ve şikayetlerinizi en son iletebilirsiniz.” Dedi. Ardından hepsi tahtaya tekrar geçtiler.
Henry boğazını temizleyip konuşmaya başladı. “ Evet, görmüş olduğunuz gibi arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalardan ve sunumdan ilham alarak yaptık.” Dedi sahte bir gülümsemeyle.
“ İlhammış hah. Kopya çektik demiyorlar da.” Dedi sitemle Molier. “ Ştt sessiz ol duyacaklar.” Dedim. “ Duyarlarsa duysunlar. Sunumun sonunda hepsini söyleyeceğim zaten.”
“Evet, şimdi sizler için kısa bir video hazırladık. İyi seyirler dileriz.” Dedi Rayn. Video psikologlar ve görevleriyle ilgiliydi. Hepimizin yaptığı görevler mevcuttu videoda. Video biter bitmez Agatha konuşmaya başladı.
“Misafirlerimiz için bizde böyle bir video hazırlamak istiyoruz. Ne dersiniz?” dedi. Ayaklarım benden habersiz hareket ederek ayağa kalktı.
“ Evet Suzy.” Dedi Bay Dennis. “ İlk olarak arkadaşlarımızı tebrik etmek istiyorum.” Derken Molier de ayağa kalktı. “ Çok güzel çalmışlar- ay pardon ilham almışlar.” Dedi imalı bir şekilde. “ Video güzeldi ama kendi fikirlerimizle bir şeyler yapsak çok daha iyi olur.” Dedim. “Çünkü bu şekilde videoyla sunarsak toplantıda anlatacağımız çok bir şey olmayacak. Ve ÇALINTI yapılmış olacak.” Dedi Molier sitemle.
Bir saniyeliğine gözüm Henry’ye takıldı. Başını yere eğmiş parmaklarıyla oynuyordu. Henry ne zaman parmaklarıyla oynasa bir şeylere kafası takılmış olurdu. “ Çok haklısınız!” dedi sevgili patronumuz(!) Dennis Byrne. “ Çok az bir zamanımız kaldı ve siz burada çalıntı yapıyorsunuz! Güzel bir fikir bulanlara 7 gün tatil.” dedi.
Bunu söylediğinde göz devirmeden edemedim. “ Bu günlük bu kadar yeter. Yarın sizleri çok sıkı bir program bekliyor.” dedi.
Şaka mı bu ya? Beyefendi sabah akşam yatsın. Bizde eşek gibi çalışalım. Oh ne güzel memleket. “Yarın herkesin odasında programlar bırakılmış olacak. Çok fazla hastalanmadığınız sürece işe gelmek durumundasınız.” Ölme eşeğim, ölme. Bu adam tam bir psikopat. “Çıkabilirsiniz toplantı bitti.” dedi ve herkes ayaklanıp çıktı.
“ Off ne yapacağız.” Dedi sıkıntıyla Larya. “ Bilmiyorum, bilmekte istemiyorum.” Dedi o ürkütücü sesiyle Slay’de. “ Zemheri’ye gidelim. Orada rahat rahat konuşuruz.” Dedim.
Klinikten çıkmış arabaya binmiştik. Bir anda bir telefon sesi duyuldu. Arayan Agatha’dı.
“Efendim Agatha.”
“ Suzy, acaba müsaitsen biraz konuşalım mı diyecektim de.”
“ Şuan Zemheri’ye gidiyoruz. İstersen oraya gel.”
“ Tamamdır, görüşürüz.”
“ Görüşürüz.” Dedim ve kapattım.
“ Agatha geliyormuş haberiniz olsun.” Dedim.
Zemheri’ye varmıştık. Roy yine deftere bir şeyler yazıyordu, Larya araştırma yapıyordu, Slay ile Ravi dövüşüyordu, Molier yeni aldığı zincirle çalışmalar yapıyordu bense silah çalıyordum.
Bir anda kapı açıldı. Gelenler Agatha, Haewon ve Rayn’ dı. “ Hoş geldiniz” dedim ve onları içeri davet ettim. “ Direk konuya gireceğim. Aslında biz sunum filan hazırlamadık. Ayrıca aklımızda asla sunumdaki gibi çalıntı fikirlerde yoktu.” Dedi Rayn. “ E o zaman kim yaptı?” dedi Roy.
“ İşte onu bizde bilmiyoruz. Bir baktık USB’de böyle bir dosya var. O sırada da yanımızda patronumuz vardı. O da ‘ çok güzel olmuş sunun bunu’ dedi.” Dedi Haewon. “ Çok garip.” Dedim kaşlarımı çatarak. “ Neyse siz ne yapmaya geldiniz?” dedi Agatha.
“ Biraz çalışmaya-“ “biraz da plan yapmaya.” Dedim Ravi’ nin sözünü tamamlayarak. “ Hmm tamam, e biz kalkalım artık.” Dedi Haewon ve kapıdan çıkıp gittiler. “Herkes tahtanın oraya.” Dedim.
Herkes sandalyesine oturdu bende tahtanın yanına geçtim. Ama gördüğüm şeyle şoka girdim. Çünkü tahtadaki tüm planlar silinmişti. “ Bu bu nasıl olur?” dedim şaşkınlıkla. “ Belki çıkarken silmişizdir?” dedi Roy. “Hayır hatırlıyorum silmeden çıktık.” Dedim. “Yanlış hatırlıyorsundur Suzy” dedi Molier. “ Hayır hatırlıyorum silmeden çıktık.” dedim. “ Ne abarttın ya alt tarafı tahta silinmiş.” Dedi Slay. O an aklıma o mesaj geldi.
“Şüphe. Şüphe ne demek? Hiç şüphelendin mi? Eğer hiç şüphelenmediysen duyduğun güvendendir. Güvenler bir bitecek. Bakalım o zaman ne yapacaksın?” diyordu mesajda. “ Hadi planı anlat artık.” Dedi.
“ Biz dans ederken.” Derken Molier lafımı böldü. “ Sen ve Alex dans ettiniz.” Dedi bir şeyler ima edercesine. “ Her neyse devam et.” Dedi Ravi sabırsızca. “ Dansta Alex aslında bana yakın davranmadığını rol yaptığını ima etti.
Benimle ne alıp veremediği var bilmiyorum ama bir şey yapacak. Bize zarar vermek istiyor. Ama neden? Babasından o vasiyeti alırken çok zorlandığını filan anlattı.” Dedim tek nefeste.
“Bir yandan şu Alex geri zekalısı bir yandan- Of sabır.” Dedi Slay. “ Bugünlük yetsin hadi ben sizi eve götürüyüm.” Dedi araba anahtarını cebinden çıkartan Molier.
Arabada son ses müzik açılmıştı. Dans ediyor muyduk ? Hayır. Şarkıyı söylüyor muyduk? Ona da hayır. Sadece ses olsun diye açıktı. Araba bir anda durdu ve Molier ağızından bir küfür savunurdu. “ Ne oldu? ” diye sordu panikle Larya.
Molier bir yandan müziği kapatırken “ Lastik patladı.” Dedi. “Yapacak bir şey yok kalkın bakıyım lastiği takalım.” Dedi Ravi Molier ile Roy’a bakarak. Onlar arabadan inip lastikle uğraşırken bizde telefona bakıyorduk.
0533*******
- Lastiğin patlaması, Stew Werner’ın ölmesi, sana attığım mesajlar sence bir tesadüf mü Suzy? Yakın arkadaşlarına dikkat et, oyun başlıyor Suzy Smith! Bu sana son mesajımdı.
Bu aynı bilinmeyen numaradan. Tam bir şeyler yazacakken beni engelledi. Neler oluyordum? Arkadaşlarıma ne yapacaktı? Dediği gibi bunların hepsi bir tesadüf olamazdı. Peki bunların hepsini kim yapacaktı? Neden yapacaktı?
“ Hadi bakalım bunu da hallettiğimize göre yola devam.” Dedi Molier. Hızlıca telefonumu kapatıp çantama koydum. “ Suzy bir sorun mu var?” dedi Ravi. “ Hayır, her şey yolunda.” Dedim gülümsemeye çalışarak. “ Tamam o zaman yola devam!” dedi Roy işaret parmağını havaya kaldırıp ileriyi göstererek.
Sonunda eve varmıştık. Roy her zamanki odasındaydı. Bende telefondan silahları inceliyordum. Yeni bulduğum site tam bize göreydi. Sitenin içerisinde çeşit çeşit kelebekler, hançerler, silahlar,kılıçlar ve zincirler mevcuttu. Hepsini teker teker dikkatlice incelerken whatsapp’tan bir bildirim geldi.
( Sağdıç’ım sizi –İsimsiz- adlı gruba ekledi.)
Siz: Bu grubu neden kurdunuz?
Bigger Enişte: Birbirimizden haber alabilmek için.
Siz: Lan sen niye bende böyle kayıtlısın!
Bigger Enişte: Gizlice telefonunu alıp ismimi değiştirdim de ondan.
Siz: İyi halt etmişsin. Aferin!
Küçük Sülük: Hadi grubun adını değiştirelim. İsimsiz ne ya!
( Küçük Sülük –İsimsiz- adlı grubun adını 6’lı Masa olarak değiştirdi.)
Sağdıç’ım: Lan biz siyasetçi miyiz? Değiştir şunu ya!
Küçük Sülük: Yo. Çokta güzel oldu bir kere.
Dişi Einstein: Arkadaşlar ben Zemheri’deyim ve sanırsam
yerimizi bulmuşlar saldırı düzenlemişler. Duvar kırılmış.
Sert Unnie’mm: Ha, onu ben yaptım ya.
Dişi Einstein: Sebep?
Sert Unnie’mm: Çalışırken ‘yanlışlıkla’ oldu.
Bigger Enişte: SJSSJJSJSJSJSJSJJSJ
Siz: Senin Zemheri de ne işin var?
Dişi Einstein: Çantamı unutmuşum da.
Sağdıç’ım : Suzy az önce karşıma bir haber çıktı.
Siz: Bismillah, evet.
Sağdıç’ım: Habere göre Dustin Power ve North Bean devlet başkanımızın yanındaki adamlardan biri olmuşlar.
Sert Unnie’mm: Neeeeee!
Dişi Einstein: Şaka mı?
Bigger Enişte: Suzy şimdi ne yapacağız?
Sağdıç’ım: Durun da kız cevap versin.
Ekrana ağzım açık bakıyordum. Benden bir cevap bir plan bekliyorlardı ama ne verecek bir cevabım ne de bir planım vardı. Tam o sırada bir mesaj geldi. Bu Alex’ten başkası olamazdı.
Siz: Efendim Alex
Alex: Suzy sizi bir baloya davet etmek istiyorum izninle.
Siz: Neden? Yoksa sende baban gibi tehdit mi edeceksin? Yoksa dans edişimizi mi beğendin? Ondan mı davet etmek istiyorsun?
Alex: Bir anlaşma yapacağız. Siz benim bir istediğimi yerine getirirseniz dileyin benden ne dilerseniz. Balo işin eğlencesi.
Siz: Hadi ya. Demek anlaşma yapacağız. Kabul edeceğimi nereden biliyorsun? Belki etmem.
Alex: Zorunda kalırsan peki.
Siz: Ne yapabilirsin ki? Artık bu sözler bana çok klişe geliyor. Bana bak Alex. İstediğin kadar tehdit et umurumda değil. Canımı acıtmaya çalış. Benim canım acımaz. Tehditlere alışığız. Hiçbir şey yapamazsın. Sözlerin gram umurumda değil. Seni umursamıyorum. Tehdit edebileceğin hiç kimse yok. Ayrıca baloya falan da gelmiyoruz.
Alex: Pişman olacaksın.
Siz: Ben şuana kadar karalarımdan vazgeçmedim. Pişman olmadım. Bir babanı kendi ellerimle öldürmediğim için pişmanım. Biliyorsun rahmetli bizi çok severdi.
Alex: Senin kararın.
Siz: Evet benim kararım ve sende saygı duymak zorundasın. Yoksa bunu canınla ödersin Alex Werrer.
( 6’lı Masa grubundan 12 yeni mesaj.)
Bigger Enişte: Suzyy!!!!!!!
Küçük Sülük: Abla yaşıyon mu?
Bigger Enişte: Lan hayır ölemez! Daha onunla 1000 insan daha öldürecek Alex’i gebertecek düşmanlarımızı işkenceye uğratacağız.
Sağdıç’ım: Lan bunlar nasıl hayal!
Sert Unnie’mmm: Niye cevap vermiyor bu mesajlara. Roy baksana şuna bir.
Küçük Sülük: Valla şuanda ekrana tiksinerek bakıyor. Göz devirdi. Karşısındaki duvara uzun uzun bakıyor.
Dişi Einstein: Eğer yüzü de gülüyorsa düşmanlara yapacağımız işkenceleri düşünüyor demektir.
Sağdıç’ım: Acaba kızı salsak mı?
Bigger Enişte: Sana ne oluyor oğlum ya!
Sağdıç’ım: Bırakalım da plan yapıyorsa yapsın.
Dişi Einstein: Aaa harbi North’ları unuttuk.
Sert Unnie’mmm: Siz unuttunuz. Ben sabahtan beri öldürme planları kuruyorum.
Siz: Sakin yaşıyorum. Sadece plan düşünüyordum o kadar.
Küçük Sülük: Buldun mu bari bir şeyler?
Siz: Evet.
Sağdıç’ım: Evet?
Siz: Yarın bir balo düzenleyecekmiş. Büyük ihtimalle devlet başkanı da gelecek. E o gelirse adamları da gelir.
Sert Unnie’mmm: Ve orada onları öldürürüz.
Siz: Hop öldürme filan yok. Yavaş yavaş ilerleyeceğiz.
Sert Unnie’mmm: Ya işte bırak da sıkalım kafalarına.
Siz: Hırsına hep hayran kalmışımdır ama hayır Slay.
Sağdıç’ım: Vay anasını adamın babası(bankası) ölüyor. Adam balo düzenliyor ya.
Bir dakika ben az önce ne demiştim? Baloya katılacağımız söylemiştim. Hayır!
Siz: Nerede şu aptal balo?
Alex: Biliyordum. Başkanın evinde olacak.
Ne yapıyordum ben böyle! Kendime bir an önce gelmem gerekiyordu. Gözlerim yavaşça kapanmaya başlıyordu. Şu aralar zaten bedenim benimle büyük bir savaş içindeydi.
Gözlerim kapanırken aklımdan o gizli mesajlar, Alex’in yapmaya çalıştığı şeyler ve şirketteki olay vardı. Lakin şuan hiçbirini düşünemiyordum. Uyku beni tamamen esir aldığında en son gördüğüm şey telefondaki mesajlardı…
Sabah uyandığımda üstümde bir battaniye vardı. Her yerim tutulmuş, belim sanki mahvolduğuna dair haber vermek için ağrılarla beni uyarmaya çalışıyordu. Lakin kaybedecek vakit yoktu. Bugün zor bir gün olacaktı. Üstüme hemen hızlıca bir şeyler geçirdim seçme gereği bile duymadan.
Makyaj malzemelerimi çantama attım çünkü makyajımı şirkette yapmayı planlıyordum. Ayakkabılığa yönelirken hemen yanındaki mutfaktan garip sesler geliyordu. Kafamı yavaşça uzattığımda Roy’u gördüm. Biriyle konuşuyor gibiydi. “ Abla ben çok- Yok olmadı bu. Abla çok kötüyüm. Evet oldu.” Diyordu.
“ Roy?” “ A-abla sen ne zaman geldin?” dedi korkarcasına. “ Şimdi geldim. Bir sorun mu var?” dedim bir abla edasıyla. “ Hayır- yani evet aslında. Ben bugün şirkete gitmesem?” dedi. O an gözümde ilkokulda annesine okula gitmemek için yalvaran bir çocuktan farksızdı. “ Neden?” dedim inatla. “ Kendimi kötü hissediyorum.” Dedi dudaklarını büzerek. “ Peki sen bilirsin. Ben çıkıyorum.” “ Görüşürüz ablam.” Dedi ve ayakkabılarımı giyip çıktım.
Dışarıda kar havası vardı. Yaşadığımız evin etrafında bir sürü çam olduğu için insan ister istemez kar yağdığında nasıl güzel bir manzara olacağını düşünmeden edemez. Ben çamları incelerken bir korna sesi duyuldu.
“ Hadi binin!” dedi Slay arabanın içinden. Onları bekletmemek için koşar adım arabaya doğru ilerlemeye başladım. Arabaya bindiğimde herkes bana tek bir soru sordu. “Roy nerede?” “ Roy bugün kendini kötü hissettiğini gitmek istemediğini söyledi.” “ O zaman baloya da gelmiyor mu?” dedi Larya okuduğu kitaptan başını kaldırarak. “ Maalesef.” “ Yapacak bir şey yok. Sür kaptan!” dedi Ravi Molier’ e bakarak. Kahkahalarla Molier arabayı kullanmaya başladı.
Şirkete az kalmışken Slay bir soru sordu. “ Dün lastik sizce neden patladı?” Larya işaret parmağını çenesinin altına koyarak düşünüyormuş gibi yapmaya başladı. “ Patlamak istemiş demek ki.” Dedi alayla. “ Boş verin ya zaten değiştirememiştim lastikleri ondandır.” Dedi Molier içimizi rahatlatarak.
Sonunda şirkete varmıştık. Odama geçtiğimde masamın üstünde dün toplantıda bahsedilen kağıt vardı. Sandalyeme oturdum ve kağıdı elime alıp okumaya başladım. Sırayla bugün yapacaklarım yazılıydı.
1) Bayan Stella gelecek
2) Toplantıda söylenecek sözler ezberlenecek
3) Bayan Molly gelecek
4) Toplantı
5) Mola
6) Sunum Hazırlama çalışmaları
7) Çıkış
Bugün yoğun geçecek. Umarım Zemheri’ye gidebiliriz. Çünkü baloya gitmeden önce birkaç silah almamız lazım. Kapım o sırada çalındı. Gelen Violet’ ti. “ Suzy Bayan Stella geldi.” Dedi soluk soluğa. Anlaşılan bugün o bile yorulacaktı. “ İçeri gelsin.”
Kapıdan uzun, sarışın bir kadın çıktı. Oldukça bakımlı dursa da gözlerinden yardım istediğini, kötü bir halde olduğu okunuyordu. “ Buyurun hanımefendi.” Dedim ona sadece ben yardım edebilirmişim gibi bir güven hissi vererek. “ Merhaba ben Stella.” Dedi otururken.
Normalde insanlar isimlerini söylemez, tanışma fastı olmazdı. Ama bu farklıydı. “ Bende Suzy.” Dedim elimi uzatarak. İçten bir tebessümle elimi sıktı.
“ Anlatmaya başlamak ister misiniz?” dedim konuya odaklanarak. “ Anneniz var mı?” Kadının o sözüyle annemle eskiden yaşadığımız olaylar bir film şeridi gibi geçip gitti.
Küçükken bir şeyi başardığımızda koşarak annemize gider anlatır ya da gösterirdik. Mezun olduğumuzda koşar sarılırdık. Birde melek olan anneler vardır. Hayattayken, ilk doğdunuz andan itibaren olan veya sonradan olan melek. Anne şefkati nedir bilmeyen çocuklar var bu dünyada. Terk edilmiş bir başına hayat mücadelesi veren çocuklar. Onların aslında doğdukları an ruhları ölüyor. Eskiden annemle çok kavga ederdik. Eğer bir zaman makinesi bulunursa ilk işim o yıla dönüp haklı olsam bile gidip annemden özür dilemek olurdu. Annelerin kıymeti bilinmiyor. Annen yoksa içinde büyük bir boşluk oluşuyor. İster annenden nefret et ister sev fark etmez. Her insanın zaafı annesidir. Dışarıda gördüğünüz o güçlü insanlar ailelerine, annelerine – ölü ya da diri- güçlü olmak için yemin etmişlerdir. Belki de arkalarında vardır öyle birileri. Gözlerim dolarken kadına cevap verdim.
“ H-hayır. Yok.” “ Benim vardı.” “Annem kanserdi. Son günlerini yaşıyormuş, kimse bana söylemedi. Tokat' a memlekete gönderdi babam son günlerini annesinin babasının yanında yaşasın diye. Ben Tokat' a gidip geri gelecek sanıyordum. Sarıldım öptüm normal. O arabayla gittikten sonra salonun kapısında babamın ağlayış sesini duydum. O zaman anladım bir daha göremeyeceğimi annemi. Keşke daha sıkı sarılsaydım daha çok öpseydim dedim. Odama gidip hıçkıra hıçkıra ağladım. 1 hafta sonra ben tekrar veda edemeden vefat etti.” Dedi ağlamaklı bir sesle.
“ Sonra babamın psikolojisi bozuldu. Ne yapacağını şaşırdı. Kendini içkiye kumara verdi.” Durdu ve “ Bir su alabilir miyim?” dedi. Kafamı sallayıp çekmecemden bir şişe su çıkardım. Kadın şişeyi açmadan devam etti. “ 18 yaşıma girdiğim gün babam yanıma gelip seni çok güzel bir yere götüreceğim süslen dedi. O kadar sevinmiştim ki. Koşarak odama geçip güzelce hazırlandım.”
“Suyu içmesem ama götürsem sizin için bir problem olur mu?” dedi. “ Hayır, lütfen alın.” Dedim içten bir tebessümle.
O da benim gibi annesini kaybetmişti. Babası psikopat bir adama dönüşmüştü.
“ Sonra büyük bir arazini orada durduk. Balonlar asılmış, herkes süslenmiş püslenmişti. Ben sandım ki benim için olmuştu bunların hepsi. Arabadan indik o kutlama alanına doğru ilerlemeye başladık. Bir kadın geldi. Hazır mı dedi. Anlamamıştım o zaman. Aklım ermemişti babamın bana böyle bir şey yapacağına. Babam sinsice sırıtıp hazır dedi. Beni bir sandalyeye oturttular. Sonra bir beyefendi geldi yanıma oturdu. O oturunca herkes etrafımıza toplaşmaya başladı. Tam ne olduğunu soracakken nikah memuru geldi. Elime evlilik cüzdanını sıkıştırdı. Yanındaki imam mehir olarak ne istediğimi sordu. O ne demek bilmiyordum o zamanlar. Babam borçlarımızın hepsi silinsin yeter dedi. Herkes alkışlamaya başladı. Yanımdaki adam artık karımsın dedi. İşte o zaman anladım her şeyi. Berdele kurban gitmiştim.” Diye anlattı tüm hikayesini. “ Çok çaresizim Suzy yardım et.” Diyordu kadın.
“ Öksüz büyüdüm, berdele kurban gittim.” “ Psikolojimi sorarsan on numara beş yıldız.” Dedi kadın acı bir gülümsemeyle. “ Borçların silindi mi?” Başıyla onayladı kadın. “ Boşan ondan, kurtul. Hayatını zehir etme.” “ Tanıdığım bir avukat var. Sana onun numarasını vereceğim. Onu ara durumunu anlat o senin derdine bir derman bulur elbet. Bana da haftada bir uğra, gelişmeleri aktarırsın.” Dedim.
Kadın ayağa kalktı ve “ Çok teşekkür ederim. İyi ki sizin gibi iyi insanlar var bu dünyada.” İyi? Her gün adam öldüren iyi bir insan. Şuan o kadını acımdan kafasına sıkabilecek iyi bir insan. Kadına avukatın kartını verdim. Tam kadın kapıdan çıkarken.
“Suyu ne için aldınız acaba ?” dedim. “ Zamanı gelince öğrenirsin Suzy Smith.” Dedi kadın gülümseyerek. Bu kadın soyadımı nereden biliyordu? Müşterilere normalde sadece adımız verilirdi. Araştırarak bulması imkansızdı. Çünkü sosyal medyada bile sadece adımız geçiyordu. Başını eğerek selam verdi ve kapıyı kapatıp çıkıp gitti. Az önce ne olmuştu? Şu aralar en çok sorduğum sorulardan biri de buydu.
“ Bu akşam Alex Werrer tarafından bir balo düzenlenecektir. Bizi de kendisi davet etti. Hasta olmadığınız takdirde söylediğim isimler gelmek zorunda.” Dedi ve elindeki kağıttan isimleri okumaya başladı.
“ Suzy, Ravi, Jessica, Cristof. Bu dört kişi baloya katılacaktır.” İyi mi oldu kötü mü oldu bilemedim. Ekip gelmiyor ama ben gidiyordum. Bunu tek başıma halledemezdim. Bir plan yapıp onları içeri sokmam gerekiyordu. “ Çıkabilirsiniz.” Dedi Bay Dennis ve hepimiz dağıldık. Odaya geçince direk gruba yazdım.
Siz: Roy az önce Bay Dennis baloya gelmen gerektiğini söyledi. Kendini nasıl hissediyorsun?
Küçük Sülük: Çok iyiyim. Gelirim.
Siz: Yalnız bizimkileri istemiyor. Bu yüzden onları gizlice sokmamız gerekiyor.
Küçük Sülük: Obaa
Sağdıç’ım: Sen niye gelmedin bugün ufaklık.
Küçük Sülük: Sensin ufaklık.
Dişi Einstein: Harbi niye gelmedin?
Küçük Sülük: Ya, biraz başım ağrıyordu da gelmeyeyim dedim ondan.
Dişi Einstein: Hmm tamam.
Sert Unnie’mmm: Ya siz onu bunu bırakın bizi nasıl sokacaksınız?
Bigger Enişte: Bence biz kılık değiştirelim.
Sert Unnie’mmm: Tamam sen kadın kılığına gir. Benim kız kardeşim olarak.
Siz: Sende Bayan Armando olursun artık Slay.
Dişi Einstein: SJSJJSJSJJSJJSJJSJ
Bigger Enişte: Ha ha ha çok komiksiniz.
Sağdıç’ım: Tamam hadi konuya dönelim.
Küçük Sülük: İyiydi böyle ya.
Siz: Diyorum ki biriniz başkanın güvenlikleri gibi davranın.
Bigger Enişte: İstersen bende başkanın hanımı olayım. Ne dersin?
Siz: Güzel fikir. Başkanın karısını kaçırırız olmadı.
Bigger Enişte: Lan şakaydı. Suzy! Şaka, şakaydı lan.
Sağdıç’ım: SJSJSJJS Şuan senin kadın halini düşünüyorum.
Siz: Molier sen korumalarından birinin kılığına girersin.
Sağdıç’ım: Elbette: )
Siz: Kaldı Larya ve Slay.
Dişi Einstein: Ben sürprizi yapan olabilir miyim?
Siz: Elbetteee
Küçük Sülük: Ne sürprizi?
Dişi Einstein: Görürsün.
Siz: Slay sende barmeni etkilersin.
Bigger Enişte: Hop ne oluyor etkilemek filan? Olmaz.
Sert Unnie’mmm: Bıçağı nereye saklasam acaba?
Bigger Enişte: Kim için?
Sert Unnie’mmm: Adamı öldüreceğim ya Ravi.
Bigger Enişte: Adam mı öldüreceksin?
Sert Unnie’mmm: Sende öldüreceksin ya.
Siz: Ravi iyi misin sen?
Sağdıç’ım: Arkadaş hafıza kaybı yaşıyor.
Dişi Einstein: Umarım kalıcıdır.
Sağdıç’ım: SJSJJSJJS
Siz: SJSJJSJJS
Siz: Neyse plan hazırsa görüşürüz.
Yazdım ve çevrimdışı oldum. Eve bugün taksiyle gidecektim çünkü bizimkilerin daha erken gidip işlerini halletmeleri gerekiyordu. Eşyalarımı topladım ve Jessica’nın toplantı odasında umut ederek oraya doğru ilerledim.
Kapıyı çalıp içeri girdiğimde içeride Jessica, Bay Dennis ve Alex vardı. “ Bir şey mi isteyecektin Suzy?” dedi Bay Dennis. “ Şey, Jessica’yı arıyordum da.” Dediğim anda Bay Dennis Jessica’ya kafasıyla gitmesini işaret etti. O sırada Alex’in bana göz kırptığını gördüm.
Kafamı ona doğru çevirdim ve göz devirdim. O bana ne kadar mutlu, sevgiyle baksa da ben ona nefretle, duygusuzca bakıyordum. Jessica kolumu tuttu ve “ Hadi gidelim.” Dedi benim duyabileceğim bir ses tonunda.
Odadan çıktık ve danışmanın önünde “ Ne söyleyecektin?” dedi. “ Baloda ne giyeceksin.” Dudağı yukarı doğru kıvrıldı ve “ Yemyeşil uzun bir elbise giyeceğim. Sen?” dedi. “ Biliyor musun eğer sen bana ne giyeceğini söylemeseydin ben baloya pantolon, t-shirt ile giderdim. Ciddiyim.” Kısa bir kahkahadan sonra “ Neyse o zaman baloda görüşürüz.” Dedim ve klinikten çıktım.
Çıkar çıkmaz kliniğe yaklaşan bir taksi gördüm. Tam seslenecekken birinin beni belimden tutup kendi çekmesiyle duraksadım. Bu bu Alex’ti. “ Ne istiyorsun benden bırak beni sapık.” Derken ayağına bastım. Acıyla kıvranırken beni bıraktı. Taksiye bakmak için döndüğümde çoktan gitmiş olduğunu gördüm. Lanet olsun.
“ Ya sen benden ne istiyorsun. Sürekli karşıma çıkıyorsun. Garip davranıyorsun. Yeter ya karşıma çıkıp durma be adam.” Dedim ona dönerek. “ Bak Suzy benim vasiyeti alabilmem için iş birliği yapmamız gerekiyor.” “ Bana ne be senin vasiyetinden.” “Suzy!” Tam o sırada bir taksi geçiyordu. “Taksi!” diye seslenince araba önümde durdu. Hızlıca taksiye bindim ve oradan uzaklaştım.
Evde sabahtan beri kıyafet deniyordum. Elime bir elbise daha aldım ve yatağımda oturan Roy’a gösterdim. “ Peki ya bu nasıl?” dedim. Hayır anlamında dilini damağına vurdu. “Off Ravi sende hiçbir şey beğenmiyorsun.” “ Ne yapayım hepsi kötü.” Pes etmeyecektim. Bir elbise daha çıkardım. Bu elbise simsiyah dar yırtmaçlı bir elbiseydi. “ Bu?” Gözleri büyülenmiş gibiydi “ Çok güzel. Bunu giy.” “ Tama o zaman sende smokinini giy çıkalım.” “ Tamam” dedi ve odadan çıktı.
Elbiseyi hemen üstüme geçirdim ve makyaj masasına oturdum. Uzun bir makyajın ardından boy aynasından kendimi seyretmeye başladığım sırada Roy beni belimden tuttu ve o da aynadaki yerini aldı. “ Çok güzel olduk.” Dedik aynı anda. “ Hadi çıkalım.” Dedim Roy’un belimdeki elinden kurtulup yatağın üzerindeki çantama uzanarak.
“ Aradın mı bizimkileri?” dedim Roy’a. Şuan balodaydık ve bizimkilerin ne alemde olduğunu öğrenmeye çalışıyorduk. “ Aradım ama açan yok.” Dedi Roy. “Tamam o zaman ben Jessica’yla bar tarafına gideyim, sende Cristof ile başkanın oraya git. Ama sakın kimseye belli etme. Cristof’a da plandan bahsetme.” Dedim. Kafasını aşağı yukarı salladı ve Cristof’u bulmaya gitti.
Bende beni kenarda bekleyen Jessica’ya doğru ilerledim. “ Jessi şu bara doğru gidelim mi?” “ Olur ama bir şeyler içelim.” Kafamı sallayarak onayladım. Barın önünde otururken gözüm Slay’i ararken barmen geldi.
“ Buyurun güzel bayanlar. Ne istersiniz?” dedi. “ Ben bir bardak bira alabilir miyim?” dedi Jessica. “ Tabii siz ne arzu edersiniz?” dedi barmen bana dönerek. “ Bende bir bardak şarap alabilir miyim?” dedim.
Alkol içmeyen biri olarak ilk defa kullanmam hele ki burada beni biraz tedirgin etmişti. “ Hemen geliyor.” Dedi ve arkada hazırlamaya başladı. O sırada yanıma bir kadın oturdu.
“ Andrea bana bir bardak viski verir misin?” dedi kadın. Bu Slay’di. O kadar komik duruyordu ki şuan. Asi, sert kızımız gitmiş yerine erkek avcısı bir kadın gelmişti sanki. Kıyafetleri normal giydiği kıyafetlerden daha farklı daha gösterişli olunca gözüme bir garip gelmişti. Eğer ben Slay’in halini komik buluyorsam kim bilir Ravi’de ne yapacaktım. Slay’in gözleri benimkilerle buluşunca göz kırptım.
Daha sonrasında Jessica’ya dönüp sohbet etmeye başladık. Biz sohbet ederken içkilerimiz gelmişti. Biz konuşurken Slay ile barcı –Andrea- konuşuyorlardı. Daha doğrusu Slay onu etkilemeye çalışıyordu. En sonunda barmen o istediğimiz hareketi yaptı.
“ Slay benimle içeri gelir misin?” dedi. Slay ilk başta tiksinerek ona baktı tam bir şey söyleyecekken rol yapması gerektiğini hatırladı ve “ Elbette Andrea’m.” Dedi ve içeri geçtiler.
Yanımıza bir anda Roy ile Cristof geldi. “ Ne haber kızlar.” Dedi Cristof. “ İyi sen ?” diye sordu Jessica. “ Çok iyiyim.” Dedi ve Jessica’nın karşısına oturarak. Onlar konuşurken Roy bana döndü. “ Slay ne yaptı?” dedi. “ İçeri geçtiler. Birazdan barmenin cesedi çıkar.” Dedim kahkaha atarak. “ Ravi ile Molier ne durumda?” dedim.
“ Molier yerini aldı, Ravi müstakbel kocasıyla birazdan buraya varırlar.” Dedi. “ Umarım onu gördüğümüzde kahkaha atmaktan ölmeyiz.” Dedi. “ Umarım.” Dedim sırıtarak.”
“ Unutmadan.” Dedi ve cebinden bir tekli kulaklık çıkardı. “ Bu ne için?” dedim kaşlarımı çatarak. “ Birbirimize ulaşabilmek için. Herkese verdim. Bir sana ve Ravi’ye verememiştim. Al.” Dedi ve kulaklığı bana uzattı. Kulaklığı alıp kulağıma yerleştirdim.
“ Ravi hanımefendimizde gelsin ona da veririm.” Dedi. “ Tamam. Bu arada Bay Dennis ve Alex nerede?” diye sordum. “ Bay Dennis meslektaşlarıyla takılıyor. Alex daha ortama katılmadı.” Dedi. “ Hadi gidelim mi artık Roy?” dedi Cristof. “ Görüşürüz kızlar.” Dedi Ravi ve buradan uzaklaştılar.
“ Ben bir tane daha bira alabilir miyim acaba?” dedi Jessica. Barmeni bulursa neden olmasın. O bunu söylerken içeriden acı bir inleme sesi geldi. Ardından da Slay çıktı ve Jessica’ya eğilip.
“ Aradığınız barmene şuanda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar denemeyiniz.” “The bartender you are calling cannot be reached at the moment. Please do not try again later.” Dedi ardından İngilizcesini söyleyerek ve oradan çıkıp uzaklaştı. Kulaklığıma bir ses geldi.
“ Barmen is died. Because I killing him.” Dedi kahkahayla. “ Harikasın Slay. Ravi sen ne yaptın?” dedim. “ Suzy senin vereceğin role ben-. Şuanda makyaj yapıyorum ve sana harika bir şey söyleyeyim mi? Topuklu ayakkabı ve kısa dar bir elbise giyecekmişim. Harika değil mi?” dedi Ravi. Kahkaha attıktan sonra “ Seni o halde görmek için sabırsızlanıyoruz Leydi Ravi.” Dedi Molier.
“ A bu arada sen ne yaptın Molier.” Dedim ciddileşerek. “ Bende ne yapayım işte. Başkanın gelmesine yarım saatten az bir süre kalmış. Başkanın oturacağı yer hazırlanıyor. Bende başlarında bekliyorum.” Dedi. “ İyi bari.” Dedim. “Sen ne yaptın?” diye sordu Molier. Bende işte şarabımı yudumluyorum.” Dedim. “ Oh hayat size güzel zaten Suzy hanım.” Dedi Molier alayla. “ Neyse Ravi’yi- aman Leydi Ravi’yi görmeye hazır mısınız ekip!” diye bağırdı Roy. “ Hazırız!” dedik hep bir ağızdan.
“ Efendim?” dedi yanımda oturan Jessica. “Yok sana demendim. Aklıma bir şey geldi de” dedim. “ Peki.” Dedi ve içkisine geri döndü.
“ Karşınızda başkanımız Bay Silvio, eşi Bayan Rosetta, adamları Bay Dustin ve Bay North.” Dedi bir adam mikrofondan. Herkes ellerinin içi kanayana kadar alkışladı.
Ardından adam eline mikrofonu aldı ve “ Sayın misafirler bu güzel baloyu düzenleme nezaketini gösteren Bay Alex’e kocaman bir alkış rica ediyorum.” Dedi.
“ Kendisi daha dün babasını kaybetmesine rağmen sırf bizler için işi için böyle bir balo düzenlediği için ona tüm teşekkürlerinizi iletmeniz dileğiyle.” Dedi ve mikrofonu kenara koyup alkışlamaya başladı.
İşte orada duruyordu. Başkanın hemen yanında. Üstünde beyaz birkaç düğmesi açık bir gömlek onun üstünde ise siyah bir takım elbise vardı. Yanındaki başkan simsiyah giyinmişti. Gömleğinin düğmelerini tamamen kapatmış ve siyah, gümüş çizgilerine sahip bir kravat giymişti.
Düşmanlarımız, Dustin ve North ikiz gibi duruyorlardı. İkisi de beyaz gömlek ve papyon takmışlardı. Zaten kötü, iğrenç gözüken vücutları bu parçalar sayesinde daha kötü gözüküyordu. Onları hızla geçerek en merak ettiğim kişiye Ravi’ye Bayan Rosetta’ya baktım.
Hiç mutlu gözükmüyordu. Onun fotoğrafını çeken insanlara iğrenerek bakıyordu. Gözleri sürekli başka yerlere gidiyordu. Beni aradığına yemin edebilirdim. Ravi’nin üstünde pembe, tüllerle kaplanmış dar kısa bir elbise vardı. Altına kafam boyutunda topuklu ayakkabıyı giydirmeyi ihmal etmemişlerdi. Eline ise gül desenli bir yelpaze vermişlerdi. O kadar komik duruyordu ki kahkahalara boğuldum. Kulaklıktan yine bir ses geldi.
“ Ne kadar güzel olmuşsun Ravi. Sana aşık oldum ya.” Dedi gülerek Roy “Yengeme bak be ne kadar güzel olmuş.” Dedi Roy. “ Kapayın çenenizi.” Dedi Ravi. “ Suzy aldatıldım. Ravi beni Bay Silvio ile aldatmış.” dedi Slay. Ciddi olan taş duvar Slay bile bu durumdan o kadar keyif alıyordu ki. “ Aa hiç yakıştıramadım sana Rosetta- ay Ravi.” Dedi Molier. “ Tamam yeter bu kadar eğlence şimdi işimize odaklanalım.” Dedim.
Müzik çalmaya başlayınca herkes parteriyle birlikte dans etmeye başladı. Bense içkimi yudumluyordum. Önümde bir beyefendi diz çöktü ve “ Benimle dans eder misiniz?” dedi. Yüzünü gördüğümde Alex olduğunu anladım. Elini tuttum ve “ Neden olmasın?” dedim. Beni piste doğru götürürken Bay Silvio ile Ravi’nin de dans ettiğini görünce gülümsemeden edemedim.
Pistte bir yere geçtiğimizde Alex beni belimden bense onu omzundan tuttum. “ Ne o grubun yok mu?” dedi pis pis sırıtarak. “ Şimdi çıkışta benden ne istediğini söyleyecek misin?” dedim ciddiyetimi bozmadan. “ Hadi ama Suzy eğlenmeye geldik. Sıkıcı şeyler konuşmaya değil.” Derken beni etrafımda döndürdü.
Tekrar eskisi gibi durunca “ Ben her zaman resmi, ciddi biriyimdir. Senin için alışkanlıklarımdan vazgeçemem. Şimdi anlatmaya başla yoksa aklına bile gelmeyecek olanak tanımadığın şeyler yaparım.” Dedim sesimi oldukça ciddi çıkartarak.
“Pekala sana ne yazdığımı hatırlıyor musun?” dedi o da işin ciddiyetini anlayarak. “ Saçma bir anlaşmadan söz ediyordun.” “ Evet, eğer benimle birazdan büyük salona gelirsen senden ne istediğimi anlayacaksın Suzy. Sana yalvarmam çünkü geleceğini sende biliyorsun.” dedi. “ Peki geleceğim ama sende benim sözümü dinleyeceksin.” Dedim ona yaklaşarak.
O da buna karşılık beni kendisine daha çok çekti ve “ Elbette Suzy.” Dedi gülümseyerek. “ O zaman görüşmek üzere.” Dedim ve ondan uzaklaşıp barın o taraflarına doğru ilerleyerek.
“ Yardım edin!” dedi kulaklıktan Ravi. “ Ne oldu?” diye sordum. “ Bu psikopat manyak az önce beni öpmeye çalıştı.” Dedi. Hepimiz bir kahkaha atınca Ravi “ Çok komik. Benim yerimde siz olsaydınız gösterirdim ama sevgili liderimiz beni böyle bir role uygun gördüğü için.” Dedi sitemle. “ Fena mı oldu?” dedi Slay.
“ Larya ne zaman gelecek.” Dedi Roy. “ Birazdan geleceğim.” Dedi Larya. “ Lan sana kulaklık verildi mi?” dedi Molier. “ Evet, her şeyi duydum. Özellikle de Ravi’nin Slay’i Bay Silvio ile aldattığını.” Dedi gülerek. “ Sende mi Larya be.” Dedi Ravi umutsuzca. “ Sen neden gelmedin Larya.” Dedi Roy. “ Ben sürpriz zamanı geleceğim.” Dedi. “ Ya ne sürprizi?” dedi Roy inatla. “ Beklemeyi öğren Roy Smith.” Dedim. “ Suzy ne zaman çıkacağım bu arada?” dedi Larya. “ Ben sana söylerim.” Dedim.
“ Bu arada Alex bizimle konuşmak istiyor. Larya hariç hepiniz gelin.” Dedim. “ Ben gelemem. Müstakbel kocamı bırakamam.” Dedi Ravi. “ Ben ayarlarım onu.” Dedi Molier. “ Hadi o zaman büyük salonda buluşalım.” Dedim ve büyük salona doğru ilerlemeye başladım.
Binanın merdivenlerinden çıkarken Slay ile karşılaştım. Koluma sokulurken “ Bu Alex bizi neden çağırıyor?” dedi. “ Bizimle anlaşma yapmak istiyormuş. Onu konuşacağız.” Dedim. “Sakın bana kabul edeceğini söyleme!” dedi. “ Bilmiyorum Slay. Hadi yürü.” Dedim onu çekiştirerek.
Büyük salona vardığımızda kırmızı siyah renkte olan tekli bir koltukta oturan Alex’i gördük. Bizi eliyle oturmamızı gösterdi. Hemen çaprazındaki tekli koltuklardan birine oturduğumuz sırada buraya gelen üç kişinin olduğunu gördük.
Alex hemen ayağa kalktı ve Bayan Rosetta ‘nın – Ravi – yanına doğru ilerledi ve elini tutup nazikçe öptü. Ravi hemen elini çekip “ Ne yapıyorsun sen be sapık!” diye bağırdı. “ Özür dilerim Bayan Rosetta. Amacım sizi rahatsız etmek değildi.” Dedi mahcup yüz ifadesini takınarak. “ Ne Rosetta’sından bahsediyorsun sen?” derken peruğunu çıkardı. Alex ağzı açık kalmış Ravi’ye bakıyordu. “ Sen Erkeksin!? Bayan Rosetta nerede?” dedi Alex. “ Güzellik uykusunda Bay Alex.” Dedim arkadan.
“ O zaman bu da Rosetta’nın koruması filan değil.” Dedi. “ Tabii ki de değilim. Kabul et güzel rol yapmışız değil mi?” dedi Molier. “ Evet Sağdıç’ım. En iyi oynayan sendin(!).” dedim dalga geçerek.
“Patron gelmemize izin vermeyince bizde böyle girelim dedik. Kötü mü yapmışız?” dedi Roy yanıma oturarak. “ Siz psikopatsınız.” Dedi Alex otururken. “ Sende karaktersizsin, biz sana bir şey diyor muyuz?” dedi Ravi. “ Neyse konuya dönelim.” Dedim Alex’e dönerek. Ellerini önünde birleştirdi ve bana dönerek konuşmaya başladı.
“ Bakın ben bu vasiyeti almadım.” Dedi. “ Nasıl yani?” dedi Roy anlamaya çalışarak. “ Yani sözde bana verdiler. Gerçekten ona sahip olmam için babamın bana söylediği beş maddeyi gerçekleştirmem gerekiyor. Maddelere göre ilk olarak başkanı öldürmem gerekiyor.” Dedi. “ Peki ama neden?” dedi Molier. “ Onu bende bilmiyorum.” Dedi. “ Sadede gel Alex. Bizden ne istiyorsun?” dedim.
“ Birlik olmayı. Siz bana yardım edeceksiniz, bende size.” Dedi. Güvenmeli miydim ? Hiç sanmıyorum. “ Bizde enayi gibi sana mı güveneceğiz? Planın bu mu?” dedi Slay. “ Sana gerçekten güveneceğimizi mi düşündün? Ne o yoksa şimdi baban gibi bizi tehdit mi edeceksin?” dedim.
“ Bana güvenmemenize anlam verebiliyorum ama lütfen bana bir şans tanıyın.” Dedi. Etrafı derin bir sessizlik kapladı. Herkes bir yere bakıyor içindeki düşüncelerle boğuşuyordu.
“ Tamam, sana bir şans tanıyacağım Alex ama eğer ters bir hareketini görürsem seni işkence ede ede öldürürüm.” Dedim sessizliği bozarak. “ Sen ciddi misin Suzy? Sırf sen dedin diye kadın oldum ama asla bununla birlikte çalışmam.” Dedi Ravi ayağa kalkarak. “ Birlikte başkanın işini bitireceğiz. Karşılığında ne istiyorsunuz?” diye sordu Alex. “ North ve Dustin de ölüler listesine girecek.” Dedim. “Dediğin gibi olsun.” Dedi ayağa kalkarak. Bende yavaşça ayağa kalktım ve elimi uzattım. “ Anlaştık o zaman.” Dedim. Elimi sıkarak “ Anlaştık.” Dedi.
“Sıra size geldi haydi sahneye çıkın.” Dedi tanımadığım bir adam Jessica ile bana bakarak. Yine bir adam eline mikrofonu aldı ve “ Şimdi sevgili konuklar İyi Yaşam Şirketinden Bayan Suzy, Bayan Jessica, Bay Roy, Bay Cristof ve şirket sahibi Bay Dennis’i sahneye davet ediyorum.” Dedi.
Hızlı adımlarla sahneye çıktık ve Bay Dennis eline mikrofonu aldı. “ İlk önce hepinize çok teşekkür ederim. İyi Yaşam Şirketimin amacı insanlara yardım etmek ve onların hayatlarına dokunmak olmuştur. Biz bu şirketi bir aile gibiyizdir.” Diye anlatmaya başladı. Utanmadan ne güzel yalanlar söylüyor. Birde isterse ‘ Biz çok iyi anlaşırız. Hatta bana baba bile dedikleri oluyor.’ desin.
O bunları anlatırken arkada video ve fotoğraflarla konuşması destekleniyordu. Herkes büyük bir ilgiyle Bay Dennis’i dinliyorlardı. Ta ki o videoyu görene kadar. Arkadan Larya’nın açmasını istediğim video başlatılmıştı. Videoda söylenenler Bay Dennis’e garip gelince arkasını döndü ve gördüğü haberle herkes gibi onunda ağızı açık kaldı.
“ Evet sayın seyirciler, bir son dakika haberiyle karşınızdayız. Ülkemiz büyük bir tehlike altında. Bunun en büyük sebebi başkanımız sayın Silvio Larco’nun yanındaki adamlar. Kimliği belirlenemeyen bir kadının polise gidip anlatmış olduğu şeyler ve elindeki deliler hepimizi büyük bir şoka uğrattı. Kadının söylediklerine göre başkanımız Bay Silvio’nun yanındaki adamlar yani Bay North ile Bay Dustin birer mafyaymışlar.” Dedi haber kanalı sunucusu. Herkes şaşkınlıkla başkana ve yanındaki North ile Dustin’e bakıyordu.
“ Bunların hepsi yalandır!” diye bağırdı başkan. “ Kim adamlarıma böyle bir iftira attıysa kendisi bizzat benim emrim tarafından cezalandırılacaktır!” dedi. Bir anlığına North ve Dustin ile göz göze gelince onlara en sert bakışlarımı gönderdim.
Kaşları çatılmış bana bakarlarken yanımıza doğru Alex’in geldiğini gördüm. Yanıma iyice yaklaştı ve eğilip kısık sesle “ Sen yaptın değil mi?” dedi. Geri çekilirken tak kaşımı kaldırarak “ Bir şüphen mi var?” dedim. Ellerini kaldırarak “ Ne münasebet.” Dedi. Jessica beni kolumdan tutup “ Sahneden iniyormuşuz.” Dedi. Kafamı sallayıp hızla Alex’e döndüm. “ Ambulansı aramanı tavsiye ederim çünkü bu daha bir başlangıçtı.” Dedim ve Jessica’yla sahneyi terk ettik. Alex bana anlamaz bakışlarını gönderirken bana doğru gelen Molier’e tüm ilgimi verdim.
“ Bakıyorum da iyice anlaştınız. Yakında sen bunu gruba da alırsın.” Dedi. Kısa bir kahkaha kopardım. “Saçmalama Molier. Onu gruba alacağıma gider çöp kutusunu alır grubun yeni lideri yaparım daha iyi.” Derken o beklediğim ses geldi. Yeni bir video başlatıldı.
“ Bak Molier grubun videosu başlıyor. Şöyle güzel bir yere geçelim de keyifle izleyelim ama değil mi?” dedim. O bu dediğime gülerken ben onu ön taraflara doğru götürdüm.
“ Merhaba sayın Sicilya halkı. Ben sizin iftira diye söylediğiniz gerçekleri bilen kişilerden biriyim. İstediğiniz kadar sayın sövün bu gerçeklerin üstünü asla kapatamayacaksınız. Bir intikam için çıktığımız bu yolda bizi daha neler bekliyor tahmin bile edemezsiniz. Bizden nefret edeceksiniz, yok etmek isteyeceksiniz. Ama biz asla yok olmayız ta ki intikamımızı alana kadar. İzninizle kendimizi tanıtalım. Biz Ready To Fire‘ız. Bu ülkenin en büyük mafya grubuyuz. Bu ismi zihninize iyice kazıyın. Çünkü isteseniz de unutamayacaksınız. Ben grubun bilgini saygılarla…” dedi Larya.
Artık istediğim gibi bütün dünya bizim kim olduğumuzu öğrenmişti. Kimliklerimiz hariç. Herkes videoya odaklanmışken çaktırmadan başkana yaklaştım.
Ravi beni gördüğü an ‘müstakbel kocasına’ daha çok yanaştı. Bu onun dikkatini dağıtırken bacağıma gizlediğim hançeri çıkardım tam bacağına saplayacağım sırada North beni gördü. Başkana söyleyecekken susması için ilk onun bacağından sapladım. Ardından bir koruma beni fark edince işlerin kızışacağını anladım ve yüzüme bir maske geçirdim.
Ardından adamın üstüne koşarcasına ilerledim ve üstüne atladım. Adam beni itmeye çalışıyordu ama nafile. Diğer korumalarda beni fark edince hızlanmam gerektiğini anladım. Altımda kalan adama hançeri sapladım ve şiddetle çektim. Adam acıyla titrerken üstüme gelen diğer korumaya doğru yöneldim.
O sırada arkamdan bir adamın bana doğru geldiğini hissettim ve arkamı döndüm. Lakin arkamı döndüğümde gördüğüm şey sadece bir cesetti. Önüme döndüğümde önümde de bir ceset vardı. “ İyi iş çıkarmış mıyız?” dedi Molier. Yüzünde maskesi olmasına rağmen tanımakta zorluk çekmemiştim. Omzuma konan elle o tarafa döndüğümde bu sefer Slay’i gördüm. “ Sağdaki adamı bana bırakmazsanız onun cesedini sizinkinin yanına koyarım.” Dedi hızla adamın üstüne atılarak.
Bende bana yaklaşan adma doğru ilerledim. Adamlar öyle bağırıyordu ki duymamak için sağır olmak gerekirdi. Lakin başkan ve yanımızdakiler duymuyorlardı bile. Başkan karısının (!) etkisinde kalmış yanındaki insanlar ise videonun etkisinde kalmışlardı.
Yanıma hızla inen birinin olduğunu görünce gözlerimi kısıp kimin geldiğini anlamaya çalıştım. Adamı bu sefer silahla vururken Molier’e bakıyordum. “ Bu kim şimdi?” dedim. Adam yere yığıldı ve Molier bana dönüp “ Hiçbir fikrim yok.” Dedi. İnen adam yanıma geldiğinde bunun Roy olduğunu görünce gözlerim kocaman açıldı. “Roy!” dedim sessizce. Elindeki silahla ona doğru gelen adamın üstüne doğru koşamaya başladı. Bizde diğerlerini hallediyorduk.
Başkan bir saniyeliğine arkasına döndüğünde biz gördü. “ Burada ne oluyor!” diye bağırınca herkes bize döndü. Ravi bu fırsatı değerlendirerek yüzüne maskesini taktı ve başkanı sırtından bıçakladı. Başkan yere düştüğünde herkes bağırıp kaçmaya başladı. Korkaklar…
Bana doğru gelmeye başlayan dört adam vardı. Herkes bir başka adamla ilgilendikleri için ne yapacağımı bilemedim. Tam o sırada önüme siyah saçları rüzgarda ahenkle dans eden uzun boylu bir adam geçti. İki adamı kendisine doğru yönlendirdi ve kalan ikisini bana bıraktı.
İki adamı da vurdum ve Ravi’ye doğru baktım. Kadın kıyafetlerinden kurtulmuş, ayakkabıyı çıkarmış adamları bir bir bıçaklıyordu. Geri adamlara döndüğümde az önce beni kurtaran kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu gördüm. Hızla karşısındaki adamlara doğru atıldım. Onu sırtından vurdum ve adam yere düşerken nefes nefese bu adamın kim olduğuna baktım.
Bu bu Alex’ten başkası olamazdı. “Alex?” dedim şaşkınlıkla. Dudağı yukarı kıvrılarak “ Biraz stres atayım dedim. Hem bak fena mı oldu?” dedi Roy’un büyük salonda söylediğini tekrar ederek. Bu söylediğiyle benimde dudağım yukarı doğru kıvrıldı ve o şekilde savaşmaya devam ettik. Bir adamı daha yerle bir ederken yüzümde güller açıyordu.
Ta ki tanıdık acı bir inleme sesi gelene kadar. Hemen o tarafa doğru döndüğümde karnından vurulan Roy’u görmem bir oldu. Roy yerde can çekişiyordu, adam ise kahkaha atıyordu.
Adamın üzerine ilerlemek için giderken benden önce davranan oldukça sinirli olan Larya’yı gördüm. Kaşları çatılmış, çok ciddi bir şekilde adamın üstüne yürüyen Larya yerdeki bıçağı aldı ve sertçe tuttu. “ BENİM AİLEME, ARKADAŞLARIMA ZARAR VEREN KİŞİYİ YAŞATMAM BEN!” dedi. Adamın gidecek yeri kalmayınca duvara tosladı. “ UMARIM CEHENNEME GİTMEK İÇİN HAZIRSINDIR.” Dedi. Sesi oldukça sert çıkıyordu.
Adama bir saniye bile bakmadan acımadan adamı defalarca kez bıçakladı. Hatta yetmedi adam ölse bile bıçaklamaya devam etti. Bıçağı kaldırdı ve bize doğru döndü. Gözleri benimkilerle buluşunca yüzündeki kanları elinin tersiyle sildi ve Roy’a doğru koştu.
Etrafta öldürecek adam kalmadığı için hemen bizde Roy’a doğru koşar adım ilerledik. Alex Roy’u kucakladı ve “ Çabuk arabaya doğru koşun!” dedi.
Şuan hastanede Roy’un durumunu öğrenmek için bekliyorduk. Larya’nın siniri çok geçmiş gibi değildi ama yine de biraz daha iyiydi. Slay Ravi çifti bir kenarda oturmuş sanki hiçbir şey olmamış gibi adamları nasıl güzel öldürdüklerini konuşuyorlardı. Molier’in gözünden uyku akıyordu. Alex duvara yaslanmış beni izliyordu. Bense bir sağa bir sola ilerleyerek kendi kendime konuşuyordum. Roy’a bir şey olmasından çok korkuyordum.
En sonunda odadan doktor çıktı. Hepimiz bu anı bekliyormuşuz gibi doktorun yanına koştuk. “ Durumu nasıl?” dedim. “ Roy Bey gayet iyi durumda. Biraz dinlensin çıkış yapabilirsiniz.” Dedi ve başka bir odaya girdi. Herkes rahat bir nefes vermişti. Ben sonunda sandalyeye rahatça oturabilmiştim.
Ardından yanıma Alex oturdu. “ Daha dün tanıştık ama şu olanlara bak.” Dedi. “ Hayat işte. Provası olmaz hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek. Bu da hayatın acı bir gerçeği işte.” Dedim sıkkın bir nefes vererek.
Arabaya binmiştik sonunda. Molier son sürat arabayı kullanıyordu. Bu sefer ilk olarak bizi bırakacaklardı Roy’un durumu yüzünden. Bu sefer daha hızlı sürüyordu. Işıkları, arabaları önemsemeden. Köşeyi döndü ve ikinci evde durdu. “ Hepinize bugün için teşekkür ederim Ready To Fire ekibi.” Dedim. Tebessümle karşıladılar bu sözümü.
Roy’un elinden tutarak yavaş adımlarla arabadan indik. Apartman kapısının önüne gidene kadar bizi beklediler. Roy demire tutunurken arkamı döndüm ve arabadakilere el salladım. Onlarda korna çalıp hızla uzaklaştılar. Tekrar Roy’a döndüm ve elinden tutarak eve kadar ağır adımlarla ilerledik.
Evin içine girdiğimizde Roy’u yatağına uzandırdım.
“ İyi misin?” dedim. “ İyiyim abla merak etme.” Dedi. İçtenlikle saçını öptüm ve gülümseyerek. “Yarın iş filan yok. Evde yat dinlen.” Dedim. Kafasını tamam anlamında ileri geri salladı. Işığını kapatıp kendi odama geçtim.
Makyajımı olabildiğince hızlı bir şekilde çıkardım ve pijamalarımı giydim. Işığı kapatıp yatağıma uzandım. Yıldızları gören penceremden onları seyretmeye koyuldum.
Ready To Fire… Bu ismi genelde kullanmazdık ama artık ülke bizi tanıdığı için bir sesleniş biçimi olmalı diye düşündük ve bu eskiden kullandığımız ismi seçtik. Anlamı ‘ateş etmeye hazır’ demekti. Çoğu insan bunu duyunca “ Çok havalı!” diye düşünürdü. Bu onlar için ne kadar havalı gözükse de bizim için acı bir anlam kazandırıyordu bu söz.
Jessica’nın kardeşi Mia öldürülmeden önce söylenen bir sözdü bu. Bende zaten o gün bugündür Roy için extra endişeleniyordum. Düşmanım bile olsa kardeşine asla böyle bir şey yapmazdım. Yapamazdım. Bende bir insandım ve vicdanım buna elvermezdi.
Bugünün duygusallığını, asını, savaşını, sinirlerimi, kararlarımı bir kenara koyup uymayı diledim. Yıldızların altında tabii. Sonuçta yıldızlar karanlığın içindeki umutlardır.