İçeriğe geç

İntikamın Bedeli

Bölüm 5 · 19 dk okuma

İntikamın Bedeli

Bölüm 5

1. bölüm Başlangıç

Sicilya'da 2011 yılının soğuk bir aralık gecesi,

Nefes nefese kalmış bir şekilde zar zor gördüğüm kolonun arkasına geçtim. Silahımı çektikten sonra beni pis bir gülüşle arayan adama nişan aldım ve sıktım. Adam kanlar içinde yere yığıldı.

Silah sesini duymuş olacak ki yanıma o geldi. O kim mi? Slay, Çocuk Esirgeme Kurumunda büyümüş, duyguları alınmış bir yapıya sahip taş duvar. O an alışık olmadığım bir şekilde gülümseyerek " Bu iş bu kadar." dedi.

Bir anda bize doğru koşturan dört kişinin olduğunu gördük. Gözlerimi kısarak kim olduklarını anlamaya çalıştım. Sisin içinden uzun sarı saçlarıyla Larya'yı görünce bizimkiler olduğunu anlayıp yanlarına doğru ilerlemeye başladık. Bu arada Larya grubumuzun en küçük üyesidir. Kendisi anne ve babasını küçük yaştan kaybettiğinden dolayı halasıyla yaşıyordu.

Ekibin bir diğer üyesi olan Ravi de uzun bir zamandan beri dedesiyle kendine düzen kurmuştur. " Buradaki işimiz bittiğine göre polisler gelmeden gidelim." dedi. Kafamı olur anlamında ileri geri salladım ve arabaya doğru ilerlemeye başladık.

Tam 5 yıldır birer mafyaydık ve toplam 200 kişi öldürdük. Şuana kadar hiçbir savaşımızı kaybetmedik ve asla da kaybetmeyeceğiz de. Biz çok güçlü bir ekiptik. Her grubun bir lideri olduğu gibi bu grubunda lideri bendim.

Bizim hayat felsefemiz " Ya kazanırız ya da ölürüz ama her zaman birlikte." En sonunda arabaya ulaştık. Herkes sırayla arabaya binmeye başladı. Şöfor koltuğuna oturan Molier Hepimizi gözleriyle kontrol etti. Kendisi çok cana yakın biridir. O da ailesini kaybedince amcasıyla yaşamaya başladı. Molier'i ilkokuldan beri tanıyorum. Grupta en güvendiğim kişiler sırasında 2. sırada yer alıyor.

Herkes sohbet ederken cam kenarına oturmuş bense bugünü ve bir sonraki kurbanlarımızı düşünüyordum. Artık ara sokaklardan kurtulmuştuk Molier'de son sürat sürmeye başladı.

İlk olarak Slay ile Ravi'yi bırakacaktık. Slay tam bir fedaiydi ve işinde uzmandı. Bir gün Slay bana küçüklük anılarını anlatırken bir çocuğun kolunu nasıl kırdığından bahsetmişti. Hatırladığım kadarıyla hava yağmurluydu. Slay'inde ayağa kayıp düşmüş. Onu gören bir çocukta Slay'in yanına gidip gülmeye dalga geçmeye başlamış. Slay'de sinirlenip ayağa kalkmış ve çocuğun kolunu tuttuğu gibi ters çevirmiş. Ayağıyla da çocuğun karnına yumruk atıp gitmiş. Artık Slay çocuğun kolunu nasıl çevirdiyse çocuğun kolu kırılmış.

Ravi ise olayları pek takmaz ama kazanmak için çok çaba gösterir. Örneğin birgün Ravi'nin kolu incilmişti. Ama buna rağmen o saatlerce silah çalışmıştı.

Giderek hızlanıyorduk. Artık yolun kenarlarındaki ağaçları net göremiyordum. En sonunda yedi katlı beyaz apartmanın önünde durduk ve ikisi de indi.

Sırada Larya vardı. Benim yanımda oturmuş dergi okuyordu. Larya, tatlı, sakin, her şeye olumlu bakan, bilgili bir kız. Şimdi diyeceksiniz bu kız nasıl mafya üyesi oldu. Bize düşmanlar hakkında bilgi toplar, yerlerini bulur ve az da olsa öldürür. Onun kırmızı çizgisi ailesi ver arkadaşlarıdır. Onlara bulaşan ona da bulaşmış sayılır. Sinirlenince Larya'yı asla tanıyamazsınız. Bazen bu hali bizi bile korkutabiliyor. Buna en yakın yaşadığımız olay geçen hafta çarşamda günüydü.

Herkes Larya'ya kızıp bağırıp çağırıyordu. En sonunda dayanamayan Larya elindeki kitapları sertçe masaya fırlatarak bağırmaya erkeklerin üzerine yürümeye başladı. Çok zor ayırabilsekte her şey tatlıya bağlanmıştı. arabaların arasından hızla geçiyorduk ki bir ara sokakta büyük beyaz evin önünde durduk. Yavaşça gözlüğünü düzeltti ve sessizce arabadan indi.

Şimdi ise Roy ile beni bırakacaktı. Roy elinden geldiğince çoğu işi yapar. Ayrıca mafyaların en küçük üyelerinden biridir. O yüzden ona genelde erkekler " ufaklık" derler. Bu arada Roy benim erkek kardeşimdir. Ailemden geriye ara sıra bize para gönderen teyzemden ve Roy'dan başka kimse kalmadı. Araba yavaşladı ve büyük siyah evin orada durdu.

Arabadan ağır adımlarla indik ve asansöre bindik. Roy hemen dokuz numaralı tuşa bastı. Gözünden uyku akıyordu. Onun bu haline yorgun bir şekilde gülümsedim. Asansör yavaşça açıldı. Bizde koşar adım evin kapısına yöneldik. Olabildiğince hızlı davranarak kapıyı açtım .

Roy direk odasına giderek yatağa atladı. Bende kendi odama yöneldim ve yatağa yavaşça oturdum. Kanayan ellerimi yumruk yaptım ve bir sağımdaki bir solumdaki odaya baktım. Sağdaki kapı giyinme odasına, soldaki kapı banyoya açılıyordu.

Derin bir nefes alarak soldaki kapıdan odaya girdim. Üstümdekilerden kurtulduğum gibi kendimi duşakabine attım ve kendimi sıcak suya bıraktım. Duşum bitince giyinme odasına girdim. Ellerime tekrar baktığımda ufak tefek kesik izleri olduğunu fark ettim. İştekiler görürse onlara ne derdim? Ben mafyayımda dün dikkat etmemişim elimi kesmişim mi diyecektim?

Kimliklerimizi gizlemek için klinikte çalışıyoruz. En azından gündüzleri. Akşamları ise tekrar birer mafya oluyorduk. Biz bütün ekip aynı yerde çalışıyoruz.

Peki orada güvendiğimiz, bize yardımcı olan birileri yok muydu? Elbette var. Onlar kimliklerimizi gizlememize ve düşmanlar konusunda çok yardımcı oluyorlar. Ütüme siyah penye bir gecelik giydim. En sonunda bitkin bir şekilde kendimi yatağa attım.

Alarmın sesiyle uyandım. Hala gözümden uyku akıyordu. Gözlerimi açabildiğim kadar açtım ve alarmı kapattım. Gözlerimi ovuşturdum ve yüzümü yıkadım.

Kendime gelmiş bir şekilde giyinme odasına gittim. Birkaç dakika gardıroba boş boş baktıktan sonra gözüme çarpan üzerinde " don't touch me" yazan gri sweatshirt'ü giymeye karar kıldım. Saçlarımıda topuz yapıp Roy'u uyandırmaya gittim.

" Roy hadi kalk artık." dedim sitemle. İşaret parmağını havaya kaldırıp " Bir dakika daha lütfen." dedi zar zor.Kaşlarımı çattım ve kollarımı birleştirip odamdaki makyaj masama gitmek üzere yol aldım.

Yavaşça sandalyeye oturdum ve makyaj yapmaya başladım. Makyaj dediğim de bir rimel, bir ruj. İşim bitince seslerin geldiğini duydum. Roy en sonunda kalkmış hazırlanıyordu. Bende onu bekletmemek için montumu alıp yanına gittim.

Az da olsa kar yağıyordu. Bu yüzden botlarımızı giydik ve asansöre bindik. Çantamdan telefonumu çıkarttım. Saat 7.30 ‘ du. Ardından bir mesaj geldi. Yazan Slay’di. “ Aşağıda bekliyoruz.” yazıyordu. Asansörün kapısı yavaşça açıldı. Hızlı adımlarla apartmandan çıkıp arabanın önüne geldik.

“Sonunda iki saattir sizi bekliyoruz.” dedi Ravi. “Pardon çocuklar beyefendiyi güzel uykusundan uyandırmamız biraz zor oldu da.” dedim Roy’a bakarak. “ Hadi arabaya bininde gidelim.” dedi pencereden kafasını çıkartan Larya.

Arabanın kapısını açtım ve ayakkabılarımı kirletmemek amacıyla yavaşça bindim. Kapılar kapandı ve Molier sürmeye başladı. Akşamkinden daha farklı bir arabaydı. Eğer akşamki arabayı yakalarlarsa bizde çok çabuk yakalanırdık. Ama her gün araba değiştirdiğimiz için işleri daha da zorlaşıyordu.

Molier bir anda sağa çekti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken büyük binayı görünce geldiğimizi anladım. Arabadan sırayla indik ve merdivenleri ağır ağır çıkmaya başladık. En sonunda iş yerimize ulaştık. Arkadaşlarımız ve biz psikologda çalışıyorduk.

Bizi kapıda karşılayan Violet ile hızlıca içeri ilerlemeye başladık. Bir yandan bana bugün yapacaklarımı anlatıyor bir yandan da bana yetişmeye çalışıyordu.

Violet’i yaklaşık 5 yıldır tanıyorum. Kendisi çok hayalperest ve maceracı biridir. Hiç olmayacak şeylerin hayalini kurar ve sanki gerçekten gerçekleşecekmiş gibi bekler. Violet buradaki danışmanlardan biri. Ayrıca bizim gruba yardım edenlerden. Yani “arkadaşımız” ama ben bu kelimeyi kullanmayı pek sevmediğim için gruba yardım edenler diye geçiştiriyorum.

Danışmanın önünde durduk ve herkes odasına gitmeye başladı. Bende tam gidecekken önündeki sarı perçemleri geriye atarken elime bir dosya tutuşturdu ve o duymak istemediğim cümle dudaklarının arasından çıktı.

“Bugün saat 3 de toplantın var.” Ona gözlerimi kocaman açarak “Şaka mı yapıyorsun.” dedim. Kafasını hayır anlamında iki yana salladı. Derin bir nefes aldım ve mutsuzca odama geçtim.

Kapıyı yavaşça açtım masamın yanındaki sahte kuşağa montumu ve çantamı astım. Sandalyeye oturduğum sırada kapı çaldı. Kapı açıldı ve Sunny geldi. Bir eliyle kapıyı tutuyor diğer eliyle ise dosyayı tutuyordu. Önüne gelen saç tutamlarını eliyle alamadığı için üfleyerek kurtulmaya çalışıyordu.

Sunny de Violet ile birlikte danışmada çalışıyordu. Sunny hemen konuşup anlaşabileceğiniz biri değil. Onun zevki ve tercihleri çok farklıdır. Sunny ayrıca bizim grubun ikinci bilginidir. Bazen ona Larya 2 bile dedikleri oluyor.

Gözlüğünü düzeltip “ Suzy bir şey ister misin? ” dedi. “ Bir kahve güzel olurdu.” dedim gülümseyerek. Başını ileri geri salladı ve “ Hemen getiriyorum.” dedi ve kapıyı kapatıp gitti. Violet’in verdiği dosyayı açıp okumaya başladım. Toplantı hakkında bazı bilgiler vardı.

05/01/2012 tarihinde İngiltere’den önemli kişiler gelecekler. Çok güzel bir performans sergilememiz ve onları büyülememiz gerekiyor. Aksi takdirde şirketimiz iflas edecek. Gelecek kişiler bizim reklamımızı yapacaklar. Başarılı olursak maaşınıza %80 zam yapılacaktır. Başarısız olursak işte o zaman battık demektir. Ona göre çalışın. Bu toplantıda ise yapmamız gerekenleri konuşacağız. Toplantı saat 15.00 ‘da olacaktır. Katılmanızı rica ederiz.

İyi Yaşam Merkezi A,Ş.

Dosyayı kapatırken kapı çaldı. Gelen Sunny’di. Elindeki kahveyi masama bıraktı ve bana dönüp “Suzy bir hanımefendi geldi. Agatha bugün izinliymiş sana yönlendiriyorum.” dedi. Bıkkınca nefesimi verdim ve tamam anlamında başımı ileri geri salladım. Hızlı adımlarla odadan çıktı. Bende kadın gelene kadar bilgisayarımı açtım.

Annem ile babam benim psikolog olmamı isterdi hep. Ama ben hep mafya olmak istedim. Annem ile babam vefat ettiğinde ben zaten mafyaydım. Onlar ölünce de çok istedikleri için bu bölümü okudum. İyi ki de okumuşum.

Bilgisayar daha açılmadan kapım çalındı. Kapı açılınca kadın önümde durdu. Kadının üstü başı kir içinde. Kıyafetleri ise yırtık pırtıktı. Elimle sandalyeyi işaret ettim. Kadın yavaşça oturdu.

Boğazımı temizledim ve konuşmaya başladım. “ Buyurun hanımefendi.” dedim gülümseyerek. Kadın başı eğik konuşmaya başladı. “ Benim 4 yaşında bir oğlum var.” dedi kadın sesi titreyerek.

“ Babasıyla da çok iyi anlaşırdı. Ta ki 2 yıl önceye kadar.” dedi. Kadının gözleri dolmuştu. Önüme gelen saç tutamlarını geriye atarak kadına sordum. “Ne oldu.” dedim. Kadın artık yere değil bana bakıyordu.

“ Babası o yıl çok yanlış arkadaş seçimlerinde bulundu. İçki içmeye, kumar oynamaya ve daha bir sürü şey yapmaya başladı. Buna rağmen onu hep sevdim ama…” dedi kadın.

Artık doğru düzgün konuşamıyordu. Gözlerinden yaşalar damlamaya başladı. Yanımdaki çekmeceyi açtım ve kadına su verdim. “ Anlatabilirseniz anlatır mısınız?” dedim.

Kadın suyundan bir yudum aldı ve konuşmasına devam etti. “ Ben pazardaydım, oğlumda okulda. Eşim işe gitmiyor. Bende haftada 6 gün çocuğum için çalışıyorum” dedi burnunu çekerek.

“Peki ne kadar maaş alıyorsunuz?” dedim defterime notlarımı alırken. “ Toplam 6 Bin. 5 bini okula gidiyor. Kalanıyla zar zor idare ediyoruz.” dedi ağlamaktan helak olmuş şekilde. Konuyu değiştirmek amacıyla “ Peki o gün ne oldu?” dedim.

Kadın cebinden bir peçete çıkardı ve gözyaşlarını sildi. “ Kapıdaydım ve bir çığlık sesi geldi evden. Hemen kapıyı açtım ve bir kurşun sesi.” dedi. Sesi daha az geliyordu.

“ O ablamı vurdu.” dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Eliyle yüzünü kapattı. Sakinleşince ise suyunu bitirene kadar içti. Bende kahvemden bir yudum aldım.

“ Boşanmak istiyorsunuz ama çocuğunuzun psikolojisini ve eğitimin düşünüyorsunuz değil mi?” diye sordum. Kafasını evet anlamında ileri geri salladı.

“ Çocuğunuz eğitim masraflarıyla ilgilenecek. Haftada 2 kere çocuğu buraya getirin. Onunla çok güzel ilgilenirler. Kalan parayla ilk önce bir avukat tutun ve hemen işlemleri başlatın. En kısa sürede boşanmalısınız. Aksi takdirde çocuğun psikolojisi daha çok bozulacak .“ dedim elimdeki kalemi çevirerek.

“ Allah sizden razı olsun çok teşekkür ederim.” dedi kadın. Gülümsedim ve kadına bir kağıt verdim. “ Bu tarihte tekrardan gelin lütfen. Çocuğunuzu da getirmeyi unutmayın.” dedim. Kadın tekrar teşekkür etti ve çıktı.

Neredeyse her gün böyle kişiler geldiği için alışmıştım artık.

Yanımdaki telefondan Violet’i aradım. Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra Violet geldi. “ Başka kimse gelmesin toplantıya hazırlanmam lazım. Bir de Molier ile Rayn’ı çağırır mısın?” dedim. “ Tamamdır.” dedi ve telefonu kapattı.

Biraz sonra kapı yavaşça açıldı ve “ Selam Suzy.” dedi Rayn ve Molier.” Sizi toplantı için çağırdım.” dedim. İkisi de karşımdaki sandalyelere oturdular. “ Nerden başlayalım?” dedim. Biraz sessiz olup nerden başlayacağımızı düşündük.

Sessizliği bozan Molier ile Rayn’la ona döndük. “ Bence ilk önce kadın, erkek ve çocuk psikolojilerini tanıtıp farklarını gösterelim” dedi.

“ Daha sonra da herkesin yaptığı işleri önemleriyle anlatalım.” dedi. Rayn’da

“ Ve en sonunda da buraya gelenlerin en çok yaşadıkları sıkıntıları ve bizim yaptığımız çözümleri anlatırız.” dedim bende.

”Harika, hazır işte şimdi bunu slayda dökelim.” dedi Molier .

Hemen bilgisayardan uygulamayı açtım ve birkaç fotoğraf seçip slayda koydum. Rayn’ın yardımıyla yazıları, Molier’in yardımıyla da kim nasıl anlatacak diye hazırlık yaptık ve slaydı tamamladık.

İşlem bitince saate baktık. Saat 2.00’dı. “ İyi iş çıkardık.” dedi Molier. Cevap verecekken Rayn’ın telefonu çaldı. “ Buna bakmalıyım.” dedi ve kalkıp odadan çıktı. Bende Molier’e dönüp “ Bugün gece 3’de son hazırlığımız var unutma.” dedim. “ Asla unutmam.” dedi ve kapı çalındı.

“ Gel!” diye bağırdım. İçeriye Satam geldi.“ Sevgili Patronumuz(!) toplantıyı 2.30’a ertelemiş.” dedi alay edercesine. Kaşlarını çatarak“ Şaka mı bu ya.” dedi Molier. “ Patrondan beklenecek hareket. “ dedi Satam sinirle.

Derin bir nefes verdi ve ses tonunu azaltıp “ Ne olur toplantıya hazır olduğunuzu söyleyin.” dedi. “ Merak etme hazırlandık.” dedim saçlarımı geriye atarak. “ Bu toplantılı çok iyi geçecek. Hissedebiliyorum.” dedi Molier. Satam’la kısa bir kahkaha kopardık. “ Hislerinde oldu olası kuvvetlidir zaten.” dedi. Boğazımı temizleyip “ Neyse hadi toplantıya geç kalacağız.” dedim.

Ayağa kalktık ve toplantı odasına doğru ilerledik. Molier kapıyı tıklattı ve kapıyı açıp içeri girdik. Yerlerimize oturduk. Bizim ekip ve “arkadaşlarımız”-bu kelimeye biraz zor alışacağım galiba- hepsi buradaydı.

Rayn, Molier ve ben ayağa kalktık. Çantamdan USB’yi çıkardım ve bilgisayara taktım. Akıllı tahtaya yansıyınca Rayn konuşmaya başladı. Aradan bir 15-20 dakika sonra da Molier devam etti. Ve en sonunda ben kapanışı yaptım.

Toplantı tam 1 saat sürmüştü. Üçümüzde yerimize oturunca gözler patrona çevrildi.

Patronumuz kaba ve çok asi biridir. Neredeyse hiçbir şeye olumlu bakmaz. Adı da “Dennis Byrne”. Evet ismi bu. Dennis deyince bazılarının aklına tatlı sert, uzun boylu, mavi gözlü, sarışın biri gelir. Ama bunlarla alakası bile yok. Tam bir ilgi manyağı. Karısına her gün sabır duası okunmalı. Yine çatık kaşlarıyla ayağa kalktı.

Kendi kadar sert olan ses tonuyla “ Güzel olmuş ama-“ dedi. İşte geliyor.” Çok fazla eksik var. Ayrıca bir tek siz mi anlatacaksınız. Diğerleri ne yapıyor acaba. Uyuyor musunuz siz.” diye bağırdı.

Eğer kimliğimi gizli tutmam gerekmeseydi onu saniyesinde öldürürdüm. Hatta ilk işe başladığımda düşünmedim değil. Gözüm bir anda elini yumruk yapmış dişlerini sıkan Slay’e takıldı. Ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyorum.

“ Daha fazla çalışmalısınız.” diye bağırmaya devam eden patronumuza döndüm. Kapıyı sertçe kapatıp odayı terk etti.

“ Onu öldürmemem için tek bir sebep söyleyin.” dedi Slay. Hala dişlerini sıkıyordu. Elleri ise sıkılmaktan kıpkırmızı olmuştu. “ İşsiz kalabiliriz ve kimliklerimiz ortaya çıkabilir.” dedi Ravi. “ Ne yapsak beğenmiyor ben bile bıktım artık.” dedi Larya. “Tamam beğenmezse beğenmesin daha iyisini elbette yaparız.” dedi Cristof umut vermek istercesine.

Cristof uzaktan bir buz kralına benziyor. Ama içi de bir o kadar sıcak. Nerde bir olay var Cristof hemen orada. Kendine macera arıyor. Tıpkı Violet gibi. Ayrıca burada asistan gibi bir şey.

“ Bunun için saatlerce çalışmamız gerekir. Belki de günlerce sırf bu adam beğensin diye saçımı süpürge edemem kusura bakmasın.” dedi Haewon.

Haewon ise çok korumacı, savaşçı biridir. Bazıları Haewon’ı kitap karakteri sandığı bile oluyor. Dış görünüşü ve özelikleriyle böyle bir şeyi düşünmemek mümkün değil zaten. Haewon da burada çocuk psikoloğu olarak çalışıyor.

“ Sizinle konuşmaya devam etmek isterdim ama sevgili patronumuz(!) beni bekler.” dedi Jessica alaycı bir şekilde ve odadan çıktı.

Jessica da yeri geldiğinde kibar yeri geldiğinde savaşçı biri. Jessica da sevgili patronumuzun yardımcısı. Her gün en az 4 kere ilaç alıyor. Böyle bir patron olduğunu bilseydi işe girmezdi. Düşünmeden reddederdi. Kolumda hissetiyim el ile irkildim.

“ Akşamı mı düşünüyorsun?” dedi Molier. “H-hayır sadece dalmış” dedim. Fazla üstüme gitmedi ve önüne döndü. “ E hadi dağılalım artık. Ne yapacağız burada.” dediğim anda herkes ayağa kalktı ve konuşmadan odalarımıza dağıldık.

Odamın kapısını açtım ve sandalyeme doğru ilerlemeye başladım. Tam oturdum derken telefonuma bir mesaj geldi. Yabancı bir numaradan gelmişti.

0555*******

-Şu işi bitirelim artık değil mi.

Kimsin sen? Ne işi? –Suzy

0555*******

-Ailenin biricik katili.

Şimdi anladım kim olduğunu. Bu bana yazan psikopat “ Dustin Power”. Bundan tam 23 yıl önce annem ile babamı öldürdü. Şimdi ise ben onu öldürecektim. Adamın şimdiki amacı ise bizi öldürmek. Yani Roy ile beni. Bu şekilde ailemizin soyunu kurutacak. Ama bunun olmasına asla izin vermeyeceğim.

Bir anda kapım hızlıca açıldı ve bizimkiler içeri girdi. “ Suzy ne o çıkmayacak mısın?” dedi Slay.

Saate baktığımda 16.30 olduğunu gördüm. Bugün çok hızlı geçmişti. Zaten toplantıların olduğu günler çok hızlı geçer. “ Pardon çocuklar hemen geliyorum.” dedim ve sahte uşakta asılı olan çantamı ve montumu alıp odadan çıktık.

Bir yandan yürüyor bir yandan da sohbet ediyorduk. Telefonumu açıp başka mesaj gelip gelmediğini kontrol ettim. Hiçbir mesaj gelmemişti. Asansöre geçmemizle herkesin bu akşam ki yapacaklarımızı konuşmaları bir oldu.

Sesimi duyurabilmek için biraz fazla çıkardım ve “ Siz gelmeden önce biri bana mesaj attı.” Herkes hemen bana döndü. “ Kim yazmış?” dedi Roy.

“Kim olacak tabi ki de Dustin. Bir de adını söylemiyor. Adın ne deyince de ailenin biricik katili diyor.” dedim telefonda ki mesajları göstererek.

“Pislik işte takma” dedi Slay. “Bugün son günü olacak.” dedi Molier. “ Onu işkence çektirerek öldüreceğiz.” dedi Slay. “ Son zamanlarını umarım iyi geçirmiştir.” dedi Larya.

“ Onu kanlar içinde görmek için sabırsızlanıyorum.” dedi Ravi de ve tam o anda asansörün kapısı açıldı. “ Molier herkesi eve bırak. Kıyafetlerimizi değiştirip saat 03.00 gibi buluşalım.” dedim bir yandan da arabaya geçerken.

Beni kafasını sallayıp onaylarken çoktan arabaya binmişti. Kafamı pencereye yasladım ve kendimi uykuya teslim ettim.

Uyandığımda evin önüne gelmiştik. Yavaşça gerildim ve Roy ile birlikte arabadan indik. İkimizde hiç konuşmadan eve geldik. Kendi odalarımıza geçtik her zaman ki gibi. Kendime bakmak için makyaj masamın karşısına oturdum.

Makyajımı tamamen çıkardım ve saçlarımı tarayıp bağladım. Dudağıma da kırmızı bir ruj sürdüm. Hayatımdaki en güzel anlardan biriydi şuan. Birincisi gece için makyaj yapmak. İkincisi ise yıldızları seyretmek.

Evet, garip bir hobim olabilir ama küçüklüğümden beri yıldızlara takıntılıyım. Hatta küçükken babamla kâğıttan yıldız yapıp duvarlara asardık. Tavana da gökyüzünü anımsatacak bir gergi tavan yaptırmıştık.

Kapımın tıklanmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Kafamı çevirdiğimde Roy’un montunu giymiş beni beklediğini gördüm. “ Üstümü değiştirip geliyorum.” dedim. Kafasını sallayıp odamdan çıktı. Hızlıca kalkıp gardırobun açıp çoğu kızın yaptığı şeyi yaptım.

Boş boş ne giysem diye bakındım. En sonunda siyah tüylü bir kazak ve siyah pantolonda karar kıldım. Bana göre güzel ama bazılarının beğenmediği şu rus şapkayı da kafama geçirdim ve çantamı alıp çıktım.

Sabahkinden daha farklı bir çantaydı. Bu sefer bu çantanın içinde sadece telefonum, kulaklığım ve silahım vardı. Roy bana seslenince koşar adım yanına gittim.

“Ooo çok güzelsiniz.” dedi Roy bir yandan ayakkabılarını giyinirken. Bende botlarımı giyerken “ Sizde çok şıksınız.” dedim. İkimizde gülüşerek evden ayrıldık.

Herkes son kontrollerini yapıyordu. Larya’da yerlerini tespit etmeye çalışıyordu. Nerede miydik? Burası “Zemheri.”

Bizim saklandığımız, planlarımızı yaptığımız yer. Zemheri sert geçen kış demek. Bizi en iyi yansıtan kelime.

Birazdan büyük bir savaş başlayacaktı. Son kez herkesi masaya çağırdım ve planı anlatmaya başladım. Düşmanımız Dustin Power… Ailemi öldüren katil. Şimdi ise onun katili ben olacaktım. İmtikamımı alacaktım.

“ Herkes anladı mı?” diye sordum konuşmam bitince. Kafalarını evet anlamında ileri geri salladılar. Larya bir anda ayağa kalktı. “ Yerlerini buldum.” dedi Larya heyecanla. “ Ne duruyoruz , hadi hemen gidelim.” dedi Ravi.

En sonunda arabaya bindik. Aradan bir 15 dakika sonra Dustin’in olduğu alana geldik. Arabadan ilk önce Molier ile Ravi indi. Etrafı kolaçan etmeye başladılar. Molier camıma iki kere tıkladığında sıranın bende olduğunu anladım.

Silahımı çektim ve hedefim olan çatıdaki kişilere odaklandım. Çok dikkatli olma gerekiyordu. En ufak hatamda her şey mahvolabilirdi. Nişan aldım ve tetiğe bastım. Hepimiz yere eğildik ve saklanmaya çalıştık.

Ravi dürbününü çıkardı ve az önce nişan aldığım adamın hayatta olup olamadığını kontrol etmeye başladı. Fısıltıyla “ Ölmüş.” dedi. Yavaşça ayağa kalktık ve hızlıca tekrar nişan aldım.

Adam gereğinden fazla hareket ettiği için işim giderek zorlaşıyordu. Çok az bir süre bile olsa durdu ve bende o anda hızlıca tetiğe bastım. Ravi tekrardan adamın hayatta olup olamadığına baktı.

“ Buda tamam.” demesiyle Roy da arabadan indi. Molier’in beline bir halat bağladılar ve binaya yaklaşmaya başladılar. Molier’i olabildiğince hızlı bir şekilde çatıya çıkartılar.

Sonrasında bende arabadan indim. Benimde belime bir halat bağladılar ve zorda olsa yukarıya çıkardılar. “ Dikkatli ol!” dedi Molier. “ Merak etme.” dedim kaşlarımı çatarak ve bacadan olabildiğince sessizce içeri sızdım.

Yerle buluşmamla silah seslerini duymam bir oldu. “ Vay vay vay Suzy Hanım. Ne kadar cesaretliymişsiniz.” dedi pis bir şekilde Dustin. Silahımı çıkardığımda yanındaki korumaların hepsinde silah belirdi.

“ Canın yansın istemiyorsan teslim ol Suzy ! “ dedi. Tek kaşımı kaldırdım ve “ Senden mi korkacağım hah.” dedim. Tam ateş edeceklerken ekibin hepsi bacadan yanıma atladılar.

“ Bizsiz eğlence olmaz ama.” dedi Molier. “ Ellerinizdekileri bırakmanız için 3 saniyeniz var.” dedi Ravi de.

“1”

“2”

“3” dediğim anda tetiklere basıldı.

Herkes hayatta kalmak için büyük bir çaba gösteriyordu. Şuan sadece 11 koruma ve 1 Dustin kalmıştı. “ Çok safsın Suzy.” dedi Dustin elindeki bıçakla bana yaklaşırken.

Tam arkasından Slay yaklaşıyordu. “ Asıl sen çok safsın Dustin.” dedim ve o daha ne olduğunu anlayamadan Slay Dustin’in karnına doğru nişan aldı. Kanlar içinde yere yığılan Dustin’in yanına gelip eğildim. Fısıltıyla “ Bir daha benimle uğraşırsan ölümü tadarsın Dustin Power.” dedim alaycı bir şekilde yavaşça kalkıp etrafa baktığımda neredeyse hepsinin ölmüş olduğunu gördüm.

Kalan 1-2 kişi ise kaçmışlardı. “ Hadi çıkalım artık.” dedim. Gözlerim Roy’u arıyordu. Ama bulamıyordu. “Roy ile Larya dışarıdalar.” dedi Ravi.

Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdim ve halatı belime geçirdim. Dikkatli ama hızlı adımlarla çatıya ulaştım. Çatıdan Roylara bakmak için yavaşça yaklaştım.

Tam o anda boynumda bir bıçak hissetmemle bizimkileri görmem bir oldu. North Bean…

North Bean egoistin önde gideni ve Jessica’nın kız kardeşi olan Amy ‘nin katili. Bu kadar zaman sonra neden dönmüştü? Dustin ile iş birliği mi yapıyordu? Ama neden?

“ Bir adım daha atarsanız kızı öldürürüm” dedi. Bense çok rahat bir tavırla “Birincisi ne kadar klişe bir cümle bu. Sanki film çekiyoruz .” Dedim. Sabrı kalmamış olacak ki bıçağı daha çok batırmaya başladı.

“ Onu hemen bırak seni sürtük!” diye bağırdı Slay. “ Rüyanızda.” dedi ve dudağı yukarı kıvrıldı. Artık yavaş yavaş kanıyordu. Arkadan Larya ve Roy’un tedirgin bakışlarını hissediyordum.

Kafamda hızlıca bir plan oluştururken North konuşmaya başladı. “ Onu bırakmamı istiyorsanız Dustan’ın peşini bırakacaksınız.” dediği gibi artık onunla iş birliği yaptığı kesinleşmişti. Ondan kurtulmaya çalışırken bir anda bıçak yavaşça elinden düştü.

Yavaşça yere yığılırken bunu kimin yaptığını bakmak için arkamı döndüğümde Larya ile Roy’u gördüm. “ Suzy!” “ Abla!” dedi ikisi aynı anda. “ İyi misin?” dedi endişeyle Ravi. “ Merak etmeyin iyiyim.” dedim hızlı hızlı nefes alarak.

Molier yerdeki bıçağı aldı ve North’un boynuna dayadı. Pis bir sırıtışla“ Sanırım bu bir rüya? Ne dersin North Bean.” dedi Molier. Kalp atışım düzene girerken Larya ile Roy’un ne yaptıklarına baktım. Onu sırtından bıçaklamışlardı.

Onlara dönüp “ Aferin çocuklar” dedim sırıtmaya çalışarak. “ Daha fazla burada durmayalım.” dedi Roy. Sırayla aşağı indik ve arabaya binince Molier “Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Herkes bana bakmaya başladı. “ Zemheri’ye” dedim 1 saniye bile düşünmeden.

Molier olabildiğince hızlı giderken Larya yeni aldığı kitabın yarısına gelmişti. Slay telefonuna bakıyor Roy defterine asla öğrenemediğim notlar yazıyor. Ravi ile Molier sohbet ediyordu. Ben ise her zamanki yerimde gökyüzündeki yıldızlara dalmıştım. Kendime geldiğimde Zemheri’ye ulaşmıştık.

Hiç vakit kaybetmeden herkes masadaki yerini aldı ve plan yapmaya başladık. Plan yaptığımız tahtanın yanına geçtim ve konuşmaya başladım. “ Bugün neler olduğunu neredeyse hepimiz gördük. O North bozuntusunun bana ne yaptığını da. Bu olaylardan North ile Dustin’in iş birliği yaptığını çıkarabiliriz. Bundan sonra daha dikkatli olmalıyız. Her an bir saldırı düzenleyebilirler.” dedim.

Larya hiç beklemediğimiz bir şekilde ayağa kalktı. “ Biz onlardan önce davranıp onları ortadan kaldırabiliriz.” dedi.

Slay de tedirgin bir şekilde kalkıp “ Peki bunu Jessica’ya söyleyecek miyiz?” dedi. Uzun bir sessizlik çöktü. Ne yapacağımızı ne diyeceğimizi bilemedik. Titrek bir sesle sessizliği bozdum “ H-hayır söylemeyeceğiz.” dedim.

Hepimizin bu kadar üzülmemizin bir diğer sebebi de Amy’nin işkence çekilerek öldürülmesiydi. O masum kıza kıyacak kadar geri kafalıydı North.

“ Bu günlük bu kadar yeter. Hepimiz çok yorulduk. Hadi evlere dağılalım.” Dediğim gibi herkes ağır adımlarla kapıya ilerledi.

Sonunda kendimizi eve atmayı başarmıştık. O kadar yorulmuştum ki geceliğimi giyip hemen yatağa girdim.

” İyi geceler yıldızlar. Umarım yarın bugünden daha iyi bir gün geçiririm.” dedim ve uykunun beni esir almasına izin verdim.

1.Bölüm Sonu!!! Bölüm nasıldı? Yazım hatalarım için özür dilerim. Oy kullanmayı unutmayın. Yeni bölümden haberdar olmak için hesaplarımı takip edebilirsiniz.Yeni bölümde görüşmek üzere...

Youtube : Angel Of the died

Pinterest :angelofthedied

Wattpad: Angel Of The Died

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.