İçeriğe geç

İntikamın Bedeli

Bölüm 6 · 8 dk okuma

İntikamın Bedeli

Bölüm 6

Kimsin Sen?

... Ağlamaktan yorgun düşmüş ve uyuya kalmış kadına uzun uzun baktı, genç adam.Baktıkça içi acıdı. Bakmaya kıyamadığı kadını bu halde görmeye dayanamıştı. Ona bunu yapanı bulmalıydı, sevdiği kadını bu hale getireni bulmalıydı. Düşünceler arasından evine geldiğini fark etti. Kapıların açılmasının ardından siyah Jeep'ini evinin garajına park etti. Arabadan indi ve adımlarını arka kapıya yöneltti. Kapıyı açtı ve genç kadını gelincik çiçeği tutar gibi uyanmasından korkarak bir elini sevdiği kadının beline yerleştirdi ve diğer eli de bacaklarının arkasındaki yerini aldığında yavaşça genç kadını arabadan çıkardı ve villasının kapısına yöneldi. Ona göre fazla aşağıda olan zili omzunu dikkatlice aşağı indirip çaldı. Birkaç saniye sonra kapı yaşlı bir kadın tarafından açıldı. Kadın Çağatay'ı kucağında bir kadınla görmeyi beklemediği için ağızı beş karış açık kapının önünde donup kalmıştı. Çağatay Deniz, kaşlarını kaldırdı ve alaycı bir ses tonu ile "Kapıda kalmak için evime gelmedim, kenara mı çekilsen acaba!" dedi. Olayın şokunu atlatamamış yaşlı kadın "Çağatay, bu kız kim?" sorusunu yönelttiğinde Çağatay, derin bir nefes aldı. "Sana ne zamandan beri hesap veriyorum? Çekil önümden, eğer uyanırsa senden bilirim!" demesinin ardından kadın kenara geçti ve Çağatay eve girip genç kadını üst kattaki odasına yatırmak için merdivenlere yöneldi. Siyahla bürünmüş odasına girdi ve kadını yavaşça yatağa yatırıp üstünü örttü.Ardından yatağın kenarına oturdu ve genç kızın saçlarını okşamaya başladı. "Bu bir rüyaysa kimse beni uyandırmasın." diye geçirdi içinden. Daha sonra fazla oyalanmadan odadan çıktı.Aşağı indiğinde onu merakla bekleyen üvey annesini görünce bunalmış hissetti genç adam. Onun şuanda Çağatay'ın evinde olmasının tek nedeni sözde babasının o kadına da şiddet uyguladığını öğrenmesiydi. Annesini babası yüzünden kaybetmişken babası yüzünden bir kadının daha ölmesini istemediği için kadını iki haftalığına evinde misafir etmişti. On gündür aynı evde kalıyolardı ve o on gün içinde Çağatay yardım ettiğine pişman olmuştu. Kadın haddinden fazla hayatına karışıyordu. Bu durum Çağatay'ı kışkırtsa da "Zaten gidecek." diye kendini avutuyordu. Kadın "Çağatay, o kız kim, artık cevap verecek misin?" dedi bozuk türkçesiyle. Çağatay Deniz, derin bir nefes aldı ve her zamanki soğuk sesiyle "Annabel, sana yardım edip evime almış olmam bana karışabileceğin anlamına gelmiyor! Sen benim annem değilsin ve ben de sana hesap vermek zorunda değilim!" dedi ve salonun köşesindeki hizmetliye dönüp "Odamın yanındaki odayı hazırlayın, özellikle çoğu eşyanın beyaz olmasına özen gösterin." dedi. Hizmetli başıyla onayladı ve işini yapmak için oradan ayrıldı. Genç adam da yarım bıraktığı işlerini tamamlamak için tekrardan arabasına bindi ve yola koyuldu....Baş ağırısı ile gözlerimi araladım. Gözlerimi açmaya çalıştım ama sanki gözlerimde ağır bir yük varmış ve bu yük gözlerimi açmama izin vermemiş gibi aralamaktan daha fazlasını yapamadım. Odada birinin sesi vardı. O sesi duyuyordum ama hiçbir şeye tepki veremeyecek kadar yorgundum.Ne olmuştu bana?Biraz hafızamı zorlamaya çalıştım. Abim, o ölmüştü, abim ölmüştü.Bu cümle kafamda defalarca yankılandı, tekrar ettikçe gözlerim doldu, daha sonra ağlamaya dönüştü. Kafam susmuyordu. Defalarca "Abim öldü, o artık yok. Gözümün önünde vurdular onu." cümlesi tekrarlandı. Daha sonra abimin vuruluşu ve kafasından kanlar akarken yere düşüşü gözlerimin önüne geldi. Kulaklarım çığlıklarımla çınlarken ağlamam şiddetlendi. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. İç sesim susmuyor, o görüntü sürekli zihnimde canlanıyordu. "Yeter!" diye haykırdım. Gözlerimi hala açamıyordum. Belki açabilseydim her şey susacaktı ama olmuyordu. Tekrardan "Yeter, susun lütfen!" diye dişlerimin arasından tısladım. Ne kadar öyle durdum bilmiyorum ama daha fazla dayanamadığım için kendimi zorladım ve en sonunda gözlerimi açtım. Kendimi inandırdığım gibi gözlerimi açtığımda görüntü gitmişti ama zihnim hala susmuyor, bozuk plak gibi sürekli aynı şeyleri tekrarlıyordu. Peki ben neredeydim ve başımda beni kollarımdan tutmuş ve sürekli bana seslenen adam da kimdi?

Gözlerim o adamın koyu kahveleriyle buluştuğunda kafamdaki tüm sesler bir anlığına sustu ama o bir yabancıydı. Adamı gücüm yettiğince ittim. O da onu itmeye çalıştığımı anlayınca hemen geri çekildi zaten. Yatakta doğruldum ve "Kimsin sen?" Sorusunu ona yönelttim. "Ben Çağatay, Güzel Savcı, Çağatay Deniz Yıldırım." Dedi. Bu ismi tanıyordum. Ünlü iş adamlarındandı. "Tanıyor gibiyim, iş adamı değil misin sen?" Dediğimde yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. "Sence sadece iş adamı olsaydım seni nasıl bulabilirdim?" Dediğinde kafamdaki tüm taşlar yerine oturmaya başladı. Tekrardan gözlerim doldu. "Abim nerede, ne istiyorsun benden?" Tekrar şiddetli bir ağlamaya hazırlanıyordum ki duyduklarım ağlama isteğim yerini şaşkınlıkla karışık garip bir hisse bıraktı. "Güzel Savcı, abine ne olduğunu hatırladığını umuyorum. Abine yetişemedim ama seni ben kurtardım. Sana iki seçenek sunacağım ama önceliğinde aç mısın?" Neye uğradığımı şaşırdım. "Sen iyi misin?" Diyebildim sadece. Karşılık olarak "Ben gayet iyiyim, sen iyi misin, Savcı?" Dedi. "Sen benimle dalga mı geçiyosun? Ne seçeneği?" Sinirle söylediklerime karşı hala sakin bir şekilde "Madem bekleyemedin tamam o zaman. Sana iki seçenek sunuyorum. Birincisi, şu anda seni, beni bir daha tanımaman şartıyla evinin önüne bıraktırırım ve abinin intikamını hiç bir zaman bulamazsın çünkü abinin katili bir mafya ve bir mafyayı sadece bir mafya bulur. İkincisi senin abinin intikamını almana yardım edebilirim ama benim de senden bir isteğim olcak." Dedi. Dişlerimin arasından sakinliğimi korumaya çalışarak "Ne isteği?" Sorusunu yönelttim ama aldığım cevap ağzımın beş karış açık kalmasına neden oldu."Benimle abinin katilini bulup işini bitirene kadar anlaşmalı evlilik yapmanı istiyorum, Güzel Savcı. Hem böylelikle resmiyetten çıkıp Güzel Savcım diyebilirim. Her neyse seçim tamamen senin. Sana bir gün düşünmen için süre veriyorum. Tekrar ediyorum, seçim senin. Seni hiçbir şeye zorlamıyorum. Sen şimdi düşün, ben sana yemek göndereceğim." Dedi ve odadan çıktı.

İsminin Çağatay olduğunu öğrendiğim adamın arkasından hala aynı şaşkın bir ifadeyle bakıyordum. Yaşadıklarım bir yana, Çağatay'dan duyduklarım bünyemde ayrı bir şok yaratmıştı.Düşünemiyordum, algım tamamen kapanmıştı. Neyin içine düşmüştüm ben böyle?Çok geçmeden kapı tıklatıldı. "Gel!" Cevabını verme mecburiyetinde kalmıştım. Komutumla beraber kapı açıldı ve içeriye siyah kıyafetli, beyaz önlüklü, orta yaşlarda bir kadın, elinde bir tepsi yemek ile odaya girdi. Büyük ihtimal evdeki bir çalışandı.Ne kadar kötü bir durumda olursam olayım içimden Bu kıyafetler ne, hangi devirde yaşıyoruz veya film mi çekiyoruz? Diye geçirmeden edemedim.Kadın, elindeki tepsiyi yatağın kenarındaki çekmecenin üzerine bıraktı ve "Efendim, Çağatay Bey bunları yemenizi söyledi." Dedi. Yumuşak bir sesle, "Aç değilim," Hayır, açsın. "... patronun nerede?" İç sesim yüzünden zor da olsa konuşabilmiştim."Çağatay Bey çalışma odasında ve yemeğiniz-" "Çalışma orasının nerede olduğunu gösterebilir misin?" "Ama Çağatay Bey-" Zaten sinirlerim bozuk ve bu kadın daha da bozmaya başlıyor. Derin bir nefes aldım."Anlaşıldı, kendim bulacağım." Dedim ve yataktan çıkıp kapıya yöneldim. Tam kadının yanına geldiğimde kadın "Koridorun en sonunda, sağdaki oda." Dedi ve geçebilmem için kenara geçti. Ona gülümsedim ve teşekkür edip dediği odaya ilerledim. Zaten çıktığım oda, kadının dediği odaya çok yakındı. Kapının önüne geldiğim zaman kapıyı tıklattım ve "Gel!" Sesini duyunca iliklerime kadar üşüdüğümü hissettim. İçerideki Çağatay mı?, diye düşünmeden edemedim çünkü az önce konuştuğum adamdaki ses tonundan eser yoktu. Sesi oldukça soğuktu. Daha fazla beklemeden kapıyı açtım, ve içeri girdim. Hâlâ yüzüme bakmamıştı. Sesindeki aynı soğuklukla "Noldu?" Sorusunu yöneltti ama hâlâ kafasını dosyasından bir kere bile kaldırmamıştı. Çok beklemeden "Abim nerede?" Diye sordum. Sesimi duyduğu anda kafasını dosyasından kaldırdı. "Kendini biraz daha toparlamalısın, abini gördüğün zaman yine uyandığındaki gibi olursun." Dedi. Sesinde az önceki soğukluk yoktu."Yeterince toparladım kendimi," masasının önündeki koltuklardan birine oturdum ve devam ettim. "...Lütfen, beni abime götür."Sesimin titremesine ve gözümden bir damla yaş düşmesine engel olamamıştım. Koyu kahveleri, gözlerime baktı ama normal bir bakış değildi. Çok derinden bakıyordu. Gözlerini gözlerimden çekti ve ayağa kalktı. Çağatay ayağa kalkınca ben de kalktım ve önüne geçtim. Kısa bir kadın değildim, boyum kadın ortalamasından yüksekti ama buna rağmen anca Çağatay'ın omuzuna kadar geliyordum. Yüzüne bakabilmek için kafamı kaldırmam gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Çağatay, tekrar gözlerini gözlerime dikti ve konuşmaya başladı: "Uyandığın odanın solundaki odaya git, orada ihtiyacın olan her şey var. Hazırlan, seni abine götüreyim. Önden, Güzel Savcı." Dedi ve elini kapıya doğru kaldırdı. Gülümsedim. "Teşekkür ederim." Bakışları gülümsememde oyalandı ardından bakışları tekrar gözlerime tırmandı. O da gülümsedi. "Rica ederim." Çalışma odasından çıktım ve Çağatay'ın dediği odaya gittim. Koridorda bir sürü kapı vardı. Hepsi açık kahve tonundaydı ama sadece Çağatay'ın dediği odanın kapısı beyazdı. Bu dikkatimi çekmişti ama oyalanacak vaktim yoktu. Bir an önce hazırlanıp abimi görmeliydim. Dirisini göremeyeceğim kesindi ama ölü de olsa onu görmeliydim.Kapıdan içeri girdiğimde şaşırmadı değildim. Oda beyaz renk ağırlıklıydı ama aralarda siyahlar da vardı. Şaşırmamın nedeni odanın beyaz olması değildi, şaşırmasın asıl nedeni en sevdiğim renk ağırlığında olmasıydı. Belki de kardeşinin odasıdır ve o da odasını böyle yerleştirmeyi seçmiştir, diye düşündüm ama eşyalar yeni yerleştirilmişti. Hatta bazı eşyaların ambalajları bile duruyordu ama buna da şu an fazla kafa yormamayı seçtim ama bu tercihim dolaptaki kıyafetleri görene kadar sürmüştü çünkü kıyafetler tam olarak benim giydiğim tarzdandı. Biraz daha düşündüm ve aklıma gelen şeyle dona kaldım. Çağatay bana "Güzel Savcı" diyor ve bana yazan gizli numara da "Güzel Savcı'm" diye hitap ediyordu ve o gizli numara tam olarak en sevdiğim çiçeği kapımın önüne koymuştu ve bu odada da en sevdiğim renkler ve giyindiğim tarzda kıyafetler var. Bu olamaz, değil mi? O gizli numara Çağatay olamaz? Beni annemin mezarından alıp evime hatta odama kadar giren kişi abim değil de Çağatay mı?Bu düşünceyle nefes alamadığımı hissettim, korkuyla karışık bir endişe kapladı içimi. Kapının tıklatılmasıyla olduğum yerde sıçradım. Daha sonra Çağatay'ın "Savcı, hazır mısın?" Diyen sesini duyduğumda daha çok endişelendim ama derin bir nefes alarak kendimi dizginleyerek "Daha değil!"  Dedim ve dolaptan beyaz, hafif bol bir t-shirt ve bol, siyah kot pantolon çıkarttım. İkiliyi giyip t-shirtimin önünü pantolonun içine koydum ve uzun, kumral saçlarımı tarayıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Çağatay, karşı duvara yaslanmış telefonuyla ilgileniyordu. Üzerine beyaz bir gömlek giyip ilk üç düğmesini açık bırakmıştı. Altına siyah, kumaş bir pantolon giymiş ve gömleğinin uçlarını hafif pantolonunun içine sıkıştırmıştı. Siyah saçlarının çalışma odasındaki dağınık halinden eser yoktu. İtiraf etmeliyim ki yakışıklı biriydi ama saplantılı bir sapık olma ihtimali de vardı.Beni görünce olduğu yerde dikleşti ve "Hazır mısın?" Sorusunu yöneltti. Evet anlamında kafamı salladım. Buna karşılık "O zaman gidelim, Güzel Savcı" dedi ve önce benim geçmemi bekledi. Fazla beklemeden merdivenlere yöneldim. O da hemen arkamdan geliyordu. Falza uzun olmayan merdivenler bitirdikten sonra önüme geçti ve dış kapıyı açtı. Bu hareketine gülümsedim ve açtığı kapıdan dışarı çıktım. Belki her kadına böyle davranıyordu, bilmiyorum ama bu hareketleri onun hakkında olan şüphelerimi unutturuyordu Belki "Ne var ki bunda?" Diye düşünebilirsiniz ama baba sevgisi görmemiş, ona değer veren tek kişi abisi olan bir kız için bu çok büyük bir şey. Biz evden çıktıktan hemen sonra önümüze siyah bir BMW durdu ve sürücü koltuğundan çıkan siyah takım elbiseli adam, anahtarı Çağatay'a verip geri çekildi. Çağatay ise önce benim için ön koltuğun kapısını açtı, ardından kendisi de sürücü koltuğuna geçti ve arabayı çalıştırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.