İçeriğe geç

İntikamın ardında

Bölüm 4 · 4 dk okuma

İntikamın ardında

Bölüm 4

1.BÖLÜM: GELECEĞE İZ(3)

Terasdaydım. Lora’yı bekliyordum. Dün babamla konuşmayı denemiş, ama sonuç alamamıştım. Kararı kesindi. Birkaç gündür morluklarımın geçmesini beklemiş, iyi baba rolünü oynayacaktı. Konuşurken yüzündeki ifade beni delirtmişti. Adını bile koymuştum: Piç gülüşü. Babama karşı çıktım. Çözüm yolları sundum. Hiçbiri umurunda bile olmadı. Lora’yı görünce kafamı kaldırdım. Kızda bir gariplik vardı. Bir şey saklıyordu, hissedebiliyordum. Gülümseyerek selam verip yanıma oturdu. Birkaç dakika sessiz kaldı. Sanırım doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. Sonunda konuştu: "Direkt konuya giriyorum. Bizi garipseyebilirsin, anlattıklarım ilk başta kafana yatmayabilir, hatta bizi psikopat sanabilirsin ama değiliz. Öncelikle… Sadece bir kulüp değiliz." Merakla dinliyordum. Lora derin bir nefes alıp devam etti: "Bize gelen çocuklar… Ailesi tarafından şiddet görmüş, istismara uğramış, evden atılmış çocuklar. Biz onları koruyoruz. Kendilerini savunmaları için eğitiyoruz." Bunu beklemiyordum. Kaşlarımı çattım. "Peki, bana nasıl ulaştınız?" Lora hafifçe başını salladı. "Bu bilgileri seninle paylaşmam yasak. Ama şunu bil, bazı çocuklar bilgisayar sistemlerinden bize yönlendiriliyor. Yani... tamamen şansa değil. Son olarak, karar senin, Kiraz. Gelmek istersen yerin hazır. Ama gelmezsen... hayatın cehennem olmaya devam edecek. Bunu bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum. Onları çekmek zorunda değilsin. Çok masumsun, çok güzelsin… Güzelliğini almalarına izin verme. Yapma bunu kendine." Gitmek istiyordum. Ama babam kesinlikle peşime düşerdi. Beni öldürürdü. Ama gitmezsem... evlenecektim. Peki, evlendiğimde mutlu olacağım ne malumdu? Ya o adam da babam gibi çıkarsa? Lora'ya baktım. Ağır bir iç çektim. "Gelmek isterdim… ama gelemem." Neden kiraz neden. Seni zorlayamam fakat gelirsen seni koruyabilirz tek başına bu cehennemde mücedalede edemezsin.Babana maruz kalmak mı istiyorsin,?diye sordu.Artık dayanamayıp" beni evlendiriyor "dedim ve göz yaşlarımı bıraktım. Lora tepkisizce bakıyordu... Lora ile biraz daha konuştuktan sonra, "Bizimle misin?" diye sordu. "Sizinleyim," diyerek yanıtladım. Madem oyun oynamak istiyordu, ama bilmiyordu ki ben oyunda çok iyiydim. Hadi bakalım, oyun başlasın. Eve gelmiştim. Lora ile buluşmadan önce her şeyi hazırlamıştım. Saat 6 olmuştu. Odama geçerek siyah bir pantolon ve beyaz bir body giydim. Süslenmeye gerek yoktu. O sırada babamdan bir bildirim geldi: Baba: Geliyoruz. Sakın yanlış yapma, soru sorulmadıkça konuşma. Tamam, yazıp gönderdim. Ne yanlış yapabilirdim ki? Merak etme babacığım, kızın çok güzel rol yapar, yeri gelir sen bile anlamazsın. Kapı çalmıştı, gelmişlerdi. Elimi havluya silip mutfaktan çıktım. Kapıyı açtığımda ciddi, soğuk bir ifadeyle "Hoş geldiniz," dedim. Kapının önünde 45'li yaşlarında, sarı saçlı, annesi olduğunu düşündüğüm bir kadın vardı. Kadının yüzünde memnuniyetsiz bir ifade hakimdi. Babası olduğunu düşündüğüm adam ise beyazlaşmış saçları, takım elbisesi ve sıcak gülümsemesiyle iyi niyetli birine benziyordu. Gelelim bizim oğlana… Takım elbisesi ve altın kaplama saatiyle Ben zenginim diye bağırıyordu resmen.Herkesi küçümseyen bakışlarıyla egosu tavandı. Salona geçip oturduklarında yüzlerine tükürmek istesem de yapamadım. Bunun yerine gidip ellerini öptüm. Babam, "İyi iş çıkardın," der gibi bakıyordu. Koltuğa, babamın yanına oturdum. Daha yeni oturmuştum ki, kadın hemen soru sormaya başladı. O kadar daralmıştım ki, "servis yapayım" diyerek mutfağa kaçtım. Kadın öyle saçma sorular sormuştu ki… "Yemek yapabiliyor musun?", "Temizlik yapıyor musun?" gibi. Bana bunları sorana kadar dip boyasını yaptırsaydı ya. Bir an önce oradan kurtulmak istiyordum. Onları boş verip tabakları hazırlamaya başladım. Valla, hamarat kızdım. Tabaklarda börek, poğaça, makarna salatası ve ağlayan pasta vardı. Tabakları içeriye götürdükten sonra çayları doldurdum. Çayları verdiğimde oturmama bile izin vermedi kadın. "Siz içeride yiyin, bizim özel konuşacaklarımız var," dedi. Özel mi? Susmak… Bazen tek zorunluluğundur insanın. Ama ben susmaktan nefret ederim. Gün gelecek, ağır bedeller ödeyeceksin Aysel Hanım.O kadar çok konuşuyordu ki, ismini sorduğumda beni duymamıştı bile. Adını eşi söylemişti. Tabağımı alıp odama geçtim. Duyduğum ayak seslerinden anladığım kadarıyla ya oğlanı da kovmuşlardı ya da o da peşimden gelmişti. Hızla yatağımın üstüne oturdum. Oğlan ise masaya oturup kapıyı kapattı. Kapıyı kapatmak mı? İyice sinir olmuştum. Kapıyı kapatmasan ölürdün herhalde.Beş dakika geçmemişti ki oğlan konuşmaya başladı:"Ee güzellik, konuşmayacak mısın?" Güzellik annen demek istedim ama tuttum kendimi. Sert bir ifadeyle,"Ne diyeyim?" diye sordum.Ne bekliyordu acaba? Onunla gerçekten evleneceğim için flört mü etmeliydim?Düşünüyormuş gibi yapıp, "Senin adın Kiraz’dı, değil mi?" diye sordu.Başımı onaylarcasına salladım."Mesela neden Kiraz? Neden Çilek değil de Kiraz?"Ben sustukça o konuşuyordu. Çok istiyorsan git, Çilek isimli birini bul kendine.Sabrımı sınamak için mi göndermişlerdi bunu? Dayanamayıp,"Sen sor diye," yanıtladım.Küçümseyici bakışlarıyla,"Cık cık cık… Ne kadar ayıp, terbiyesiz," dedi."Terbiyeyi sizin gibilerden öğreneceksem, kalsın!"Resmen ilkokul 1. sınıf laf yarışmasına hoş geldik. Çocuk gibi laf dalaşına girmiştik. Dediğime bir şey demedi. İki dakika sessizlikten sonra tekrar konuştu"Bavulunu hazırladın mı güzellik? Bana geçeceğiz, karım olacaksın malûm."‘Karım’ kelimesini özellikle vurgulamıştı. Pis pis sırıttı. Sadece gözlerinin içine baktım. Bana acıyarak bakıyordu.Yumruğumu suratına geçirmek istiyordum. Ama kargaşa çıkarma fikrini bir kenara bırakıp plana sadık kalmayı seçtim.Öylece otururken biri kapıyı tıklattı ve yavaşça açtı. Gelen kişi babamdı. "Kızım, içeri gelir misin? Sana bir şey söyleyeceğiz," dedi ve çekip gitti. Kızımmış... Milleti inandırabilirdi belki, ama ben ona olan nefretimle büyüyordum. Bu nefret, hiçbir zaman dinmeyecekti. Üzerimde en ufak bir hakkı bile yoktu. Arkasından sessizce içeriye doğru ilerledim. Salona geldiğimde yine sadece kadın konuştu: "Hadi, gidiyoruz. Evde her şey hazır, yanına bir şey almana gerek yok," dedi. Başımla onaylayıp hızlıca odama geçtim. Kapının arkasından omuz çantamı aldım ve içine aile fotoğrafımızı, şarj aletimi, cüzdanımı ve dolabımdan birkaç iç çamaşırı koyup hızla tekrar salona geçtim. Geçtiğimde kadın göz ucuyla üzerime baktı. Çok sevdiği oğlunun da gelmesini bekliyor gibiydi. Yine ortaya atlayarak, "Müstakbel kocanı da çağır, gelinim," dedi. Gelinim? Müstakbel koca? Tam anlamıyla saçmalıyordu. Gerçekten kafayı yemişlerdi. Tekrar odaya giderek, "Kalk, gidiyoruz," dedim. Büyük ihtimalle annesinin sözlerini duymuş olacak ki, gülerek cevap verdi: "Benim canım karım, kocasını çağırmaya da mı gelirmiş?" Sinirle kolundan tutup dışarıya doğru ittirdim. O ise ellerini teslim olurmuş gibi kaldırıp, "Tamam, sakin tamam," diyordu. Hâlâ dalga geçme derdindeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.