Yaklaşık bir saat sonra oğlanın evine gelmiştik. Aysel Hanım ve kocası, yalnız kalıp tanışmamızı istemişlerdi. Çok yorgundum. Hemen uyuma isteğiyle pantolonumdan kurtulacaktım ki, aklıma gelen düşünceyle durdum. Ben yanıma hiç kıyafet almamıştım. Nasıl böyle bir hataya düşerdim? Odadan çıkıp merdivenden inerek oğlanın yanına geldim. "İzmir'e gönder malları," diye telefondaki kişiye bir şeyler söylüyordu. Beni görünce sustu. "Ne oldu?" dercesine kaş göz yaptı. "Kıyafet almayı unutmuşum, giyebileceğim bir şey var mı?" diyerek sorunumu söyledim.O ise, "Odadaki dolabın içinde var," diyerek kabaca cevap verdi. Daha fazla uzatmak istemeyerek hızla merdivenlerden odaya çıktım. Dolabın birinci kapağını sürükleyerek açtığımda erkek kıyafetleri doluydu. Diğer tarafı açtığımda ise giymek istemeyeceğim kadar açık kadın kıyafetleri vardı. Bunları giymektense erkek kıyafeti giymeyi tercih ettim. Tekrar birinci kapağı açarak bir eşofman ve tişört aldım. Odadaki ebeveyn banyosuna girerek kapıyı kilitledim. Hızlıca üstümü değiştirip çıktım. Çıkardığım kendi kıyafetlerimi de getirdiğim çantama katlayıp koydum. Yatağa uzanarak telefondan Lora'ya müsait olduğuma dair bir mesaj attım. Anında görmüştü. Hızlıca bir şeyler yazıp gönderdi: Lora: Birkaç gün onları kabullenmiş gibi davran. Salı günü AVM'de seni kaçıracağız. Bir şey belli etme. Ola ki bir şey yapmaya kalkışırsa hemen haber ver, B planına geçelim. Ben B planını bilmiyordum. Ben: Tamam, fakat ben B planını bilmiyorum. Lora: Plan falan yok, bombalaman dalıyoruz. Artık biliyorsun. Gülücük atarak telefonu kapattım. Güzel bir uykuya ihtiyacım vardı. Lamba açık olduğu için uyuyamıyordum.Lambayı kapatsam kendimi güvende hissetmezdim. Bilmediğim bir yerde, hatta tanımadığım bir insanla aynı evdeydim ve kimse yoktu. Aklıma gelen düşünceyi hemen silip atmak adına gözlerimi kapattım ve yeniden uykuya dalmaya çalıştım. Hani uykuya tam dalma aşamasında oluruz, tam rüya görmeye başlayacakken... O kısım benim için en tatlı kısımdır. Tam o kısımdayken —rüya âlemine dalacakken— hayvanî bir kapı sesiyle yerimden sıçrayarak doğruldum. Oğlan gelmişti. Bana bakıp göz kırptı, giysi dolabına yürüdü. Bir eşofman alıp tişörtünü hızla çıkarırken gözlerimi kapattım. Bu adamın beyninde ciddi bir sorun vardı."Üstünü banyoda değişebilirsin"dedim.Ufak bir kahkaha sesi geldi: — Senden izin aldığımı hatırlamıyorum, küçük hanım. Ayrıca benim evim, benim odam. Bilmiyorsan söyleyeyim, kıyafetlerimizi odada değiştiririz. Haberin olsun. Resmen dalga geçiyordu, âdi herif! Amacı beni sinir etmekti ama tuzağa düşmeyecektim. — Onu biliyorum. Ama sen her önüne çıkanın yanında soyunuyorsun galiba, diye çıkıştım. — Gözlerini açabilirsin.Ayrıca her önüme çıkanın değil, müstakbel karımın önünde değiştiriyorum. Bunda kusur göremiyorum. Üstelik... kocanın mükemmel kaslarına dokunmak için can atanlar vardır. Gözlerimi açtığımda giyinmişti. Altta kalmamak için çok sevimli(!) diyaloğumuza devam ettim: — Çok can atan varsa dokunabilirler , hatta direkt seni alsınlar! Benim için sorun yok. Ayrıca, ne kocası ya? Seninle evlenmeyeceğim, boş hayaller kurma. — Görürüz, fındık faresi. — Görüşürüz, orangutan. — Orangutan da ne, kızım?, diye güldü sinirle. Millet görse düştüğümüz hâli... Ülkenin en zengin, en karizmatik, en sert adamının düştüğü hallere bak.Orangutanmış. Daha fazla uzatsak kavga çıkacaktı.Arkamı dönerek uyumayı tercih ettim. En karizmatik ,en sert adamıymış... Tuvalet fırçası bile olamazdı! Ben ona "orangutan", "oğlan" gibi sözcüklerle sesleniyordum. Hâlâ adını öğrenmemiştim. Madem burada birkaç gün duracaktım, adını öğrenmeliydim. Yattığım yerden, "Bu arada adın ne?" diye sordum. "Toprak Deniz Akgün," dedi ve devam etti: "Bana genelde Toprak derler. Sen de Toprak de." Sırf gıcıklık olsun diye, "Tamam, Deniz," dedim. O ise hiçbir şey demeden banyoya gitti. Adı sadece yeterliydi. Soyadına kadar söylemek zorunda değildi. Gerçi soyadını seviyor olabilirdi; herkes benim gibi değildi. Ben o katilin soyadını taşımak istemiyordum. Yüzüme rahatsız edici güneş ışığı vuruyordu. Bedenimin üzerindeki ağırlık beni daraltıyordu. Yavaşça gözlerimi araladım, fakat gördüğüm manzara karşısında irkildim. Deniz yanımda yatıyordu ve üstelik sol bacağını üzerime atıp, koluyla sımsıkı sarılmıştı. Beni bir uyku oyuncağı mı sanıyordu? Kurtulmak için çabalıyordum, fakat adamda tık yoktu. Bana, bir ağaca sımsıkı sarılan bir koala gibi yapışmıştı. Kaç defa "Deniz!" diye seslensem de uyanmıyordu. Fısıldamayı bırakıp sesimi yükselterek, "Deniz, mal mısın?" diye sordum. Bu kadar ağır uykusu olur muydu bir insanın? "Ayı mısın, kış uykusuna mı yattın?" diyecektim, fakat bahar gelmişti. Ayılar bile uyanmıştı, ama Deniz Bey hâlâ derin uykudaydı. "Orangutan" demekte haklıymışım. Güç bela ondan kurtularak ayağa kalktım. Aklıma gelen sinsi planla gülümsedim. "Sen kimi uyku oyuncağı sanıyorsun, Deniz Efendi?" Telefonumu alarak aklımdaki videoyu açtım, sesini son seviyeye çıkarıp kulağının yanına tutarak oynattım. Sesi duyar duymaz fırladı ve komodinin üzerindeki silahı kapıp pencereye yöneldi. Bir hedef arıyordu sanırım. Ben kahkahalarımı tutamıyordum. Deniz, dışarıda sadece kendi adamlarının nöbet tuttuğunu görünce öfkeyle bana döndü. Ben ise yataktan telefonumu alıp videoyu kapattım. Yüzündeki öfkeyle, "Sen ne yaptığının farkında mısın, Kiraz?" diye sordu. Cevap vermedim, onaylarcasına başımı salladım. "Bak, beni tanımıyorsun. Ne iş yaptığımı, hayatımı bilmiyorsun. Bir de üstüne gelmiş, saçma sapan bir sesle uyandırıyorsun," dedi. "Saçma sapan" dediği şey, taramalı tüfek sesiydi. "Seni düzgünce uyandırmaya çalıştım, ama uyanmadın," dedim. Onu ilk kez bu kadar ciddi görüyordum. Haklıydı aslında; birbirimizi tanımıyorduk. Derin bir nefes alıp odadan çıktı ve kapıyı öyle hızlı ve şiddetli çarptı ki gözlerimi kapattım. Bence fazla abartıyordu. Sanki her gün silah sesiyle uyanıyordu. Silah sesleri… Silah sesleri duyuyordum. Fakat gözlerimi açamıyordum. Silah sesleri, bağrışmalar vardı.Aklıma Lora’ın dedikleri geldi. Bana mafya olduklarını, evlerinin kurşunlandığını söylemişti. Acaba bir saldırı altında mıydık? Yüzüme gelen buz gibi suyla anında ayağa kalktım. Gördüğüm manzara pek de mükemmel değildi. Deniz Bey kahkahalarla gülüyordu. Üstüm sırılsıklam olmuştu. "Sen ne yaptığının farkında mısın?"diye sordum. Çocuk çocuk işlerle uğraşıyordu. Ne hakla yüzüme su atabiliyordu? Üstelik bir bardak su falan da değildi, bildiğin kovaydı.Bir de mafya olmuş! Papucumun mafyası! Ben ona sinirle, tiksintiyle bakarken, o bana alaycı bir tavırla bakıyordu. "İntikam soğuk yenen bir yemektir, Kiraz Akdağ." Üzerime buz gibi su döktüğü için "soğuk" kısmına özellikle vurgu yapmıştı. O cümle benim için önemsizdi, fakat oradaki "Akdağ" kısmı beni daha da öfkelendirmişti. Ben bir katilin soyadını taşımayacaktım! Onun soyadını taşıyacak kadar rezil değildim. Ben annemin soyadını kullanıp onu ve dedemi her zaman yaşatacaktım. —Bana soyadımla seslenme! Ayrıca, ben yemeğimi sıcak severim, Toprak Deniz Akgün! —Peki, Kiraz Akgün. —Sen bana ne… Eliyle ağzımı kapatıp beni susturmaya çalışıyordu. —Git ve üstünü değiştir. Yoksa hasta olacaksın, prenses. —Lan, sen kimsin de bana prenses diyorsun? Malın sıçtığı, bok suratlı, göt lalesi! Beni dinlemeden odadan hızlıca çıkıp gitti.
Bölüm 5
1.BÖLÜM: GELECEĞE İZ(4)
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.