BÖLÜM 3 – EVİN DUVARLARI DUYUYOR
Mutfağı terk ettim ama o evin içinde kaçacak yer yoktu. Oda kapımı çarparken hissettiğim öfke değil, çaresizlikti. Yalnız kalmak istiyordum ama bu duvarlar yalnızlığı bile reddediyordu.
Çok geçmeden kapım üç kez tıklandı. Cevap vermedim. Yine de açıldı.
Ablam.
Elinde bir kutu vardı.
“Bu sende kalmalı.”
Kutuyu yere bıraktı. Bir şey demedi. Gitmesini bekledim. Ama çıkmadı. Sessizce ayakta durdu. Göz göze gelmiyorduk ama nefesini hissediyordum.
“Ne var içinde?” dedim.
“Senin çocukluk anıların. Sakladık... her şeye rağmen.”
Yavaşça kapağı açtım. Sararmış bir çocuk tişörtü, plastik bir oyuncak, ve birkaç çizim çıktı içinden. Kalbim, istemediğim bir ritimle çarpmaya başladı. Elimde tuttuğum resmi hatırlamıyordum ama çizgileri tanıdık geldi. Bu ben miydim? Yoksa hayalini kurduğum, hiç var olmayan bir çocuk mu?
Ablamın sesi çatladı.
“Bunlar seni unutmamak içindi. Suçluyuz, evet. Ama seni hiç unutmadık.”
Sustuk. Ama o sessizliği abim bozdu. Odaya aniden girdi, suratında bir şeyler patlamak üzereymiş gibi bir ifade vardı.
“Yeter artık!” diye bağırdı.
“Biz bu acıyı yıllardır taşıyoruz! Sadece seni değil, kendimizi de kaybettik!”
Başımda uğuldayan öfke patladı.
“Siz kaybettiniz diye ben büyürken gördüğüm her kabusu meşru mu sayayım?! Ben size çocukken lazımdım, şimdi değil!”
Abim masaya vurdu.
“Ne yapalım? Geçmişe dönelim mi?! Bizi cezalandırıyor gibisin.”
Gözlerim karardı.
“Bilmiyorsunuz... Hiçbiriniz bilmiyorsunuz. Bana ne yaptılar. Bana kim olduğumu bile unutturdular. Sizinle gerçek olduğumu sanmam için elimde ne var?”
Ablam gözyaşlarını silmeye çalıştı.
“Senin hatıranla yaşadık biz. Bu evde seni büyütmeye devam ettik, zihnimizde. Şimdi gerçek sen karşımızda ve biz... ne yapacağımızı bilmiyoruz.”
Bu cümle beni durdurdu. Ama affettirmedi.
Yavaşça doğruldum.
“O zaman bilmenizi istediğim tek şey şu: Eğer gerçekten benimsiniz diyorsanız, geçmişin karanlığını benimle birlikte taşıyın. Çünkü ben artık oradan çıkmaya çalışmıyorum. Ben o karanlıkla birlikte büyüdüm.”
Kapıyı göstermek ister gibi başımı çevirdim.
“Şimdi yalnız kalmam gerek.”
Çıktılar. Sessizce.
Ama o andan sonra ev artık sessiz değildi. Ev artık yankı yapıyordu. Her köşe başı, her eski fotoğraf, her sessiz duvar, yılların gizlediği suçları fısıldıyordu.
Ve ben o gece ilk kez, gerçek geçmişimin bu evin içindeki bir yerlerde gömülü olduğunu hissettim.