İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 9 · 37 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 9

BÖLÜM 9

Ben: “Vay, Nida, demek takındığın o masum rolünü bu olanları öğrendikten sonra bir yere bırakıp gerçek yüzünü bize karşı göstermeye başladın anladığım kadarıyla, değil mi? Ama sen hiç merak etme, çünkü biz de size karşı gerçek yüzümüzü gösterip taktığımız sahtelikten ibaret maskelerimizi indirdiğimizde işte o zaman siz yenik düşecek ve bizi ezmenin ne demek olduğunu öğreneceksiniz. Siz, sizi neden hâlâ engellemediğimi bile anlayamayan aptallardan oluşuyorsunuz, bunu sakın unutma ve sen kendin aptal olmana rağmen gelip de bize aptal demeye kalkışma. Size öyle bir ders vereceğiz ki aklınız yerinizden oynayacak, haberiniz olsun. İyi günler(!)”

Elimdeki telefonun klavyelerinde tek tek parmaklarım gezindikten sonra gönder tuşuna bastım ve yüzümde bir gülümseme oluşurken yaslandığım duvardan sırtımı çekip tam ablamların hazırlandığı odaya doğru gidecekken Talha’nın sesiyle gitmekten vazgeçtim. “Kızlar, hadi sizi bekliyoruz, Masal hazırlandı ama siz hâlâ hazırlanamadınız, sanki çok önemli bir düğüne gidiyormuşsunuz gibi süslenmeyin ve bizim zamanımızdan çalmayın. Zaten Arda da çok sıkıldı ve ben de sizi beklemekten ağaç oldum; Masal’ın ise neye sırıttığı hakkında en ufak bir fikrim yok ama onun da sizi sabırsızlık içinde beklediğini eminim,” dedi ve ablamın odasına doğru birkaç adım attı.

Talha’nın ve Arda’nın yanımda yaklaşık yarım saattir ablamlar hazırlanamadıkları için oflayıp sürekli söylenmeleri benim bile başımı ağrıtmıştı çünkü bu kadar sabırsız olmaları benim sinirlerimi yükseltiyor, ayrıca başımı ağrıtıyordu.

Evet, ablamlarla gerçekten Talha’nın da dediği gibi aslı başı alışveriş merkezine gidip yaz tatilinin keyfini çıkararak kafamızı dağıtacaktık ama ablam, Rana ve Beren bunu umursamayıp yine de süslenip püsleniyorlardı. Bu yüzden ablam ve arkadaşlarımın bu gereksiz süslenmelerini ben de erkekler gibi saçma buluyordum ama onlar gibi sabırsızlık edip ablamla arkadaşlarımı ikide bir rahatsız etmiyordum.

Evdeki herkese sanırım bir saat önce bu yaptığımız planın daha bir başlangıç olduğunu ve kafamda dönüp duran düşünceleri söylemiştim ve onlar da beni haklı bularak Dicle, Nida, Ceylin, ayrıca onların arkadaşlarına da bir ders vermeyi gayet doğru bir düşünce olarak kabul etmişlerdi.

Arda bile beni haklı bulduysa demek ki düşüncelerimde gerçekten haklıydım.

“Tamam, Talha, sabırlı olun biraz!” Ablam yüksek ve öfkeli bir ses tonuyla sevgilisine biraz daha sabretmesi gerektiğini söylerken bıktığını çok belli ediyordu ama ablamın bu iki sabırsız varlıktan şu saate kadar rahatsız olmasını çok normal karşılıyordum. Çünkü onlar sayesinde beni rahatsız etmeseler bile yine de ben ablamların yerine rahatsız olabilmiştim, sonuçta ablam ve arkadaşlarımın odalarını iki dakikada bir girip sürekli onları, “Acele edin kızlar,” diyerek darlıyorlardı.

Bu durumun hoş olmadığını şu iki varlığa birisinin artık söylemesi gerekiyordu ve bu yüzden ben de birkaç adımla Talha’nın yanına ulaşıp onun omzuna dokundum. “Birazdan hazır olacaklar, bu yüzden onları artık rahatsız etmemelisiniz yoksa sizin için kötü şeyler olur, anlaşıldı mı?” diye sorarak soran gözlerle ilk önce Talha’ya ve daha sonra Arda’ya baktığımda ikisi de birden gülmeye başlarken saçını tarayan Beren ise onlara gözlerini devirdi. “Bizim grubumuzdaki erkekler böyle işte Masal, boş ver onları. Bak, Arda bile daha yeni katılmasına rağmen utanmazca bizi daha ilk günden başımızın etini yiyip üstüne gülebiliyor. ”

“Arda, şu küçük hanım bizi az önce tehdit mi etti?” dedi Talha kahkahalara boğulduğunda dolayı zar zor konuşarak ve Arda’nın yanına gidip daha yüksek bir sesle kahkaha atınca sinirlenmemek için derin nefesler alıp verdim.

“Siz ikiniz, gevezeliği bırakı hemen susuyorsunuz ve bizim hazırlanmamızı bekliyorsunuz, tabii beklerken de kardeşimle uğraşmıyorsunuz, duydunuz mu beni?” dedi ablam ve değneğini bir köşeye bırakıp yatağa oturarak beni de odaya çağırdı, ben ise ablama bakarak, “Bir saniye abla, hemen yanınıza geleceğim,” diyerek salona doğru yöneldim.

“Evet, evet, duydum ve şu anda Masal’dan aşırı derece korkuyorum, ne yapacağız şimdi Talha abi? Zaten korkudan dolayı tir tir titriyorum çünkü Masal az önce bizi tehdit etti ve bu yüzden ne yapacağımı bilemiyorum, beni koru ağabeyciğim!” Arda dalga geçerek eliyle beni gösterdi ve tekrardan Talha’yla birlikte kahkahalara boğularak benim taklidimi yaptılar, daha doğrusu yapmaya çalıştılar.

“Birazdan hazır olacaklar, bu yüzden onları artık rahatsız etmemelisiniz yoksa sizin için kötü şeyler olur, anlaşıldı mı?” Arda aynı benim o cümleyi dedikten sonra kaşlarımı çattığım gibi kaşlarını çatık hâle getirdi ve işaret parmağını sağlayarak tekrardan gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Sizin için kötü şeyler olur!” dedi ve bana bakarak yanındaki Talha’yla gülmeye başladılar ve Arda gülmesini bastırdıktan sonra, “Taklidimizi beğendiniz mi, Masal Hanım?” diye sorduğunda oflamaktan başka bir şey yapamadım.

“Hiç beğenmedim, Arda Bey ve eklemek gerekirse böyle iğrenç olan bir taklidimi bir daha yapmazsanız çok sevinirim!” dedikten sonra ablamın arkadaşlarımla birlikte hazırlandığı odasına bakıp tekrardan başımı bana alayla bakan erkeklere çevirdim. “Bu arada söylemek gerekirse taklidimi hiç ama hiç benzetemediniz, özellikle de Arda taklidimi yaparken gülmemek için kendisini zorladığı için ortaya çok garip bir görüntü çıktı. Arda, sana bir uyarı, bence sen taklit falan yapma, yoksa çok berbat ve rezil bir görüntü ortaya çıkıyor, haberin olsun,” dediğimde Arda başını salladı. “Farkındayım ama yine de çok eğlendik.”

Hiç komik değillerdi ama bu rezil hareketlerinin onlara komik gelmesi cidden ilginç ve benim anlayamadığım bir durumdu.

“Ne o, daha dün gece Masal’ı Arda’dan korumaya çalışıyordun ama şimdi bakıyorum da Arda en yakın arkadaşın olmuş gibi görünüyor, sinir bozucu sevgilim?” Ablam, Rana ve Beren hazırlanmış bir şekilde odadan çıkıp çoktan yanımıza gelmişlerdi ve şimdi, tam şu anda ablam sevgilisinden hesap sorarken biz de üç kız gülmemek için kendimizi zorluyorduk.

Aynı az önce Talha’yla Arda’nın yaptıkları gibiydik ve şu anda o iki erkek masum gibi görünmeye çalışıyorlardı ama ablam bu tatlı bakışlara asla kanmazdı.

“Siz yanımızda gelmiyorsunuz, biz tek başımıza gideceğiz ve siz de ne yapıyorsanız yapın, zaten bu bizim umurumuzda bile değil, anlıyor musunuz?” diye sorduğunda Talha hemen ayağa fırlayarak sevgilisine özürler dilerken Beren yüksek bir sesle bir kahkaha patlattığında Rana’yla biz de gülmeye başlamıştık.

“Ne oldu Talha ve Arda, az önce benimle eğlenirken çok iyiydi ama şimdi yüzünüzden düşen bin parça?” diyerek alayla onlara baktım ve Arda’nın da bakışları bana çevrildiğinde ise

ona “Ne var?” der gibi bir bakış attım.

“Gerçekten bizi götürmeyecek misiniz, hadi ama Masal, o kadar da hazırlanmıştık,” diye söylendiğinde gülmeye başlarken kafamı iki yana salladım ve taranmış saçlarımı geri attım. “Bu bizim sorunumuz değil, kusura bakmayın,” dedim ve üç kız gülmeye devam ederken Talha ise hâlâ ablamın yanında sanki bir suçluymuş ve canının alınmaması için krala yalvarıyormuş gibi ona yalvarıyordu.

“Neden bu kadar bizimle gitmek istiyorsunuz ki?” diye sordu Beren merakla ve Talha ablama bir sarmaşık gibi sarılırken, “Çünkü sizi yalnız bırakmak istemiyoruz,” dediğinde ablam değneğine tutunup bir kahkaha attı. “Sözde bizi korumak isteyen ve centilmen erkekler,” diyerek onları alaya aldı ve gözlerini devirdi.

“Ayıp ama hem bizim de gezmek ve biraz olsun eğlenme hakkımız var kızlar, o yüzden lütfen sizinle gelmemize izin verin. Bakın, söz bir daha sizi sinirlendirecek bir davranışta bulunmayacağız ve normal insanlar gibi sizinle gezip dolaşacağız,” dedi Arda birden araya girip ve hepimize yalvaran gözlerle bakarken ablam bir kahkaha patlattı; Beren’le Rana ise hiçbir kelime etmeden iki erkeğe bakıyorlarken ben de suspus olmuş ve ablamın vereceği cevabı bekliyordum.

Ablam bütün bakışların kendisinin üzerinde olduğunu görünce soran gözlerle bize bakarak, “Ne?” diye sordu ve bize anlamaz bakışlar atmaya devam ederken ellerini hareket ettirip ofladı. “Ne oldu, bana neden öyle bakıyorsunuz? Anladım şimdi ben sizi… Sizin bizimle gelip gelmeyeceğinizi size diğer kızlar da söyleyebilir ama siz onun yerine benden bir cevap bekliyorsunuz, değil mi?” diye sorduğunda Talha’yla Arda sadece susup başını sallamakla yetinirken Rana sessizce kıkırdadı.

“Sen de sürekli kıkırdamayı bırak, Rana, sıkıldım artık.” Ablam Rana’ya söylendikten kısa bir süre sonra susarak bizi izledi ve ardından da cevap isteyen bizleri daha fazla bekletmemek için tekrardan söze girdi: “Pekâlâ…” diyerek bir nefes verdi ve üzerindeki kıyafetini düzelttikten sonra evin dış kapısını açarak eliyle dışarıyı, güneşli bahçeyi işaret etti. “Buyurun o zaman beyler.”

***

Bizi alışveriş merkezine kadar bırakan Erkan amcanın arabasından kapıyı açıp inerken hepimiz ona teşekkür etmeyi unutmayıp teşekkür ettikten sonra arabadan indik ve indiğimiz gibi ilk olarak temiz havayı içime çektim. Hava gerçekten de bugün mükemmel ve sıcaktı ama aynı zamanda hafif bir esinti de vardı, yani kısacası bu hava tam bir yaz havasıydı.

Erkan amcanın arabası yanımızdan geçip hızla ayrıldığında yanımdaki gruba baktım ve alışveriş merkezini çenemle işaret ederek, “Girelim,” dedim, ardından ise adımlarımı alışveriş merkezinin girişine doğru attım.

Girerken içimden eğer Erkan amca olmasaydı o zaman bu kadar kişi nasıl bir taksiye sığacağımızı düşünüyordum ve bizi buraya kadar getirip bize gerçekten büyük bir iyilik yaptığı için de ona minnettardık.

Daha yarım saat önce, Beren’in babasının dükkânının hemen yanında tanıştığımız Erkan amca, Arda’nın babasıydı ve babasının bizi alışveriş merkezine kadar götürme fikrini de Arda evden çıkarken bize sunmuştu. Biz de tabii ki bu fikri mantıklı bulmuştuk çünkü küçük bir taksiye hepimizin nasıl sığacağını bilemiyorduk ama Erkan amcanın arabası hepimize yetecek kadar geniş ve büyüktü. Ayrıca uzun yolculuklar için gayet uygun ve konforlu bir arabaydı, sonuçta arabanın içi sıkışık olmayıp geniş olduğundan huzurlu ve rahat bir şekilde yolculuk yapılabilirdi.

“Sağ ol Arda, eğer baban olmasaydı acaba buraya nasıl gelebilirdik, orasını biz de gerçekten hiç düşünmemiştik, tekrardan teşekkür ederim.” Ablam içerideki kalabalığın çıkardığı gürültüden dolayı yüksek bir sesle Arda’ya yaklaşarak tekrardan ne kadar minnettar olduğunu belirttikten sonra geri çekildi ve ben de hemen ablamın yanına gidip rahatça yürümesi için bir kolunu sıkıca kavradım.

“Evet, teşekkür ederiz fakat bu teşekkürümüz sana değil, babana, haberin olsun, Yeni Üye,” diyerek lafa girdim ve sırıtarak Arda’ya bakarken o da güldü, ardından Talha’nın yanından ayrılıp yanıma gelerek bir kıyafet mağazasını gösterdi. “Sen şimdi bana şu saçma laflarını sokmayı bırakıp kendine üstündeki zevksiz birisinin giyeceği kıyafetler yerine yepyeni kıyafetler almak için şu mağazaya girebilirsin, hem senden de bir süreliğine kurtulmuş olurum. Ne dersin bu fikrime, bence kulağa senin ve bizim iyiliğimiz için gayet güzel, ayrıca mantıklı bir fikir gibi geliyor,” dediğinde ofladım ve sakin olmaya çalıştım.

Beren ve Rana, Arda’nın bu dediğine gülerken yanımda kolunu kavradığım ablam ise Arda’ya bakarak ona uyarı dolu bakışlar attı ama sevgilisinin de aynı Arda gibi sırıttığını görünce ona da bakışlarını sunarak küçük bir uyarıda bulundu. “Bence susun yoksa birazdan sizi yanımızdan kovma fikrini tekrardan gözden geçirebilirim beyler.”

“Peki, sevgilim, özür dileriz.” Talha ablamın bu cümlesini duyduğu gibi hemen bir özürde bulunduktan sonra ben de aynı az önce onların sırıttığı gibi sırıtarak Arda’ya baktım ve mağaza gezme fikrini düşününce yüzümü buruşturdum. “Ben mağaza gezmekten nefret ederim,” dediğimde Talha hariç herkes bana şaşkın gözlerle bakmaya başladı ama Beren’in bana neden öyle baktığını anlamamıştım çünkü o, benim mağaza gezmeyi sevmediğimi iyi biliyordu.

“Beren?” diye sorduğumda Beren başını bana çevirip, “Ne oldu?” diye sorduğunda ona hâlâ soran gözlerle bakmaya devam ediyor ve onun benim bu özelliğimi bilip bilmediğini sorguluyordum. “Bilmiyor musun?”

“Biliyorum da… Sadece adı üstüne ‘ALIŞVERİŞ’ merkezi gezdiğimiz için alışveriş yapmak istememen biraz garip geldi, o kadar,” diyerek özellikle alışveriş kelimesine vurgu yaptığı için ona hak verdim ama ben, alışveriş merkezlerine alışveriş yapmak için değil, genelde eğlenmek veya yemek yemek için geliyordum. Aslında alışveriş de yapıyordum ama bu yaptığım alışverişler kıyafetler, ayakkabılar ve çantalar yerine kitaplar ya da teknolojik aletlerdi.

Daha doğrusu teknolojik aletleri almak yerine bakmakla yetiniyordum maalesef…

“Evet, şaşırmakta fazlasıyla haklısınız ama ben genellikle alışveriş merkezlerinde kitap alışverişleri yapıyorum, ilgimi çeken aletlere bakıyorum veya eğleniyor ve yemek yiyorum,” dediğimde herkes başını sallarken Rana bana dönerek yüksek bir sesle meraklı meraklı sordu: “Ne tür kitaplar okursun peki?”

“Aslında canımın istediği her şeyi okurum, mesela bazenleri canım çok cinayet romanları okumak ister ve bu yüzden hemen kendime bir cinayet türünde roman alıp okumaya başlarım, ayrıca ben asla bir kitabı yarım bırakmam, bilginiz olsun. Ek olarak ben romantik komedi de severim, yani aslında bazenleri cinayet romanı okumak isterken bazen de cinayet türüyle zıt, tatlı ve romantik bir kitap okumak isteyebilirim. Ama genellikle cinayet, romantik komedi, dram ve fantastik türlerinde okumaktan daha zevk alır ve diğer kitap türlerine kıyasla daha çok hoşlanırım,” diye yanıtladığımda haklı olduğumu söyledi ve yönünü sevinçle hemen gördüğü bir mağazaya doğru çevirdi.

“Masal umarım söylenip başımızın etini yemez.” Arda’ya susması için bakışlar atarken, “Ben kimsenin isteklerine karışmam ve onu sevdiği bir yerde eğer keyif alıyorsa rahatsızlık vermek hoşuma gitmez. Bu yüzden istediğin yeri gezmekte özgürsün fakat beni sinirlendiremezsin, sana bunu hatırlatmak isterim Yeni Üye ve bana kalırsa aslında senin gibi birini gruba bile almazdım. Bu yüzden bana teşekkür etmelisin ve daha birinci günden hâlâ bu grupta bir yerin varsa şükretmelisin,” diyerek ardı ardına bir sürü cümle sıraladıktan sonra suspus olan Arda’ya baktım ve ona tek bir cevap bile vermeden Rana’nın peşine isteksizce takıldım.

Aslında tek başıma da takılıp istediğim yeri dolaşabilirdim ama Rana’yla uzun zamandır pek görüşemediğimiz için birkaç günlüğüne daha onun yanında olmak istiyordum, sonuçta çok görüşemediğim bir arkadaşım olduğundan onu özlemiştim.

“Şuna bakın, şu güzelim elbise indirimdeymiş! Çok iyi Beren, şu güzel elbisenin etiket fiyatına acilen bakman gerekiyor,” dedi Rana sevinçle ve ben ise Rana’nın bu heyecanına, çocuk gibi davranmasına güldüm.

Mağazanın bir köşesinde duru sıkıntıdan patlarken bakışlarım yan yana duran Talha’yla Arda’ya kaydı ve Arda’nın, “Bu kadar abartmaya gerek yok, sıkıcı şeyler ve sıkıcı yerler…” diye mırıldandığını duyduğumda hemen elimdeki telefonu cebime koyup Arda’nın yanına şimşek hızıyla gittim. “Bir de bana diyorsun, Yeni Üye, ne oldu?” diye sorduğumda Talha gülerken Arda da güya kendini haklı çıkarmaya çalışarak, “Ama sıkıcı,” dedi ve ben de hemen cevabı yapıştırdım. “Ama ona göre değil.”

“Haklısın, Masal ama bana göre sıkıcı geliyor, aynı sana da sıkıcı geldiği gibi…” dediğinde başımı salladım ve Arda’nın yanından ayrılıp tekrardan mağazanın bir köşesine sırtımı yaslayıp telefonumu kurcalamaya başladım. Birkaç dakikalığına Rana, Beren ve ablamın çıkmasını beklerken telefonumdan video kaydırdıktan sonra birden yeni bir mesaj geldi ve ben ise hemen mesajlar bölümüne girip gelen mesaja baktım.

Mesajı gördüğüm gibi sakin kalmaya çalışarak gözlerimi devirmekle yetindim.

Nida: “Evet, ben sana gerçek yüzümü göstermiş olabilirim ama siz de bana gerçek yüzünüzü gösterdiniz, Masal ve bu yüzden biz de size bir ders vereceğiz, haberin olsun :)”

Mesajın 21 dakika önce atıldığını görmüştüm ve şu anda çevrim dışıydı ama eğer çevrim içi olsaydı kim bilir ona neler söylerdim, bilmiyordum fakat yine öfkemi kusacağım kesindi.

Nida beklemediğim bir anda çevrim içi olduğu için gözlerim şaşkınlıkla irileşti ve ne yazacağını merak ettiğimden dolayı içimden Nida’ya saydırmak yerine bana bir yanıt vermesini bekledim ama eğer vereceği yanıt alayla yazılmış bir yanıtsa o zaman daha çok sinirleneceğime emindim.

Çevrim içi… Yazıyor…

Nida: “Ayrıca Dicle’nin ailesi bugün akşam yurt dışından dönecek ve bu yüzden sizden hesap sormaya devam edeceğiz. Diyeceğim bir şey daha var, sen kim oluyorsun da bize aptal diyorsun? Senin bizi engellememen zaten besbelli aptallık ama sen buna rağmen bana burada bizi engellememenin bir sebebi olduğunu söyleyip duruyorsun, yani zırvalamaktan başka bir şey yatığın yok. Bizi engellemeyip ona rağmen düşmanlık beslemenin bir sebebi olamaz, diye düşünüyorum. Size de iyi günler (!)”

Sakin kalmaya çalışıyordum ama olamadığım ve şu anda insanlarla dolu kalabalık bir alışveriş merkezinin içinde olduğum için bağıramadığımdan dolayı hemen parmaklarım hızlıca klavyenin üzerindeki gezindi ve birkaç saniye sonra ise yazdığım mesajı içimde büyüyen öfkeyle gönderdim.

Ben: “Mesajımı taklit etmek hoşuna gidiyor olmalı ki son cümle sana attığım en son mesajdakiyle tıpatıp aynısı. Evet, dediğin gibi bunun bir sebebi var ve size aptal dememin sebebi ise sizin benim neden sizi hâlen de engellemediğimi anlayamayacak kadar küçük akla sahip olmanız. Seninle de daha fazla uğraşıp keyfimi hiç ama hiç kaçırmak istemiyorum, bu yüzden görüşmemek üzere!”

Derin bir nefes alıp telefonumu Nida’nın atacağı mesajların bildirim sesine karşı sessize aldım ve cebime atarak bana seslenen ablamla Rana’nın peşinden gelip sıkıcı kıyafet mağazasından birlikte çıktık.

“Kahve içmeye gidelim mi, hem bu sıcak havada soğuk bir şeyler içmek iyi gelir, diye düşündüm.” Rana’nın teklifi üzerine canım fazlasıyla kahve içmek istediği için hemen başımı salladım ve arkadaşım Beren ise tabii ki bu teklife hayır diyemeyeceğinden, “Olur!” diye sevinçle bağırdı. Çocuk gibiydiler ve karşımda duran iki kuzenin on altı yaşında olup olmadıklarını bazen ciddi ciddi sorguluyordum çünkü hiç öyle görünmüyorlardı, aksine onlarda küçük bir çocuğun heyecanı vardı.

Ablam başını bakım ürünlerinin satıldığı mağazaya çevirerek bu teklife başını olumsuz anlamda sallayarak yanıt vermişti. “Üzgünüm ama benim ilk önce şu indirimde olan ürünleri almam gerekiyor çünkü gerçekten ihtiyacım var. Ben birazdan gelirim, siz gidin,” dediğinde Talha hemen ablamın yanına geçerek sağ kolundan sıkıca tuttu ve Talha da aynı ablam gibi başını iki yana sallayarak, “Seni bu hâlde yalnız bırakamam,” dedi ve ablamın peşinden gelmek istedi.

“Peki, Talha, o zaman siz dördünüz gidin, biz Talha’yla birazdan yanınıza geliriz,” dedi ablam ve arkasını dönüp mağazaya doğru ilerlerken biz de tam arkamızı dönecektik fakat ablamın sesiyle hepimiz adım atmayı bırakıp tekrardan ablama döndük. “Ne oldu abla?”

“Buluşacağımız kafe hangi kafe ve nerede?” diye sorduğunda Beren biz daha hangi kafede buluşacağımızı düşünemeden söze girdi: “İki kat daha yukarı çıktığında iki yol var ve sen sağdan gideceksin. Sonra karşına zaten ‘La Lumière’ adında bir kafe çıkacak ve biz de zaten o kafenin dışarıdaki masalarından birisine otururuz, siz de oraya gelirsiniz,” dediğinde şaşkın gözlerle Beren’e baktım.

Ne demişti, ne demişti? Ayrıca bu alışveriş merkezinde öyle bir kafe olduğunu hatırlamıyordum ya da ben ek etrafımı incelemiyor olabilirdim.

“Ne?” dedi ablam afallayarak ve Beren ise, “Ne var, ne oldu ki?” demekle yetindiğinde ablam soran gözlerle Beren’e baktı ve az önce dediği kafe ismini birkaç kere söylemeye çalıştı ama tabii ki de başarısız oldu.

“Nesini anlamadınız ki, kafenin yerini gayet güzel bir şekilde size anlattım,” dedi Beren ve telefonunu çıkarı saate baktıktan sonra çeviriyi açtı ve çeviriye La Lumière yazıp ablama anlamını gösterdi. “Anlamadığın bu kelime, değil mi? Anlamı ışık demek ve bence çok güzel bir kafe ismi olduğunu düşünüyorum. Neyse, kafenin yerini öğrendiniz, değil mi, çünkü kafenin yerini gayet iyi tarif ettim,” dediğinde ablamla Talha başını salladı ve Talha, “Zaten orasını anlamıştık,” dediğinde Beren kıkırdadı.

“Neyse biz kafeye geçiyoruz, siz de birazdan gelirsiniz, tamam?” dediğimde ablamla Talha başını sallayıp yavaşça mağazaya doğru yönelirken ablamın arkadan, “Her şeyi abartmasan olmaz mı, Talha, aslı başı bacağım biraz kötü o kadar. Sanki felç kalmışım gibi davranıyorsun,” diye sevgilisine söylenirken iki kuzenle birlikte gülmeden edemedik ve Arda ise bizle hiç konuşmadan kafeye gitmek üzere önden yürüyerek asansöre doğru yöneldi.

Bir dakika, Arda asansöre doğru mu yönelmişti? Yürüyen merdivenlerden çıkmayacak mıydık, neden asansöre binecektik ki? Lanet olsun! Benimle kesin dalga geçeceklerdi ama bu da benim korkumdu, bu yüzden bence korkmak kesinlikle benim suçum değildi ve doğal bir durumdu da.

“Arda…” Arda asansörün tam karşısına gelip asansörü çağırma düğmesine basarken iki kuzen de iki yanımda duruyor ve boş boş etrafı izliyorlardı ama ben kesinlikle hiç rahat değildim çünkü asansöre binecektik!

“Efendim, Masal, ne oldu?” diye sorup bana doğru döndüğünde işaret parmağımla asansörü işaret edip, “Asansöre mi bineceğiz?” diye sordum ve Beren’le Rana bunun nasıl bir soru olduğunu söyleyip gülerlerken bu sorduğum sorunun cidden ne kadar saçma bir soru olduğunu fark etmiştim ama zamanı geriye alamazdım.

“Asansörün önünde durduğumuza göre sence ne yapacağız, Masal Hanım?” diye sorup o da Beren’le Rana gibi kahkahalarla gülerken oflayıp Arda’nın omzuna sertçe vurdum ve o ise hemen geri çekilerek bana anlam veremiyormuş gibi baktı. “Masal, senin ateşin mi var, neden bu kadar garip davranıyorsun?”

“Herhâlde asansörün önüne gelince Masal’ın IQ’su düştü, o yüzden böyle davranması gayet normal, Yeni Üye.” Beren gülmeye devam ederken bana baktı ve ben de Beren’e neden bu korkumu söylediğimi düşünüp duruyordum, bana cidden hiç yardımcı olmuyordu.

“Sana bu korkumu söylemez olaydım!” diye bağırarak Beren’e de vurmaya kalkıştığımda Arda’nın beni geri çekmesiyle onun yüzüne baktım ve Arda ise sadece, “Asansörden mi korkuyorsun?” diye sorduğunda mecburen başımı salladım. “Evet, çok mu anormal bir durum?”

“Yok, ama sen bize vahşi bir aslan gibi saldırmak yerine keşke yürüyen merdivenlerden çıksaydın,” dedi Arda ve ben ise Beren’e bakarak, “Bana yardımcı olduğun için sağ ol,” dedim alayla, Beren ise bu cümlemle kıkırdarken ben de yürüyen merdivenlere doğru yöneldim.

Şimdi iki kat yürüyen merdiven çıkmak zorunda kalacaktım ve bunu sırf şu aptal asansör korkum yüzünden yapmak zorundaydım; cidden kötü bir durumdu ama yapacak bir şey yoktu.

***

İki kat yürüyen merdiveni sonunda çıkıp bacaklarıma asansör korkumdan dolayı işkence çektirdiğimden dolayı şimdi biraz şu LaLumière denilen kafenin masalarına oturup dinlenecek ve kahvemi yudumlayıp -tabii Arda izin verirse- keyfime bakacaktım.

Kafeye kopan bacaklarımla ulaştığımda Arda’yla iki kuzenin çoktan asansör sayesinde hızlıca geldiklerini tahmin edip ben de adımlarımla içeri girdim ve ilk önce ne tür bir kahve istediğime karar verip istediğim kahveyi çalışana söyledikten sonra kafenin bahçesine geldim.

Bahçeye girdiğim gibi ilk olarak Arda’yla iki kuzenin dört sandalyeyle çevrili bir masada oturduğunu görmüştüm ve yanlarında ise bana ayrılmış bir sandalye tabii ki de boştu. Ben de gelip onlara selam verdim ve Arda’nın yanındaki boş sandalyeye oturup iki kuzenin yine Nihat hakkında yatıkları sohbeti –daha doğrusu dedikoduyu- dinledim.

“Onu bugün arayalım ve seni kullanmanın ne demek olduğunu ona iyi bir şekilde gösterelim, hem Masal da öfkesini kusarak ona haddini bildirebilir, değil mi, Masal?” dedi Rana sevinçle bana bakarak ve ben ise başımı seve seve sallarken Arda da gözlerini devirip, “Talha, nerede kaldın, gel artık ve beni şu kızlardan kurtar,” dediğinde ona ters ters baktım.

“Çok memnun değilsen ve Talha’yı özlediysen gidebilirsin canım, kafenin kapısı tam karşında duruyor zaten.” Beren kendinden emin bir şekilde konuşup az önceki gibi konuşmak yerine sustu, ardından telefonunu kurcalamaya başlarken Rana da onunla birlikte telefon ekranına bakıyor ve izledikleri şeylere göre farklı farklı tepkiler veriyordu.

“Masal,” dedi Arda ortamdaki sessizliği bozarak ve bana yaklaşıp kulağıma sırıtarak, “yürüyen merdivenlerden çıkarken yoruldun mu bari?” diye fısıldadığında bu sefer ona karşı daha sakin olmaya karar verdim ve onu sakince tehdit etmenin iyi bir fikir olacağını düşündüm. “Bana böyle aptalca cümleler kurmaya devam edip eğlenirseniz sizin ikinizi de bu gruptan zevkle kapı dışarı eder ve her ne kadar yalvarırsanız yalvarın sizi yine de tekrardan gruba almayı aklımızdan bile geçirmeyiz, haberin olsun. Bu dediklerimi de Talha’ya iletirsen iyi olur, onun da haberi olsun ki bizden herhangi biriyle uğraşırsa ne olacağına dikkat etsin. Sonuçta bir işi sonuçlarını düşünerek ve dikkate alarak yapmalıyız, haksız mıyım, Arda? Ya da daha doğrusu Marul Kafa?”

“Bana Marul Kafa demezsen sevinirim,” dediğinde ben de aynı onun sırıttığı gibi sırıtarak, “Ama sen benimle eğlenirken iyi oluyor, Marul Kafa,” dedim ve ekledim: “Bu arada organik marul, değil mi?” dediğimde Beren ve Rana kahkahalarla boğulurken neredeyse bütün kafedeki herkes bizim oluşturduğumuz gürültü yüzünden bize garip gözlerle baktığından dolayı hemen iki kuzene kızarak sessiz olmalarını söyledim. “Hey, susun!”

“Ama komikti,” dedi Beren hâlâ gülerken ve benim ona olan bakışlarımı gördüğünde ise dudaklarını birbirine bastırıp kahkahasını engellemeye çalışıp sessizce fısıldadı. “Hem kafedeki insanlardan bana ne ki, istediğim zaman gülerim, istediğim zaman susarım,” dediğinde elimle alnıma sertçe vurup Beren’in neden bu kadar aptal olduğunu sorguladım.

***

“Selam.” Ablamlar sonunda Talha’yla beraber mağazadan çıkıp gelebilmiş ve elindeki kahvelerle kendilerine sandalye bulup oturabilmişti ama bir sorun vardı: Az önce yaptığım keyfim Talha’nın sürekli sevgilisinin bir türlü mağazadan çıkmamasından dolayı sıkıldığı için şikâyet edip söylenmesiyle bozulmuştu.

“Sus artık, Talha, ne söylendin, sanki iki saattir mağazada geziyormuşum gibi davranıyorsun. Alt tarafı yarım saat kadar gezip çıktık, yani ne var ki bunda ben cidden anlayamıyorum ve sen, her şeyi bu kadar abartmak zorunda mısın ki?” dedi ablam değneğini bir köşeye koyup kahvesini yudumlarken ve Talha ise özür dileyip onu öptüğünde ablam da hemen sinirli hâlinden çıkıp gülümsedi. “Sorun değil.”

Birkaç dakika daha sessizlik içinde geçtikten sonra kahvemin son yudumlarından alıp karton bardakla birlikte içinden geriye kalan buzları çöpe boşalttım ve tam telefona bakınacakken bir sesle başımı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. “Arda, cidden sen misin?”

Başımla tanımadığım sesin sahibine baktığımda sarı saçlı, saçlarının önleri ise pembeye boyanmış tutamlarla dolu; yorgun görünen ama aynı zamanda da heyecanlı gözüken bir kızla karşılaşmıştım. Ela gözlerindeki o sevinç parıltıları açıkça görünüyordu ve başını mutlulukla sadece Arda’ya çevirmiş ve Arda’nın burada olduğuna inanamıyor gibi bakıyordu.

Gözlerim, merakla kızı süzüp kim olduğunu anlamaya çalışırken biraz daha aşağı kaydı ve sarı, önleri ise pembe tutamlarla kaplı saçına uygun, açık pembe bir elbise gördü. Elbisesi çok sade ve üzerinde şık duruyordu, ayrıca altındaki beyaz ayakkabılar ve beyaz çantasıyla da bir uyum içindeydi.

“Tanıyamadım?” Arda kaşlarını çatarak ayağa kalktı ve onu burada görmenin sevincini yaşayan kıza bakarak kim olduğunu çıkarmaya çalıştı. Arda’nın bu söylediği cümlesinin ardından sarı saçlı kız ise kaşlarını çatan Arda’ya baktı ve dudaklarını büzerek, “Aşk olsun, küçüklük arkadaşını gerçekten tanıyamadın mı?” diye sorduğunda Arda şaşkın görünüyordu. “Sen… Defne’sin, doğru tahmin ettim, değil mi? Hatta evlerimiz yan yanaydı ama sen taşındığın için mecburen ayrılmak zorunda kalmıştık.”

“Evet, evet! Her gün senin evinin o geniş bahçesinde havuza girer, top oynar, saklambaç oynar, körebe oynar, kavga eder ve günün sonunda ise her şeye rağmen barışırdık… Zaman hızlı geçiyor, Arda, hem de çok hızlı…” dedi adının Defne olduğunu öğrendiğim kız iç çekerek ve yüzüne bir gülümseme yaydı fakat bu gülümsemesi karşısında anlayamadığım bir şekilde bu kıza pek ısınamamıştım.

Şımarık birisine benziyor gibiydi ama daha kızı doğru düzgün tanımamıştım bile, bu yüzden ön yargıya başvurmadan önce Defne’yle tanışmalı ve ona göre düşünmeliydim. Sadece iç sesim öyle söylemişti ve bana öyle gelmişti.

Cidden bazenleri bilip bilmeden konuşabiliyordum ve bu huyumu kendim bile sevmiyordum.

“Dediğin gibi zaman su gibi akıp geçiyor ve seninle olan anılarımızı dün gibi hatırlıyorum.” Arda da Defne’ye hak verip başını onaylayarak salladığında nedense içimde söylemek istemediğim bir duygu oluşmuştu.

“Evet…” Defne olduğu yerden birkaç adım atarak yanımıza kadar geldi ve samimi bir şekilde gülümseyerek, “Yanınıza oturabilir miyim, küçük hanım,” dedi ve bana baktığındaysa

şaşkınlıkla dudaklarım aralandı, bana resmen küçük hanım demişti!

Boyum kısa olsa beni küçük sanmasını anlayabilirdim ama kısa değildim. Acaba yüzüm mü beni küçük gösteriyor, diye düşündükten sonraysa kaşlarımı çattım ve “Affedersin ama küçük hanım derken?” dediğimde Defne hemen saçını kulağının arkasına taradı ve kendisine boş bir sandalye aldı.

“Kaç yaşındasın ki?” dedi soran gözlerle bana bakarak ve o anda Talha’yla Arda gülme krizleri geçirirken ablam ise yine yaptığı gibi uyarı içeren bakışlar atıyor ve onları resmen gözleriyle tehdit ediyordu.

“Seninle aynı yaşta olmam lazım, 16.” Defne’nin sorusunu yanıtladıktan sonra Defne utangaç bir sesle, “Üzgünüm, yüzünden dolayı seni biraz daha küçük sandım,” dediğinde sorun olmadığını belirttim ve ona merak ettiğim bir soru sordum. “Beni kaç yaşında sandın peki?”

“Ee…” Bana bakmaya devam edip kaç yaşında gösterdiğimi düşünürken aldığım yanıtla şoke olmuş bir şekilde Defne’ye baktım, Arda’yla Talha ikilisi ise daha çok gülerlerken iki kuzen de benimle aynı yüz ifadesini aldılar. “Sandalyede oturduğun için 14 yaşında falan sandım.”

Talha ve Arda’nın yüksek sesle attıkları ilginç kahkahaları yüzünden neredeyse bütün insanlar bize bakarlarken bunu fark edip sustular ve Beren alayla, “Masal aslında daha genç gösteriyor ya, gören diğer insanlar da 12 yaşında falan sanır Masal’ı,” dediğinde gülmemek için kendimi zor tutuyor ve dudaklarımı birbirine bastırıyordum.

“Bence 13 gösteriyor,” dedi ablam şakasına ve Defne’ye bakarak, “Cidden kardeşim o kadar mı genç gösteriyor, eğer öyleyse şanslısın Masal, herkes seni genç sanıyor. Ne güzel işte!” diyerek güldü ve Defne de utanarak ablama eşlik etti. “Yani aslında şu anda bakılınca tam yaşında gösteriyor ama… Kardeşin oturduğu için bir anda kafa dalgınlığıyla 14 falan sandım yaşını ama gerçekten bu saçma durum için üzgünüm,” dedi Defne.

“Sorun yok,” dedim ve bakışlarımı hâlâ sessiz sessiz Talha’yla fısıldaşıp gülen Arda’ya çevirdim, cidden her şeye gülüp bizimle alay etmeleri hoş olmuyor ve bizim sinirimizi bozmaktan başka bir şey olmuyordu.

“Komik değilsiniz,” derken sakinliğimi korudum ve Defne ise kendine aldığı sandalyeyi Arda’yla aramıza koyarak oturduğunda Defne’ye çaktırmadan kaşlarımı çatarak ona baktım, o da fark etmeden tekrardan Arda’ya döndü. “Seni özlemişim,” dedi ve aniden Arda’nın da beklemediği bir şekilde ona aynı bir sarmaşık gibi sarıldığında ben dâhil hepimizin bakışları ikisine çevrilmişken beklediğimiz durum mu olacak diye korkuyla bekliyorduk ama öyle bir durum olmadı.

Defne, Arda’yı gözümüzün önünden korktuğumuz gibi öpmemişti. Tabii biz bile neden korktuğumuzu bilmiyorduk ama sanırım hepimiz gözümüzün önünde Arda’nın da beklemediği bir şekilde Defne’nin onu öpmesini izlemek istemiyorduk.

Eğer gerçekleşseydi bu durum kesinlikle Arda için şaşırtıcı bir durum olurdu.

Defne bizim beklediğimizin aksine geri çekildikten sonra sessiz kalarak hepimizin üzerinde ela gözlerini gezdirdi ve bizi inceledikten sonra ise bana nedense yapay gelen bir samimiyetle, “İsimlerinizi öğrenmek isterim,” dedi.

“Tabii,” dedi Rana yüzüne sahici bir gülümseme yerleştirerek ve ilk önce kendi isminden başlayarak, “Benim ismim Rana ve 16 yaşındayım, yani kısacası Talha abiyle Öykü abla haricinde hepimiz aynı yaştayız, bunu da söylemek istedim,” dedi ve devam ettirerek eliyle Beren’in omzundan tuttu. “Bu kuzenim Beren ve kendisi sakin, tatlı, masum bir kız gibi görünse bile bu görüntüsüne asla kanma, çünkü o aslında şeytanın ta kendisi…” dediğinde Beren gözlerini devirdi ve Rana ise kıkırdayarak Talha’yı gösterdi. “Kendisi Talha abi ve yanındaki kızın, yani Öykü ablanın sevgilisi.” Ardından Talha’nın yanındaki kahvesini bitirip karton bardağı çöp kutusuna basket yapan ablamı gösterdi. “Onun bacağına dikkat et çünkü birkaç hafta önce bacağını tatsız bir olay yüzünden incitti. Neyse, buraları geçiyorum, kendisinin adı Öykü ve Masal’ın ablası. Ama iki sevgili bizden sadece iki yaş büyük, yani ikisi de 18 yaşındalar.”

Defne, Rana’nın dedikleriyle başını sallıyor ve Rana birisinden bahsedince başını hemen ona doğru çeviriyor ve yüzüne benim hâlen de ısınamadığım bir gülümseme yayıyordu.

“Bu da zaten az önce ismini öğrendiğin Masal ama şunu bil ki, senin çocukluk arkadaşın diye bildiğin Arda’yla Masal arasında bilmek istemeyeceğin tatsız olaylar yaşandı ve bu yüzden birbirlerine karşı eğer soğuk davrandıklarını görürsen lütfen garip karşılama çünkü onlar düşman gibiler. Bazen de arkadaş gibiler ama ortama bağlı olarak bu durum değişebiliyor…” dediğinde Arda’yla aramızdakileri hatırlamamak için çabaladım ve gözümü kapatıp tekrardan açarken Defne’nin bana olan kısık bakışlarıyla karşılaştım ama Defne, benim ona baktığımı gördüğü gibi hemen yüzüne sıcak bir gülümseme yaydı. Gülümsemesi asla sahici değildi ve yapay olduğundan yüzde doksan emindim, yüzde onunu ise ön yargıyla yaklaşmamak için söylememiştim.

Bana neden az önce öyle bakmıştı? Dediğim gibi, asla birisini doğru düzgün tanımayıp etmeden ön yargıyla yaklaşmaz ve bundan çekinirdim fakat gözlerinde çok kısa bir an olsa bile öfke görmüştüm. Ayrıca bize karşı olan hareketleri de şu ana kadar fazlasıyla yapay ve çok da sahtelik içeriyordu.

“Peki, hepinizle tanıştığıma gerçekten çok sevindim ve sizi tanımaktan mutluluk duyuyorum, sonuçta Arda’yı da aranıza aldığınıza göre siz de Arda gibi fazlasıyla iyi kalpli olmalısınız.”

Dalga mı geçiyordu yoksa ben mi yanlış duymuştum, bilmiyordum ama sanırım dalga geçiyordu çünkü ben kendi kendime sesler duymadığımı ve sağır olmadığımı düşünüyordum.

Arda iyi kalpli olduğundan bahsetmişti, değil mi? Bana göre böyle bir cümle kurması ve böyle düşünüyor olması cidden çok ilginçti ve ayrıca bizimle tanışmaktan çok Arda’yla karşılaşmaktan mutluluk duyuyor gibiydi.

“Arda? Arda’ya mı iyi kalpli dedin sen yoksa ben yanlış mı duydum?” deyip Arda’ya baktım ve onu işaret edip, “Bence aksine, taş kalplinin teki,” dediğimdeyse Defne’nin yüzünde kısa bir an öfkeli bir ifade gördüğüme yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

“Neden öyle düşünüyorsun ki?” dedi Defne sanki az önce bana öfkeli öfkeli bakmamış gibi sakin bir ses tonuyla ve o anda Rana hemen araya girerek aramızda hissettiğim gerilimli ortamı bozdu. “Sana demiştim, Arda’yla Masal’ın arasında tatsız olaylar yaşandığından dolayı birbirlerine karşı böyleler, yani anlayacağın birbirlerine asla laf atmadan duramazlar.” Rana’nın dediklerinden sonra Defne bana yine kısık gözlerle bakmıştı.

Daha az önce aramızın güzel olduğu Defne’yle şimdi niye birden böyle olmuştuk, gerçekten bu kıza daha şimdiden ısınamamış ve bir an önce yanımızdan ayrılmasını dilemiştim.

Aptalın teki gibi görünüyordu ve Arda’ya laf attığım her an Arda’yı savunup bana yine öfkeli gözlerle fark ettirmeden bakacakmış gibiydi. Bir dakika, zaten öyle değil miydi? Kesinlikle evet!

“Böyle düşünüyorum, çünkü Arda’nın bana yapmadığı aptalca şaka kalmadı. Ah, pardon, Arda’nın yaptıkları bana göre şaka değil, aksine zorbalık ama Arda bu yaptıklarının komik şakalar olduğunu düşünüyor. Aslında aptalca şakalar ama kendisi bunun farkında bile değil. Neyse, artık bu saçma sapan olan tartışmamızı konuşmak istemiyorum ve Arda’yı da bir gram bile umursamıyorum.” Defne’nin “Neden böyle düşünüyorsun ki?” sorusuna yanıt verdikten sonra Arda’ya doğru başımı çevirdim ve bana olan bakışlarını gördüğümde soran gözlerle ona baktım. “Neden bana öyle bakıyorsun, Arda, haksız mıyım sence? Bana yaptıklarını söyledim ve zaten hepimiz bunun doğruluğunu biliyoruz, bu yüzden lütfen bana öyle bakmayı kes ve önüne dönüp kahveni içmeye devam ederek telefonuna odaklan. Rica ediyorum,” dediğimde Talha başını sallayarak beni onaylamıştı.

“Rica etmekten daha çok emir veriyormuşsun gibi görünüyor,” dedi Arda ve o anda Defne’nin Arda’ya bakarak gülümsediğini gördüğümde gözlerimi devirmemek, Arda’ya karşı bu kalabalık kafenin içinde öfkemi kusmamak, Defne’ye Arda’nın haksız olduğunu haykırmak ve Defne’nin sinir bozucu tavırları yüzünden saçlarını yolmamak için kendimi zor tutmuştum.

Arda’nın bana laf sokması Defne’nin hoşuna gitmişti ve bu, nedense benim çok öfkelenmeme neden olmuştu ama kendimi biraz olsun tutmak zorundaydım. Zaten Defne’nin bana ilk başta bile küçük hanım diye seslenmesinden onun gıcık birisi olduğunu anlamalıydım ama masum rolü takınan Defne birkaç dakika önce bana da zararsız gelmişti ve kendimin ön yargılı olduğunu düşünmüştüm.

“Benim kahvem de bitti.” Arda boş karton bardağı çöpe attıktan sonra ayağa kalktı ve sıcakladığından dolayı tişörtünün yakasından tutup sallarken bizim üzerimizde bakışları gezindi ve elini Defne’ye uzatarak gözlerini bu sefer sadece ona odakladı. “Hadi gidelim, zaten burası aşırı sıcak olmaya başladı ve ben burada boş boş oturup sessiz sessiz telefona gezinmekten sıkıldım.” Ardından bakışları Defne’den ayrılıp bana çevrilirken, “Ayrıca Masal’ın bana hâlen laf atmaya devam etmesi de sıkıcı geldi.”

“Kapa çeneni, Arda!” derken sesimin yüksek çıkmasına engel olamamıştım ve bu tekrardan insanların dikkatini bizim masaya çekmişti.

Neden sürekli insanların dikkatini çekmek zorundaydık ki, biraz daha alçak sesle konuşup Arda’ya kızabilirdim.

“Tamam, gidelim ama Arda, sana bir şey söyleyebilir miyim?” Beren Arda’yı onaylayıp sandalyeden kalkarken ablam, Talha, ve Rana da sandalyelerinden kalktı; Defne ise Arda’nın elinden tutup yerinden doğruldu ve kafenin çıkışına doğru yönelirken bir süre sessiz kalan Arda tekrardan konuştu: “Söyle.”

“Söyleyeceğim ama diğerlerinin olmadığı bir yerde,” derken Talha birden Beren’e bakarak, “Yalnız, burada biz de varız ve seni duyuyoruz Kömür Kafa,” dediğinde Beren ofladı ve bana çaresiz gözlerle baktı. “Anlayamıyorum neden herkes bana lakap takmak zorunda ki? İlk önce Bero oldum, şimdiyse Kömür Kafa,” diye söylenirken Rana kıkırdadı ve ben ise onun omzundan tutup, “Boş ver,” dedim.

“Neden ki, bizim yanımızda da konuşabilirsiniz,” dedi ablam değneğini daha sıkı kavrayıp Beren’e soran gözlerle bakarak ama Beren ise ona cevap vermek yerine Arda’yı dinlediğinde ben de aynı ablam gibi soran gözlerle arkadaşıma baktım. “Bir dakika, ben kötü bir şey mi söyledim Masal’a, eğer öyleyse beni gruptan atacağınızı düşünüyorum.” Arda’nın cümlesiyle Defne’nin birden kaşları çatıldı ve öfkeli gözlerle Beren’e dönerek, “Pardon?” dedi ve bir elini beline koyup Arda’nın söylediği cümle karşısında şaşırırken bir yandan diğer eliyle ise Arda’nın omzunu kavramıştı. “Gruptan atmak derken?”

“Aynen öyle.” Beren gayet rahat bir sesle Defne’ye başını salladıktan sonra Arda’ya döndü ve çenesiyle kimsenin olmadığı bir köşeyi işaret ederek Arda’ya tekrardan döndü. “Bu grubun bazı kuralları var, Defne ve ben Arda’ya tam şu gösterdiğim köşede iki dakikada bu konu hakkında konuşu geleceğim. Siz ise Arda’yla beni bir yerde oturup bekleyebilirsiniz, anlaştık mı?” dediğinde Beren’in Arda’ya cidden sinirlenmiş olabileceğini düşündüm çünkü az önce benim öfkelenmeme sebep olan Arda’yla Defne’ydi. Sanırım bu yüzden Beren de Arda’yı bu konu hakkında uyaracak ve Defne’yle ilgili de konuşacak olabilirdi.

Ama ben ne konuşacaklarını çok merak ederdim. Gizli gizli dinlese miydim acaba, bence çaktırmadan dinlesem sorun olmaz, diye düşünüyordum ama grubun yanında kalmaya karar vermiştim çünkü fazla merak iyi değildi.

Her konuya gizlice kulak misafiri olmak eğlenceli olsa ve merakımı giderse bile hoş gelmiyordu.

“Tamam?” dedi Arda afallamış bir şekilde, sanırım Beren’den böyle bir cümle beklemiyordu ama Beren’le bunu yaptığı için fazlasıyla gurur duyuyordum. Beren, aslında çok sessiz ve tepkisiz bir kız gibi görünürdü ama eğer sinirlenirse işte o zaman insanları ters köşeye uğratabiliyor ve hiç beklenmedik cümleler kurabiliyordu.

İşte benim kızım!

“Konuşalım o zaman,” dedi Arda ve Defne bunu duyduğu gibi Arda’nın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra geri çekilerek bakışlarını tekrardan Beren’e çevirdi, sinirlenmiş gibi görünüyordu ama bu umurumuzda bile değildi çünkü Beren bence gayet doğru bir şey söylemişti.

Arda’yla cidden adam gibi konuşmak gerekiyordu yoksa laf dinlemez ve bana böyle aptalca şakalar yamaya devam edip Talha’yla iş birliği yapabilirlerdi. Doğru ya, aslında ablamın da Talha’yla düzgünce konuşması gerekiyordu çünkü o da aynı Arda’nın yaptığı gibi bizi bazenleri sinirlendirebiliyordu.

“Hadi, gidelim. Siz de bizi burada bekleyin, zaten iki dakikada buradayız ama sakın konuşmamıza kulak misafiri olmayın, ayrıca bu bir rica değil, aksine emirdir,” dediğinde yerimde durmam gerektiğini ve sabırsız, meraklı olmamam gerektiğini anladığımdan başımı diğerleriyle -Defne hariç- birlikte salladım ve Beren’in Arda’yla birlikte uzaklaşmasını izledim.

Özüm Beren Başer

Arda’yla alışveriş merkezindeki kimsenin olmadığı ve diğer grup üyelerinin bizim konuştuklarımızı duyamayacağı kadar uzaklıkta olan bir köşeye geldiğimizde kollarımı göğsümde birleştirerek Arda’ya sessizlik içerisinde bakmaya devam ettim.

O da bana sesini çıkarmadan soran gözlerle bakmaya devam ederken alışveriş merkezindeki gürültünün aksine aramızda olan derin sessizliği bozmaya karar verip Arda’ya konuşmak istediğimi söyledim.

“Benimle neden konuşmak istiyorsun, yanlış bir şey mi yaptım? Eğer yanlış bir şey yapmış olsam zaten Masal benimle konuşmak isterdi ama senin benimle konuşmak istemen… Biraz garip geldi.” Arda bakışlarını diktiği zeminden çekip tekrar bana baktı ve ben ise sinirlenmemek için derin bir nefes verip Arda’ya inanamıyormuş gibi baktım. “Zaten Masal ve Öykü abla sizi kaç kere bakışlarıyla uyardılar ama siz ona rağmen dalganızı geçmeye ve kafedeki bütün insanların dikkatini yüksek kahkahalarınızla çekmeye başardınız, bravo!” dedikten sonra sadece susup Arda’yı sessizce izleyerek vereceği cevabı sabırsızca bekledim.

Bir süre sonra Arda başını sallayarak, “Doğru söylüyorsun ama biz Talha’yla bunu sadece şaka amaçlı yapıyoruz, yani sizi kırmak, üzmek veya sizinle dalga geçmek asla istemeyiz, neden böyle düşünüyorsunuz ki?” dediğinde önüme gelen saçlarımı arkaya iterek etrafı inceledim ve ardından bakışlarımı Arda’ya dikip başımı iki yana salladım. “Hayır, bu yaptığınız şaka amaçlı olsa bile belli ki biz bundan hoşlanmıyoruz ve bu yüzden bunu yapamazsınız, ayrıca biz bu yaptığınız davranışlar karşısında eğlenmiyorsak bu şaka değil, zorbalıktır. Bu yüzden diyoruz ya, yapmayın!”

Arda kimsenin gelip gelmediğini etrafa bakınarak kontrol ettikten sonra, “Üzgünüz, sadece eğlenmek istemiştik ama zaten biz hep böyleyiz, şakacı. Biraz sinir bozucu olmak bana göre hayatı daha eğlenceli kılıyor ve bunu yaparken sıkılmıyor, aksine fazlasıyla eğleniyorum. Benim eğlendiğim gibi sizi de şakalarımla eğlendirmek ve biraz olsun güldürmek istiyorum ama anlaşılan siz şaka kaldıramıyor, hemen kızgın hâlinize bürünerek bizden şikâyetçi oluyorsunuz. Bu bana saçma geliyor çünkü biz sadece eğlenmek için bunu yapıyoruz ama biz sizin her şeyi abarttığınızı düşünüyoruz.”

Öfkeyle gözlerim kısılmıştı, neden ikisi bu kadar anlayışsız olmak zorundaydı ki? “O zaman bu gruptan defolun gidin ve bizim daha fazla sinirlerimizi bozmayın. Bakın, eğlenmek ve gülmek için şaka yapmanızı gayet samimi karşılarım ama eğer bu yaptıklarınız komik değilse bu bizim için eğlenceli değildir, zaten biz de sizden bu yüzden şikâyetçiyiz. Çünkü bu bizi eğlendirmiyor ve güldürmüyor, yani burada eğlenen siz, sıkılan ve öfkelenen ise biz oluyoruz, bunu lütfen anlayın. Bakın, rica ediyorum, zaten şu Defne denilen aptal arkadaşın da geldiği için benim ve Masal’ın fazlasıyla sinirleri bozuldu, bu yüzden benim dediklerimi dikkate al ve bunu Talha abiye söyle.”

Arda dediklerim karşısında hemen bir adım attı ve tam karşımda dikilmeye devam ederken hızla, “Defne hakkında söylediklerine dikkat et,” dedi ve başını iki yana sallayarak Defne’yi bakışlarıyla bir süre izledi. “Öyle diyemezsin.”

“O da bizim sinirlerimizi bozmasın o zaman, çok itici davranıyor!”

Defne’yle sadece yarım saat önce tanışmış olsam ve onu doğru düzgün tanımasam bile yine de ona karşı çok büyük bir nefret beslemiştim ve cidden çok itici, erkek avcısı gibi duruyordu.

Defne’ye bakmaya devam eden Arda’yı izlerken gözlerim kısılmıştı.

“Neden bir tek Masal’la sen sinirlendin ki, bak, biz gayet ona karşı sakiniz çünkü Defne’yle güzel güzel, birbirlerimize laf atmadan sohbet ediyoruz. Ayrıca senin kuzenin, Talha ve Öykü abla da sinirlenmiş olsaydı işte o zaman Defne’de bir sorun olduğunu düşünürdüm ama kız size hiçbir şey yapmadı, anlayın bunu. Ve unutmadan söyleyeyim ki, onunla düzgün konuşun, sonuçta sevmeseniz bile saygılı olmak zorundasınız.”

“Bize bir şey yapmadı mı, eğer Masal’la sana laf soktuğumuzda bize olan bakışlarını görmediysen sen bence körsün, anladın mı? Bilip bilmeden konuşma, Arda çünkü o kız bize karşı itici geldi ve bu yüzden öfkelenmekte gayet haklıyız. Bize karışamazsın ve ayrıca diyene bak, sen sanki bize karşı çok saygılısın da böyle efendi bir gençmiş gibi karşıma geçmiş konuşuyorsun.”

Öfkemi Arda’ya karşı attıktan sonra derin nefesler alarak bir süreliğine sakinleşmeye çalıştım ve biraz olsun öfkem dindikten sonra Arda’ya yeterince sakin bir ses tonuyla demek istediklerimi söyledim: “Bak Arda, şimdi o Defne denilen çocukluk arkadaşınla da konuş ve bizim yanımızdan gitmesini söyle çünkü ben Masal’ın biraz olsun keyiflenmesini istiyorum. Hem ayrıca bu gruba daha yeni katıldın, Yeni Üye ve bu yüzden bizim dediklerimizi yapmak zorundasın, anlaşıldı mı? Ek olarak o kıza ben de çok ayar oldum, bu yüzden Defne bir daha karşımıza çıkmayacak, tamam mı?” dediğimde Arda kaşlarını çattı ve bakışlarını tekrardan duvara yaslanmış, bizi bekleyen grup üyelerinin yanındaki Defne’ye çevirerek ofladı.

“Ama Beren… Biliyorum, zaten o kız çocukken de böyleydi, gıcığın tekiydi ama sonuçta o benim küçüklük arkadaşım olduğundan kabalık etmek istemiyorum. Düşünsene siz Masal’la küçüklükten beri tanışıyorsunuz ama sonra ayrılmak zorunda kalıyorsunuz, o zaman bu durumda sen ne yapardın?” Arda’nın da Defne’ye gıcık dediğini duyduğum gibi kafamdaki o saçma düşünce direkt silindi ve bunun doğru olmadığını hemen kabul ederek bu düşünceyi bir daha düşünmemek üzere rafa kaldırdım.

Arda ve Defne’nin birbirlerinden hoşlandığını düşünmüştüm. Ama bu düşünce doğru çıkmadığına göre bence Defne Arda’dan hoşlanıyor gibi görünüyordu çünkü Arda’ya karşı olan davranışları bana öyle hissettirmişti.

Ayrıca Arda’ya Masal’la olan arkadaşlığımız hakkında acil bir şekilde bilgiler vermem gerekiyordu, bu yüzden hemen söze girdim:“Birincisi Masal zaten benim küçüklük arkadaşım, 10 yaşından beri arkadaşız ve öyle olarak kalmaya devam edeceğiz, ikinci olarak ise Masal’la ayrılmak zorunda olma fikri kulağa çok kötü bir fikir gibi geliyor ve diyeceğim tek şey şu: Allah korusun ve biz Masal’la umarım hiç ayrılmak zorunda kalmayız,” dediğimde Arda başıyla beni onayladı ve tam söze girecekken onun cümlesini kesmiştim: “Son olarak üçüncü madde: Senin Defne’ye gıcık demen. Bunu acaba ona söylesem mi?”

“Sakın! Bak, lütfen Beren, rica ediyorum,” dedi Arda hemen öne atılarak, aynı zamanda sözümü hızla keserek ve ardından ise tekrardan birisinin bizi duyup duymadığını kontrol etmek üzere etrafı dikkatle inceledi.

“Ben de sizden rica ediyorum o zaman ama bakın, eğer bir daha bizim sinirlerimizle oynarsanız sizi direkt gruptan atarız, haberiniz olsun. Ayrıca Defne’yi bir süre daha yanımızda tutmana izin veriyorum, sırf kabalık olmasın diye ama o da bizi öfkelendirirse ben daha fazla dayanamayıp o kızın saçına yapışabilirim, bu yüzden Defne konusunda seni uyarmak istedim,” dediğimde başını sallayarak, “Tamam, uyardığın için sağ ol,” deyip hemen yanımdan uzaklaştı, ben ise onu bir süre sadece arkadan izleyip ardından ben de onun peşine

düştüm.

***

Masal Eldem

Beren’le Arda yaklaşık 10 dakikalık bir süre içerisinde konuşmalarını bitirdikleri gibi hemen yanımıza gelmişlerdi ve ardından ise hepimiz gürültülü ve insan dolu alışveriş merkezinden zar zor çıkmış, yolun önünde Erkan amcanın gelmesini bekliyorduk. Tabii Beren’le Arda dışında hepimiz alışveriş merkezinden merakla çıkmıştık ve içimizde hâlen de bir merak olduğundan emindim.

Beren’le Arda’nın konuşmaları bitip yanımıza gelene kadar onların ne konuştukları hakkında sürekli bahsedip durmuştuk ve Defne ise bizden biraz daha uzak bir köşede, elindeki telefona boş bakışlar atarak bir şeyler düşünüyor gibi görünüyordu.

Sanırım Arda’yı merak ediyordu ve Beren’in ne kadar gıcık olduğunu düşünüyor olmalıydı ama Beren bence kesinlikle haklıydı ve artık bu baş belası Arda’yla adam akıllı konuşmalıydı. Zaten konuştuğu için de Arda’dan bir çıt bile çıkmıyordu, sanırım Beren’in Arda’ya dedikleri onu biraz olsun akıllandırabilmişti.

Havanın sıcaklığından dolayı bunalırken elimi yüzüme doğru sallayıp serinlemeye çalıştım ama çok bir işe yaramadı, zaten işe yaramamasını gayet normal karşılamıştım çünkü hava gerçekten de bir çöl kadar sıcaktı. Daha birkaç gün önce hava biraz olsun esintiliyken şimdi neden bu kadar sıcak olmuş ve sanki bize bir çölün içindeymiş gibi hissettirmişti, anlamıyordum.

Evimize en yakın zamanda klima almalıydık yoksa sıcaktan yanıp pişecektik. Bu durumu ablamla birlikte acilen annemle babama anlatmalı ve bir şekilde para biriktirip evimize güzel bir klima almalıydık ama en azından ailem gelene kadar ise grubumuzdaki diğer üyelerin -mesela Beren’in klima olan serin evinde- yanında kalabilirdik.

Dışarıdaki sıcakta bunalmaya devam edip şikâyet ederken iki kuzenle Erkan amcanın ne zaman geleceğini konuşuyorduk ama havanın sıcaklığı ve Erkan amcanın ne zaman geleceği hakkındaki konuşmamızı bölen Defne’ye hepimizin bakışlarımız birden çevrilmişti.

“Arda, ben burada birkaç günlüğüne daha kalıp gideceğim, zaten bu yüzden hemen seni gördüğüm gibi yanınıza geldim. Neyse, işte birkaç günlüğüne daha kalıp gideceğim için senden bir şey rica etmek istiyorum, beni dinleyebilir misin?” diye sorduğunda Arda başını sallayıp Defne’yi kıvırcık ve kısa saçlarını düzeltirken dinlemeye başladı. “Bak Arda, ben cidden seni çok özledim, işte bu yüzden senin evinde, ailenden izin alıp kalabilir miyim?” dediğinde nedense şok olmuştum ve yüzümdeki şaşkın ifadeyle iri gözlerimi Arda’ya çevirip onun vereceği cevabı merakla bekledim.

Neden bu kadar merak ediyordum ve neden birden içime anlam veremediğim bir duygu yerleşmişti?

Arda Defne’nin dediklerini duyduktan sonra bir süre düşünmeye başladı ve düşünürken bakışlarını ilk önce benim şaşkınlıktan dolayı açılmış gözlerime, ardından ise diğer grup üyelerine çevirerek, “Şey…” dedi Defne’nin sunduğu fikir karşısında kararsız kalmış gibi.

Defne ise Arda’nın kararsız ifadesi karşısında kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Ne oldu Arda, çok kararsız kalacağın bir soru sormadım ki, sadece sizin evde birkaç günlüğüne ya da bir günlüğüne falan kalabilir miyim diye sordum, o kadar,” dediğinde Arda başını bizim olduğumuz yönden Defne’nin olduğu yere doğru çevirdi ve Defne’ye bakarak, “Haklısın, işim olmazsa ailemden izin alırım ve belki yanımızda kalabilirsin.”

“Hayır, kalamaz!” Defne’nin vereceği cevabı beklerken sessizleşen ortamın sessizliğini yüksek bir ses bozmuştu ama bu ses bana aitti, yani sesin sahibi bendim.

Ne yapıyordum ben, az önce ne demiştim cidden anlamıyordum ve ayrıca kendimin de ne yaptığını bilmiyordum. Neden böyle demiştim ki, bu yaptığım resmen aptallıktan başka bir şey değildi ve şimdi, burada herkesin bana bakması beni utandırmıştı.

Herkesin benim aptal cümlemin ardından yine hiçbir ses çıkarmaması, herkesin bakışlarının bana dönmesi, Defne’nin bana öfkeli ve kısık gözlerle bakması, Arda’nın beni anlamaya çalışması ve özellikle de Talha’yla birlikte sırıtmaları beni cidden geriyordu!

“Masal?” Arda en sonunda şaşkın bir ses tonuyla konuştuğunda aklımdan bir sürü düşünce geçiyordu ve Arda’ya karşı ne yalan söyleyebileceğimi düşünürken iç sesim bana sadece iki cümle söylüyordu ve söylediği cümleler çok doğru cümlelerdi.

İşte şimdi yandın Masal, bittin sen! Çünkü herkes senin kıskanç birisi olduğunu düşünmeye başladı ve bu yüzden de yer yarılsa da içine girsen.

Ne yapacaktım ben, hiçbir fikrim yoktu ama iç sesimin dediği gibi yer yarılsa da keşke içine girseydim.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Sevgili okurlar, bölümlerin uzun olduğunun ben de farkındayım ama umarım bu yüzden kitap sizi çok sıkmamıştır. Tekrardan özür dilerim fakat bu kitabı yazarken bölümlerin uzunluğunu ayarlayamamışım :(