İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 8 · 41 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 8

BÖLÜM 8

Ellerim yumruk hâlini almış, derin nefesler alıp vererek kendimi sakinleştirmeye çalışırken içimi büyük bir istek kaplıyordu ve bu istek, ona şu anda yumruğumu geçirmekti ama kendimi tutmalıydım, çünkü ilk önce bu cesaretinin nereden geldiğini bulacaktım.

İçimde büyük bir öfke ama aynı zamanda da Arda’ya gününü göstermek gibi isteklerim vardı, bu yüzden biraz olsun sabretmeli ve ne diyeceğini beklemeliydim.

“Sen…” dedi Talha sinirle dişlerini sıkarak ve Arda da Talha’ya bakarak kaşlarını çattı, anlaşılan Talha’nın ona neden böyle davrandığını anlayamamıştı ve ben onun bu şaşkın hâline kahkaha atmak istedim. Ama dudaklarımı birbirine bastırarak gülüşümü engelledim, sonuçta ona ciddi görünmeli ve hesap sormalıydım.

“Bana neden böyle kızgınsın, daha birkaç gün önce tanışmıştık oysa,” dedi Arda ve bana bakarak beni baştan aşağı dikkatle süzdükten sonra parmağını şaklattı. “Anladım… Sana Masal anlattı, değil mi? Benim Masal’a ne yaptığıma a’dan z’ye kadar anlattığı kesindir. Sen bana bu yüzden kızgınsın, doğru mu?”

“Dur, Arda Bey,” diyerek araya girdim ve öne çıkarak ona kızgın bir ifadeyle baktım, cidden yüzüne bile bakmak istemiyor ve şu anda içimdeki sesyüzüne tükür, diye bağırıyordu ama öyle bir şey yapmadan direkt devam ettim: “Anlattım, evet ve bu umurumda bile değil, ailem dâhil herkes senin ne kadar duygusuz ve zorba olduğunu elbet ki öğrenecek, o yüzden sen sus. Senin evimize kadar gelmeye hatta bize karşı en ufak bir kelime etme hakkın dahi yok, sen kendini kim sanıyorsun ya? Sen ne cesaretle bizim eve geliyor ve sanki bana hiçbir şey yapmamış gibi konuşuyorsun ya, ama dur, sen göreceksin gününü, hiç merak etme.” Dediklerimi umursamış gibi görünmüyordu ve bu beni daha çok delirtiyor, içimdeki öfkenin ortaya çıkmasına sebep oluyordu.

“Ben sadece planınız işledi mi, diye merak etmiştim, ne var bunda, Masal?”

“Sana ne bizim planımızdan, sen niye karışıyorsun ki?” dediğimde dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı ve bana bir adım daha attığında geri çekilerek ondan uzaklaştım, Talha ise bunu gördüğü gibi hemen aramıza etten bir duvar ördü. “Sen, Masal’a bir adım bile yaklaşmaya cesaret edemezsin!” dedi dişlerinin arasından sinirle ama Arda, Talha’ya birkaç saniye baktıktan sonra, “Hemen beni sırf Masal için yarı yolda mı bırakıyorsun yani?” dediğinde elimle alnıma sertçe vurdum, bu oğlan resmen beni delirtecekti ve yakında akıl hastanesine bu oğlan yüzünden yatma ihtimalim bile vardı.

“Ya, sen ne dediğinin farkında mısın?” diyerek arkamızdan Arda’ya bağıran Beren, yanımıza gelmek için koltuktan kalktığında ona elimi uzatarak gelmemesini söyledim ve tekrardan Arda’ya döndüğümde bana baktığını fark ettim.

“Ne var, ne bakıyorsun, Arda ve bak, ben cidden senden sıkıldım, bu yüzden ya git ya da ben seni zorla bu evden çıkartayım. Seçimini yap,” dediğimde gülüşü büyüdü.

Allah’ım, sen bana sabır ver.

“Neye güldüğünüzü sorabilir miyim, Arda Bey, çünkü ben ve arkadaşlarım şu anda ortalıkta komik bir şey görmek yerine karşımızda sinir bozucu bir varlıkla karşı karşıyayız,” diyerek Arda’yı işaret ettim ve ona ne kadar sinir bozucu, zorba, ayrıca duygusuz olduğunu söylerken benim sözümü kesti. “Sizin planınızdan bana ne mi? Hadi ama, ablan bana bu planı söylemeseydi benim haberim bile olmayacaktı, Masal, bu yüzden de meraklıyım. Planınız nasıl sonuçlandı, Dicle ve Ceylin’den intikamınızı aldınız mı ve onlar sizi ailelerine şikayet edecek mi, yoksa siz onları tehdit mi ettiniz? Sadece merak ettim ve sana yemin ederim ki, Masal, sizi veya sadece seni öfkelendirmek gibi bir niyetim yoktu.” Derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım, bana yaptıklarından sonra bizim işimize karışmaya hatta en ufak bir soru sormaya bile hakkı yoktu.

“İşte, biz de diyoruz ya, sana ne? Heceleyim mi, istiyorsan yaparım. Sa-na ne, anladın mı, Arda, sana ne?” dedi Talha ve Arda’ya bakarak elini benim belime sardı, ben ise nedense sanki Arda bir seri katilmiş ve Talha da beni arkasına alarak kendini feda edip beni koruyormuş gibi hissetmiştim.

Biliyorum, bazı düşüncelerim cidden saçma sapandı.

“Merak etmiştim ve ayrıca, ablana olanları duyunca üzüldüm, o yüzden belki ilk defa, Masal’a hak vererek planınızın sorunsuz bir şekilde işlemiş olmasını diledim ve meraklandığım için gecenin bu saatinde buraya geldim,” dediğinde ağzımı şaşkınlıkla aralayıp ablama döndüm, cidden Arda’ya daha önce yaşananları da mı anlatmıştı?

“Ablana dönüp ona kızmana gerek yok çünkü ben neden intikam alacağınızı merak ettiğim için ablana sordum, o da bana her şeyi anlattığında sizin adınıza gerçekten üzüldüm. Masal, bak, biliyorum, sana biraz fazla zorbalık yapmış olabilirim ama cidden üzüldüm ve kötü bir amacım yok, sadece meraktan buraya gelmiştim.”

“Biraz?” diyerek hayretle sordum ve başımı arkaya doğru yatırıp sahte bir kahkaha patlattıktan sonra ona bakarak başımı iki yana salladım. “Sana kesinlikle inanmıyorum,” dediğimdeyse nedense yüzünde anlamadığım bir duygu oluşmuştu: Pişmanlık.

Arda gerçekten pişman olabilir miydi? Sanmıyordum ve kendimin yanlış anladığıma yüzde yüz emindim, bu yüzden bu saçma sapan düşüncelerimi ve iç sesimle olan konuşmalarımı bir kenara kaldırıp Arda’ya tekrardan baktım.

“Peki, ben gidiyorum ama gitmeden önce, en azından planınızın nasıl olduğunu anlatır mısınız?” dediğinde Arda’yı ilk defa dinleyerek kısaca planımızın işleyip işlemediğini anlattım: “Gayet iyi işledi ve Dicle’nin gözünü korkuttuk ama ailesine söyleyeceği kesin ve bu, bizim için bir sorun bile değil. Sonuçta haklı olan taraf biziz, çünkü ablamın ayağına Ceylin’le arkadaşları zarar verdi ve bu yüzden biz de onlardan şikayetçi olabiliriz,” dediğimde onaylar bir şekilde başını salladı ama Arda nedense üzgün gibi görünüyordu.

Sorun etmeyecektim çünkü o da benim kalbimi kırmıştı.

“Tamam, ben gidiyorum, sizi gecenin bu saatinde rahatsız ettiğim için üzgünüm,” dediğinde yüzümde bir gülümseme oluştu ve sahte bir şaşkınlıkla Arda’ya doğru adımlar atıp, “Sen şaka yapıyor olmalısın,” dedim inanamaz gibi.

“Ne oldu, Masal?” dedi Arda kaşlarını anlamaz bir şekilde çatarak ve Talha da bana bakarak, “Masal, sanırım kafayı sıyırdı,” dediğinde gülüşüm büyümüş, nedense az önce öfkeliyken şimdi ise neşeliydim. “İnanamıyorum.”

“Ne oldu ki?” Arda hâlâ bana sırıtarak bakarken ben de sırıttım ve ona işaret parmağımı doğrultarak, “Sen az önce bana üzgün olduğunu mu söyledin, bu bir mucize!” diyerek elimi şaklattığımda herkes gülmeye başladı, Arda’nın ise dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı. “Evet, bu bir ilk oldu ama aynı zamanda da son,” dediğinde birden yüzüm düştü ve moralim bozuldu ama neden üzülüyordum ki, onun için üzülmemem gerekirdi çünkü zaten beni önemsemediğini çok iyi biliyordum.

Üzülme, Masal, dik dur.

“Neyse, hadi size iyi geceler,” dedi ve evin kapısının önünde uzaklaşıp giderken Talha birden Arda’nın arkasından seslendi ve benle arkamdaki ablamla arkadaşlarım Talha’nın sesini duyduğu gibi aynı anda ona baktık. “Dur, sen bize başka bir şey demek istiyorsun ama söyleyemiyorsun, değil mi? Söyle, tamam, sana ilk başta öfkelenmekle biraz hata yapmış olabilirim çünkü Masal’a yine aynı şeyleri yapacağını düşünmüştüm.”

“Ben mi?” dedi Arda arkasını dönüp ve ben de onun ilk defa gördüğüm bu şaşkın hâline gülerek saçma bir cümleyle cevap verdim: “Yok, amcamın gelini.”

“Hadi ama Masal, biraz daha güzel bir şaka yapabilirdin,” dediğinde, “Sanırım ilk defa haklısın, Arda,” diyerek başımı salladım ve gözlerimi Arda’nın üzerinden çekerek Talha’ya baktım.

“İçinde ne saklıyorsun, Arda, söyleyebilirsin.” Talha az önce fazlasıyla kızgın olduğu oğlanın omzuna, şimdiyse samimi bir şekilde elini atarken Arda ise Talha’ya doğru döndü ve derin bir nefes alarak, “Ben de sizin grubunuza katılabilir miyim?” dediğinde olduğum yerde aynı bir heykel gibi donakalmıştım.

Arda cidden bizim grubumuza mı katılmak istiyordu, hadi canım! Ben bir rüya görüyor olmalıydım ama kendimi sertçe cimciklediğimde bunun bir rüya olmadığını anlamış oldum ve canım yandığı için dişlerimi sıktım.

“N-Nasıl yani?” diyerek şaşkınca ve kekeleyerek sorduğumda Talha ise bir süre elini çenesine götürerek düşündü, sonuçta Arda bana zorbalık yapan birisiydi ve bu yüzden bu kadar uzun süre düşünmesine hak veriyordum. “Tamam, sana hâlâ kızgın olsam bile birkaç gün önce tanıştığımız ve benim için Masal’a bir şey yapmayacağını düşünüyorum, tabii diğer grup üyeleri seni grubumuza kabul ederse işte o zaman internetten de grup oluşturup mesajlaşabiliriz,” diyerek bana doğru döndü ve ardından da ablamların oturduğu koltuğa bakarak bizim düşüncelerimizi öğrenmek istedi.

“Ben varım fakat eğer Masal’a veya başka bir grup üyemize ufak tefek şakalar hariç zorbalık yaparsa işte o zaman yokum!” dedi Rana ve ekledi. “Ayrıca grupta herkes birbirine ufak tefek şakalar, soğuk espriler veya birbirlerine göz devirmeler gibi saçma sapan davranışlarda bulunduğu için Arda’nın da bunları yapmasında benim için bir sıkıntısı yok ama diğerlerini bilemem.”

“Aynen, ben de katılıyorum,” dedi Talha ve başını sallayarak Rana’yı onayladığında Arda’nın yüzünde bir gülümseme oluştuğunu gördüm ve Arda, benim onun üzerindeki bakışlarımı fark ederek direkt bana doğru baktı. “Ne o, grubunuza katılmam seni de mi sevindirdi yoksa?” dedi ve bakışlarını üzerimden çekmeyerek, “İnanamıyorum, bu bir mucize!” dedi, taklidimi yaptığını anlamıştım.

“Yok, sadece sana nasıl katlanacağımı düşünüyorum, Arda.” Gözlerimi devirip ablama baktım, Arda’ya planımızı anlattığı için hâlen de pişman olmalıydı ama onu çoktan affetmiştim.

“Ben… Bilemiyorum, yani Masal karar versin,” diyerek bana doğru döndü ve ben ise hemen Arda’nın üzerinden gözlerimi ayırıp ablama çevirdim. “Sıkıntı yok abla, konu kapandı zaten, sen istediğin kararı verebilirsin. Benim için de önemli olan zaten sizin kararlarınız,” derken Talha birden kahkaha attı ve ardından bizi teker teker bakışlarıyla süzdükten sonra tekrar bir kahkaha patlattı. “Ya, aslı başı bir kişiye daha grubumuza dâhil edip etmeyeceğimize karar veriyoruz, meclis toplantısında değiliz,” diyerek gülmesini zar zor engellediğinde hepimiz ona göz devirirken Arda da gülmüştü.

Zaten bir şeye de sırıtmasa şaşardım.

“Peki, kardeşim bir şey yapmayacaksa katılabilir,” dedi ablam ve Beren de başını sallayarak, “Ben de kabul ediyorum,” dediğinde bütün herkesin bakışları bana döndü, sanki ben bir padişahtım ve son sözü benim koymamı bekliyorlarmış gibi bakıyorlardı. Ben ise onların bana olan bakışlarından gözlerimi kaçırıp yere doğru baktım ve derin bir nefes alarak tekrardan Arda’ya dönüp eski anılarımızı şöyle bir gözden geçirdim.

“Tamam, biliyorum,” diyerek cümleme başladım ve devam ettim, “bana kötü ve kalp kırıcı sözler söyleyip üstüne zorbalık yaptın,” diyerek cümlemi devam ettirdim ve son kararı ben alarak noktayı koydum. “Ama anlaştık, grubumuza hoş geldin, yeni üye,” diyerek elimi Arda’ya uzattım ve o da yüzündeki gülümsemeyle elimi sıktıktan sonra geri çekildi. “Seninle, yani daha doğrusu sizinle çok eğleneceğimize eminim sevgili grup üyeleri.”

Gözlerimi tekrardan devirdim çünkü bana o soğuk esprilerinden yapacağını çok iyi biliyordum.

“Ee, sen şimdi eve mi gideceksin?” diye sordu Talha Arda’ya bakarak ve Arda da hemen cevapladı: “Yani istiyorsanız gideyim ama sizin eve gelmek için ailemden izin almama gerek bile yok, çünkü onlar benim oturduğum evde kalmıyorlar. Zaten varlıklı bir aile olduğumuz için bana ayrı bir ev aldılar ve benim orada kalmamı, yanlarına gelmemi istemiyorlar.” Ağzım şok içinde açılırken Arda’ya kaşlarım çatık ve meraklı bir şekilde bakıyordum.

Neden ailesi onu istemiyordu, bu kötü bir şey değildi ki.

“Peki, neden ailen seni yanlarında istemiyor, Arda Bey?” Soruyu rahat bir şekilde sormuştum ama iç sesim bana sürekli olumsuz düşüncelere fısıldıyordu ve bu yüzden nedense rahatsız hissetmiştim, sanki Arda’nın problemleri varmış gibi…

Bir süre sessizleşti, benim tanıdığım konuşkan ve gıcık Arda yerine şimdi suspus olmuş bir oğlan gelmiş gibiydi ve ben, bunun nedenini aşırı merak ediyordum ama onun özel hayatına karışmak gibi bir hakkım olmadığından onun üzerine gitmeyecek, sadece cevap vermesini bekleyecektim.

Sabret, Masal, bu kadar sabırsız olmak zorunda değilsin.

“Bilmiyorum, sadece onlar bana öyle dediler ve onlara nedenini sorduğumda benim yalnızlığı sevdiğimi söylediler ve ben de onları haklı bulduğum için kendi evimde kalıyorum, ailem de gerçekten haklıymış çünkü şu anda gayet mutlu ve huzurluyum. Bu durum bazılarına garip geliyor ama şu gerçek ki, ben yalnızlığı seviyorum, bana huzur ve mutluluk veriyor yalnızlık…” dedi ve bunu söylerken gözlerindeki ifadeyi, ne hissettiğini göremiyordum ama içimdeki ses, Arda’nın yalnızlığı aslında neden sevdiğini biliyordu.

Arda yalnızlığı seviyordu ama belki yalnızlık, Arda yalnızlığa alıştığı için ona huzur ve mutluluk veriyor olabilirdi, yani belki yıllardır yalnız kaldığından alışmış olabilirdi.

Bir dakika, kendime gelmem gerekiyordu, neden hiç sevmediğim bir düşmanımın yaşadıklarını ve hislerini merak edip iç sesimle konuşuyordum, iyice delirmiştim.

“Pekâlâ,” dedi Talha ve ablama, yani canının içi sevgilisine dönerek baktı. “Arda burada kalsa bir sakıncası olur mu?” dediğinde ablam başını iki yana salladı ve sorun olmayacağını söylediğinde ben de Arda’ya bakarak göz kırptım. “Şanslısın çünkü normalde benim için bir sorunsun fakat grubumuzun yeni üyesi olduğundan bu gecelik kalmana izin veririm.” Gülümsedi.

“Sağ olun, hepinize teşekkür ederim,” dedikten sonra tekrardan bakışlarını sadece bana doğru çevirip, “Sana da teşekkür edeceğim, merak etme,” dediğinde yine aynı kelimeleri tekrar ederek, “İnanamıyorum, bu bir mucize, Arda Albay resmen bana az önce teşekkür edeceğini söyledi!” dedim.

“Masal, şu cümlenden artık vazgeç,” dedi ablam ve yanıma değneğini sıkıca kavrayarak gelirken Talha onun yanına gidip kucağına aldı ve yanımıza doğru getirip yere indirirken ablam yüzünde gülücükler saçıyordu. “Canımın içi, çok sağ ol.”

“Ne demek, balım,” diyerek ablamın yanağından makas alırken birbirlerine dedikleri sevgi dolu -bana göre bir klişeden ibaretti- sözcükleri yüzünden gözlerimi onlardan kaçırdım ve Arda’ya bakarak, “Bunlar böyledir, Yeni Üye, bu yüzden alışmalısın,” dedim, o da sırıtmaktan başka bir şey yapmadı, zaten tek yaptığı şey de buydu: Gülmek ya da sırıtmak.

“Alışırım.”

“Tamam, yeni üye, hadi içeri gel.” Talha ablamın yanından ayrılıp Arda’ya doğru gelirken Arda da içeri doğru yürümeye başladı ve ablamla ben ise onların arkasından yavaşça gelip kapıyı kapattık.

“Güzelmiş fakat biraz küçük.” Arda eve göz gezdirip düşüncelerini belirtirken gözlerimi devirip, “Sen zaten zengin ve şımarık oğlanın teki olduğundan sana bu ev çok küçük gelmiş olabilir,” diyerek öfkeyle soludum, Arda’nın bu huyundan gerçekten nefret ediyordum.

Herkes lüks, katlı katlı, özel aşçılar ve usta şeflerle dolu, havuzlu, geniş bahçeli ve zenginler için olan evlere, daha doğrusu villalara sahip olmak zorunda değildi. Tabii, bence Arda ve ailesinin de bu kadar lüks bir evinin olduğunu düşünmüyordum çünkü artık ev fiyatları cidden çok pahalıydı, bizim için ise o villalara sahip olmak imkânsız bir durum hâline gelmişti ama bu, benim için ufak bir problem bile değildi.

Ben kendi evimi tercih ederdim.

“Tamam, domates yanak, bu kadar kızmana gerek yok,” dediğinde kaşlarım çatıldı ve Arda evdeki herkesin üzerindeki bakışlarını görüp ellerini yukarı doğru, sanki bir suçluymuş gibi kaldırdı. “Masal’a söylediğim takma isim zorbalık sayılıyor mu, eğer size göre bu bir zorbalıksa özür dilerim,” dediğinde ablam gülerek Arda’nın omzuna vurdu ve gülümsedi. “Sorun yok, biz de kendi aramızda böyle takma adlar takıp eğleniriz, sadece sana, komik bulduğumuz ve Masal’ın kaşlarının çatılmasına karşılık eğlendiğimiz için öyle baktık.

“Aynen.” Beren sırıtarak bana baktı ve ben ise hâlâ Arda’nın bana neden “Domates yanak,” dediğini anlamaya çalışıyordum.

Beren, Rana, Talha ve ablam bana sırıtarak baktıklarında yanaklarımda ne olduğunu görmek için aynaya doğru ilerleyip kendimi inceledim ve yanaklarımın kıpkırmızı olduğunu gördüğüm gibi ellerimi yanaklarıma götürdüm; sıcacıktı.

“Of, neden yanaklarım böyle kızarmış,” diyerek söylendim ve bana sırıtan ekibe doğru dönerek, “Bu, o kadar da komik değil, neden sırıtıyorsunuz ki?” diyerek ellerimi yanaklarımdan çekip gruba doğru ilerledim.

“Hava bugün çok sıcak, o yüzden olmuş olabilir, zaten sabah saatlerinde de biraz kızarmıştı.” Ablam bana hâlâ keyifli bir şekilde bakarken ona bir kelime bile etmeden lavaboya girip yüzüme birkaç kere serin suyu çarptıktan sonra kendime gelip ferahladım ve havluyla yüzüme silip lavabodan çıktım.

“Rahatladın mı?”diye sordu Rana ve ben de sorusuna karşılık başımı sallayıp koltuğa kendimi bıraktım.

“Hava gerçekten çok sıcak, bunaldım evin içinde,” dedi Beren ve Arda bunun üzerine hemen lafa girdi. “Ee, biraz olsun aklınızın olduğunu düşünüyorum,” deyip eliyle evdeki klimayı işaret etti ve Talha, “Sizin evde klima mı vardı?” diyerek şaşkınca sorunca ablam Talha’nın bu şaşkın hâline gülerek klimayı kumanda yardımıyla çalıştırdı.

“Ya, bugün yorulduğumuzdan açmayı unutmuşum, hatırlattığın için sağ ol,” dedikten sonra öksürüp, “pardon, yeni üye demeliydim,” deyip arkasına dönüp mutfağa doğru ilerleyen Arda’ya bakışlarımı çevirdim. “Ne alacaksın, Yeni Üye?”

“İki bardak su,” dedikten sonra iki bardak çıkarıp tezgâha koydu ve dolaptan soğuk suyla dolu şişe çıkarıp iki bardağa da ağzına kadar su doldurduktan sonra yanımıza gelip bardaklardan birisini bana uzatınca ablamla Beren fısıltıyla konuşmaya başladı.

“Ne konuşuyorsunuz siz, bana da anlatın!” diye ablamla Beren’in dibine kadar gelen Rana’nın sesi duyulduğunda Talha güldü, ablamla Beren ise Rana’yı umursamıyor, konuşmalarına devam ediyorken ben de Rana’nın sahte kızgınlığına kıkırdadım.

“Al,” dedi Arda soğuk suyla dolu bardağı bana uzatıp ve ben de bardağı almayıp ayağa doğru kalktım. “Gerek yok, zaten benim ayaklarım olduğu için gidip kendime su alabilirim, bu yüzden o suyu evin içinde bunalan kıza verebilirsin,” derken Beren’den bahsedip ayağa kalktım ve mutfağa giderken arkamdan Yeni Üye’nin sesini duydum. “Masal, sana yapılan iyiliklere karşılık böyle davranmamalısın, çok ayıp,” dediğinde ona döndüm, sahte bir üzüntüyle dudaklarını büzmüştü.

“O hep öyledir, Arda, Masal sana bana alışmanı söylemişti ama sen bence ilk önce Masal’ın bu nankörlüğüne alışman gerek,” dedi ablam ve ben de hemen bakışlarımı ablamın üzerine diktiğinde öksürerek, “Üzgünüm,” dedi. “Unutmuşum.”

“Neyi?” diye sordu Arda, ablam da bir süreliğine susup sonra konuşmaya devam etti: “Masal’a yaptığın şeyleri, o yüzden sana bu kadar nankör davranması bence normal bir durum.” Ablamın dedikleri üzerine Arda başını öne eğip bir bardak suyla yanıma geldi, diğer bardağı ise tezgâha bırakıp elindeki bardağı bana uzattı. “Al işte, Masal, inatçılık yapma.”

“Tamam, Yeni Üye ama bu sana karşı son teşekkürüm olacak, haberin olsun,” dedim ve yutkunarak, “Teşekkür ederim,” dedim samimi olmayan, sahte bir gülümsemeyle ve soğuk suyu birkaç yudumda bitirdim.

“Çok sahtesin.” Dilini dudaklarında gezdirip benden birkaç adım uzaklaştı ve aramıza mesafe açarak tezgâhın üzerinde duran bardaktaki suyu tek bir dikişte içti.

“Sen de öylesin,” diyerek Arda’ya karşılık verdiğimde sırıttı.

Zaten hep sırıtıp kendisinin yaptığı saçma sapan esprilere karşılık ben somurturken o ise umursamadan gülerdi, işte bu yüzden o benim düşmanımdı. Evet, az önce onu kapının önünde düşündüğümü kabul ediyordum fakat bu, benim onunla dost olduğum anlamına gelmezdi, aksine ona karşı hâlen de nefret besliyor ve bazenleri onun davranışlarına karşılık içimi öfke kaplamaya devam ediyordu.

“Hadi, yatalım artık, çünkü ben bugün gerçekten fazlasıyla yoruldum ve film gecesi yaptığımız için hâlâ uykusuzum.” Rana gözlerini ovuşturarak bize baktı ve ablam da ona hak vererek kafasını onaylar şekilde sallayınca Talha bileğine bağlı saatten saati kontrol edip ablamla Rana’ya baktı. “Haklısınız kızlar ama yatmadan önce kalabalık olduğumuzdan ve bir de aramıza yeni bir üye daha girdiğinden ilk önce hepimizin nerede yatacağını seçip karar verelim, sonra rahat bir uyku çekebilirsiniz. Zaten yaz tatili olduğundan da tadını çıkara çıkara, istediğiniz saate kadar uyuyabilirsiniz,” dedi Talha ve elindeki telefonunu masaya koydu.

“Tamam, hadi karar verelim,” dedi Rana el çırparak, neden bu kadar sevinçli göründüğünü anlayamamıştım ama sonra, bu sevincinin nedenini söylediği sözle anlamıştım. “Beren’le aynı yatakta yatmak istiyorum ve sizin hakkınızda istediğimiz saate kadar dedikodu yapıp güzel bir uyku çekmek istiyorum, ayrıca Nihat hakkında da bir sürü şeyler konuşabiliriz, değil mi, Beren? Bu gece çok iyi geçecek ya!”

“Rana,” dedim ve elimi alnıma sertçe vurarak bana aptal aptal sırıtan arkadaşıma bakıp ben de güldüm, “cidden mi, hani senin uykun çok vardı, ne oldu şimdi? Aklına dedikodu fikri gelince hemen yüzündeki uykusuzluk gitti, canlandın ve sevinçli sevinçli Bero’yla yapacağınız dedikoduları anlatmaya başladın, sen var ya… Çok fenasın, masum görünüyor olabilirsin ama yine de dedikoducu kızlardan, daha doğrusu şeytanlardan bir farkın yok,” dediğimde Rana kıkırdadı. “Doğru, tabii ki de öyleyim ve böyle olmaya devam da edeceğim.”

“Bana bir daha ‘Bero,’ diye seslenirseniz sizi var ya…” derken Beren’in sözünü Talha kesti. “Ya, bırakın şimdi kavgayı, hadi karar verelim ve uyuyalım.”

“Ben o zaman Rana’yla yatıyorum,” dedi Beren ve Arda hemen söze girdi. “Ee, peki nerede yatacaksınız, onu da düşündünüz mü, tabii yapacağınız dedikoduları düşünmekten onu düşünememişsinizdir, diye düşünüyorum ama neyse.”

Arda’ya Allah’a yemin ederim ki, ilk defa hak vermiştim.

“Oha,” dedim şaşkınca ve sonra işaret parmağımla Arda’yı işaret ettim, “ben az önce Arda’ya hak verdim, inanabiliyor musunuz grup, ben, bakın ben, Arda’ya hak verdim!” dediğimde ablam, “Ne abarttın, Masal,” diyerek söylendiğinde hepimiz kahkaha attık, hatta ablam bile güldü.

“Tamam,” dedi ablam kahkahasını kesip ve beni çenesiyle işaret ederek, “Ben kardeşimle yatıyorum,” dediğinde ablamın sinir olduğu ve artık benim için normalleşmiş o cümleyi söylerken gülmemi bastırmaya çalışmıştım. “Bana ilk defa kardeşim dedin, inanabiliyor musu-” derken ablam sinirle soludu ve derin bir nefes alarak bana baktı. “Yeter, Masal, kapat şu çeneni ve nerede yatacağımıza karar verelim. İlk önce Rana’yla Beren’e gelelim,” dedi ve iki kuzene dönerek ellerini birbirine vurdu. “Şimdi, siz benim odamda kalın ama ben size rahat bir yer yatağı kurayım, yani siz yerde yatın. Ya da ben de yatabilirim, sonuçta çocukluğum yer yataklarında geçtiği için artık alıştım yer yataklarında yatmayı ama normal bir yataktan daha rahat olmamasına rağmen ben her zaman yer yataklarını tercih etmişimdir,” dediğinde Beren başıyla ablamı onayladı.

“Olur, benim için uygun.” Rana ablama bakarak gülümserken ben de Rana’ya döndüm ve ona bakarak, “Sen neden sürekli gülümsüyorsun?” diye sordum.

“Hiç, ben her zaman böyleyimdir çünkü nedense içimde sürekli bir neşe, huzur ve mutluluk var, yani kısacası hayata bakış açık hep pozitif.”

“Pekâlâ,” dedim ve ben zaten nerede yatacağıma karar verdiğim, daha doğrusu adım kadar bildiğim için Talha’ya bakışlarımı çevirdim, ardından kendi telefonumu alıp saati kontrol ettiğimde şaşkın şaşkın telefon ekranına baktım.

Saat ne ara 03.30 olmuştu.

“Ayrıca abla, senin odana falan gelmiyorum çünkü benim zaten bir odam var, seninle de kalınmaz. Siz Beren’le Rana çok konuşuyorsunuz, abla sen ise beni sürekli sıkıştırdığın ve benim sıkışmamı görmezden gelip üstüne arkanı dönüp yatmandan dolayı seninle yatmayacağım. Talha, yani güzel sevgilin seninle yatabilir,” dedim çünkü ablamla aynı yatakta yattığımda hep başıma bu durum geldiğinden, aynı zamanda iki kuzen sürekli konuşup benim başımı şişirdiklerinden kendi odamda, mümkünse tek başıma yatmak istiyordum.

“Peki, ben nerede yatacağım o zaman küçük hanım?” dedi Talha ve ben de onun sorusunu cevaplamak yerine, “Ben küçük falan değilim, zaten aramızda bir yaş farkı var, ne bu havalar? Ayrıca aramızdaki yaş farkı bir yıl bile değil, sadece birkaç aydan ibaret. Ablam da benden iki yaş büyük, o kadar,” diyerek Talha’dan bakışlarımı ayırıp kanepeye baktım. “Koltukta yat.”

“Sırtım ağrır.”

“Bu benim sorunum değil.”

“Küçük hanım, bakıyorum da diliniz pabuç gibi uzun.” Elimle sertçe alnıma vurup bana sırıtan Talha’ya küçük bir uyarıda bulunmak istedim ama sanırım sesim biraz fazla yüksek çıkmıştı fakat bu benim için sorun değildi, çünkü haklıydım. “Ben küçük değilim! Anlıyor musun, bak sağırsan bir daha söyleyeyim, ben küçük değilim! Tamam mı, anlıyor musun beni Talha ağabeyciğim?” Herkes benim yüksek sesimle yaptığım uyarıya gülerken Arda ise telefonuyla ilgileniyordu.

“Ne o, Arda, ilk defa bana gülmedin ya da sırıtmadın?” Bir süre daha telefona baktıktan sonra başını ekrandan kaldırıp bana baktı ve gülümseyerek, “Bak, şimdi gülüyorum, gördün mü?” dediğinde ona bakarak göz devirdim. “Hep böyle olmak zorunda mısın?”

“Cevabım, tabii ki de evet!” dedi sanki beş yaşında, kendisine şeker alındığı için çok sevinçli ve neşeli bir çocuk gibi gülerek.

“Peki, ben nerede yatacağım, zaten iki kuzen birlikte yatıyor, Domates Yanak odasında,” derken sözünü öksürerek yüksek bir ses tonuyla kestim, bana böyle demesinden hoşlanmamıştım. “Masal, diyeceksin,” dediğimde cümlesini devam ettirdi: “Yani, küçük hanım odasında, Öykü abla kendi odasında, Talha abi kanepede yatıyorsa, bana neresi kalacak?”

“Arda, sen ilk önce bana doğru düzgün hitap etmeyi öğren, sonra sana yer buluruz, merak etme sen,” diyerek derin bir nefes aldım ve onun hakkında olan düşüncelerimi teker teker dile getirmeye devam ederken canından bezmiş, benim sesimi duymaktan bıkmış gibi görünüyordu ama o da beni delirtmekten başka bir iş bilmiyordu. “Bak, sen zaten beni yeterince delirtiyorsun, şimdi bari delirtme ve nerede kalacağını ablam ya da başka birisi karar versin, senin nerede kalacağın beni ilgilendirmez.”

“İlgilendirmez, öyle mi?” diye sorduğunda başımı salladım ve önüme gelen dağınık, koyu kahverengi saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırarak ellerimi iki tarafıma koyup Arda’nın bir karar vermesini bekledim, beklerken de hepimiz ağaç olduk.

“Peki…” dedi en sonunda uzun düşüncelerinden çıkarak ve ben de hemen, “Karar verebildin mi?” diye aceleci bir şekilde sorduğumda yüzünde şeytani bir sırıtma oluştu; artık bu oğlanın cidden sırıtmalarına katlanamaz hâle gelmiştim ve beni çileden çıkarıyordu. “Senin odanda yatsam bu seni ilgilendirir mi?”

O ne demişti, yanlış mı duymuştum yoksa bu bir kâbus muydu, emin değildim ama bence birinci seçenek daha mantıklı geliyordu: Kesinlikle yanlış duymuş olmalıydım.

“Ne?” dedim afallayarak ama o beni takmıyor gibiydi; daha çok gülüyor ve Talha’ya bakışlar atarak birbirlerine sırıtıyorlardı fakat bu durum benim sinirlerimi bozmaya başlamıştı.

“Haha, şunlara bak, Arda da iyi laf soktu cidden.” Beren’in lafının ardından ona bakıp, “Bu seni, hatta sizi ilgilendirmez bile o yüzden susmalısınız, kızlar,” diyerek bakışlarımı Beren’den çekip ilk önce ablamla Rana’nın üzerinde, ardından ise tekrardan Arda’ya döndüğümde bana bakıyordu. “İlgilendirdi mi seni, Masal?”

“Kapat çeneni, Arda,” diyerek bu konuyu kapatmak için lafımı kısa kestim ve Arda’ya bakarak, “Evet ilgilendirdi çünkü benimle aynı odada kalman demek, yarın sabah benim akıl hastanesine kaldırılabileceğim anlamına gelir,” diyerek bu konunun beni ilgilendirdiğini dürüst bir şekilde kabul ettim ama bunu kabul ederken fazlasıyla isteksizdim.

“Tamam, o zaman benim nerede kalacağıma sen karar ver, oldu mu?” diye sordu Arda ve ben de başımı sallayarak rahat bir şekilde, “Salonda kalabilirsin, kararım bu,” diyerek parmağımla yeri işaret ettim ve odama çekip gitmek üzere arkamı dönüp yere adımımı bastım.

“Ama Masal, herkesin odasında sıkışıklık olmaması için birisi kalıyor ve sen de yanına birisini alacaksın, böylece herkes rahatça uyuyabilir.” Arkamdan gelen ablamın sesini duyduğum gibi hızla ona doğru döndüm ve bakışlarımla Talha’yı süzüp, “O zaman Talha abi benim odama gelebilir,” dedim ama ablam benim cümlemle hemen sevgilisinin yanına geçerek onu bileğinden sıkıca tuttu. “Bir şartla.”

“Şartınız nedir, efendim?” diye sorduğumda sanki ablam bir hükümdarmış ve ben de ona hizmet eden çalışanıymışım gibi hissetmiştim ama ablam, bu cümlelerimi duyduğu gibi yüzüne bir gülümseme yayılmış bir şekilde Talha’nın gözlerinin içine bakıyordu. “Hizmetçi, sevgilimin daha rahat ve konforlu bir şekilde uyuyabilmesi için senin yerde yatman gerekiyor, değil mi?” diye sorduğunda derin bir nefes alıp, “Kusura bakmayın ama olmaz çünkü kendimi sevgilinizden daha çok önemsiyorum ve bu yüzden de ben yerde asla yatmam, hem sonuçta orası benim odam olduğundan ben yatağımda yatmak isterim,” dediğimde ablam homurdanırken iki kuzen ise kıkırdıyorlardı.

“Siz ikiniz gülmeyi kesin ve Masal, sana bir şey söyleyeyim mi? İnatçı keçinin tekisin, Talha zaten bizim eve birkaç kere gelmişti, o kadar, yani o bizim misafirimiz ve bu yüzden misafirlerimize güzel bir şekilde ağırlamalı, onlara konforlu bir alan sağlamalıyız, değil mi? Bunu bize okulda bile öğretiyorlar zaten, bu yüzden misafirlerimizin nasıl ağırlanacağını da biliyorsundur, diye düşünüyorum.”

“Evet, öğretiyorlardı ama en son ilkokuldayken falan.” Beren’in cümlesinin ardından ablam göz devirirken Rana’yla ben kahkahalar atıyorduk; Arda ise sırıtıyor, Talha da sevgilisinin homurdanmasına gülümseyerek onun saçını sanki ablam küçük bir çocukmuş gibi karıştırıyordu.

“Tamam, arkadaşlar, beni iyi dinleyin ve kahkahalarınızı kesin!” dedi Talha, sanki bir kraldı ve halkına önemli bir duyuru yapacakmış gibi konuşuyordu. “Saat neredeyse 04.00 olacak ve biz hâlâ uyumadık,” dediğinde Beren, “Bu umurumda bile değil, sonuçta yaz tatilinde olduğumuzdan istediğimiz kadar uyuyabiliriz,” diyerek araya girdi.

“Ama yarın için bir gezme planım vardı, bu yüzden lütfen erken yatalım,” dedi Talha ve parmaklarını siyah saçlarını daldırarak tekrardan geri çekti, ardından bakışları ablamı süzdüğünde ona bakarak gülümsedi.

Her ortamda romantik bir anları hep olurdu.

“Erken mi, sizce 04.00 erken bir saat mi?” Şaşkınca sorduğum sorunun ardından bana bakışları çevrilen grup üyelerine baktıktan sonra Talha’ya dönerek, “Tamam, yatağımda yatabilirsin ama bu, ablamın bana olan söylenmelerine maruz kalmak ve başımın etini yemesini istemediğimden dolayı kabul ettiğim bir durum, normalde her zaman kendi yatağımda yatmak isterim,” dediğimde Arda sırıttı. “İnatçı keçi.”

“Marul kafa,” dediğimde kaşlarını çatarak bana baktığında onun surat ifadesine gülesim geldiğinden dudaklarımı birbirine bastırdığımda Arda, “Komik bir durum mu var?” deyince kahkahamı belli etmeme konusunda pek başarılı olamadığımı anladım. “Sadece surat ifaden komik geldi, o kadar,” diyerek onu yanıtladığımda gülümsedi. “Ben Marul Kafa mı oldum?”

“Evet.”

“Bunu saçlarım kıvırcık olduğu için mi dedin, bence saçlarım o kadar da kıvırcık değil ama bu senin fikrin,” dediğinde sırıtarak, “E ama sen de bana Domates Yanak, aynı zamanda İnatçı keçi diyordun, benim de sana bir lakap takmam gerekiyor, değil mi Yeni Üye?” dedim.

“Yeni Üye lakabını Marul Kafa’dan ziyade daha çok sevdim, bana Yeni Üye diyebilirsin,” dedi ve ekledi: “Ayrıca senin bir lakabın daha var, o da Nankör,” deyip sırıttığında sinirle koltuktaki yastıklara doğru yönelip elime bir tane yastık aldım ve Arda’ya doğru ilerleyip yastığı yüzüne geçirirken Arda ise eliyle beni engellemeye çalışıp bir sağa bir sola doğru darbelerimden kaçıyordu. “Seni gebertirim.”

Beren, Arda’yla benim başlattığım kavgayı seyredip gülümserken, Rana da kıkırdıyordu; ablam ise benim yastıkla Arda’ya vurmamam gerektiğini söyleyip dururken onun yanında duran Talha da ablamın yürümesine yardımcı oluyor ve bir yandan film izler gibi bizi izleyip gülüyordu.

Neydi bizim içimizde olduğumuz bu film, komedi mi?

Arda benden uzaklaşıp kaçtığında güldüm çünkü benden kaçtığını sanacak kadar aptaldı, zaten yüzündeki sırıtıştan aptal olduğu çok belli oluyordu. “Masal, nasıl atlattım ama?”

“Sen görürsün gününü, bekle sen,” diye gecenin dördü olmasına rağmen yüksek bir sesle Arda’ya seslenip elimdeki yastığı Arda’ya fırlattım ve fırlattığım yastık, Arda’nın tam yüzüne geldiğindeyse yüzüme zafer gülümsemesi yayıldı. “Ne oldu, havanız mı düştü, Arda Bey?”

“Çok iyi bir atış değildi, sadece ben görmediğimden yastık tam yüzüme isabet etti,” diyerek saçma bir bahane uydurduğunda herkes gülerken ben de Arda’ya bakıp, “Hadi oradan!” diye söylenerek tekrardan elime bir yastık aldım ve benden kaçmaya çalışırken yine tam kafasına isabet ettirdim. “Yalancının teki ve beceriksizsin işte, kabul et.”

“Tamam, Masal, kabul ediyorum. Sen kazandın ama bir dahaki yastık savaşımızda benim kazanacağımdan emin olabilirsin.” Herkes Arda’nın bu dediğine gülerken ablam, “Sen yastık bile fırlatamadın,” diyerek araya girdiğinde ona bakarak gülümsedim. “Korkak işte.”

“Ama sizi o pislikten kurtarırken gayet de güçlü ve korkusuzdum ve sizin dediğinizin aksine, cesurdum,” dediğinde ablam hemen söze girdi: “Aslında haklısın, eğer bizi Mert’ten kurtarmasaydın şu an ne hâlde olurduk, kim bilir?”

“Bana ondan bahsetmeyin, yoksa yarın sabah sizden habersiz ona olan öfkem yüzünden evine gider ve onu bir güzel yerin dibine gömer, üstüne de toprak örterim.” Talha öfkeli bir ses tonuyla elleri yumruk hâlinde konuşurken ablam bir eliyle değneğini sıkıca tutuyor, diğer eliyle ise Talha’ya uzanmaya çalışıyorken Talha ona doğru eğildi. “Tamam, merak etme, sinirlenmeyeceğim.”

“Sağ ol,” dedi ablam ve esneyerek tekrardan Talha yardımıyla değneğini kavrayarak koltuğa yığıldı; gözlerinden uyku akıyordu ve yorgun görünüyordu, aynı benim gibiydi.

Birkaç saniye daha geçerken aramızdaki sessizliğe son verdim. “Tamam, Arda, şov yapmayı kes ve hadi, herkes odalarına girip uyusun,” dediğimde Talha ablamın alnına bir öpücük kondurarak ayağa kalktı ve benimle gruba iyi geceler dileyip odaya geldi. Işıkları kapatarak yatağıma doğru yığılarak uzanırken ben de dolaptan nevresim ve ince bir yorgan çıkarıp yere yatak kurdum ve Talha’ya bakıp gece lambasını açarak, “İyi geceler,” dedim sessizce.

“İyi geceler, Küçük Hanım.” Gözlerimi ışığın başında dikilerek devirdiğim için Talha, o karanlıkta bile göz devirdiğimi görüp, “Çok ayıp, Masal, sana daha kaç kere söyleyeceğim ama,” dediğinde ben de sırıttım ve Talha’nın başından ayrılıp kendi yatağıma doğru yöneldim.

Yatağa yattıktan sonraki dakikalar ise benim için çok hızlı geçmiş, uykuya dalmam fazlasıyla kısa sürmüştü. Dalmadan önce ise çok sevdiğim bir şarkının sözlerini mırıldanmış ve Talha’nın çoktan uyumuş olduğunu gördüğümde ben de şarkıyı bitirip gözlerimi kapatmıştım.

Gözlerimi kapattıktan sadece birkaç dakika sonra ise uykuya teslim olup uykunun kollarına kavuşmuş, bu yorucu günün sonuna gelmiştim.

***

Bu saatte bu ses nereden geliyordu?

Sabahın bilmediğim bir saatinde duyduğum fısıltılı sesler eşliğinde uyanarak uykulu bir şekilde gözlerimi ovuşturmuş ve saçlarımı bir tarak yardımıyla düzeltip konuşma seslerinin geldiği yere, evimizin salonuna doğru sessiz adımlarımla ilerledim.

Odamın kapısının koluna uzandığım gibi ses çıkarmamaya çalıştım, nefesimi tuttum ve kapının kolunu yavaşça çevirerek açtığımda herhangi bir gıcırtı sesi çıkarmadığıma şükrettim. Yavaş ve sessiz adımlarla salona doğru yaklaşıp duvarın arkasına yerleştirdiğimde onun telefonda birisiyle fısıltılı bir ses tonuyla konuştuğunu gördüm.

Arda bu saatte kimle konuşuyordu? Kulak misafiri olmak istemezdim ama merakıma yenik düşmüş ve uykum kaçtığından dolayı sessizce buraya gelip gizli gizli duvarın arkasından ayakta dikilen Arda’yı izliyor, aynı zamanda konuştuklarını duymaya çalışıyordum.

“Bak anne, lütfen beni anlayın, zaten senin yüzünden aramız onunla kötü. Bu yüzden gerçekten son zamanlarda moralim çok bozuk ama bunu senin ısrarlarından dolayı mecburum, ayrıca sınav haftaları da beni çok yorduğundan bu yaz dinlenmek ve eğer ki izin verirsen çevremle iyi vakit geçirmek istiyorum. Lütfen, sadece beni anlamanı istiyorum.” Fısıltılı bir sesle konuştuktan sonra açık pencereden güneşin doğuşunu bir süre izledi ve telefonu kulağına yaslayarak annesinin dediklerini dinlediğinde birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Evimizin salonu ilk defa bu kadar derin bir sessizlikle kaplanmıştı ve içimden bir ses, kötü bir şeyler olduğunu söyleyip duruyordu.

“Anne… Lütfen, yalvarıyorum.” Sesi yalvarır gibi çıkmıştı ama neden yalvardığını anlamadığım için kaşlarımı çatarak salonumuzun ortasında dikilen Arda’yı izlemeye ve konuşmalarını dinlemeye devam etmiştim.

“Teyzem mi?” diye sorduğunda o da kaşlarını benim gibi çatmış ve etrafına bir süre bakınarak tekrardan önüne döndüğünde beni görmemesi için hemen geri çekilmiş, duvarın arkasına sığınarak onu dinlemeye çalışıyordum. “O da mı senin gibi düşünüyor, öyle mi? İnanamıyorum, cidden hiç anlayışlı değilsiniz,” dediğinde telefonda annesinin kalın sesini ben bile birkaç metrelik mesafeden duymuştum. “Kapat çeneni, saçma sapan laflar etmeyi bırak, Arda, sen bizim oğlumuzsun ve bu yüzden kendine yakışan, uygun kişiler bulmayı dene!”

“Kendime yakışan ve uygun kişiler mi, zaten onlar bana göre gayet uygun ve samimi kişiler, bu yüzden sizi dinlemek yerine kendi tercihimi kendim yapacağım. Şimdi ise anne, lütfen şu telefonu kapat ve benim moralimi daha fazla yıkma, zaten sizin sayenizde yıkık dökük bir moralim var,” dediğinde tekrardan oluşan sessizliği fırsat bulup uzun uzun düşündüm ve Arda’nın annesinin neyden bahsettiğini anlamaya çalıştım.

“Kendine yakışan ve uygun kişiler bul,” demişti annesi. “Sen bizim oğlumuzsun!” diyerek ona bağırmıştı, sanırım ailesi de Arda’yı kendileri gibi olmasını istiyordu ama Arda, bunu istemiyor gibiydi, aksine kendine uygun kişileri bulduğunu düşünüyor ve ailesinin dediklerine kulak vermiyordu.

“Hayır, diyorum, hayır! Yeter!” Arda birden beklemediğim bir şekilde bağırıp telefonu kapattığında Talha kaldığı odamdan çıkmış ve hemen yanımda belirip hızla bana neler olduğunu sorduktan sonra ona bilmediğimi söylemiştim.

“Sakin ol, Arda, neler oluyor?” diye sordu Talha, ardından hemen Arda’nın yanına koşup onun omzundan tuttu ve Arda da derin nefes alıp verirken, “Şu lanet olası…” deyip cümlesini yarıda keserek suspus oldu.

“Ne oluyor, korkuttunuz beni. Kâbus mu gördün, Arda, neyin var ve neden birden bağırdın?” Beren’le Rana ablamın odasından çıkıp yanımıza kapıyı aralık bırakıp geldiklerinde Beren şaşkınca Arda’ya bakarken Rana ise Arda’ya meraklı meraklı sorular soruyordu.

“Herkes iyi mi?” Herkes sırayla evimizin salonunun önüne odalarından çıkıp gelirken ablam da hemen iki kuzenin arkasından sonuncu olarak gelip değneğini sıkıca kavramış ve bize uykulu gözlerle bakıyordu. “Lütfen, bu konuyu kapatalım. Size sonra anlatırım ama şimdi olmaz, lütfen bana anlatmam için yalvarıp üstüme gelmeyin,” dediğinde, “Ne için?” diye sorarak Arda’ya doğru birkaç adım attım.

“Bu seni ilgilendirmez ve… Kendimi konuşmak için iyi hissetmiyorum çünkü moralim onlar sayesinde yerle bir oldu, anlıyor musunuz?” Beren şaşkın bakışlarla Rana’nın yanında ayrılıp benim yanıma gelerek, “Ben hiçbir şey anlayamadım, Arda ama anlatırsan belki biz de seni anlayabiliriz,” dediğinde Arda derin bir nefes verdi. “Az önce anlatmak istemediğimi söylemiştim.”

“Biliyorum, sana hak veriyorum ama bari bir şey söyle ki moralinin neden bozuk olduğunu öğrenip bir çözüm yolu bulalım.” Talha Arda’ya bakıp bize doğru döndüğünde Arda oflayarak onun yanından ayrıldı ve koltuğa oturarak saçlarını düzeltti. “Onlar yüzünden hiçbir… Hiçbir şey yapamayız ve bir çözüm yoluna ulaşamayız!”

“Kimler yüzünden?” dedi Beren cevaba ulaşmak için ısrarla ama Arda, bu duruma fazlasıyla öfkelenmiş gibi görünüyordu. “Soru sormayın, diyorum, lütfen… Lütfen… B-Beni anlayın.”

“Tamam, sakin ol.” Rana mutfağa Arda için ilerleyip bir bardak su doldururken ben ise Arda’ya bakıp bakışlarımı Beren’e çevirdim; Arda’nın neden moralinin yerle bir olduğunu bildiğim için Beren’e söyleyip söylemeyeceğimi düşünüyordum ama söylersem Arda’ya ayıp olabilirdi. Fakat içimden bir ses, söylememi söylüyordu ve ben, bu yüzden söylememek için kendimi zor tutuyordum.

“Annen yüzünden, değil mi, Arda?” dediğinde yanımıza bir bardak soğuk suyla gelen Rana’nın bakışları bile bana çevrilirken herkesin şaşkın bakışlarına maruz kalmak beni biraz olsun telaşlandırmıştı çünkü Arda da bana şaşkınca bakıyor ve benim bunu nereden bildiğimi anlamaya çalışıyor gibiydi.

“Şey…” Diyebildiğim tek kelimeyi söyledikten sonra ise sadece susarak Arda’ya baktım ve onun da bana baktığını gördüğümde derin bir nefes aldım ve tereddütle, “Söylememeliydim, değil mi? Ne kadar da aptalım,” dediğimde gülümsedi. “Değilsin.”

Bu anda bile, her ne kadar morali bozulmuş olsa bile bize bakarak gülümsemesi ona karşı bir nefret beslememe rağmen benim içimi ısıtmış ve aramızda olan buz dağları biraz olsun benim için erimişti.

“Bunu nereden biliyorsun?” diye sorduğunda tam cevap vermek üzere ağzımı aralayacakken o benim yerime cevap verdi: “Çünkü beni dinledin, değil mi?” diye sorduğunda gülümseyerek, “Sen ne kadar da zeki bir çocuksun, aferin,” diyerek onu alkışladım ve ben de koltuğa, onun yanına oturduğumda bakışları bana çevrildi.

“Cidden mi, ailen yüzünden mi bu kadar moralin bozuk?” diye sordu Rana şaşkınca ve dudaklarını üzüntüyle büzerek, “Senin adına fazlasıyla üzüldüm, kötü bir aileye sahip olmak ne kadar kötü bir durumdur, kim bilir? Bu yüzden sana üzüldüm çünkü kimse böyle kötü bir durumu hak etmez,” dediğinde Arda’nın yüzündeki gülümseme silinmemişti. “Haklısın, yanımda olup bana destek olmaya çalıştığınız için hepinize teşekkür ederim ama ailemle olan sorunlarımı sizinle şu anda paylaşmak istemiyorum. Ama daha sonra söz veriyorum ki size de sorunlarımı anlatacağım.”

Daha fazla konuyu uzatmak ve Arda’nın moralini bozmak istemiyordum, sonuçta düşmanım olsa bile taş kalpli değildim ve bu yüzden onun ailesiyle olan sorunlarını anlamalıydım.

“Peki,” dedik hepimiz aynı anda ve ben de Arda’nın yanından kalkarak ablama doğru adımlarımla ilerleyerek onun yanı başında durdum, ardından çenemle mutfağı işaret ettim. “Ee, ne zaman iş başına geçeceğiz? Madem uykumuzdan uyandık, o zaman kendimizi güne başlayacağımızdan enerjik hissetmek için hepimize uygun, güzel bir kahvaltı hazırlamaya koyulalım,” dediğimde ablam üşengeçliğinden dolayı oflarken, “Hadi ama, ne bekliyoruz?” dedim ve hemen mutfağa doğru koştum.

Beren ise benim arkamdan bir süre salonda dikildikten sonra gelerek yanıma geçti ve dolapları açıp malzemeleri çıkartırken, “Ne hazırlayacağız?” diye sorduğunda Talha hemen arkamızdan bizi cevapladı. “Pankek ve ayrıca yanında yumurta isterim kızlar,” dedi gülerek, Beren ise somurttu. “Başka bir isteğiniz var mıydı kralım?”

“Yok, tek isteğim sofrada dediğim yemekleri görmek kızlar, o yüzden iş başına geçin.” Beren, Talha’nın cümlesiyle mecburen iş başına koyulmaya başladığında bir yandan söyleniyor bir yandan da benimle sohbet ediyorken ablam kaşlarını Talha’ya bakarak çattı ve yanımıza yavaşça değnek yardımıyla geldi. “Neden sadece Beren’le kardeşim hazırlıyor, biz de yardım edemez miyiz?” dediğinde Talha işaret parmağını hayır der gibi salladı.

Beren oflarken ben de Talha’ya sora gözlerle bakıyordum, sonuçta diğer kişilerin de bize yardım edip kahvaltıyı bizimle hazırlamak için gereken tüm uzuvları bulunduğundan bizle kahvaltıyı hazırlayabilirlerdi. Sonuçta bu, o kadar da zor bir iş değildi, zaten hepimiz muhteşem ve kusursuz bir kahvaltı hazırlayamıyorduk ama sadece, zorlanmamak için diğerlerinden bir yardım bekliyorduk.

“Öykü’nün bacağı pek iyi bir durumda değil, bu yüzden kahvaltıyı hazırlarken bir zarar görebilir ve ben bunu istemem,” diyerek Talha söze başladığında ben de hemen onun ardından konuşmaya başladım. “Tamam, o zaman ablam hariç herkes bize yardım edebilir, değil mi?” dedim ve diğerlerine dönerek bakışlarım bir süreliğine onların üzerinde gezindi.

“Ama plan uygularken hiçbir zarar görmemiş,” dedi Arda koltuktan kalkarak ve bizim yanımıza gelip durduğunda güldü. “Benim de size yardım etmememin bir sebebi var kızlar, ben yemek yapma konusunda cidden çok kötüyüm, ayrıca çocukluğumdan bu yana bir kere bile yemek işine kalkışmamışımdır,” dediğinde yanımdaki en yakın arkadaşımla şaşkınca birkaç saniye ona bakakaldık.

“Cidden mi, bir kere mi? Yalan söylüyor olmalısın, bu gerçek olamaz, değildir,” dedi Beren buna inanamıyormuş gibi ve kafasını iki yana sallayarak Arda’ya bakarken, “Değil mi?” diye sorduğunda arkadaşımın bu şaşkın hâline kıkırdarken Rana, Beren’in bu tepkisi karşısında eliyle sertçe alnına vurdu. “Beren, lütfen bu durumu bu kadar abartma, bu normal bir şey ve herkes yemek yapmayı bilmek zorunda değil,” dediğinde Rana’ya hak vermiştim, gerçekten kuzeninin dediği gibi Beren bazen bu konuyu çok abartabiliyordu.

“Tamam, biraz abartmış olabilirim ama sadece şaşırdım, sonuçta ben yemek yapmaya alışık birisiyim, değil mi?” Beren birtakım malzemeler çıkarıp kahvaltı hazırlamaya başlarken Rana gülerek, “Aynen öyle ve ayrıca senin abartmadığın bir konu yok, Beren,” dediğinde Beren onu duymazdan geldi ve işine devam ederek bize tek bir kelime bile etmedi.

Sanırım bizim sesimizi duymaktan sıkılmıştı.

***

Güzel ve lezzetli görünen bir kahvaltı sofrası hazırladıktan sonra ilk işimiz masa başına oturup yemekleri silip süpürmek olmuştu ama işin kötü yanıysa bir sürü bulaşığın birikmiş olmasıydı. Tabii, yemesi kolaydı ama sofranın toparlanması, bulaşıkların yıkanıp etrafın temizlenmesi cidden zor ve yorucu bir iş olduğundan hepimiz bu konuda üşengeç davranıyorduk. Birimiz oturmak istiyor, bir diğerimiz ise bulaşıkların yıkanmasına yardım gerektiğini söyleyip duruyordu.

“Ama bu kadar üşengeç olmayın, eğer herkes bulaşıkların yıkanmasına yardımcı olursa bu iş çabucak biter ve birazdan da dışarı çıkıp eğlenebiliriz. Lütfen, hadi kalkın ve iş başına geçin beyler!” dedi Beren bulaşıkların başına geçerek ve eline bir eldiven takıp kirli tavayı süngerle ovalamaya başladı.

“Söylemesi kolay ama yapması zor, ben zaten hayatımda bir kere bile bu işlere el sürmemişimdir, o yüzden siz yapın.” Arda kanepeye yığıldığında sinirli bakışlarımı ona çevirdim ve mutfaktan ayrılarak onun tam karşısında dikildim. “Boş boş yatmaktan iyidir, en azından bir işe yaramış olursun ve bir şeyler öğrenirsin, o yüzden ısrar etmeden ya bize yardıma gelirsin ya da seni bu gruptan kapı dışarı ederiz, Yeni Üye,” diyerek ellerimi belimde birleştirdiğimde söylenerek hızla ayağa kalktı ve mutfağa yöneldiğinde arkasından ona bakarak sırıttım.

Arda’yı sinir etmenin mutluluğuyla mutfağa gelerek ben de işe koyuldum ve tam tamına yarım saat içinde Beren’le birlikte tüm bulaşıkları yıkayıp bitirirken Talha’yla Arda da sofrayı toparlamışlardı; ablamla Rana ise masanın tozunu alıp evin dağınıklığını ortadan kaldırmışlardı.

“Evet, bakın beyler size demiştim, eğer üşengeçlik yapmayıp bize yardımcı olursanız işimiz hızlı biter diye boşuna konuşmuyordum ben,” dedi Beren ve elindeki eldivenleri çıkarıp bir kenara koyarken Rana alnından akan ter damlalarını elinin tersiyle siliyordu. “Ölüyorum, sen ise burada hâlen boş boş konuşuyor, kendini övmekten başka bir şey yapmıyorsun. Ayrıca çok büyük bir iş yapmadın, sevgili kuzenim, sana bunu hatırlatmak isterim,” dediğinde Beren kömür rengindeki saçlarını geriye atarak hepsi yıkanmış, parlak tabakları eliyle gösterdi. “Ben mi büyük iş yapmadım, hadi oradan. Evin içinde en çok işe yarayan üye benim, bunu kabul etmeni isterim ve hatırlamanı rica ederim.”

Rana göz devirirken Beren kuzenine daha çok yaklaştı ve gülerek elini onun omzuna attı. “Ayrıca sen de çok büyük bir iş yapmışsın gibi öldüğünden şikayetçisin, sanki 400kg’lık mermi kaldırmışsın gibi davranma Rana, sadece koltuk kaldırdın ve Öykü abla da koltuğun altını sildi, bu kadar.” Beren’in cümlesiyle Rana şaşkınca ağzını araladı ve onun yanından uzaklaşarak, “Sen şaka yapıyor olmalısın, o koltuk ne kadar ağırdı, senin haberin var mı? Bilip bilmeden konuşma,” diyerek Beren’e söylenmeye başlarken Rana hariç hepimiz onun bu söylenen hâline gülmeden edemedik.

“Bunlar hep böyle midir?” diye sordu Arda ve ablamla ikimiz aynı anda başımı onaylar şekilde salladığımızda Arda onları izlemeye devam ediyordu. Ardından bana bakmadan, “Senin sayende ilk defa bulaşık yıkadım,” dediğinde bu sefer Rana’yla Beren’in söylenmelerine ya da birbirlerine attıkları laflara değil, Arda’nın dediğine gülmüştüm. “Evet ama bence doğrusu şöyle olacaktı: Seni gruptan çıkarmakla tehdit ettiğimden ilk defa bulaşık yıkadın.”

“Haklısın, öyle desem çok daha doğru bir cümle olacaktı,” dediğinde ablam bizim konuşmamıza kulak misafiri olarak katıldı: “Kesinlikle Masal’a hak veriyorum, Yeni Üye.” Ablamın cümlesiyle Arda gülerek, “Bir tek Talha abinin ve inatçı keçinin bana Yeni Üye dediğini sanıyordum, demek herkes bana öyle demeye başlamış,” dediğinde ona bakarak gözlerimi devirdim ve bana adımla hitap etmesini hatırlatarak küçük bir uyarıda bulundum.

“Tamam, bunda kızılacak bir şey yok, Masal,” dedi Arda ve darbelerimden kaçmaya çalışırken Talha sırıtıyor ve yüzüne yerleştirdiği keyifli bir yüz ifadesiyle bizi sanki komedi filmi izler gibi izliyordu. “Cidden çocuk gibisiniz.”

“Sen bir de şu iki kuzene ve birbirlerine soktukları laflara bak, sonra gel de konuş,” dedim elimle Beren’le Rana’yı göstererek ve ardından da elime telefonumu alıp gelen üç tane yeni mesajı incelemeye koyuldum.

İlk atılan mesaj annemden gelmişti ve bunu fark ettiğim gibi annemin numarasına tıklayıp yazdığı mesajları okuyarak hemen ona cevap yazmaya başlamıştım.

Annem: “Kızım, size uzun bir süredir yazamadığım için gerçekten çok özür dilerim fakat vaktim yoktu. Bu yüzden şimdi yazmaya karar verdim. Nasılsın, iyi misin, tatilin nasıl geçiyor, mutlu musun güzel kızım? Gerçekten aklımda sürekli bu sorular dolanıyor, ablanla seni çok merak ediyor ve babanla sizi her gece çok özlüyoruz. Umarım ikiniz de çok iyisinizdir ve günleriniz güzel geçiyordur. Bana en kısa zamanda cevap vermeyi unutmayın canlarım ve lütfen tatilinizi güzelce geçirip eğlenmeye devam edin. Hoşça kalın!”

Ben: “Anneciğim, siz bizi lütfen merak edip canınızı sıkmayın, ayrıca kendinizi üzmeyin çünkü ablamla biz gayet iyiyiz ve birlikte güzel vakit geçiriyoruz. Biz de sizi çok özledik ve bu yüzden en kısa zamanda gelmenizi dört gözle bekliyoruz. Hepinizi çok seviyoruz anne, bunu lütfen unutmayın. Şimdilik görüşürüz, kendinize dikkat etmeyi unutmayın.”

Anneme mesajımı yazdıktan sonra ablamın yanına gidip ona telefon ekranını gösterdim. “Annem mesaj yazmış, bizi çok özlediğini söylüyor,” dediğimde ablam da duygulanmış gibi görünüyordu çünkü annemin yazdıklarını teker teker okuduktan sonra üzgünce dudaklarını büzmüş ve telefon ekranında bir süre parmaklarını gezdirmişti.

“Ben de onları özledim,” dedi ablam mırıldanarak ve tekrardan telefonu benim elime verip değneğiyle yavaşça Rana ve Beren’in yanına gidip onların ufak tartışmalarını engellerken yüzümde yeniden bir gülümseme yer edinmişti ve onların bu hâline kıkırdamadan duramamıştım.

Birkaç saniye daha bakışlarım üçünün üzerinde oyalanırken Talha yanıma gelmiş ve benim omzumdan tutarak telefonumun ekranına bakıyordu ve ben ise bunu fark ettiğim gibi ekranı onun gözünün önünden çekip başımı ona doğru çevirmiştim. “Neye baktığınızı sorabilir miyim, Talha Bey?”

“Mesajları merak etmiştim.” Talha yanı başımdan birkaç adım uzaklaştıktan sonra elim tekrardan telefona gitti ve diğer gelen iki mesaja bakarken Talha’ya tek bir cevap bile vermemiştim.

İkinci mesajın Nida’dan geldiğini görünce gözlerimi devirdim ve Beren, Rana’ya hâlen laf atmaya devam ederken benim göz devirdiğimi gördüğü gibi ablamla kuzeninin yanından ayrılıp benim yanıma geldi. Bana soran gözlerle bakarken bir cevap istediğini belli ettiğinden telefon ekranını ona gösterdim ve o da gördüğü gibi yüzünü memnuniyetsizlikle buruşturdu.

Hepimiz onlardan nefret ediyorduk.

“Şunu neden hâlâ engellemiyorsun ki?” diye sorduğunda ablam hemen yavaş adımlarla yanımıza geldi –ya da daha doğrusu sekerek- ve o da az önce Beren’in baktığı gibi bize soran gözlerle baktığında telefona baktı. Tabii ki Nida’nın attığı mesajı gördüğü gibi sinirle değneğini kavramayan ve boşta olan elini yumruk yapıp derin nefes alıp verdi, ardından Talha’yla Arda da neler olduğunu merak ettiklerinden yanımıza geldiler.

“O size zorbalık yapanlardan bir diğeri mi?” Arda’nın hemen sorduğu soruyla başımı iki yana salladım ve onun zorba olmadığını ama en az Dicle kadar yalancının teki olduğunu anlattığımda sıkılmış görünüyordu. “Cidden Masal, Beren’e hak veriyorum, şunun gibi aptalları neden hâlâ engellemiyorsun?” diye sorduğunda dudaklarım şeytani bir şekilde kıvrılmıştı.

“Neden öyle sırıtıyorsun?” Talha da telefonun ekranındaki mesaja baktı ve mesajı gördüğü gibi ilk tepkisi bu olmuştu, ardından mesaja tekrardan bakarak, “Bana ne bundan, gerçekten Arda’nın dediği gibi aptalın tekiymiş,” dediğinde üç kız kıkırdadık ama Rana’yı da yanı başımda bulunca onun ne ara yanıma geldiğini çözemedim.

Nida: “Masal, gerçekten bu kötülüğü arkadaşlarıma yaptın mı, onları cidden partide kaçırıp ağaçlık bir alana mı götürdünüz? Bir de üstüne nasıl tehdit edebilirsiniz, siz cidden canınıza susamışsınız. Ama durun, zaten Dicle size bunun hesabını soracak, çünkü ailesi yarın sabah tam burada olacak ve bu yüzden sizi rahatça ispiyonlayabiliriz. Sana bir soru daha, beni neden hâlâ engellemedin, sen cidden düşündüğümden daha salakmışsın. Sen ve ekibiniz cidden manyaksınız kızım, ama biz sizin düşündüğünüzden çok daha akıllıyız, hepinize bunu söylüyorum ve Masal, bu mesajı okuduğun gibi onlara da göster, tamam mı? Haha, sizinle uğraşmak kadar keyifli bir durum yok, hepiniz zavallının tekisiniz ve yoksulsunuz! Kendinizi bir şey sanmayın, şimdilik görüşürüz, kızlar!”

İşte, Dicle ve Ceylin’in yanında sanki bir hizmetçiymiş gibi davranan o bilmiş kızın, yani kendini bir şey sanıp bu cümleyi bize söyleyecek kadar akıllı olan Nida’nın bize attığı o saçma ve sinir bozucu mesaj buydu. Cidden bu zorbaları anlayamıyordum, kendileri hiç insan gibi davranmıyordu ve onun yerine, bizim yoksulluğumuzla dalga geçip kendilerini güya havalı sanıyorlardı ama aksine, havalı falan değillerdi. Bu lafları bir tek bizimle uğraşan kız grubu için söylemiyordum, bu laflarımı kendilerini bir şey sanıp zenginliğiyle dalga geçen ve durumu olmayanlara da söylüyor, ayrıca onlardan fazlasıyla nefret ediyordum.

Dudaklarımda hâlâ yerinde duran şeytani sırıtmayla neden bu kızları engellemediğimi, onun yerine onlarla yazıştığımı merak eden arkadaşlarımda –Arda pek arkadaşım gibi değildi ama neyse- bakışlarım gezindikten sonra telefonumu kapatıp bir köşeye koydum. “Çünkü onlarla uğraşmaya daha yeni başlıyorum,” dediğimde ablam afallamış gibi görünüyordu. Dediklerimden hiçbir şey anlamamış gibiydiler ama birazdan bunun sebebini onlara açıklayacaktım ve böylece, grubumuzu daha çok geliştirip güzel bir ekip olmamızı sağlayacaktım.

Hiç birisinin böyle bir durumdan haberdar değildi fakat ben bizi sıradan bir arkadaş grubu olarak görmüyorum, aksine bizi bir ekip olarak görüyor ve kafamda onlar için sinsi planlar kurmaya devam ediyordum.

“Nasıl yani, ne demek istediğini bize daha düzgün bir şekilde açıklar mısın lütfen?” dedi Beren ve benden birkaç adım uzaklaşıp dibimden çekildi, ardından yemek masamıza doğru sırtını yasladıktan sonra bana tekrardan baktı.

“Aslında şöyle…” diyerek derin bir nefes aldım ve uzun uzun, kafamdaki düşüncelerimi teker teker onlara anlatmaya başladım. “Ablam ve size söylemediğim kafamda bir sürü oluşan düşünceler var ama bunu size daha yeni söylediğim için üzgünüm. Lütfen beni de anlayın çünkü ben de düşünmeli ve bir karar vermeliydim ki size doğru bir şekilde anlatayım, bu yüzden size bunu şimdi anlatıyorum.” Cümlelerimden sonra ablam normal bir ses tonuyla, “Devam et,” dedi.

Öksürerek ellerimi anlatırken hareket ettirmeye başladım ve konuşurken sesimin çok heyecanlı çıktığını fark ettiğimden ses tonumu biraz daha alçaltıp beni izleyenlere her şeyi detayına kadar anlatmaya devam ettim: “Bizim uyguladığımız bir plan vardı ve bu plan gayet başarılı oldu sayılamaz, zaten Dicle bunu ailesine elbet anlatır ama bu bizim için asla bir sorun oluşturmuyor. Çünkü bizim de bir sebebimiz var: Dicle ve diğer arkadaşlarının seni incitmesi. Bu yüzden kendimizi savunabiliriz ve ailemiz de buraya geldiğinde bizi haklı olarak bilir. Zaten annemle babam ablamın neden bacağının böyle olduğunu çok merak ediyordu ama sen ise abla, annemlere asla gerçeği söylemiyordun, sadece bana ve ekibimize anlattığın için bunu bizler biliyoruz. Bu olay ise çok fazla büyüyene kadar ailemize hiçbir şey anlatmayalım, söz mü?” diye sordum ve cümlelerimin ardından kısa bir sessizlik oluştuktan sonra Arda kaşlarını çatarak meraklı bir şekilde, “Yani, şimdi biz ekip mi olduk, hepimiz bir arada, bir grup muyuz?” diye sorduğunda ben hariç hepsi başını sallayıp Arda’ya hak vererek benden bir cevap beklediler.

“Bana göre şu anda itibaren bir grup gibiyiz ve ben de size bunu anlatmak istiyorum, kısacası ekibimizi daha çok geliştirebilir ve ablama olanlar için hakkımızı savunup onlara gününü gösterebiliriz.” Ardından sırıtarak hepsine baktım ama bakışlarım en çok ablamın üzerinde gezinmişti. “Cidden benim bir planla bu işin peşini bırakacağımı mı düşündünüz, eğer düşündüyseniz kusura bakmayın ama böyle bir şey düşünmek resmen aptallık olur, sonuçta ablama kötü davranıp üstüne canını bile yakmışlar ve bu yüzden ben de basit bir planla bu kavgayı sonlandırmayı asla düşünmüyorum.”

Ortamda yine bir sessizlik oluştuğunda kafamın içinden sesler yankılanıyor ve iç sesim bana göre doğru gelen cümleler söyleyip duruyordu.

Masal, seni kimse kararından vazgeçiremez, bunu anla.

Kimse beni kararımdan vazgeçiremezdi, bunu çok iyi biliyor ve anlıyordum.

Onlar senin ablanı incitti ve bu yüzden ekibinle bu kavganın daha çok üstüne git ve aranızda bir savaş başlat ki onlara haddini bildirebilirsin.

Onlara haddini bildirmek için can atıyordum.

Son olarak, şunu sakın unutma, bu uyguladığınız plan daha bir başlangıçtı ve bu yüzden devam edin. Onları aynı sizi ezdikleri gibi ezip geçin ve onlara sizin yoksul olduğunuzu söyledikleri için intikamınızı alıp zaferi kazanan siz olun.

Evet, bu daha bir başlangıçtı ve bu kavganın sonu bizim zaferimizle mi bitecekti, işte orasından pek emin değildim ama ne olursa olsun, ablam için hakkımızı savunacak ve bize yaptıkları kötülüklerin hesabını onlardan sormayı asla unutmayacaktık.

Bizi kimse ezip geçemezdi çünkü biz artık yıkılmaz olmaya karar vermiştik.

Bölüm sonu

2 yorum