İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 7 · 23 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 7

BÖLÜM 7

Hava iyice kararmaya başlamıştı, bu yüzden de ablamlar söylenmeye başlamışlardı ama ben ablam ve arkadaşlarımın aksine, karanlık geceyi daha çok seviyordum, nedense geceler bana hep huzur vermişti. Farklıydı gökyüzü, sabahki havanın aksine çok daha karanlık, siyaha bürünmüştü; hafif esintiler başlamış ve sokağımızın bütün lambaları yanmıştı. Bu ortamı çok seviyordum, zaten bu yüzden akşam saatleri hep favori zamanım olmuştu.

“Sonra sizin bana yalan söylediğinizi anladım çünkü gözlerinizden bu çok net bir şekilde açığa çıkıyordu, yani gözleriniz bana bakarak resmen, ‘Biz sana yalan söylüyoruz,’ diye bağırıyordu.” Talha’ya bakarak hepimiz göz devirirken o ise bir kahkaha patlattı ve hepimizin yüzünde bakışları gezindi. “Şunların yüz ifadesine bakın, kızlar surat ifadenizi acil ayna yardımıyla görmelisiniz,” dediğinde Rana kıkırdamıştı.

“Ee, Arda bunu nasıl öğrendi, sen bize onu söyle,” dedim bıkkın bir ifadeyle, Talha’nın bu esprili hâlinden gerçekten artık çok sıkılmıştım ve asıl önemli olan konuya gelmesini seve seve istiyordum.

“Peki, Masal, anlaşılan sen susmayacak ve beni anlatmam için başımın etini yiyene kadar da konuşmaya, başımı ağrıtmaya devam edeceksin.” Dudaklarımda sinsi bir gülüş meydana geldi ve dudağımın kenarını yukarı kıvırıp ellerimi şaklattım. “Doğru tahmin!”

“Of ya,” dedi Talha sahte bir üzüntüyle ve bana bakarak memnuniyetsizce, “Anlaşılan senden kurtuluş yok,” dediğinde başımı onaylar şekilde salladım, ablam ise eliyle alnına vurup beni işaret parmağıyla işaret etti. “Talha, sen bunu boş ver, benim kardeşim hep böyle sinir bozucudur.”

“Senin de bir farkın yok,” dedim ablama bakarak, ablam ise göz devirerek bana söylenmeye başladı. “Birincisi sevgilimi rahat bırak ve çeneni kapa, ikincisi madde ise lütfen, bana sataşma.” Belirli birkaç kural saydıktan sonra benimle aynı renkte olan kestane rengi saçları hafif esintiden dolayı önüne geldiğinden bileğine bağladığı lastik tokayı çıkartıp saçlarından geçirdi.

“Tamam, kızlar, kavga etmeyin çünkü evinize geldik, hadi sizi yolcu edelim.” Talha sanki havaalanında bizi yolcu ediyormuş gibi üzgün bir ifadeyle -her zaman böyle olmak zorundaydı, yani hep komik ve sahteydi- bizi eve doğru eliyle götürdü ve o anda arkamı dönüp Talha’ya sinirli gözlerle baktım. “Anlat.”

“Neyi?” Artık gerçekten sabrım tükenmişti.

“Neyi olacak, Arda’nın nasıl yerimizi bildiğini.”

“Ee…” Talha elini sanki çok derin düşüncelere dalmış gibi çenesine götürdü, ardından parmağını şıklatıp tekrardan bize doğru döndü ve çenesiyle evimizi işaret ederek gülümsedi, gözleri ışıl ışıl parlıyordu. “Aslında bunu anlatmak için daha iyi bir yere geçebiliriz.”

***

Eve hepimiz birden girdiğimiz gibi koltuklara yığılmış, ablamın bize film gecesi için mısır patlatmasını bekliyorduk ama ben hâlâ fazlasıyla meraklı olduğumdan sürekli Talha abiye, “Hadi, anlat artık,” der gibi bakışlar atıyordum, o ise bana bakıp umursamıyordu.

Yani kısacası sinirimi bozmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Birkaç dakika daha geçtiğinde Talha abiye bakıp bilerek öksürdüm ve bakışlarımı onun gözlerine dikerek üzerine sessizce gitmeye devam ettim ve o da en sonunda dayanamayıp, “Tamam, tamam, yeter ki bana şöyle bakma!” dediğinde zafer kazanmış gibi sırıttım. “Hadi, başla.”

Ablam mutfakta ocağın altını açtığında mısırların yavaş yavaş patlama sesi evdeki salonumuzun içinde duyuldu ve ardından ablam mısırlarla bir süreliğine ilgilenmeyi bırakıp bana doğru dönerek gözlerini kıstı. “Yeter, Masal, sevgilimi zorlama. Yarın da anlatabilir,” dediğinde Talha’nın üzerinden bakışlarımı çekip ablama doğru diktim. “Ama abla, zaten bu yüzden Rana, Beren ve Talha ailelerini arayıp izin aldı ve bizim evde kalacaklar, Talha da bana bu konuyu evde anlatmanın daha iyi olacağını söylediği için hepimiz fikrini kabul ettik. Bu yüzden meraklıyım ve dediği gibi anlatmasını istiyorum.”

“Peki, neden bu kadar meraklısın, Masal, Arda yerimizi bilse de planımızı bozmadığı için bence şükretmelisin, hem çok da abarttığını düşünüyorum. Kesinlikle Arda’dan nefret ettiğin için merak ediyorsun, değil mi? Düşmanının nasıl yerimizi bildiğini merak etmen doğal fakat Talha’ya biraz izin ver ve dinlensin.” Beren’in lafı üzerine bir nefes verirken ablamın patlattığı mısırlarla dolu tencereden gözlerimi alamıyordum, cidden bir kurt gibi acıkmıştım.

“İşte, zaten bu yüzden meraklıyım, o benim aynı senin dediğin gibi düşmanım. Tamam, o zaman yerimizi nereden biliyor, birisi mi söyledi, kim söyledi, kendisi bizi takip mi etti? Zaten merak ettiğim bu, Beren, anlayabiliyor musun?” dediğimde ona doğru döndüm ve o da başını sallayarak beni onayladı. “Sanırım haklısın.”

“Ben zaten her zaman haklıyımdır,” diye kendimi överken ablam mısır dolu tencereyi masaya koydu ve bana bakarak göz devirdi, gerçekten birbirimize sürekli göz deviriyor ve laf atıyorduk ama bu yaptıklarımız hiç de umurumuzda olmuyordu.

“Tamam, Masal, sen haklısın ve bu yüzden film seçmeden,” dedi ve Rana’nın mısırlara el götürdüğünü gördüğü gibi ona doğru dönüp mısırlardan yemesini engelledi, “bir şeyler yemeden ve sohbetimiz başlamadan önce sana her şeyi anlatacağım, sen yeter ki haklı ol ve başımızın etini yeme,” dedi Talha ve ben de kahkaha atarak her şeyi anlatmasını bekledim.

“Pekâlâ kızlar, aslında aramızdan biri hain,” dediğinde hepimiz birden kaşlarımızı çattık ve Beren de bir espri ortaya koydu. “Nasıl yani, aramızdan biri seri katil olabilir mi? Neyse, zaten az önce hepimiz Dicle ve Ceylin’i kaçırarak seri katil olduk,” dediğinde hepimiz aynı anda güldük ve yanımdaki Beren de Talha’ya bakarak, “Hadi, anlatmaya devam et ve Masal’ı meraklandırma,” dediğinde hepimiz sustuk ve dikkatimizi Talha’ya verdik.

“Şimdi, o haini birazdan açıklayacağım ama şimdi başka bir şey anlatacağım. Bak, Masal, ben okullar tatil olmadan önce, zaten sizin okulda olduğum için bir gençle tanıştım ve o da…” derken sözünü öfkeyle tamamladım, onun adını ağzıma almaktan bile nefret ediyor ve iğreniyordum. “Arda’ydı.” Beni başıyla onayladı.

“Daha sonra siz benim karşıma şık kıyafetlerle çıktığınızda dışarıda da zaten dediğim gibi, bakışlarınız resmen,‘Biz sana yalan söylüyoruz,’ diye bağırıyordu. Aslında bir şeyler olduğunu anlamıştım ama pek de umursamayarak Mert aptalıyla kavga ettiğimiz parkta oturup enerji içeceğimi tam keyifle içerken Arda yanıma geldi. Sonra ben ona sizin az önce karşıma şık kıyafetlerle çıktığınızı ve bu yüzden de meraklı olduğumu anlattım, o da bana her

şeyi anlattı.”

“Tamam, işte, Arda bunu nereden biliyordu biz de sana onu soruyoruz ya?” dediğimde Talha hemen anlatmaya devam etti: “Ona bunu nereden bildiğini sordum, o da bana aranızdaki hainin her şeyi anlattığını söyledi,” dediğinde hepimizin ağzı şaşkınlıkla açılmıştı ama birisinin şaşkınlığı sahteydi, çünkü hain aramızdan biriydi.

“Kim o bizim planımızı ifşa eden?” dedi Beren oflayarak ve şüpheci bakışları hepimizin üzerinde gezindi, sanki işinde usta olan bir komiserdi ve bizi teker teker sorguya çekip kimin cinayeti işlediğini bulmaya çalışıyor gibiydi. Benim de bakışlarım herkesin üzerinde gezindi ama birden aklıma bir şey geldi ve resmen beynimde şimşekler çakıyor gibiydi.

Arda’yı benimle birlikte Rana hiç görmemişti, Beren de sadece Arda’nın düşmanım olduğunu biliyordu ve geriye bir kişi, yani aramızdaki o hain kalıyordu, sürekli birbirimize göz devirip laf dalaşına girdiğimiz o kişi… Ablam!

“Abla?” Ablama dönüp soran gözlerle bakarken Talha’nın ise sırıttığını gördüm. “İyi tahmin, Masal, aranızdaki haini buldun desene!” dediğinde Beren ve Rana şaşkınlıkla ablama doğru dönüp ona baktılar ve Beren hemen lafa girerken Rana da heykel gibi iri gözleriyle ablama bakmaya devam ediyordu, şaşkınlıktan zaten iri olan gözleri daha da büyümüştü. “Ya inanamıyorum, Öykü.” Ablam ifşa olmasına rağmen öksürdüğünden Beren bu sefer cümlesini düzeltmedi.

“Sana abla falan demeyeceğim şu anda, bunu nasıl yapabilirsin? Ya bu plan ilk senin aklına geldi, sen nasıl olur da hiç kimseye söyleme dediğin plan hakkında Arda’ya bilgi verebilirsin? Ne zaman söyledin, lütfen söyle, Öykü abla ve neden söyledin? Ya planımız bozulsaydı, o zaman ne olacaktı?”

“Tamam, lütfen sakin olun. Hem Talha, nasıl beni ifşa edebilirsin, şimdi hepsi aynı anda başımın etini yiyecekler ve sen ise hâlâ burada oturmuş, keyifle sırıtıyorsun,” dedi ablam Talha’ya gözlerini kısarak ve Talha da hemen işaret parmağını iki yana salladı. “Hayır, ben ifşa etmedim, asıl seni ifşa eden Arda denilen çocuk.”

“Nasıl sakin olalım, şu anda fazlasıyla şaşkınım ve az önce resmen elektroşok tabancasıyla vurulmuş gibi şoktaydım,” dedi Rana birden araya girerek ve bana bakarak, “Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun, Masal? Olamaz, yoksa sen de mi önceden bunu biliyordun da ablanı ifşa etmemek için bize söylemedin, rol mü yapıyorsun bize?” dediğinde onun bu hâline gülerek başımı hayır der gibi iki yana salladım.

“Bakın, ben sadece Arda’yla Masal’ın bir araya gelmesini istiyordum-” derken bu sefer sinir bozukluğuyla güldüm. “Onunla mı, o yüzünü bile görmek istemediğim şeytanla mı bir araya gelmemi istiyordun abla, söylesene? Arda’nın bana neler yaptığını bile bilmeden nasıl bizi birbirimizle sırf yakıştırdığın için bu planı ona söylersin? Hem ne zaman söyledin, merak ediyorum.

“Dün gece,” dediğinde Talha haricinde hepimiz, “Ne?” diye bağırdık, hepimizin şaşkınlıkla dolu sesi evin içinde resmen yankılanmıştı.

“İnanamıyorum abla, cidden mi?” diyerek inanamaz ve hâlâ da şaşkın bir şekilde sorduğum soruya başını sallamakla yetindi ama ablama gerçekten de öfkeliydim, sonuçta planımız suya

düşebilirdi. Fakat bu benim için sorun değildi, benim için sorun başka bir durumdu: Ablamın en nefret ettiğim kişi olan, yani duygusuz düşmanıma sırf bizi yakıştırdığı için bu planı söylemiş olmasıydı.

“Arda’nın numarasını nasıl buldun peki?” Beren meraklı bir şekilde ablama bakarken Talha’nın gülüşü büyüdü, kesin o da bu işin içindeydi ama bize söylememişti.

“Talha’yla Masal uyuduktan sonra telefonda konuşmuştuk ve o da Arda diye birisini tanıdığını söyleyince hemen Talha’ya kararsız kalsam da planımız anlattım ve sizi, yani Masal’la Arda’yı yakıştırdığımı söyledim. Ayrıca Masal, itiraf etmek gerekirse, seni sinir etmek aşırı derecede eğlenceli olduğu için Talha’dan Arda’ya planımızı söylemesini rica ettim ve…” dediği gibi ablamın sözünü kestim. “Arda da her şeyi öğrenmiş oldu, mükemmel!”

“Ya, Masal, bu olayı bu kadar büyütmene gerek yok, sonuçta planımız suya düşmedi ve gayet de güzel işledi, daha ne istiyorsun ki sen?” Ablam cidden beni anlayamıyordu, benim sorunumun planın bozulma riski olduğunu düşünüyordu ama ben, ablama planı neredeyse bozabileceği için kızmıyordum, düşmanımla sırf beni yakıştırdığı için bu işin içine onu da dâhil etmeye çalışmasına kızıyordum.

“Bakın, biliyorum belki Arda planımızı başkalarına da anlatıp bozabilirdi, sonuçta tanımadığımız bir kişi fakat iyi bir gence benziyordu ve ben de ona güvenip Talha’dan eğlenmek için böyle bir şey rica ettim, eğer sizi hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilerim. Lütfen, bana bir dahakine böyle bir şey yaptım, diye güvenmemezlik etmeyin, ben cidden üzgünüm ve bunu sadece eğlenmek için yapmıştım. Ama şükürler olsun ki, planımız bozulmadı,” dediğinde ellerimi saçlarımın arasından geçiriyordum.

“Üzgünüm, Masal, sanırım seni biraz sinirlendirdim ama merak etme, planımız en azından işledi, bu yüzden lütfen, sakin ol ve-” derken birden ablama çıkışmamla Talha’nın bile dudaklarındaki keyifli gülümseme silinmiş, yerine şaşkın bir ifade yerleşmişti. “Anlamıyorsun, cidden hiçbir şey anlayamıyorsun! Ya, sana o kadar söyledim, ben Arda’dan gerçekten iğreniyor ve ondan nefret ediyorum çünkü zorbanın teki! Ayrıca duygusuz, bana yaptıklarını bir görseniz anlarsınız beni, okulda onun yüzünden mutlu bile olamıyor ve sinir krizleri geçiriyorum. Zaten öfke problemi olan birisiyim ve bunu en iyi de sen biliyorsun, abla. Bir de Arda benimle sürekli uğraşıp saçma sapan laflar edince benim sinirlerim daha çok bozuluyor ve onun yüzünden özgüvenim kırılıyor! Bak, sorun planımızın bozulma riski değil, ben sana asla bir plan için bu kadar sinirlenmem. Zaten Talha abi de öğrenmiş ama ben ona sinirlenmedim çünkü Talha, iyi bir abi ve bizim düşmanımız değil. Ama Arda? Bencil, zorba, duygusuz, insanlarla dalga geçmekten keyif alan ve şımarık birisinden ibaret, yani bizi Mert’ten kurtaran Arda’nın aslında ondan bir farkı bile yok! Benim de sana kızdığım şey bu, Arda’ya, yani düşmanıma bu planı anlatman ve beni onla yakıştırman ama yakıştığımız falan yok, anlıyor musun?” Bağırmaktan sesim fazlasıyla kısıldığından dolayı öksürerek sinirden dolan gözlerimi, masanın üzerinde duran paketten bir peçete kopararak sildim.

Herkes suspus olmuş, ablamla beni şaşkın gözlerle izlerken derin bir nefes alıp verdim ve ablama karşı daha fazla bağırmamak, öfkemi kusmamak için kendimi sakinleştirmeye çalıştım ama bu, öfke problemleri olan birisi için fazlasıyla zordu.

Resmen birkaç saat önceki siyaha bürünmüş kıza boş boş bağıran Dicle gibi olmuştum.

Evin içindeki salonda, az önce filmler, tatlı ve komik sohbetler konuşulurken şimdiyse evin

içindeki arkadaşlarıma, Talha’ya ve ablama derin bir sessizlik çökmüştü, sadece bana şaşkınlıkla bakıyorlardı ama ablam fazlasıyla pişman olmuş gibi bakıyordu, özür diler gibiydi bakışları, zamanı geri almak ister gibiydi…

Herkesin bakışları ablamla benim aramda mekik dokurken etrafta bir gerilim oluşmuştu ve bu gerilim ve derin sessizlik, beni fazlasıyla rahatsız etmişti, zaten her zaman gerilen ortamları sevmemiştim ama bu sefer ortamı geren bendim, benim öfkemin ta kendisiydi.

“Az önce ne dedin? Mert’ten kurtaran mı, nasıl yani?” Birkaç dakika daha sessizce geçtikten sonra bakışlarımı hemen ablamın üzerinden çekip sonunda konuşabilen Talha’ya çevirdim. “Sen parkta Mert’le kavga ettikten sonra bir de utanmazca bizim yanımıza gelip bize sataştı ve tam bize zarar verecekken Arda gelip onu bizden uzaklaştırdı. Ama onun yardımına bile ihtiyacım yoktu, neden bize yardım etti ki? Duygusuzun teki!”

“Onu…”

“Sakin ol, Talha, zaten şu anda herkes suspus ve sen de Mert’e bağırarak öfkeni kusma, lütfen.” Ablam Talha’nın yanına gelip Talha’yı sakinleştirdikten sonra Talha, ablamın yanına gelip ona sarıldı, ablam ise Talha’nın omzuna gömüldüğünden sesi boğuk çıktı. “Özür dilerim, çok üzgünüm, yani ben…”

“Sorun değil, ben biraz fazla sinirlendim,” dedim ama sesim o kadar kısık çıkmıştı ki neredeyse duyulmayacak bir hâle gelmişti, sanırım bağırmaktan ve ağlamamak için kendimi tuttuğumdan dolayı sesim bu kadar kısılmıştı.

“Sana ne yapıyordu ki?” dedi Beren ve ablam bunu duyduğu gibi hemen Talha’nın omzundan kafasını çekip benim yanıma doğru değneğini sıkıcı kavrayarak yavaş yavaş geldi, ardından iki elimi de sımsıkı tutarak bana sarıldı. “Anlatmak zorunda değilsin, ben cidden seni zorbaladığını bilmiyordum. Kötü bir ablayım, kabul ediyorum ve özrümü kabul edip beni affetmek zorunda değilsin,” dediğinde onu susturdum. “Hayır, gayet iyisin ve şimdi, sessiz ol, kendini üzme. Ayrıca bu konuyu bana yaptıklarını söyledikten sonra kapatalım, lütfen.” Hemen geri çekilip başını salladı, ardından bakışlarım arkadaşlarımın ve Talha’nın üzerinde gezinince onlar da başlarını onaylar şekilde salladılar.

“Onunla ilk tanıştığımız günü çok iyi hatırlıyorum,” diyerek cümleye başladığımda Arda’yla ilk karşılaşmamız gözlerimin önünde bir film şeridi gibi akıp gidiyordu.

Elimdeki ders kitaplarını dolaba koyduktan sonra dolabımı anahtarla kilitledim ve sınıfa doğru yönelirken iki tane kızın ayağıma çermet atmasıyla yere doğru kapaklandım.

“Şuna bakın, yazık. Olamaz, yoksa eski model telefonun düştüğün için kırıldı mı, senin yeni telefon alacak paran da yoktur, ben cidden üzgünüm,” diye bir kız benimle dalga geçtiğinde yanındaki sinir bozucu arkadaşıyla gülmeye başladılar, ben de öfkeyle ayağa kalkarak onlara doğru çıkıştım. “Siz kim oluyorsunuz da beni düşürebiliyorsunuz? Ayrıca yeni telefon alabilecek bir param var ama paramı daha ihtiyaç gerektiren eşyalara harcıyorum, yani ben popüler kültürün kölesi değilim, o yüzden beni merak etmeyin,” dediğimde öfkeyle bana bakıyorlardı.

“Ne diyorsun sen, dalga mı geçiyorsun? Sırf senin paran olmadığı için bizi kıskanıyorsun ve bu yüzden de bize köle diyorsun, öyle mi?” dedi az önce bana çermet atan kızın yanındaki sarı saçlı kız. “Hayır, siz beni çok yanlış anladınız, sizin gibileri kıskanacağıma eski bir telefon modeli kullanırım, çok daha iyi.”

“Seni…” Sarı saçlı kız cümlesini yarıda kesip öfkeyle nefes alıp verirken bana tam yumruğunu geçirmek üzere elini kaldırdı ama onun yumruk hâlini almış elini birisi tuttu. “Dokunmayın kızlar, kendinizi popüler sanıyorsunuz ama bu okulda asıl popüler kişiler sizin gibi olmayan, doğru dürüst insanlardır.”

“Hayır, biz gayet güzeliz ve bizi herkes seviyor, senin gibi erkeklerin hiçbir şey bildiği yok!” Bana çermet atan kızıl saçlı kız konuştuğunda beni kurtaran öğrenci onu susturdu. “Evet, bunu kabul ediyorum, popüler olabilirsiniz ama sizin karakteriniz yok. Mesela maddi durumu olmayan biriyle dalga geçip ona tekme atıp düşürmek zorbalık ve karaktersizliktir.” Kızlar sinirli gözüküyordu. “Sen kim oluyorsun da bize akıl veriyorsun?”

“Asıl siz kim oluyorsunuz da tanımadığınız bir kıza sataşıyorsunuz ve onun maddi durumuyla dalga geçiyorsunuz?” dedi ve elindeki kola dolu teneke şişeyi onlara doğru savurur gibi yaptığında kızlar çığlık atarak yanımızdan uzaklaştılar. “Sen göreceksin gününü, bekle sen!” Giderlerken hâlâ bağırıyorlardı ama beni kurtaran öğrenci onları umursamıyor gibiydi, ayrıca keyifli görünüyordu.

Gittiklerinde bana elini uzattı ve samimi bir şekilde gülümsedi. “Selam.”

“Selam…” dedim çekingen bir sesle, beni başkasının kurtarması pek hoşuma gitmemişti çünkü böyle olunca mağdur gibi görünüyordum ama aslında çok da büyük bir olay yaşamamıştım. Zorbalığa uğramıştım o kadar, bu, bu kadar büyütülecek bir olay olmadığımdan kendimi savunabilir ve öğretmenlere danışabilirdim.

“Arda Albay.” Bana tekrardan gülümsediğinde ben de tebessüm ettim ve elimi uzatarak onun elini sıktım. “Masal Eldem, bu arada neden soyadlarımızı söylediğimizi sorabilir miyim?”

“Öylesine işte,” diyerek geçiştirdi ve bana el sallayarak yanımdan uzaklaştı, ben de arkasından sıcak bir şekilde gülümsemiştim ama o arkası dönük olduğundan görememişti.

Eski anıları bir rafa kaldırarak bana bakan ablam, Talha ve arkadaşlarımın üzerinde gözlerimi gezdirerek derin bir nefes verdim. Onun iyi birisi olduğunu düşünmüştüm ama dediği gibi değilmiş çünkü aslında, o zorbanın ta kendisiymiş fakat karşılaştığımız ilk gün benim bundan haberim bile yoktu; anlayamazdım çünkü çok samimi biri gibiydi ama bu davranışları tamamen yalandan ibaretti.

“Masal, ne oldu? Daldın gittin,” dedi Talha ve ben de başımı iki yana salladım. “Yok, bir şey yok, sadece nereden başlayacağımı düşünüyordum da.” Ardından tekrardan derin bir nefes alarak gözlerimi bana bakan herkesin üzerinde gezdirdim, umarım düzgün bir şekilde anlatabilir ve gözlerim tekrardan dolmazdı.

“Ben tanımadığım iki kız tarafından zorbalığa uğradım ve Arda da beni kurtardı, o gün Arda’nın gerçekten de çok iyi ve samimi birisi olduğunu düşünmüş ve birbirimizle arkadaş olduğumuzu sanmıştım. Ne yazık ki beni tanıdıkça zamanla değişti, bana şaka yapmak isterken beni kırıyor ve zorba birisine dönüşüyordu. Ben de artık bu durumdan sıkıldığım için bu durumu Arda’ya anlattım ama beni dinlemedi, bana sadece bir cümle söyledi ve o cümleyle Arda’dan nefret ettim.”

“Seninle eğlenmek hoşuma gidiyor.”

“Bu eğlenmek değil, bu resmen zorbalık, bunu cidden hâlâ anlamıyor musun?”

Onunla olan konuşmalarımız aklıma geldiği ve kulamda yankılandığı gibi gözlerim dolmaya başladı ve ablam, hemen omzuma dokunup, “Sakin ol, bunu düşünme,” diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı ama bu kelimeler hiçbir işe yaramamış ve hâlâ aklıma Arda’nın dedikleri gelmeye devam ediyordu.

“Başka ne yapıyordu, Masal, seni bu kadar üzen ne? Lütfen, söyleyebilir misin, çünkü cidden merak ediyorum,” dedi Beren ve ablam gibi yanıma gelerek ellerimi tuttu. “Merak etme, sadece anlattıktan sonra konuyu kapatıp film gecesi yapacağız, tamam mı?” dediğinde başımı salladım ve burnumu çeke çeke anlatmaya başladım, kendimi tutmaktan ve aklıma gelenlerden dolayı yüzümün kıpkırmızı olduğuna emindim. “Kalemliğimi veya başka bir eşyamı çalıp geri vermiyordu, ayrıca bana soğuk espriler yapıyordu. Tamam, anlıyorum çünkü bunlar o kadar kalp kırıcı şeyler değil, her arkadaş diğer arkadaşlarına böyle espriler ya da şakalar yapabilir. Bu yüzden kafama çok takmıyordum ama sonra, mesela öğretmene projemi anlatırken gülüyor ve teneffüste kötü olduğunu söyleyip moralimi bozuyordu. Eski model telefonumla dalga geçmeye başladı, özgüvenimi kırdı, yani kısacası bana yapmadığı şey kalmadı ama ben, bu durumu öğretmene söylemedim ve kimseye anlatmadım.”

“Peki, neden, Masal, niye anlatmadın? Anneme, babama, bana veya Beren’le Rana’ya anlatabilir ve sonra öğretmenlere söyleyip Arda’ya gerektiği dersi verirdik. Böylece sana bir daha yanaşmaya cesaret bile edemezdi. Niye, Masal, neden söylemedin ki ablacığım?” Ablam bana bakarak sorusunu cevaplamamı bekliyordu, ben de birkaç saniyeliğine sessiz kaldıktan sonra ablamı ve diğerlerini daha fazla bekletmemek üzere konuştum: “Çünkü ben istemedim, merak etmeyin, beni tehdit kadar kötü ve taş kalpli değil, sadece ben söylemek istemedim. Gerek olmadığını düşündüm çünkü benim istediğim Arda’nın ceza alması ya da okuldan atılması değildi, benim istediğim sadece bir özürdü ama bunu herkese söylesem bile Arda benden içten bir şekilde özür dilemeyecekti, onu o kadar tanıyorum işte. O, bencilin teki ve duygusuz!”

“Onun… Hiç böyle birisi olacağını düşünmemiştim, onunla arkadaşlığımı sonlandıracağım, hatta dur…” Talha cümlesini tamamlamadan cebinden telefonunu çıkarıp parmağıyla birkaç yere dokundu, ardından parmağını şıklatıp bize telefonun ekranını gösterdi; Arda’nın numarasını gösteriyordu ve eli, engelle yazısının tam üstündeydi. “Onunla görüşmemek yetmez, numarasını da silip engelleyeceğim ve Masal, eğer sana sataşmaya devam ederse bana söyle, o zaman görür gününü. Bakalım beni kestaneme sataşmak neymiş, kendisi görsün.” Saçlarımın renginden dolayı bana ‘kestane’ demesi hoşuma gitmişti, ablama da hep böyle derdi çünkü onun da saçları benim gibi kestane rengindeydi ama sadece benimkinden biraz daha açıktı.

“Sağ ol,” dedim hepsine teker teker sarılıp ve tekrardan koltuğa oturup derin bir nefes verdim, ardından koltuğun üzerinde duran kumandayı elime alıp film aramaya başladım, diğer arkadaşlarımın da benim tekrardan keyiflendiğimi görünce yüzlerinde bir gülümseme oluşmuştu.

“Hadi, o zaman!” dedi Rana ortamdaki gergin havayı dağıtıp keyifli bir şekilde ve hemen yanıma doğru oturup işaret parmağıyla bir tane korku filmini gösterdi. “Şunu izleyelim, fazla kanlı görünüyor.”

“Sen cidden manyaksın,” dedi Beren ve Rana da sırıtmakla yetindi. “Aynen öyle, kuzenini iyi tanıyorsun, Bero,” dediğinde hepimiz kahkaha atarken Beren ise eliyle alnına sertçe vurup oflamaktan ve söylenmekten başka bir şey yapmadı. “Bana artık Bero demeyin, zaten Öykü abla da bana sürekli Bero diyor,” dediğinde ablam gülerek başını salladı ve Rana’ya bakarak, “O zaman ona Bero demeye devam edelim,” dedi zar zor kahkahalarla gülmeye devam ederken.

“Bu, bu kadar komik bir durum değil, neyine gülüyorsunuz ki?” dedi Beren yapay bir bıkkınlıkla ama o da gülümsüyor ve eğlendiği her hâlinden açıkça belli oluyordu, bu yüzden bıkkınlığının yapay olduğu kesindi.

“Neyse, dediğim filmi açın, hadi, meraklandım şimdi.” Rana sarı saçlarını geriye doğru atıp bana doğru bakıp deniz mavisi gözleriyle elimde duran kumandayı işaret ettiğinde hemen filmi kumandadaki bir tuşa atıp başlattım ve hepimiz koltuklara yığılıp keyifle izlemeye başladık.

Bir yarım saat kadar vakit geçtikten sonra Rana hemen söze girdi, bu kız gerçekten de korku filmlerin delisi gibiydi, gerilim ve polisiye filmlerine karşı da büyük bir hayranlık besliyordu. “Şimdi, bu kız ve oğlan kesin birbirine âşık olacaklar ve bu bir korku filmi olduğu için ikisinden birisini katil bıçaklayacak, ardından bıçaklanan kişi son kısımda hastanede iyi olarak karşımıza çıkacak ve mutlu son olacak,” dediğinde fazlasıyla mutluydu.

“Rana,” dedi Beren. “Sen cidden bu tarz filmleri, dizileri ve romanları çözmüşsün.”

“Aynen öyle, kuzenim benim!” dedi Rana, yüzündeki gülüşü hâlen silinmemiş bir şekilde duruyordu.

O anda birden beklemediğimiz bir şekilde televizyondan çığlık sesleri geldiğinde yerimden sıçrayarak ekrana doğru şaşkın bakışlarla baktım, katil az önce okulun müdürü olan sarı saçlı ve kilolu kadını öldürüyordu ve ben de kadının boğazından çıkan kandan değil, çığlığından korkmuştum. Rana benim bu korkmuş hâlime gülmeye başladığında ablam ise derin derin nefes alıp veriyor ve Rana’ya söyleniyordu. “Bu komik mi şimdi, resmen aklım çıktı ya! Şu maskeli, manyak adam birden müdürün odasındaki kapıdan hızla çıktı, aynı süper kahraman filmlerindeki kahramanlar gibi, yani ışık gibi hızlıydı. Ve sen, hâlâ gülebiliyorsun, resmen bıçağı kadına saplarken zevk alan bir katil bu adam, sen ise bu adamı izlerken hiç mi miden bulanmıyor?”

“Bence sen biraz hassas olabilirsin canım,” dedi Talha ablama bakarak ve ablam hemen bakışlarını televizyondan çekti, sanırım daha fazla bu dehşet verici sahneye katlanamayacaktı. “Evet, olabilirim ama cidden korkunç ve dehşet verici…”

Ağzıma birkaç mısır sokarken ablama baktım ve başımı aşağı yukarı ona hak verdiğim için salladım. “Cidden öyle.”

“Bu kadın neredeyse filmde sadece birkaç dakika gözüktüğünden ve gıcığın teki olduğundan kesinlikle öldü fakat katil eğer ana karakteri böyle bıçaklasaydı size söylüyorum, o kız çok net yaşardı.” Rana fikrini belirttiğinde başımı sallayarak onu onayladım; haklıydı çünkü genellikle izlediğim ve okuduğum bütün korku türlerinde böyle olurdu.

“Kadını zaten 22 kez bıçakladı, yani yaşaması imkânsız,” dedi Beren ve Rana’yla Talha hariç ablamla ben şaşkınca Beren’e dönerek ona büyümüş gözlerimizle baktık.

Saymış mıydı? Kadının cidden kaç kere bıçaklandığını sayacak kadar manyaktı.

***

“Film güzeldi.” Beren başını koltuğun arkasına doğru yaslamış, kumandayı bir köşeye bırakırken benim ise gözlerim masaya doğru kaymıştı ama beklediğim gibi pis bir masayla karşılaşmak yerine sadece, boş tabaklarla dolu bir masayla karşılaşmıştım ve bu yüzden de yüzüm gülmüştü.

Bu sabahki gibi temizlik yapmama gerek kalmayacaktı.

“Bence çok saçmaydı, o çifti bir kez olsun yakıştırmadım, zaten ana karakterin de yaptığı hareketler çok saçmaydı ve arkadaşına da güvenmekle aptallık etti. Bana her karakterin yaptığı hareketler çok saçma, mantıksız ve ergenceydi, bir tane sevdiğim karakter vardı, o da katilin ta kendisiydi,” dedi ablam ve ben de aklıma bir laf geldiğinden yüzüme sinsi bir gülümseme yerleştirip ablama doğru döndüm. “Abla, sen de ergen gibi davranmıyormuşsun gibi konuşma, lütfen.”

“Masal, kapat çeneni.”

“Ben de sana hak veriyorum, canım.” Ablamın yanında oturan Talha ablama göz kırparak televizyona doğru döndü ve işaret parmağıyla bir film daha gösterip bize doğru tekrardan döndü. “Bence bunu izlesek daha güzel olurdu-” Talha daha sözünü tamamlayamadan hızla Rana söze girmişti. “Ben onu izledim, sakın siz de izlemek gibi bir hataya düşmeyin, tamamen abartılan bir filmden ibaret. Ben de Talha abi ve Öykü ablanın dediği gibi-”

“Ya, abi veya abla demene gerek yok, ablamı umursama sen ve ayrıca, Talha hiçbir şey demez,” diyerek Rana’ya baktım, bir tek ben ablama ‘abla’ diye hitap ediyordum ama o da saygıdandı, yoksa gelişi güzel ‘Öykü’ diyebilirdim. Ama Rana veya Beren’in demesine bence gerek yoktu, sonuçta ablam onların öz ablası olmadığından ve aralarında sadece iki yaş fark olduğundan gereksiz buluyordum, bu konuyu da ablamın abarttığını düşünüyordum. Yani, ben de bazenleri ablama ‘Öykü’ diyebiliyordum.

“Tamam, ama ben yine de Öykü ablanın öksürüşlerine maruz kalmak istemediğimden öyle diyorum,” dediğinde hepimiz kahkahalar atarken ablamın ise somurtmasını izlemek çok eğlenceli ve nedense komik geliyordu.

“Neyse, işte ben de onların dediklerine hak veriyorum ve filmi pek sevemedim fakat o film, bundan çok daha berbat bir filmdi çünkü karakterler beni deli edecek davranışlar sergiledi. Mesela ana karakter etrafta bir katil dolaşırken erkeklerle takılma derdindeydi ama hiç düşünmedi, ya kasabadaki katil onlardan biriyse? O zaman ne yapacak, ne edecek hiç mi düşünemez bir insan ya, cidden beni deli etmişti,” dedi Rana ve biz de başımızı sallayarak ona hak verdik, gerçekten benlik bir film asla değildi ve olamazdı da.

“Ee, saat 12.30 olmuş, biz ne zaman yatacağız?” diyerek bize bir soru yöneltti ama ablam Rana’yı geçiştirerek, “Aman, boş ver, birazdan yatarız, hatta sabahlayabiliriz bile,” diye yanıt verdi.

“Bana uyar.” Talha koltuktan ayağa kalkıp belinin ağrıdığıyla ilgili ufak söylenmelerde bulunduktan sonra mutfağa yöneldi ve kendine dolaptan bir kola şişesiyle çekmeceden bardak alıp bardağa kolayı kendisi için doldurdu. “Sizin evde de fazlasıyla kola varmış, bu benim için iyi oldu.”

“Daha çok ablam içer ve ben pek sevmem ama sadece evde hiç içecek kalmadığında mecburen kuru kuru yemek yememek için kola içerim,” diyerek düşüncemi belirttiğimde Talha kola dolu cam bardakla yanımıza gelip koltuğa tekrardan yığıldı ve bardağı da masaya koyduktan sonra bana baktı. “Peki, biz bu bilgiyle ne yapacağız, Masal?”

“Of, sadece düşüncemi belirtmek istedim, ne var bunda?” diyerek göz devirdim ve Talha da sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çatıp, “Çok ayıp, Masal, senden büyüklere böyle davranamazsın!” diye bağırdığında onun nedense bu yapay kızgınlığına gülmeden edemedim. Ablam da hafifçe kıkırdadıktan sonra Talha cebinden telefonunu çıkartıp video kaydırmaya başladığında ben de boş boş önümdeki televizyon ekranıyla bakıştım; Rana ve Beren ise birbirlerine bir şeyler fısıldayıp gülüştüklerinde merak edip onlara sordum: “Siz neye gülüşüyorsunuz öyle, merak ettim.”

“Rana, Nihat’la ilgili komik bir şey dedi, ona gülüyorum,” dediğimde Rana elini yumruk yapmıştı, eğer Nihat şu anda yanımızda olsaydı öfkesinden dolayı Nihat’a sıktığı yumruğunu geçireceği kesin bir gerçekti çünkü gözleri resmen alev alevdi. “Ee, ne yapayım, sonuçta benim kuzenimi terk etmiş, yaptığı da çok kötü bir şey. Ayrıca benim güzeller güzeli kuzenimi harcamak ve üzmekle büyük bir şans kaçırdığını bilmiyor bile, aptal işte,” dediğinde Beren’in yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. “Sağ ol, Rana, sen hayatımda gördüğüm en iyi kuzensin.”

“Ne demek canım, rica ederim.” Onların bu tatlı konuşmaları ve birbirlerine ettikleri iltifatlar benim de içimi ısıtırken birden kapının çalmasıyla Beren’le Rana sustular, Talha başını telefon ekranından kaldırdı ve ablam ise değneğini doğrulabilmek için sıkıca kavradı, o anda ablamın ayağının yavaş yavaş iyileşmeye başladığını fark edebiliyordum.

“Ben bakarım,” dedim ve tam kapıya doğru yönelmek üzere ayağa kalkacakken Talha benim bileğimden yakalayıp geri çekti ve ablam da, “Bu saatte kimin geleceği belli değil, bu yüzden korkuyorum, Masal. Bir yere ayrılma Talha’yla ben bakarım,” dediğinde Talha işaret parmağını iki yana sallayıp ablama burada kalması gerektiğini söyledi ve kapıya doğru yöneldi.

Ben de Talha’nın arkasından ona çaktırmadan gelirken ablamın sessiz uyarılarını dinlemedim, sonuçta önümde Talha olduğundan bana bir şey olmayacağını düşünüyordum, zaten gelen de en fazla ya komşu olabilir ya da kargocu falan olurdu.

Talha ilk önce kapı deliğinden baktı, daha sonra kapıyı sinirle araladığında kimin geldiğini görememiştim ama öne doğru, Talha’nın yanına geldiğimdeyse kapının önünde, benim ve Talha’nın tam karşısında dikilen kişi beni şoka sokmayı başarmıştı. Ağzım şaşkınlıkla aralanırken ona doğru işaret parmağımı öfkeyle uzatıp, “Sen… Nasıl olurda buraya gelmeye cesaret edebilirsin ki?” dediğimde yüzü ifadesizdi.

İnanamıyordum, cidden şoka uğramış ve şaşkınlıktan neredeyse küçük dilimi yutmuştum ama ona karşı olan öfkem hâlen içimde yerli yerinde duruyordu.

Ona gününü şimdi gösterecektim, buraya gelmeye cesareti yetiyorsa eğer, benimle de yüzleşmeye cesareti yetecektir diye düşünüyordum ve bu yüzden onun cesaretini kırıp ona olan tüm öfkemi yeniden kusarak zafere ulaşmaya fazlasıyla hazırdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.