İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 6 · 7 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 6

BÖLÜM 6

Düşmanım olan bir kişiyle asla karşılaşmak ve konuşmak istemezdim, hatta onunla aynı ortamda bulunmak bile benim için bir cehennem gibiydi, kısacası ondan nefret ederdim.

Benimle alay eden, saçma sapan konuşan ve üzerine sanki hiçbir şey yapmamış gibi bir de masum taklidi yapması benim ayrıca sinirimi bozardı, zaten bu yüzden benim düşmanlarım bu insanlardı.

Bu insanları anlayamıyordum.

İlk olarak onunla dün gece karşılaşmıştık ama o gece beni şaşırtmayı başarmıştı, sonuçta bize yardım etmişti ve bu benim ondan beklediğim bir davranış değildi. O genellikle hep sinir bozucuydu, zorbaydı, üzülen bir düşmanıyla bile dalga geçebilecek, üstelik utanmadan üzdüğü kişinin yanında kahkahalarla gülebilecek bir kişiydi.

Ardından bu sabah onunla yine o marketin tam önünde karşılaşıp kavga etmiştik, üzerine de benim sinirimi ve moralimi yerle bir etmeyi başarmıştı ve bundan keyif aldığına adım gibi emindim. O sırıtışını bir daha görmek istemiyordum.

İtiraf etmeliyim ki, beni üzmüştü. Zaten bu yüzden eve dönene kadar onun dediklerini aklımdan çıkaramamıştım ama söyledikleri aklımdan çıkacak gibi değildi de.

“Masal?” Talha ve ablam bana bakarlarken Dicle ise hâlâ çırpınıyor, kurtulmak için elinden geleni yapıyordu ama kurtulamaz, hemen kolayca kaçamazdı.

Öyle kolay kolay kaçmak yoktu, ilk önce bize bir cevap vermeliydi. Tabii o cevap da mantıklı olmalıydı yoksa kaçma şansı hiç yoktu. Ama hak etmişti, bu yaptığımız suç değil, hak aramaktı. Benim ablamı kimse incitemezdi.

“Hey, yerinde dur ve bize bir cevap ver!” dedi Rana ilk defa öfkeli bir ses tonuyla ve Dicle’ye öfkeli bakışlar atmaya devam ederken Dicle ise kaşlarını çatmış, Rana’nın ne demek istediğini anlamaya çalışıyor gibiydi ama Dicle’nin aslında anladığını biliyordum, sadece korkusundan cevap veremiyordu. “Ne cevabı, ne demeye çalışıyorsunuz?”

Yalancının tekiydi.

“Sence? Ablama neden böyle yaptın, söyle Dicle ve daha fazla kaçacak bir yer arama çünkü sığınacak bir yerin bile kalmadı.” Sesim titriyor ve onun üzerine tekrar atılmak istiyordum, ayrıca Talha beni engellemeseydi onu daha beter hâle getirecektim fakat Talha yüzünden bu olmamıştı.

“Kıskandım…” diye sessizce mırıldanırken Beren’in yüzündeki gülümseme silinmiş, yerine öfkeli bir ifade almıştı, birkaç saniye sonra ise öne çıkarak Dicle’ye gözlerini büyüterek baktı ve ona karşı olan öfkesini benim yaptığım gibi kustu.

Ona tokat atmıştı. Ama Beren’in attığı tokat bir kereydi, ben ise ardı ardına durmak bilmemiştim ve bedenimi öfke ele geçirmişti ama neyse ki, Talha beni durdurmuştu.

Aslında durdurmasaydı daha iyi olurdu, sonuçta Dicle bir dersi hak etmişti.

“Ne demek kıskandım, sen şaka mı yapıyorsun, ya da bizimle dalga mı geçiyorsun? Sen kim olduğunu sanıyorsun da sırf bir insanı kıskandığın için ona zorbalık yapıyorsun, delirdin

mi sen? Bir daha bize yaklaşmayacaksın ve bizden herhangi birisine zarar vermeyeceksin yoksa sonuçları kötü olur, bunu bilmeni isterim! Ayrıca şimdi, tam burada bizden özür dileyeceksin, ya da biz sana dersini vereceğiz? Hangisini seçersen seç, bu benim umurumda bile değil çünkü bu, senin vereceğin bir karar, yani seçim senin. Kararını hızlı vermeni istiyorum.” Beren’in bu konuşması gerçekten çok hoşuma gitmiş, beni tekrardan keyiflendirmişti, hatta bu yüzden dudaklarımda bir sırıtış meydana gelmişti.

“Ben… Özür dileyeceğim, üzgünüm. Y-Yani yaptıklarım için üzgünüm.” Dicle’nin korkak bir kedi yavrusu gibi yerde geri geri giderek bizden uzaklaşmaya çalışması beni keyiflendirmeye devam etmiş, ablamı güldürmüş, Beren’i sinirlendirmeye başlamış, Rana’yı neşelendirmiş ve Talha’nın ise sırıtmasını sağlamıştı ama bundan keyif almamızın sebebi onun hak etmesiydi. Eğer kötü şeyler yapmasaydı ona asla böyle davranmaz, tek bir kötü laf bile söylemezdik.

“Öyle değil,” dedim birden çünkü aklıma çok iyi bir fikir gelmişti ve bu fikrim benim bundan daha çok keyif almamı sağlayacaktı.

Dicle kaşlarını anlamamış gibi çattı, yanımdaki diğerleri ise bana soran bakışlar atıyordu ama ben sırıtıyor, onlara herhangi bir cevap vermiyordum. Ablam ise cevap alamayınca oflayarak sordu. “Aklındakiler ne Masal, yine bize sormadan ne işler çevireceksin?” Yine cevap vermemiştim ve bu yüzden de ablam gözlerini devirmiş, bana sessiz fısıltılarla söylenmeye başlamıştı.

“Şimdi, ablamdan düzgün bir şekilde özür dileyeceksin, yani bizi geçiştirici bir özürle ikna edemezsin, Dicle. O işler öyle kolay kolay olmuyor, bunun hesabını bize vereceksin, yüzden şimdi, tam burada dediğimizi uygulayacaksın.” Ablamın bana bakarak gururla gülümsediğini gördüm, muhtemelen içinden, “İşte benim kızım,” diye geçiriyordu.

“Peki, ne yapmamı istiyorsun Masal, söylesene.” Dicle bana bakarken yüzümdeki gülümseme büyüdü ve gözlerim parladı. “Diz çök ve özür dile,” dediğimde ortamda derin bir sessizlik oluşmuştu ve birkaç saniye sonra ise Beren’le Rana arasında şaşkınlık nidaları duyulmuştu.

“A-Anlamadım, ne dedin sen?” dedi şaşkınlıkla, konuşamayacak hâle gelmiş ve gözlerinden öfkeden dolayı alevler fışkıracaktı ama ben bunu umursamamıştım bile, sonuçta ablama yaptıklarını ödetmek için bu plana katılmış ve uygulamıştım.

Talha bir kahkaha patlatarak beni alkışlamaya başladı, eğleniyor gibiydi. “İyi istek Masal, böyle devam et!” diyerek ilk önce bana, ardından Dicle’ye doğru bakışları döndü, gerçekten sırıtmaya devam ediyor ve susmak bilmiyordu. “Şu aptal da benim sevgilimi incitmek neymiş, görür. Eğer biraz bile saygı duymasaydım ve karşımdaki narin bir kız değil de erkek olsaydı o zaman işini bitirmiştim,” dediğinde ablam gülümsedi. “Centilmen birisisiniz, Talha Bey.”

“Öyleyimdir,” dedi Talha ablama göz kırparak, gerçekten bu flörtleşmeleri ve romantik anları her anda, her yerde, hatta olmayacak bir yerde bile bitmek bilmiyor, sürekli birbirini ya öpüyorlardı ya da romantik sözcükler söyleyerek gülüşüyorlardı.

“Diz çök!” Bir anda Dicle’ye bakarak bağırmamla ablamlar suspus olmuş, bana bakıyorlardı, Beren ise sırıtıyor, Rana da bana, “İşte bu!” der gibi bakışlar atıyor ve gülümsüyordu.

“Hayır, senin dediklerini yapmak zorunda değilim,” dedi Dicle ve ayağa kalkmaya çalışırken Rana da onu tekrardan itip düşürdü, ardından ona öfkeli bakışlar attı. “Dur orada, bir yere gitmiyorsun!”

“Sevgilimden ve diğer arkadaşlarımdan özür dileyeceksin,” dedi Talha dişlerini sıkarak, az önceki komik hâli gitmiş ve yüzündeki gülümsemenin yerini öfke almıştı ama öfkelenmekte çok haklıydı, sonuçta sevgilisini inciten bir kişi özür dilemeyecek kadar bencildi.

Dicle canına susamıştı.

“Tamam, durun!” Dicle yerde, tam önümde diz çökmeye başladı ama bunu yüzündeki memnuniyetsiz ifadeyle yaptığı çok belliydi. Önümde diz çöktükten sonra oflayınca, “Oflama ve özür dile, hemen!” dedim sinirle, o ise kafasını yavaşça salladı.

“Düzgün bir şekilde dile ve ses tonunu ayarla, ayrıca memnuniyetsiz olma çünkü bunu hak edecek birçok şey yaptın sen!” Beren’in uyarısından sonra Dicle mecburen tekrardan başını salladı ve gözlerini ilk önce bana, sonraysa tekrardan yere çevirerek derin bir nefes verdi. “Özür dilerim, yaptıklarım için üzgünüm ve bir daha…” Derin bir nefes alarak hepimizi bakışlarıyla süzdü. “Bir daha size zarar verecek bir şey yapmayacağım,” dediğinde yüzümde zafer dolu bir gülümseme belirmişti ama ablam ise hâlâ keyifli değildi.

“Ne oldu, Öykü? Bir sorun mu var, canım?” Talha ablamın keyifsiz olduğunu gördüğü gibi ablama soran bakışlar attı ve hemen onun yanına gelerek omzuna dokunup ona samimi bir gülümsemeyle baktı, Talha ablamı gerçekten de seviyordu, zaten bu çok belliydi.

“Bana pek güven vermedi, yine bir şeyler yapacağı belli oluyor,” dedi ablam iç çekerek ve Dicle’ye baktı, sonraysa bakışları bana döndüğünde sordu. “Sence bir daha yapar mı?” diyerek ağaçlık alanın dışına doğru bakışlarını çevirdi. “Zaten Ceylin de kaçtı, planımız düşündüğüm gibi olmadı.”

“Merak etme, hiçbir şey yapamaz ve eğer yaparsa karşısında bizi bulur, zaten Dicle’ye söyleyeceğim bir şey daha var. Bu yüzden Ceylin’i dert etme,” dedim ve ablama güven vermek istediğimden ona gülümsedim, o da bana karşılık verdi.

Ablamı tekrardan keyifli görmek beni mutlu etmişti.

“N-Ne diyeceksin bana, yine ne oldu? Bir şey mi yapmam gerekiyor veya düzgün bir şekilde özür dileyemedim mi? Neden ya, neden bu benim başıma geldi ki, keşke böyle bir işe başlamasaydım,” diyerek söylenmeye devam etti Dicle, ben de sırıtmaya devam ediyordum. “Keşke,” diye mırıldandım.

“Merak etme Dicle, seni öldürmeyeceğiz,” dedi Rana ve ablam dahil herkes gülmeye başlarken Dicle ise somurtuyordu. Keyfimiz tekrardan yerine gelmiş ve kahkahalarla gülerken Dicle’ye biraz daha yaklaştım. “Bu yaptığımız kimseye söylemeyeceksiniz, sonuçta bir suç işlemiyoruz ve sadece sizden hesap soruyoruz, o kadar.”

“Söylersem ne olur?” dediğinde ise gülmeye başladım, bir süre sonra ise kahkahalarım kesildiğinde onun tam gözlerinin içine baktım, gözlerinin içindeki o duyguyu net olarak görmüştüm: Öfke.

Ben de öfkeliydim, biz de öfkeliydik, hepimiz aynı onun gibi öfkeliydik çünkü bizi incitmişti. Ablamı incitmesi demek, bizi de incitmesi demekti çünkü ablam bizim her şeyimiz,

yakınımız ve bir sevdiğimizdi.

“Ne mi olur?” dedim alayla ve kulağına doğru eğildim. “Daha beterini yaparız!” dedim yüksek bir sesle ve onun irkildiğini görünce yüzüme tekrardan bir gülümseme yerleştirdim, birkaç saniye sonraysa ablama baktım ve onun da benim gibi sırıttığını gördüm. “Ya kıyamam, korktu herhâlde,” dedim.

Tekrardan bir kahkaha patlattık.

“Hadi gidelim, tabii işimiz bittiyse!” dedi Rana çocuksu bir neşeyle ve ellerini birbirlerini çarpıp alkışlamaya başladı. “Bugün benden mutlusu olamaz.”

“Evet, işimiz bitti.” Beren Rana’ya bakarak gülümsedi ve hepimizle birer birer tokalaşıp geri çekildi, onun da bizim kadar mutlu ve heyecanlı olduğu belliydi. “Planımız işledi, bu yüzden eve gidebiliriz,” dediğinde Talha dâhil hepimiz onu takip ettik ve eve doğru yol almaya başladık.

Dicle’yi de ağaçlık alanın ortasında, hava kararmaya başlarken bir başına bırakıp gitmiştik. Ama umurumuzda bile değildi çünkü hak etmişti, bu yüzden bundan keyif alıyor ve mutlu oluyorduk.

“Beni tehdit ettiniz!” Eve doğru yol almaya başlarken arkamızda kalan ağaçlık alandan gelen Dicle’nin sesine kahkahalarla karşılık vermiştik. Hepimiz masal kahramanları gibi mutlu ve keyifliydik.

Planımız işlemişti ve bu yüzden içim rahattı fakat bir sorun daha vardı: Arda’nın bizim yerimizi nasıl bildiğiydi.

Talha’ya bunu sormalıydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.