İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 4 · 17 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 4

BÖLÜM 4

Yol boyunca o, o sinir bozucu sözleri ve bakışları hâlâ aklımdaydı ve bu yüzden sürekli onu düşünmekten öfkem zirveye ulaşmıştı. Kafayı yemek üzereydim, onu bana söylediklerini işittiğim gibi şoka uğramıştım.

Ama şimdi eve, bizim eve girdiğimden dolayı ablam ve Rana’ya sinirli, moralimin bozulmuş olduğunu göstermemeye çalıştım, bu yüzden Arda’yı aklımdan çıkardım.

“Selam,” diyerek evin kapısını hiddetle açtım ve içeri daldım, ardından bana garip yüzlerle bakan ablamla Rana’ya baktım. “Ne, ne var?” Gerçekten mi Masal, şimdi sen sinirli olduğunu göstermemiş mi oldun? Resmen gözlerimden alev fışkırıyordu ve ben öfkemi ablamla Rana’ya belli etmemeye çalışırken sesim bile sinirli çıkmıştı.

Onların bana olan garip bakışlarını görünce aklımdan hemen hızla bir yalan uydurdum ve onlara sundum. “Şey, eve gelirken kolumu bir yere vurdum ve canım çok yandı, bu yüzden biraz sinirlenmiş olabilirim,” dediğimde ablam yanıma doğru geldi ve kaşlarını çatarak, “Niye geç kaldın? Normalde bu kadar geç kalmazdın,” diye sorunca başka bir yalan daha uydurdum. “Markette sıra biraz fazlaydı, yani anlayacağın on dakikadır market sırası bekledim.” Başını salladı ve poşetten aldığım malzemeleri çıkarmaya başladı.

“Of, kurt gibi açım,” dedi Rana ve arka taraftan oturduğu yerden karnını gösterdi. “Sizi bile yiyebilirim.” Bu cümlesine ben gülerken yumurtaları bir tavaya atıp pişiren ablam ise bize doğru dönerek Rana’ya baktı. “Yamyam mısın sen?” Ablamın dediğiyle bir kahkaha daha koyuverirken Rana da bir bana bir ablama bakakaldı.

Rana oturduğu yerden kalkıp yanımıza, mutfağa doğru hızlı adımlarla gelip ablamın pişirdiği omlete bakarken ağzının suyu aktı ve kuru dudaklarını ıslatarak yemeğe bakmaya devam ederken bir anda cebindeki telefonu titredi. Hemen telefonu açtığı gibi konuşmaya başladı. “Alo, Beren? Ne soracaktın?” Telefondaki Beren konuşmaya başlarken Rana ise kafasını salladı ama ablamla biz hiçbir şey duyamamıştık.

“Saat kaçta mı? Dicle’nin evindeki parti saat yedi buçuk civarı başlayacakmış, bu yüzden sen de Masal ve Öykü’nün evine saat altı gibi gelebilirsin,” dediğinde Beren’in Rana’ya saat kaçta buluşacağımızı sorduğunu anlamıştım.

Umarım Beren gecikmezdi.

Beren genellikle güzelliğine ve fiziğine önem veren bir kız olduğundan bir partiye, restorana, bir arkadaşının evine giderken hep süslenirdi, biz ise ona geciktiği için söylenirdik. Ama bu sefer partiye eğlenmek için gitmiyorduk, bu yüzden tam zamanında orada olmamız lazımdı yoksa planımız bozulabilirdi. Ve niye süslenecektik ki, sonuçta bu önemli bir parti değildi? Aslı önemli olan planımız ve planımızın işe yaramasıydı.

“Durun!” dedim bir anda ve ablamla Rana bunu beklemiyormuş gibi bana yine garip bir bakış attıklarında Rana’yı telefonu kapatmaması için durdurdum. “Rana, sakın telefonu kapatma ve hoparlörü aç, Beren de dediklerimi duysun,” dediğimde Rana’yla ablam beni dikkatle dinlerken ben de telefona sesimi duyulması için biraz daha yaklaştım. “Bakın, biz önemli bir partiye gitmiyoruz ki, neden süsleniyoruz? Önemli olan parti değil, planımız ve planımızın işlemesi asıl önemli olan durum!” dedim.

“Ama Masal, bu partiye günlük kıyafetlerimizle gelirsek çok dikkat çekeriz ve partidekiler bizim asıl amacımızı anlar. Hem söylesene, sen hiç bir partiye süslenmeden ve günlük kıyafetleriyle giden bir insan gördün mü? İşte, bu yüzden fazlasıyla dikkat çekeriz.” Beren’in telefondaki sesini duyduğumda sanki beni görebilecekmiş gibi kafamı salladım. “Haklısın, ben hiç böyle düşünememiştim,” dediğimde ablam sırıttı. “Ayrıca ben bakıma da önem veririm, bu yüzden süslenmemiz iyi oldu,” dediğinde gözlerimi yine devirdim, ablam neden böyle bir insandı ki?

Ardından Beren de bana telefonda ablam ve Rana gibi güldükten sonra telefonun kapanma sesi duyuldu, sanırım Beren’in acil işleri vardı. Mesela partinin akşam saatlerinde olmasına rağmen sabah hazırlanmaya başlamış olabilirdi, sonuçta süslü olan arkadaşım Beren’di ve kendine önem verirdi. Ama bazen abartabiliyordu ama çok makyaj yapmasına rağmen bana göre makyajsız bile çok güzeldi. Doğal bir güzelliği de vardı.

Rana kıkırdadı.

“Tamam, kızlar, ben şimdi kurt gibi acıktığım, daha doğrusu acıktığımız için hemen kahvaltıyı hazırlıyorum ve siz de,” dedi ablam ve değneğini eline aldıktan sonra bizi işaret parmağıyla işaret ederek diğer eliyle mutfaktaki pişen yemekleri gösterdi, “bana yardım ediyorsun,” dedi, biz de kafamızı salladık.

Ablamın sözüyle hemen işe koyulmuştuk ve o anda Rana’nın bana mırıldandığı şeyleri bile duymamış, tabakları masaya yerleştirme işimi yapmaya başlamıştım.

“Hey,” dedi Rana bozulmuş gibi ve önüme geçerek elimde taşıdığım tabakları masaya yerleştirmemi engelledi, “beni duymuyor musun, Masal?” dedi alıngan bir tavır sergileyerek ve dudaklarını büzdü.

“Rana, duymamıştım, ne diyordun en son?” Rana önümden çekildiği gibi masaya tabakları dizdim ve ona soran gözlerle baktığımı gören Rana, anlatmaya başladı, ben de onu dinledim. “Bak şimdi, okullar tatil olmadan birkaç gün önce bizim sınıftan bir kız benim arkamdan konuşmuş, tamam mı? Ben de doğal olarak aşırı sinirlendim, yani bence bu gayet normal bir tepki,” dediğinde ona hak verdiğim için başımla onayladım.

“Sonra ben ona bir daha arkamdan konuşmamasını söyledim ama ertesi gün…” derken sözünü kendimden emin bir şekilde kestim. “Yine arkandan konuştu o sinir bozucu varlık, değil mi?” Rana bu olayı morali bozuk bir şekilde anlatırken benim bu dediğime güldü, ablam ise bizi duymuş olacak ki hemen lafa atladı. “Masal, ilk defa çok doğru dedin,” dedi ve ben e ona bakarak, “Yemek yapıyorsun ya, bu yüzden sen de ilk defa işe yaradın,” dedim sırıtarak.

Rana tekrardan kıkırdayıp tabakları taşımama yardım ederken ablam da bu sefer göz deviren taraf, ben ise sırıtan taraf olmuştum ama genellikle bu hep aksine olurdu.

Ablamın bana göz devirmesi ve Rana’nın neşesi, kısacası ablam ve Rana’yla vakit geçirmek Arda’ya olan öfkemi unutmama yardımcı olmuştu.

Ablamı, Rana’yı ve Beren’i seviyordum, bana her durumda ilaç gibi geliyorlardı.

***

“Evet, kahvaltımızı yaptığımıza ve etrafı toparladığımıza göre artık şu planımız hakkında biraz konuşalım,” dedim ve ellerimi çırparak sevinçle ablamın yanına oturdum, Rana ise düşünmeye başladı. Çoktan kahvaltımızı etmiş ve etrafı toparlamıştık ama benim aklıma bu plan geldiği için boş vaktimizi buna ayırmak istemiştim. Sonuçta bu plandan benim daha dün gece haberim oluyordu ve bu yüzden biraz daha üzerine düşünmek istiyordum. Yaptığımız bu plan yapacağımız tek bir hatada bile bozulabilir ve suya düşebilirdi, bu yüzden önlemler almalıydık ve işi riske atmamalıydık.

“Tamam da,” dedi ablam bana bakarak ve ekledi, “neden bu kadar neşelisin? Sadece merakımdan soruyorum,” dediğinde yüzümde bir gülümseme yer aldı. “Abla, bu plan üzerine ne kadar düşündüğümü biliyorum ama doğrusu bana da şimdi eğlenceli geliyor,” dediğimde Rana da ablam ve benim gibi gülümsedi ve telefonunu masanın üzerinden alarak bize bir yer gösterdi. Burası bizim eve çok yakın bir sokaktı ve Rana’nın bize neden burayı gösterdiğini anlayamamıştım.

“Nasıl yani?” diye merakla sordu ablam.

“Bakın, tam tamına üç saniye önce Beren bana bu fotoğrafı attı, yani her an kapı çalabilir. Size haber vermek istedim,” dediğinde ne demek istediğini anladık ve ablamla bir aydınlanma yaşadık. “Anladım…” diye mırıldanırken kapı çaldı ve Beren’in geldiğini anladığımız için Rana’yla ikimiz kapıya doğru koşarken ablam da elindeki değnekle yavaş adımlarla yanımıza geldi.

“Selam!” Beren’i karşımda böyle süslü püslü görmek doğrusu beni şaşırtmıştı fakat saçlarını daha yapmamıştı, demek ki bizim evde yapacaktı ve sanırım bu yüzden çantasına düzleştirici çıkarıp masanın üstüne koymuştu. Koyduğu gibi çantasını da düzleştirici makinesinin yanına koyup bize teker teker hızlıca sarıldıktan sonra bana bir parfüm uzattı ve “Bunu kullanabilirsiniz, gerçekten mükemmel kokuyor,” dedi sevinçle.

İçeri geçerken merakla sordum. “Biz hemen hazırlanacağız mı? Ama saat daha iki buçuk…” derken Beren şaşkınca bana baktı ve elindeki telefonu gözümün dibime kadar sokarak bana ekranı gösterdi. “Sen ciddi misin, Masal, gerçekten hiçbir şeyden haberin bile yok,” dedi Beren ve ben de parlak ekrandan dolayı gözlerim ilk başta kısılsa da sonra net bir şekilde saate bakabildim.

“Lanet olsun…” diye fısıldadı ablam ve bana bakarak ekledi. “Saatin ben de bu kadar hızlı geçtiğini fark etmemiştim dediğinde Rana da söze atladı. “Aslında size söylemeyi düşünmüştüm ama çok da geç olmadığını düşündüm.” Rana’nın cümlesiyle elimle alnıma sertçe vurdum ve kendi kendime söylendim. “Neden bu kadar geç kalktım, daha doğrusu kalktık ki? Biz saat on ikide falan uyanmışızdır o zaman,” dediğimde Beren’in gözleri şaşkınlıkla aralandı, ben ise hâlâ saatinde nasıl dört olduğunu sorguluyordum.

“Oha!” diyerek yüksek sesle bağırdı Beren, ardından bize baktı. “Siz nasıl saat on ikide kalktınız ya, ben saat sekiz gibi falan uyanmıştım,” diyerek saçlarını kaşıdı ve masadaki düzleştiriciyi alarak ablamın odama girdi, büyük ihtimalle ablamın odasındaki makyaj aynasından saçlarını yapacaktı.

“Ee, biz de hazırlanalım o zaman,” dedi Rana ve ablam da kendi odasına, Beren’in yanına giderken biz de Rana’yla benim odama girip kendimize kıyafet seçmeye karar vermiştik.

“Olamaz,” diye fısıldadı Rana ve oflamaya başladı. “Ne yapacağım ben ya, doğru, siz de kaldığım için giyeceğim süslü elbisem de evde kalmıştı,” dediğinde kafamı iki yana, sorun yok der gibi salladım ve ona giysi dolabımı gösterdim. “Bende kıyafetler var, yani sorun yok, istediğini giyebilirsin. Yani, tamam,” diye bir şeyler geveledikten sonra tekrar söze girdim, “bende çok da süslü püslü kıyafetler yok ama yine de ortada endişelenecek bir durum yok, çünkü ablamın bir sürü süslü kıyafeti var, yani tam sana uygun,” dediğimde bana samimi bir şekilde tebessüm ve teşekkür ettikten sonra kıyafetlerime göz gezdirdi.

Birkaç dakika geçmişti ve ben o anda üstüme bir kıyafet seçip giyinmiş, saçımı elimdeki tarakla hafifçe tararken Rana ise hâlâ dolabımdan kıyafet bakınmaya devam ediyordu, sanırım adam gibi düzgün ve süslü bir kıyafetim yoktu.

“Ee, sanırım düzgün bir kıyafetim yok, değil mi? Merak etme, asla darılmadım, istiyorsan ablamın odasına girip kendine düzgün ve süslü bir kıyafet alabilirsin,” dediğimde bana utangaç bir şekilde döndü. “Sorun olmaz, değil mi? Yani, ben seni üzmek istemem…” derken başımı hızla iki yana sallayıp Rana’nın sözünü kestim ve sarı saçlarını elleyip gülümsedim. “Hiç sorun değil, sakın bunu düşünme ve ayrıca ben kendi kıyafetlerimi umursamam bile. Yani, bu yüzden mağaza gezmeyi bile sevmem.”

Rana bana birkaç dakika daha baktıktan sonra onun tekrardan altın sarısı saçlarını parmaklarıma doladım ve gülümsedim. “Saçların çok güzel ya, kıskandım şimdi,” dediğimde kıkırdadı ve bana tebessüm ederek teşekkür etmeyi eksik etmedi.

“Masal, ben şimdi Öykü’nün odasına gidip kıyafet seçeceğim, sen de saçlarını yapabilir ve aynayı kullanabilirsin,” dedi Rana ve tam sevinçle odamdan çıkacakken onu bileğinden kavrayıp durdurdum. “Şey… Saçımı nasıl yapsam?” diye sorarken Rana’nın gözlerinin sevinçle parladığını gördüm ve bana hemen cevap vermeyi eksik etmedi. “Masal, ben gelene kadar makyajını yap, zaten ben geldiğimde senin saçını yapabilirim. Sen sadece saçını düzleştir, ufaktan bir makyaj yap, ben kıyafetimi giyeceğim ve saçımı düzeltip hemen yanına geleceğim. Bekle sen,” dedi.

Arkasından bakarken ona yine seslendim. “Saçımı düzleştirdikten sonra uçlarını dalgalı yapma imkânımız var mı? Ben hiç böyle işlerden anlamam da.”

“Evet!” diye yanıt verdikten sonra koşa koşa odadan çıktığını gördüm ve ben de işe koyularak Beren’in düzleştiricisini odamdan çıkıp aldım ve geri geldim. Odamın açık kapısından Beren’i gördüğüm gibi ona baktım. “Beren! Düzleştiricini kullanabilir miyim?” Anında cevap verdi. “Zaten ben Öykü’nün…” derken ablamın boğazını temizlemesiyle Beren cümlesini düzeltti. “Yani ablanın makinesini kullanıyorum,” dedikten sonra onu başımla onayladım ve hemen aynanın karşısına geçip yansıyan görüntüme baktım.

Hâlim berbattı.

“Tamam,” dedim kendi kendime ve elime düzleştiriciyi alıp saçlarıma doğru götürdüm, ardından yavaşça düzleştirmeye başladım. Yarım saate yakın bir süre içerisinde kestane rengindeki saçlarım dümdüz olduktan sonra tekrardan ablamın odasına girip elime bir fondöten aldım. Ardından elime birkaç kez sıkıp yüzümün bazı noktalarına uyguladım ve daha sonra yüzümün her yerine yaydım.

Yüzümdeki tüm lekeler gitmişti. Ya da daha doğrusu üstü kapanmış ve görünmez olmuştu.

Mezuniyet partim, gittiğim düğünler ve doğum günlerim haricinde hiç bu kadar süslenmemiş, normal bir elbise ve makyajın yeterli olduğunu düşünmüştüm ama şimdi, sanki çok lüks ve önemli bir yere gidiyormuş gibi yeterince - daha fazla da olabilir- süslenmiştim.

Bir saatin sonunda saat beş buçuğa varınca artık hızlanmaya karar vermiş ve Rana hemen saçımı yapmaya başlamıştı. Elindeki makineyle saçlarımı kıvırıyor, daha sonra bıraktığındaysa saçlarımın uçları dalga dalga oluyor ve hoş görünüyordu.

Saçlarım ilk defa bu kadar hoşuma gitmişti.

“Evet, çok iyi oldun ama daha bitmedi. Şimdi sıra ruj ve allık sürmekte,” dedi Rana heyecanla ve daha yarım saat önce odamdaki masanın üzerine bıraktığı, içi makyaj malzemeleriyle dolu olan kutuyu getirip içinden koyu kırmızı bir ruj çıkardı. “Bak şimdi, elbisen koyu kırmızı ve incilerle dolu olduğundan bunun altına beyaz bir topuklu ayakkabı, dudaklarına ise koyu kırmızı bir ruj yakışır.”

Merakla kaşlarımı çattım. “Peki, neden altıma beyaz ayakkabı yakışıyor ki? Kırmızı da bence çok iyi olabilir,” dediğimde eliyle alnına sertçe vurdu ve bana kafasını iki yana sallayarak baktı. “Gerçekten hiç mi bilmezsin bu işleri?”

Sanırım bilmiyordum.

“Birincisi yanımızda kırmızı topuklu ayakkabımız yok ve ikincisi her yerin kırmızıya bulanmak zorunda değil. Şu elbisenin bel kısmındaki dizilmiş bembeyaz inciler var ya, işte bu yüzden beyaz ayakkabı bu elbiseyle uyar,” dediğinde başımı anlar şekilde salladım ve Rana da dudaklarıma vampir kanı rengindeki ruju sürmeye başladı.

Ablam ve Beren de dahil, hepimizin işi bittiğinde toparlandık, yanımıza gerekli malzemeleri aldık ve bir de evdeki televizyondan pencereye dahil her yeri kapattıktan sonra anahtarı yanımıza alıp evden çıktık. Çok neşeli görünüyorduk, sanki gerçekten lüks bir partiye davet almışız ve o partide ünlü kişileri görecekmişiz gibi davranışlar sergiliyor, insanların üzerimizde gezinen garip bakışlarını umursamıyorduk bile.

“Haha, bu iş çok eğlenceli olacak kızım!” Ablam dublaj sanatçısıymış gibi havalı havalı konuştuktan sonra yanağımdan bir makas aldı ve ben de derin bir nefes aldım. “Bari burada, dışarıda insanlar varken normal davranın,” dedim ve yanımdaki süslü püslü üç kıza baktım.

“Hadi oradan, bir de bize laf atıyor. Sen daha az önce etrafa neşeli gülücükler saçarken iyiydi ama,” dedi Beren ve siyah, kömür rengindeki saçlarını savurarak bana gülümsedi. “Sen de gülümse!” diye bağırdığından omzunu cimcikledim ve ona bakarak sessiz olmasını işaret ettim ama bu sefer de ablamla Rana yüksek sesle şarkı söylemeye başlayınca sokaktaki tüm insanların bakışları bize doğru dönmüştü.

Şaka gibiydi.

“Siz deli misiniz?” dedim onlara bakarak ve sustuklarında ise çaktırmadan fısıldadım. “Bana bakın, etrafınızı görüyor musunuz, ya bütün bakışlar resmen bize doğru döndü ve siz az önce planımızı dikkat çekmeden yapmamızı söylüyordunuz,” dediğimde gülmeye başladılar ve o sırada yürümeye devam ederken karşımıza birisi çıktı.

Şimdi o niye gelmişti ki?

“Aa, Talha!” dedi ablam ve sevgilisine sımsıkı sarılırken, Talha ise onun kokusunu içine çekti, ardından kulağına yaklaşarak fısıldadı. “Çok güzel olmuşsun.”

“Çok sağ ol!” dedi ablam heyecanla ve bir Talha’ya bir bize bakmaya başladı. “Ne oldu, Masal, neden bize böyle bakıyorsunuz?” dediğinde şaşkın görünüyordu ve Beren ise ablamın şaşkın hâline kıkırdamadan edemedi.

“Ee, siz nereye gidiyorsunuz kızlar?” Talha bize merakla bakarken ben ise ona mecburen yalan söylemek zorunda kaldım, eğer doğruyu söyleseydim belki bizimle gelmek isteyebilirdi ve buysa işimizi daha da zorlaştırabilirdi.

“Şey, biz bir arkadaşımızın doğum günü için hazırlandık, bu yüzden acelemiz var, Talha abi,” dedim samimi bir yüzle ve ablamın da bana kısık gözlerle olan bakışını gördüm.

Yanımızda erkek istemiyorduk, daha doğrusu ben istemiyor olabilirdim. Ama Beren’in bakışlarına bakınca onun da benim söylediğim yalanı onayladığını gördüm.

“Tamam, ben de sizinle gelebilirim.”

Olmaz, lütfen gelme!

Ablamın başını sallayacağını bildiğim için hızla elimi ablamın saçına götürdüm ve çekiştirecekken ablamın tam gözlerinin içine baktım, bana, “Ne yapıyorsun?” der gibi bakıyordu ama onu umursamamıştım.

“Talha abi, ama orası kızlarla dolu, yani biz biraz,” dedim ve öksürerek yalanımı sürdürmeye devam ettim, “eğlenmek istiyoruz ve yanımızda bir erkek olursa rahatsızlık duyabiliriz…” diye mırıldandıktan sonra nazikçe başını salladı ve ablamın alnından öpüp bize el salladı, ablam ise Talha gittikten sonra bana sinirle baktı. “Neden onun gelmesini istemedin, daha doğrusu istemediniz,” dedi Beren’e bakışlarını çevirerek, Rana ise ablamı onaylar gibi başını salladı.

“Ama abla, eğer onu da çağırsaydık işimiz belki daha da zorlaşabilirdi,” dedim ablama bakarak, o ise hâlâ bana ve Beren’e kırgın gözüküyordu. Beren ablamın bu hâlini görünce ofladı ve yolda yürümeye devam ederken ablamın omzuna dokundu. “Aptal mısın, Öykü, ona doğruları söyleseydik bütün planımız bozulabilirdi. O senin sevgilin olsa bile söylememekle iyi ettik, yoksa planımız suya düşebilirdi.” Ablam Beren’e gözlerini devirdi.

“Ne yapabilirdi ki mesela, Talha en fazla bizim planımızı bozacak ne yapardı ki? Ve ayrıca Beren, bana abla de!” dedi ablam ve Beren’in yürürken önüne geçip onu durdurdu, ben ise, “Ama acelemiz var abla, bizi bunun için engellemeye hakkın yok!” diye söylendim.

“Mesela bize sorular sorarak vaktimizden çalabilirdi ya da…” derken ablam Beren’in sözünü kesti. “Tamam, Beren, yeterli.”

Rana ise birden gülmeye başlayınca hepimiz ona dönüp neye güldüğünü anlamaya çalıştık ve garip bakışlar atarak bir yanıt almak istedik. Rana ise gülümsedi ve bize bakarak tekrardan kahkaha atınca insanların bakışları yine bize döndü, ablam ise oflamakla yetindi. “Söyle, Rana, neye gülüyorsun?”

“Sizin bu kavganıza gülüyorum, çok komik geldi nedense,” dediğinde biz de gülmeye başladık ve birlikte biraz daha ilerleyince bir yokuşa geldik. Dik yokuştan yorularak çıkarken Beren nefes nefese, “Ne zaman ulaşacağız? Ben çok yoruldum da,” diye soludu ve tekrardan derin bir nefes alarak elinin tersiyle alnındaki teri sildi.

On dakikaya yakın bir sürede dik ve bizi yoran yokuşu da çıktıktan sonra lüks, iki katlı evlerin bulunduğu bir siteye geldik ve Dicle’nin evini ararken Beren’in sırıttığını gördük. “Boşuna aramanıza gerek yok, zaten Dicle bana evinin konumunu göndermişti ama neden bana bu kadar güvendiğini anlayamadım,” dedi Beren ve ben de hemen nedenini açıkladım: “Ne olacak, Dicle sevmediği sıradan bir insanı bile partisine davet ettiğine göre tek amacı popüler olmak, çünkü partisine bir sürü kişi davet etmiş. Bizi de davet ettiğine göre tek amacı fazla etkileşim almak ve popüler olmaktır,” dediğimde Beren beni başıyla onayladı, ablam ise bana döndü. “Fazla zekisin, Masal ama sinir bozucusun,” dediğinde tekrardan gözlerimi ablama bakarak devirdim.

“Ne güzel, Dicle bizi partisine davet ettiğine göre amacımızı anlamamış demektir.” Rana sevinçle kurduğu cümleden sonra bir anda aklına bir şey gelmiş olmalı ki ilk önce durdu ve sonra ablama bakarak kaşlarını çattı. “Bu arada, Öykü abla, sen bizi nerede bekleyeceksin?” diye sordu merakla ve ben de bunu merak ettim, çünkü ablam bize nerede bekleyeceğini hiç söylememişti.

“Birincisi, bana abla dediğin için çok teşekkür ederim, Rana, kuzenin Beren gibi değilsin,” dedi ve Beren de sırıttığında ablam tekrardan bize döndü, “ikincisi şuradaki ağaçlarla kaplı alanı görüyor musunuz?” dedi ve işaret parmağıyla dediği yeri gösterdi.

“Burası… Orman mı?” dedi Rana, korkmuş gibi görünüyordu. Ablam ise başını hızla iki yana sallayarak, “Görmüyor musun, orman gibi derin ve uzun bir yol değil, sadece ağaçlarla kaplı o kadar, yani orası bir yürüyüş parkı gibi bir alan. Ya da piknik yapmak için de iyi bir alan,” dedi ve ablam Rana’nın için rahatlatmış olacak ki Rana rahat bir nefes verdi.

“Evet!” dedim ve ellerimi birbirine vurdum. “Zamanı geldi.”

“Açıkçası çok eğleneceğiz gibi görünüyor,” dedi Beren ve öksürerek devam etti, “itiraf etmeliyim ki, nedense sanki çok lüks bir yere gelmişiz ve çok ünlü kişileri görecekmişiz gibi hissediyorum,” dediğinde hepimiz aynı anda Beren’i başımızla onayladık.

“Aynen,” dedim Beren’e hak vererek.

“Cidden öyle,” dedi ablam ve benim gibi başını salladı.

“Kesinlikle!” Rana’nın enerjisi baya yüksek ve yerinde gibi görünüyordu.

Birkaç saniye tam Rana’nın evinin önüne gelirken durduk ve gereksiz yere birden alkışlamaya başladık, gerçekten çok heyecanlanmıştık ve garip davranışlar sergiliyor, sokaktaki insanların bakışlarına maruz kalıp rezil oluyorduk.

“Tamam,” dedi ablam alkış seslerimizi keserek ve ellerini bizi susturmak için kaldırıp, “Bu kadar gevezelik yeter kızlar, şimdi asıl amacımız ve eşsiz olan o planımızı uygulamaya başlayalım,” dedi ve ben de hemen araya girip ablama güya laf soktum. “Ayrıca bana son gece haberini verdiğini o eşsiz ve asıl amacımız olan plan,” dediğimde Beren hafifçe kıkırdadı, Rana kahkaha attı ve ablam ise bana söylendi. “Sen de ne abarttın, Masal, aslı başı son gece sana söylediğimiz bir plan, geri kalmadın. Merak etme, huysuz ve boş boş konuşan kardeşim,” dediğinde neden böyle bir ablamın olduğunu sorguladım.

“Tamam, Öykü abla, sen şimdi Masal’ı, yani bizi boş ver ve şu değneğini de alıp şu ağaçlık alana geç ama bak, sakın bir yere ayrılma, yoksa seni bulmakla uğraşırız ve ben bunu hiç istemem,” dedi Beren ve hafif esintiyle önüne gelen siyah saçlarını düzeltti.

Ablam bize şans dileyip ağaçlık alana doğru değnekle yavaş adımlarıyla ilerlerken arkasından çok yüksek olmayan -Dicle ve arkadaşları belki bizi duyabilirdi ama pek sanmıyordum, sonuçta parti gürültülü olacaktı- bir sesle bağırdım. “Bacağına dikkat et, sakın bir yerini incitme!”

“Tamam, hadi gidin!” Ablamın lafıyla bakışlarımızı Dicle’nin iki katlı, lüks evine çevirdik ve hepimiz aynı anda derin bir nefes aldık. Üçümüz evin önünde dikilmeye devam ederken Beren’in sırıttığını, Rana’nın ise heyecandan yerinde bile duramadığını görmüştüm.

Doğrusu ben de çok heyecanlıydım ama sadece belli etmiyordum.

“Hadi bakalım,” dedi Rana ve ellerini heyecanla çırparak eve doğru adımını attı.

“Planımız başlasın!” Beren de Rana’nın arkasından gelirken ben de gülümseyerek arkalarından geliyordum ve Beren’e adımlarımı hızlandırıp yetişince Rana’yı da durdurdum. “Durun kızlar, biraz bekleyelim. Söyleyeceklerim var. Evet, Beren, dediğin gibi planımız başlıyor,” dedim ve Beren’in beni dikkatli bakışlarıyla dinlediğini gördüm, Rana da hâlâ heyecanlıydı.

“Benden sakladığınız ve son gece haber verdiğiniz o eşsiz, asıl amacımız olan o plan başlıyor.” Rana gülerken Beren’in de dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrıldı. “Bunu sürekli söylemek zorunda mısın, Masal?” dediğinde başımı onaylar şekilde salladım.

Beren tekrardan Rana’ya döndü ve elini birden ortaya attı. “Bu işte benimle var mısınız?” dediğinde Rana’yla ikimiz elimizi Beren’in elinin üstüne koyduk ve var güzümüzle bağırdık. “Varız!”

Ardından Rana da sorusunu ortaya attı. “Bu eşsiz ve asıl amacımız olan planı gerçekleştirmeye ve intikamımızı almaya hazır mısınız arkadaşlar?” Ve yine, yüksek sesle bağırarak hep bir ağızdan cevap verdik. “Hazırız!”

Birkaç saniye sonra ise kol kola girerek üçümüz partinin olduğu iki katlı ve lüks eve, intikam alacağımız kızın evine doğru emin adımlarla ilerledik.

Bugün ilk defa bu kadar heyecanlı ve kendimi emin hissetmiştim.

Bu görevi iyi bir şekilde gerçekleştirecektik.

Kısacası intikamımızı alacaktık.

Bölüm sonu

1 yorum