Okulumdaki neredeyse tanıdığım bütün kızlar voleybol hastasıydı ve beni aralarına davet ettiklerinde ben her zaman istemeyerek başımı iki yana, olumsuz anlamda sallamakla yetinmiştim. Çünkü gerçekten daha topu karşı tarafa bile zar zor fırlatırken kim bilir onlarla oynarken ne kadar berbat oynayacak ve oyunlarını berbat bir hâle getirecektim?
Bu yüzden beden derslerini de boş geçtiği için sevmeme rağmen sadece boş boş oturuyor, voleybol veya basketbol oynayan arkadaşlarımı izliyor, beden öğretmeni beni görüyor mu diye etrafıma bakınıyor ve yanımda getirdiğim kitabı o gürültülü spor salona içerisinde okumaya çalışıyordum. Ama beden derslerinde her zaman aynı şeyleri yaptığımdan ve neredeyse bir tane sporu bile -yüzme hariç- yapmayı beceremediğimden sıkıldığım oluyordu, bu nedenle yanımda durup jimnastik çalışan eski arkadaşım Begüm, beni eğlendirmeye çalışıyordu. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu konuda her zaman başarılı oluyordu ama şimdi onunla küstük ve görüşmüyorduk da. Hem okullarımızda artık ayrı olduğundan konuşamıyorduk bile.
Begüm’le küsme sebebimiz ise ortaokuldayken sevmediğim kızlarla görüşüp benim hakkımda konuşmasıydı ve gerçekten de bunu öğrendiğimde resmen yıkılmıştım, sonuçta ona tanıştığımızdan beri çok değer vermiştim. Aynı zamanda hep birlikte, her gün hiç ayrı kalamadan vakit geçirdiğim bir arkadaşımdı, bu yüzden de bana ihanet ettiğinden dolayı onu asla affetmemek için yemin etmiştim.
Begüm’ün bana ihanet ettiğini ablam sayesinde öğrenmiştim ve ona hep bana bunu söylediği için teşekkür ederdim, hatta arada sırada hâlâ aklıma geldikçe ona bu konuda teşekkür etmeyi unutmuyordum.
Aslında ablam Begüm’le daha yeni tanıştığında bile onu garip bulmuştu ve bu durumu benimle paylaştığındaysa ablama salak gibi bu düşüncesinin yanlış olduğunu ve böyle düşünmemesi gerektiğini söylemiştim. Kısacası Begüm’ü savunup ablamın bu düşüncesini -ablamdan şu anda bu konu hakkında özür diliyordum- saçma sapan bulmuş ve haksız olduğunu sanmıştım.
Meğersem tamamen yanılıyormuşum, ablam gerçekten de çok haklıymış ve asıl aptal olan benmişim.
Sonrasında ablam okuldaki arkadaşlarıyla yürüyüş yaparken bir kafede Begüm’ü otururken görmüş ama yanına tabii ki de gitmemiş, onu yerine bir köşeye geçip Begüm’ün sevmediğim kızlarla olan konuşmalarını gizlice dinlemiş. Ve benim hakkımda dönen dedikoduyu duyduğu gibi ise hemen bir video çekmiş ve sonra da hemen evin yolunu tutmuş.
O videoyu, Begüm ve sevmediğim kızların birlikte olduğu ve benim hakkımda iğrenç bir sohbet yaptığı o videoyu gördüğüm anı asla unutamıyordum. Çok öfkelenmiştim, çok kırılmıştım ve o gece bir daha o aptal kızla görüşmemek üzere yemin etmiştim.
Sağlam bir dayağı hak eden, ihanetçi ve iyi kız rolünü bürünen sahte bir kızdan ibaret olan birisiyle nasıl arkadaşlık ettiğime ve bunu fark etmememe anlam veremiyordum. Sanırım ortaokul sondayken biraz, hatta baya saf ve aptal bir kızmışım.
Kafamın içinde voleybol adlı sporu oynayamadığımı düşünürken nasıl birden Begüm adlı sahteci ve eski arkadaşım olan kızı nasıl düşünmeye başladığımı ben de bilmiyordum.
Begüm isimli o sinir bozucu kızı kafamdan çıkararak tekrardan voleybol oynayamadığım ve oynamayı öğrenmek için arkadaşlarımdan yardım aldığım o ortaokul dönemlerimi düşünmeye başladım ve düşünürken de sırıttım.
Gerçekten ortaokuldayken fazlasıyla komik bir ergendim, bunu kesinlikle kabul ediyordum.
Ama şimdi burada, gerçek arkadaşlarım ve ablamla gelmiş, voleybolu bilmesem bile az çok oynayabiliyor ve bundan fazlasıyla keyif alıyordum. Fakat voleybol oynamaktan dolayı değil, içinde bulunduğum samimi ve aynı izleyip okuduğum gibi sıcak bir arkadaş ortamından dolayı keyif alıyordum.
Voleybol bana göre sıkıcı gelse bile içinde bulunduğum ortam gerçekten beni fazlasıyla etkiliyor ve yine de mutlu edebiliyordu. Özellikle Gece ve Lavinya’yla daha yeni tanışmış olsak da onlar da beni fazlasıyla güldürmüş ve korku dolu olan yaşadığım olayı bana çoktan unutturmuşlardı.
Ve ilk defa bana voleybol itiraf etmek gerekirse fazlasıyla eğlenceli gelmiş ve bu sefer oynamayı reddedip başımı olumsuz anlamda sallamamıştım.
Ter içinde kalarak topu bir köşeye koyup aramızdaki büyüklerin nerede yatacağını hep birlikte karar verdikten sonra Yeliz teyzeyle Taner amca karavana doğru ilerlediler, biz de çadırlarımızı kurmak üzere iş başına geçtik.
İki kardeşin eniştesiyle teyzesini karavanda yatması için zar zor bir şekilde ikna edebilmiştik çünkü onlar bizim rahat etmemizi istemişlerdi, bu yüzden de onları ikna etmek için doğrusu zorlanmıştık.
İki kardeş haricindeki bütün kızlar olarak çadır kurmayı bilmediğimizden bön bön çadırın kurulmasını izlemekten başka bir şey yapmamıştık, bu nedenle Rana utanarak hemen konuşmaya başladı: “Özür dileriz ama… Biz çadır kurmayı bilmiyoruz, yani böyle işlerden anlamayız. İsterseniz erkekler size yardımcı olabilir.”
Rana’nın sessiz bir şekilde dedikleriyle Talha kaşlarını çatarak, “Biz neden yapıyor muşuz, siz de öğrenmek için çabalasanıza,” dedi ama Arda ona boş ver der gibi bir işaret yaparak yeşil bir çadır kurmaya başladı. “Yardım ederiz, sorun yok. Bizim için gayet kolay bir iş, değil mi Talha?”
Talha ise oflayıp puflayarak mecburen bir çadır kurmak üzere Arda’nın yanına geldi ve eline malzemeler alarak işe koyuldu. “Evet, ne demezsin? Aşırı kolay hem de, kesinlikle hiç yorucu değil ve basit bir iş.” Talha Arda’ya söylene söylene işini isteksiz bir şekilde yapmaya devam ederken ablamla ben gülmeye başladık, Arda ise hiçbir şey söylemeyerek sessizce çadırın bir malzemesini eline aldı.
“Masal, bana şunu uzatır mısın?” Arda bana seslenerek eliyle bir parçayı gösterdiğinde hemen eğilerek parçayı Arda’ya doğru uzattım ve sırıtarak, “Al, Marul Kafa,” dedim ve göz kırptım.
“Bu dediğine karşılık bir laf etmeyeceğim, sonuçta ben de sana bir lakap takarak seni biraz öfkelendiriyor olabilirim,” dedi Arda ve çadırın bir parçasını daha yerleştirerek hiçbir hata yapmadan çadırı sakince kurmaya devam etti. Talha’nın aksine Arda’nın bu konuda oflayıp puflamamasına gerçekten fazlasıyla şaşırmıştım.
Yaklaşık aradan on dakika geçtikten sonra çadırların hepsi kurulu bir şekilde yan yana dizilmişti ve Gece son çadırın başında dikilerek alnındaki ter damlalarını elinin tersiyle silerken Lavinya da ablasının yanındaki çadırın başındaydı.
“Helal olsun kızlar, sizin hiç böyle işler becerebileceğinizi düşünmemiştim,” dedi ablam ve Lavinya ise ablama doğru dönerek, “Kimin yapmasını bekliyordunuz ki?” diye sordu şaşkınca, ablam ise sırıtarak karavanı işaret etti. “Sizin teyzenizle eniştenizin yapmasını beklemiştim.”
“Biz tembellikten yana değiliz, kendi işlerimizi kendimiz yapmaya özen gösteririz.” Gece ablamın yanına gelerek gülümsedi ve ablam ise ilk önce kendini, ardından bizi işaret etti. “Bize tembel mi demek istedin sen şimdi?” diye sordu, Gece ve Lavinya da ablamın bu sorusuyla kısa bir kahkaha patlattılar. “Sanırım evet, size az önce tembel demiş olduk.”
Biraz sonraysa canım sıkıldığından dolayı Arda’nın -diğer adıyla Marul Kafa’nın- yanına gelerek yanı başında dikildim ve Arda bana doğru döndüğünde gözlerimle kurduğu çadıra baktım. “Böyle bir şey becereceğinden çok emin değildim ama sen şaşırtıcı bir şekilde Talha gibi söylenmek yerine sessizce çadırı kurabildin. Tebrikler!” Ellerimle alkış tuttuğum esnada Arda güldü ve bana bir adım daha atarak kendi kurduğu çadırı inceledi, gözleri bir süre orada oyalandı.
“Senden bir şey rica edeceğim.” Cümlemle Arda gözlerini ve başını bana çevirerek soran gözlerle baktı ve ben de aynı onun gibi gülümseyerek kurduğu, hiçbir eksiği olmayan sağlam çadırı çenemle işaret ettim. “Bana böyle bir çadır kurmayı en kısa zamanda öğreteceksin, tamam mı?”
“Peki, öğretirim Masal Hanım, siz yeter ki emredin.” Arda sanki bir askermiş gibi bir selam verdi ve ben ise bu tepkisi karşısında gülerken Gece’yle Lavinya yanımıza gelip nerede yatacağımızı sordu.
“Ben Masal’la birlikte şu çadırda yatarım,” dedi ablam sarı bir çadırı gösterirken ve ben de ablamı başımla onayladım. “Benim için gayet uygun.”
Gece gözleriyle en sondaki kurduğu çadırı süzdü. “Tamam, biz de Lavinya’yla en sondaki çadırda yatarız.”
Bunun üzerine Beren, Rana’nın omzuna kolunu atarak kafasıyla en ortadaki çadırı gösterdi, ardından da Rana’ya baktı. “Burası senin için uygun mu, kuzen?” dediğindeyse Rana başını sallayıp uygun olduğunu belirtti ve böylece son iki çadır da Arda’yla Talha’ya kalmış oldu.
“Oh, ne güzel!” dedi ablam değneğini çadıra yaslayarak ve ilk önce iki tane boş kalan çadıra baktı ve sonra bakışlarını sevgilisiyle Arda’ya çevirdi. “Tek başınıza çadırda yatabileceksiniz ama ya biz? Biz iki kişi, küçücük çadırda sıkış tıkış yatacağız.”
“Abartma istersen abla, aslı başı ikimiz yatacağız ve ben senin gibi düşünmüyorum. Aksine bence sıkışmadan rahatça uyuyabiliriz çünkü çadır dışarıdan küçük görünse bile…” Cümlemi yarıda kesip kafamı kalacağımız çadırın içine daldırdım ve geniş alanı görüp sırıtarak tekrardan kafamı çekip ablama baktım. “İçerisi gayet geniş, yani birbirimizin dibine çok girmezsek rahat bir uyku çekebileceğimizi düşünüyorum, sizce de öyle değil mi?”
Çadırın geniş olduğunu tahmin edebilmiştim ve tahminimin doğru çıkması sırıtmama sebep olmuştu.
“Tamam, nerede yatacağımız da karar verildiyse hepinize iyi geceler çünkü hepimizin gerçekten yorulduğunu ve korku dolu bir gece geçirdiğini farkındayım,” dedi Gece ve biz de onu iyi geceler demeyi unutmayarak çadırlarımıza teker teker girdik, girerken de ablama bacağından dolayı yardımcı olmuştum.
Çadıra girdiğimizde Rana’nın ta buraya kadar, “Burası mükemmel bir yer, kamp yapmak fazlasıyla eğlenceli bir işmiş meğersem!” sesi geldiğinde bu sevincine ablamla kıkırdadık ve yerleştirdiğimiz yastıklara başımızı koyarak bir süre sohbet etmeye başladık.
“Masal,” dedi ablam sessiz bir şekilde gözlerini yukarı odaklayıp çadırı incelerken. “Yanınıza geldiğimizde Arda sana neden sarılıyordu?” dediğindeyse bu soruyu beklemediğim için aniden sessizleştim ve ablama ne cevap evereceğimi kafamın içinde düşünüp durdum.
Birkaç saniye daha sessizlik içerisinde geçmeye devam ederken ablam en sonunda dayanamayıp bana meraklı gözleriyle baktı, ben ise bıkkınlıkla bir nefes verdim.
Ablamın sırf cevap vermem için inatla beklemesi beni cidden rahatsız ediyor ve hoşuma gitmiyordu ama yapacak bir şey yoktu. Eğer ablama cevap vermezsem bu gece bana rahat bir uyku çektirmeyeceği kesindi; eminim ki sabaha kadar başımın etini yemekten çekinmeyecek ve bundan zevk alacaktı.
“Sanırım korktuğum için Arda da arkadaşını biraz olsun sakinleştirmek istedi, bu yüzden bana sarılmış olabilir ama emin değilim. Ben de neden sarıldığını anlayamadım o anda, sonuçta baya korkmuştum ve bu yüzden sormak aklımın ucundan bile geçmedi.” Ablam en sonunda benden bir cevap aldığı için gülümsedi ve sanki bir zafer kazanmış gibi davranmaya başladı.
Ablam gerçekten inatçı bir kızdı, bunu kesinlikle kabul ediyordum ve ona mecburen bir konu hakkında doğruyu söylemek zorunda kaldığımda aldığı zaferle sırıtmasına ben de aynı onun gibi gülmeden duramıyordum. Her ne kadar da ablamın bu özelliğini pek sevmesem bile sonunda böyle davranması komiğime geliyor ve tekrardan bıkkınlığımın yerini neşeli bir kız alıyordu.
Ablamla biraz daha sohbet ettikten ve bunları düşündükten sonra yaşadığım korkunç gecenin getirdiği uykusuzluk hissiyle neredeyse daldığımı fark etmemiştim bile. Rüyamda da bu gece yaşadıklarımla ilgili bir şeyler göreceğimi düşünerek en sonunda yorgunlukla gözlerim kapanmış ve derin bir uykuya, bedenimdeki uykusuzluk hissiyle başa çıkmayarak sonunda dalmıştım.
***
Çantalarımızdan bazılarını karavana, bazılarını da arabanın bagajına attıktan sonra arabada çok sıkıştığımızdan bu sefer bazılarının karavanda ve bazılarının ise -ben dâhil- arabada yolculuk etmesine karar vermiştik.
Arabaya ablam, ben, Yeliz teyzeyle Taner amca ve iki kuzen bindiğinden beri tam tamına bir saat geçmişti, bu yüzden de sıkıldığımız için boş boş camı seyrediyor, sessizce birbirlerimizle bakışıyorduk.
“Gençler sıkıldınız mı, eğer sıkıldıysanız hiç merak etmeyin çünkü çok az kaldı,” dedi Taner amca ve araba aynasından bizi süzdükten sonra direksiyonu çevirerek yola bakınmaya koyuldu.
“Hayatım, çocukların sıkılmaları çok doğal bir durum, sonuçta yeğenlerimiz ve oğlanlar karavanda rahat rahat yolculuk yaparken bu kızcağızlar burada bunalıyorlar. Bu yüzden telefonu arabaya bağlayıp onların istedikleri bir şarkı açalım.” Yeliz teyze tam da bizim istediğimizi dile getirdiğinde hepimiz mutlu olmuş ve camları açarak serin, temiz havayı içimize çekmiştik.
“Ne açayım, gençler?” Taner amca hâlâ yola odaklanırken ablam Yeliz teyzenin elinden telefonu aldı ve istediği şarkıyı aratarak şarkıyı açtı, Yeliz teyze ise bunun güzel bir şarkı olduğunu söyleyerek gülümsedi.
Şarkı hareketli ve tam da yaz havasına uyan bir şarkıydı, ayrıca şarkının İngilizce olması benim için ayrı güzeldi. Aynı zamanda ablamın açtığı şarkıyı çok kez dinlemiş ve ablamla birlikte yürüyüş yaparken de bu şarkıyı açarak dolaşıyor ve sözlerinin ne kadar güzel olduğundan bahsediyorduk.
Taner amca ise bizim aksimize bu şarkının kendi tarzı olmadığını söyleyerek başını iki yana salladı ve gözlerini bir süreliğine karısına çevirip gülümsedi, ardından tekrardan gözlerini arabanın ön camına doğru odakladı.
Birkaç dakika daha geçtiğinde Serhat amcanın kafesine çok yaklaşmıştık, bu yüzden Beren neşeli neşeli gülümserken ben de telefonumdan gelen yeni mesajları kontrol ediyordum ve yine sinir krizleri geçirmeden duramıyordum. Ama tabii ki bunu arabanın içinde belli etmemek için büyük bir mücadele veriyor ve ablamla iki kuzene mesajları sessizce gösteriyordum. Onlar da aynı benim gibi sessizce tepki veriyor ve öfkelendiklerini bakışlarıyla açıkça belli ediyorlardı.
Dicle: “Ne oldu, sanırım annelerimizin size dedikleriyle biraz fazla sinirlendiniz, Masal Hanım? Ama sen daha dur, biz yeni başladık, bize partide yaptıklarınızdan sonra sizi rahat bırakmayacağımızı ve gününüzü göreceğinizi söylemiştim, siz de bizi dinlememekle hata yaptınız. Şimdilik bu kadar, tekrardan görüşürüz, tatlım!”
Bir tane daha mesaj gelmişti, o da aptal Nida’nın gönderdiği mesajdan başka bir şey değildi, bu yüzden hepimiz Taner amcayla Yeliz teyzeye belli etmeden yüzümüzü ekşitmiştik.
Nida: “Sana demiştim, Masal, bize böyle şeyler yapmamalıydınız. Hepiniz aptalsınız, o grubunuz umarım bir gün yıkılır ve hepiniz gününüzü görürsünüz. Acaba ailen tekrardan buraya geldiğinde ve arkadaşlarıma partide yaptıklarını öğrendiğinde ne tepki verecek çok merak ettim doğrusu. Umarım onlar da ablanla size gerekli dersi verir ve bir daha bize bulaşmamanız gerektiğini anlarsınız. Hem bir de siz bize intikam alacağınız ve bize ders vereceğinizi söylemiyor muydunuz, ne oldu şimdi? İşte ortada böyle çaresiz bir şekilde kalırsınız, biz de sizin bu çaresizliğini zevkle izleriz :)”
Ablam mesajı gördüğü gibi bana karşılık yazmamı söyledi, iki kuzen de ablamın dediğini katılarak başıyla onayladığında parmaklarım hemen klavyede gezindi ama duyduğum sesle yazmayı bıraktım. “Gençler, bir sorun mu var?” dedi Yeliz teyze ve biz de sorun olmadığını söyleyerek başımızı salladık, ardından Beren yaklaştığımızı ve bu yüzden hızlı olmamı söyledi.
Ben: “Birincisi ailem elbet ki bize hak verir ve siz hepiniz ablamın canını yaktığı için sizle gerekirse kavga bile eder. İkincisi ilk önce siz bize bulaştınız, biz de mecburen size karşılık verdik, bunu anlasanız iyi edersiniz. Ayrıca sizden intikam alıp zaferi kazanan biz olacağız, bunu da size haber vermek istedim, tatlım.”
Beren’le Rana ise bu yazdıklarımı gördüğümde sırıttılar ve omzuma dokunarak grubumuzu desteklediler ama bu kısa oldu çünkü Beren’in evine çoktan varmıştık. Beren ise camı izlerken bunu fark ettiği gibi ilk önce kuzenine sarılıp geri çekildi, ardından da arkadaşı olan bana sarılarak arabadan el sallayarak indi. “Görüşürüz!”
“Görüşürüz, Beren!” Rana’yla ikimiz aynı anda el sallayıp bağırdıktan sonra arabada çalan yaz şarkısı bitmişti, yerine daha sakin ve güzel bir romantik şarkı çalmaya başlamıştı ama Taner anca sıkılmış gibiydi. “Yine tarzım olmayan bir şarkı daha gençler, duyuyorsunuz.”
“Hayatım, neden böyle düşünüyorsun ki? Bak işte, ne güzel tatlı bir romantik şarkı, biraz zevk almaya çalış,” dedi Yeliz teyze ve eşinin omzuna dokunarak gülümsedi, geçekten aralarında çok güzel bir aşkın olduğunu o an fark etmiştim çünkü birbirlerine bakarken gözlerinin içi gülüyordu. “Haklısın, hayatım, belki biraz zevk almalıyım.”
Taner amca bizim evimize gelip arabayı durdurduktan sonra bize omzunun arkasından baktı, biz ise başımızı eğerek ona teşekkür edip ablamla zar zor da olsa arabadan indik. Sonuçta ablamın değneğiyle birlikte inmesi biraz zor oluyordu.
Arabadan indikten sonra temiz havayı içime çektim ve yüzüme doğru hafif bir rüzgâr vurduğundaysa, “Es, rüzgâr, es!” diye bağırdım çünkü arabanın içerisinde camlar açık olsa bile yine de sıcaklamıştım.
Bu aralar havaların bu kadar sıcak olmasını anlayamıyordum, insan bu sıcakta sanki bir şehrin değil de bir çölün içindeymiş gibi hissediyordu ve bence böyle hissetmemiz çok normaldi. Çünkü hava durumunu daha dün telefonumdan kontrol etmiştim ve neredeyse hava 40 dereceyi geçecekti.
Ablam bana karavanın camını işaret ettiğinde gözlerim camdan bizi izleyen Arda, Talha ve iki kardeşi gördü ve hemen ikimiz de el sallayarak arabanın tekrardan harekete geçmesiyle onların gitmesini arkalarından izledik.
Ablamla bir süre daha orada, güneşin alnında dikildikten sonra evin basamaklarından çıkarken ablam, “Dün gece nasıl bir olaydı ama, Masal?” dedi, ben de gözlerimi devirdim. “Bir insan neden sinyal çekmemesine ve akşam karanlığına rağmen orman yoluna yürüyüş yapmaya çıkar ki, aptal mısınız siz? Bizi gerçekten çok korkuttunuz abla, bunu bil!”
Eve girip kapıyı kapattıktan sonra ablam kapattığı kapıya yaslandı ve başını eğerek özür diledi. Ben ise başımı sallayarak ablamın yaptığı aptallığa rağmen yine de onu affettim ve hızlı adımlarla mutfağa yöneldim. “Ee, ne zaman yemek yapacağız, kurt gibi açım da.” Ablama bir cevap almak için baktım ve ablam da yanıma gelerek sırıttı. “Gel, el birliğiyle şöyle güzel bir kahvaltı yapalım, ne dersin?”
“Gayet güzel olur,” diyerek ben de onun gibi sırıttım ve işe koyularak malzemeleri çıkarmaya başladım, çıkarırken de bir yandan sıcak hakkında söylenmekle uğraşıyor ve alnımdaki ter damlacıklarını elimin tersiyle siliyordum. “Bu hava sanırım bizi yakında öldürecek!”
***
Saatin kaç olduğunu bilmediğim bir akşam saatinde yatağımdan kalkarak doğruldum ve masamın üzerindeki çalan telefonumu alarak aramayı yanıtladım. “Alo, anne?”
“Alo, kızım, nasılsınız, umarım iyisinizdir canlarım,” dediğinde aklıma dün gece kampta yaşadığımız olay geldiğinde sırıttım ve yalan söyleyerek -çünkü pek de iyi sayılmazdık- anneme gayet iyi olduğumuzu ve ödevlerimizi yaptığımız cevabını verdim.
“Ne güzel, bizim de size güzel haberlerimiz vardı, o yüzden ablanı arayacaktım ama meşguldü. Ben de bu yüzden seni aradım, canım.” Annemin haberlerinin olduğunu söylemesiyle meraklanarak odamın içinde dönüp dolaşmaya başladım, ardından durarak odamdaki dolaba sırtımı yasladım. “Neymiş vereceğiniz o haber, anne?”
“Kızım, ablanı çağır, öyle vereyim,” dedi annem ve ben de hemen aramayı birkaç saniye sessize alarak odamın kapısını aralayıp ablama seslendim, ablam da bana söylenmeye başladı ama bu dediklerimi duyduğundan kısa sürdü. “Abla, annem telefonda, seni bu yüzden çağırıyorum ve bu yüzden de üşenmeyip yanıma gelmeni istiyorum!”
“Peki.” Ablam kumandayla televizyonu kapatıp yanıma geldi ve odama girerek eline hemen telefonumu aldı. Ardından ablam aramayı sessize almayı sonlandırdı ve hoparlörü açarak telefonu sanki duymuyormuş gibi kulağına tuttu. “Ne oldu anneciğim, bir sorun mu var?”
Annem telefonda bir süre sessiz kaldı, biz de bu oluşan sessizliğe anlam veremeyip birbirimizle bakışırken birden babamın sesini duymamızla korkuyla yerimizden sıçradık. “Sürpriz! Nasılsınız, canlarım?” Ablam ise hâlâ derin nefesler alıp verirken babama korktuğundan dolayı söylenmeye başladı ama babamın verdiği haberle ikimiz de bu sefer korku çığlıkları yerine sevinç çığlıkları atmaya başlamıştık.
“Bugün, saat kaç bilmiyorum ama gecenin bir saatinde yanınıza geliyoruz, şu anda yolda, bir dinlenme tesisinde yemek yiyoruz.”

