Normalde sadece yaptığımız kız veya grup partilerinde sabaha kadar sabahlamaya çalışır ama yine de saat gece dörde kadar göz kapaklarımız yavaşça kapanır ve bedenimizdeki uyku hissine bastıramadan derin bir uykuya dalardık. Ama bugün bizim için ablamla çok daha iyi bir gündü, çünkü ailemiz sonunda yanımıza geliyordu ve biz onları gerçekten de çok özlemiştik. Bu yüzden saat kaçta gelirlerse gelsin ablamla sabaha kadar uyumayacak, oturup uykuyla başa çıkmaya çalışarak bir şeyler yapacaktık.
Aynı şu anda ablamla saatin 00.12 olmasına rağmen birlikte kek pişirmeye çalışmamız gibi eğlenceli şeyler yapmayı planlıyorduk.
Ablam kekin malzemelerini kattığı kabın içine kakao eklerken -kakaolu kek en sevdiğimizdi ve bizim için kesinlikle vazgeçilmezdi- elini bana doğru uzattı ve “Masal, unu uzatır mısın?” dedi yüksek bir sesle onun sanki yakınında değilmişim gibi.
“Tamam.” Başımı sallayarak ablama unu uzattım ve ablam içinden bir avuç kadar un alarak diğer malzemelerin arasına kattı ve karıştırmaya başladı. “Ablan bu keki leziz yapacak, Masal, sadece izle ve gör.”
Ablamın bu neşesine ben de karşılık vererek gülümsedim ve içimizdeki neşeyle bir süreliğine keki hazırlamaya devam ettik, resmen mutluluktan havalara uçacak gibiydik.
Birkaç dakika daha ablam kek yapmaya devam ederken ablamın bana seslenmesiyle telefonumu kapatıp ablama doğru döndüm. “Tamam, Masal, şimdi bana kıvamı hakkındaki düşüncelerini söyle ve tadına bak. Ayrıca lütfen şu elindeki telefonu bırak ve biraz da bana yardımcı olmaya çalış.”
Elimdeki telefonumu bir köşeye koyup ablama doğru iki adım attım ve ilk önce gözlerimle kıvamını, ardından da tadına bakarak mükemmel olmuş der gibi beş parmağımı birleştirip dudağıma götürdüm. “Enfes, şimdi fırına atma vakti.”
Ablamla hazırladığımız -doğrusunu söylemek gerekirse benden çok ablamın hazırladığı, hatta neredeyse tamamını hazırladığı- keki fırına attıktan yaklaşık bir saat sürecek zamanda beklemeye, başka şeylerle oyalanmaya başladık.
Ablam en sonunda oturabildiğimiz koltuktan ayağa kalkıp fırının başına geçti ve evin her tarafına yayılan enfes kokuyu koklarken keki eldiven yardımıyla fırından çıkardı ve tezgâha koydu. “Tamam, şimdi biraz daha bekleyeceğiz.” Oflayarak karnımda daireler çizdim ve ablama çok acıktığımı belirtip Talha’nın taklidini yaparak sahte bir şekilde söylenmeye başladım. “Ya Öykü, daha ne kadar bekleyeceğiz, bana bir söyler misin? Çünkü benim karnım kurt gibi acıktı da.”
Ardından iki kız evin içinde yankılanan kahkahalarımıza boğulduk.
“Hatırlıyor musun o kek olayını abla, aşırı komikti!” Zar zor konuşup kahkahalarla gülmeye devam ederken aklımdan Talha’yla yaşadığımız o kek olayı geçti ve daha yüksek sesle gülmeye başladım, ablam da nefes nefese kalırken başını salladı.
Neredeyse gülmekten gözümüzden yaşlar akacaktı ve yüzümüzün kıpkırmızı olduğundan çok emindim.
Güldüğümüz şey aslında Talha’yla ilgili bir olaydı, yoksa acıktığım için bu kadar fazla gülecek değildik. Talha bir kere bizim eve gelmişti ve o zaman da birlikte kek yapacaktık ama Talha Bey, bizi sadece izlemekle yetinip telefonundan oyun oynuyordu. Kısacası her zamanki gibi üşengeçlik yapıp tembel tembel yatıyordu.
Sonrasında ise kekin kokusu salona yayıldığında Talha ağzı sulanarak bir ayıymış gibi ayağa kalkmıştı ve yanımıza gelerek kekin ne zaman hazır olacağını sormuş ve kurt gibi acıktığından bahsederek sabırsız davranmıştı. Ablam da biraz daha beklememiz gerektiğinde söylediğinde Talha ablama sabırsız olduğunu söylemişti ve bir parça almak için tepsinin şeklini almış keke uzanacakken yanlışlıkla eli sıcak tepsiye değmişti.
İşin kötüsüyse tepsinin fırından daha yeni çıkmış olmasıydı, yani tepsi fazlasıyla sıcaktı ve sıcak olduğundan eli fazlasıyla yanmış olabilirdi.
Talha -asıl komik olan burada başlıyordu- da refleks olarak eli yandığı için yine yanlış bir şey yaparak elini geri çekecekken tepsiyi de eliyle birlikte çekmişti ve böylece tepsiyle kek saniyeler içinde yere devrilmişti. Ablamın gözleriyse bunu gördüğü gibi Talha’ya vurmak üzere yumruğunu kaldırıp evin içinde onu kovalarken Talha da ablamdan bin kere özür dilemiş ve ablam onu dinlemeyerek keke ne kadar emek verdiğini söylemişti.
Özetle evin içinde 3. Dünya Savaşı çıkmıştı ve en sonunda evde çocuk gibi kovalamaca oynayan çift yorgun bir şekilde uyuya kalmışlardı.
Talha da bazenleri gerçekten insanı sinirlendirecek aptal aptal hareketler yapıyordu ama ablamla bunlara kızsak bile birkaç gün sonra bunları hatırladıkça gülüyorduk.
Aynı şu anda gülme krizlerine girdiğimiz gibiydi.
***
Andy karakteri aptal bir kumraldan ibaretti ve o yeşil gözleri anca erkekleri gözlüyordu.
İzlediğimiz dizinin beşinci bölümünü de bitirdikten sonra ablam son kısımdaki aksiyonlu sahneden dolayı derin bir nefes verdi ve hemen heyecanla altıncı bölüme geçti. Ben ise gözlerimden uyku aktığından adım kadar emindim ve diziye karakterleri sevmediğimden dolayı fazlasıyla odaklanmıyor, arada sırada saatin kaç olduğunu kontrol ediyordum.
Ablam kumandanın düğmesine basıp diğer bölüme geçtiğinde tırnaklarını kemirmeye çoktan başlamıştı, ben de o sırada yine gözlerimi televizyondan alıp ekrandaki saate çevirmiştim.
Telefonumu saatin 4.16 olduğunu gördükten sonra kapattım ve gözlerimi dikdörtgen şeklindeki büyük ekranda açık olan diziye odakladım, yine Andy gelince ise gözlerimi devirmekten kendimi alıkoyamadım.
Ablam da bunu gördüğü gibi diziyi durdurdu ve bana bakarak, “Yoksa sen Andy’i sevmiyor musun?” diye şaşkınca sordu, ben ise tereddüt etmeden hemen başımı salladım. Gerçekten karakterden nefret etmiştim ve onun geldiği her sahnede ana karakterin arkadaşı olsa bile oflayarak gözlerimi deviriyordum.
“Evet, kız tam bir erkek avcısı.” Kollarımı göğsümde kavuşturup kısık gözlerle Andy karakterine katlanmaya çalışırken ablamın ağzının şaşkınlıktan aralandığına emindim. Tahmini doğrulamak için ise başımı ablama çevirdiğimde gerçekten de ağzını şaşkınlıkla aralayıp bana baktığını görünce sırıttım.
Tahminlerimin doğru çıkmasını seviyordum.
Ablam, “Şaka yapıyor olmalısın, kız, arkadaşlarını korumak için her şeyi göze alıyor ve çok iyi bir dövüşçü,” dediğinde başımı gayet ciddi bir şekilde iki yana salladım ve Andy’i tüm bunlara rağmen hâlen de sevmediğimi açıkça söyledim.
“Ama kız korkusuz ve cesaret göstererek yaratığa karşı silah tutabiliyor, ayrıca kız erkeklere karşı rol yapıyor, yani gerçekten erkek avcısı değil, görmüyor musun?” Ablamın dedikleriyle Andy’nin erkeklere karşı olan tavrını bir süre düşündüm ama ona olan nefretim bir gram bile azalmamıştı. “Hiç öyle görünmüyor.”
“Sen bilirsin, Masal. O zaman seninle bir iddiaya girelim mi?” Tabaktaki son kek parçasını da ağzına atıp çiğnedikten sonra kumandayla diziyi durdurdu ve bana baktı.
“Ne iddiası? Ayrıca kazanana ne ödül vereceğiz?” diyerek art arda iki soru sıraladıktan sonra ablam da aynı benim gibi iddialı bir şekilde gülümsedi ve kollarını benim az önce yaptığım gibi göğsünde bağladı. “Eğer bu diziyi bitirdikten sonra Andy karakterini seversen bana bir ödül, sana ise bir ceza vereceğiz. Ama eğer ki dizinin sonuna geldiğimizde Andy karakterini hâlâ sevmezsen ve ona karşı nefret beslersen sana bir ödül, bana ise bir ceza vereceğiz. Anlaştık mı?” Serçe parmağını bana uzattı ve yüzündeki iddialı gülümsemeyi silmemeye devam ederken ben de ona meydan okudum ve iddiayı kabul ettim. “Kabul. Bu arada ödül ve ceza ne olacak?”
Ablam bir süre kafasında düşündükten sonra parmağını şaklattı. “Kazanana her zaman gittiğimiz restoranda yemek ısmarlanacak, kaybedene ise yemek hesaplarını ödediği yetmezmiş gibi bir de başından aşağı su dökülecek. Kabul mu, bence gayet uygun.” Elini uzattığında yine meydan okuyarak sıktım ve gülümsedim. “Tabii ki.”
***
Telefonun parlak ışığı yüzüme vurduğunda gözlerimi kıstım ve ekran parlaklığını azaltarak saati yine kontrol ettim. Saatin neredeyse altıya geleceğini gördüğüm gibiyse şaşkınlıkla ağzımı araladım ve ablam bana ne olduğunu sordu.
Telefonu ablamı yüzüne doğru yaklaştırdığımdaysa ablam bunun normal olduğunu söyledi ve dizinin son bölümünü, yani dokuzuncu bölümünü başlattı.
Dizide bazı karakterleri sevmesem bile konusunu fazlasıyla sevmiştim ve her bölümünün kırk dakika olması da hoşuma gitmişti.
Bölüm uzunluğu ne çok kısa ne de çok uzundu, yani benim tam da sevdiğim gibiydi. Ama korkuyordum, çünkü her ne kadar söylemek istemesem de izlediğimiz son iki bölümde Andy karakterine ısınmaya başlamıştım. Hatta bazen yaptığı davranışları karşısında içimden onu tebrik ediyor ve kendimi alkış tutmamak için zorluyordum.
Umarım Andy karakteri şu anda izlediğimiz son bölümde kötü bir şey yapardı ve böylece ben de ceza yemekten kurtulurdum. Fakat hiç de kötü bir şey yapacak veya arkadaşlarına ihanet edecek gibi durmuyordu, aksine fazlasıyla cesur davranışlar sergilemeye devam ediyor ve arkadaşlarını korumaya çalışıyordu. Şu erkekler konusuna gelirsek ise Andy karakteri aynı ablamın dediği gibi cidden rol yapıyordu, bunu yedinci bölümde Tom’u öldürmesiyle çok iyi anlamıştım. Zaten bu yüzden ona ısınmaya başlamıştım ve bu diziyi çok daha güzel hâle getirse bile benim için kötü bir durumdu. İddiaya göre yalan söylemek de kesinlikle yasaktı ve ben de zaten yalan söylemekten yalan söylemem gerektiği durumlar haricinde nefret ederdim.
Yaklaşık yarım saat daha bölümü izledikten sonra dizinin son on dakikasına geldiğimiz için ablam heyecanla sesi fazlasıyla yükseltmiş ve bakışlarını aynı benim gibi diziye odaklamıştı.
Ana karakterin önünde o anda hiç beklemediğimiz bir şekilde çirkin ağızlı, koca gözlü, vücudundan salyalar akan ve dev gibi iri olan iğrenç yaratık belirdiğinden dolayı ablamla çığlık atarak daha çok yastıklara sarınmıştık.
İtiraf etmek gerekirse bu beni fazlasıyla geren bir dizi olmuştu ama en çok bu kısmı beni korkutmuştu. Zaten bu yüzden ablamla dizinin neredeyse tamamını yastıklara sarınarak ve tırnaklarımızı kemirerek izlemiştik.
“Ay, geliyor Masal, bu kız ne yapacak şimdi?” Ana karakter olan Joy canavarı görünce geri geri adımlar atmaya, korkuyla nefes alıp vermeye, tir tir titremeye ve şaşkınca aç yaratığı süzmeye çalışmıştı ama yaratığın kendisine atılmasıyla bu incelemesi kısa sürmüştü.
“Lanet olsun!” Korkuyla bağırırken gözlerimi yummuştum ama televizyondan gelen ve Joy’a ait olan bir sesle gözlerimi açtığımda şoke olmuş bir şekilde ekrana bakakalmıştım. “Olamaz!”
“En sevdiğim karakter…” Ablam hıçkırarak arkadaşı için kendisini feda eden ve yaratığın tırnakları tarafından her yeri derin yaralar içinde kalan kıza, ilk başta sevmediğim karaktere hüzünle bakıyordu. “Andy ölemez.”
Ben ise yerimde taş gibi kesilerek kanlar içinde kalan ve acıyla gülümseyen Andy’e bakıyor ve kendimi ağlamamak için çok zor tutuyordum çünkü her ne kadar ceza yiyeceğimi bilsem bile Andy’i son bölümlerde sevmiştim. “O ölecek, yaşaması imkânsız. Fazlasıyla kan kaybediyor zaten.”
“Andy!” Joycan dostunun onun için kendi canını feda etmesiyle dehşete kapılarak bir çığlık patlatmış ve arkadaşının yanına gelerek hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Diğer arkadaşları ise sadece yaşlarla dolu gözleriyle ikisini izliyor ve ağızlarını bıçak açmıyordu.
“J-Joy…” Andy acı içinde kan kaybetmeye devam ederken zar zor olsa da konuştu ve arka planda üzücü bir müzik çalmaya başladı, canavar ise Michael isimli bir karakter tarafından ağır bir darbeyle öldürülmüştü. “B-Bunu… Sizin i-için, can d-dostlarım için y-yaptım.” Ardından nefesini vererek acıyla inledi ve yemyeşil gözleri tekrardan Joy’a, can dostuna döndü. “B-Beni… Affedin, Joy…”
Ve gözlerini sonsuz bir uykuya dalmak için yumup hayata veda ettiğinde gözümden bir damla yaş akıp yanağıma doğru süzüldü. Bu film beni gerçekten etkilediğinden dolayı nadiren bir dizi karşısında ağlamıştım. “Abla.” Ekranda dizinin bittiğini gösteren yazılar belirip ardından ekran karanlığa büründüğünde derin bir nefes verdim, ablam ise etkilendiği için ağlamaya başladı. “Böyle bir son olmamalıydı, Masal.”
“Evet ama ben sana başka bir şey diyecektim. Sen kazandın.” Ablam gözündeki yaşları silip gülümsemeye çalışırken başını salladı ve “Ben sana demiştim,” der gibi bir bakış attı. Sonra aramızda bir sessizlik oluştu ve başlarımızı telefonlarımıza çevirdiğimizde bir süreliğine sessiz kalmaya devam ettik ama bu sessizlik kapının çalınmasıyla bozulmuştu.
Tık, tık, tık. Bu sesi duyduğumuz gibi dizinin bizde yarattığı kötü etkiyi hemen unutup heyecanla ayağa kalktık ve uykusuzluğumuzu üstümüzden atıp kapıyı sevinçle açtık. “Anne, baba!” İkimiz de sevinçle aynı anda mutluluk çığlıkları atıp dolu gözlerle kapının önünde dikilen ebeveynlerimize bakmıştık.
Annemin aynı bizim gibi kahverengi saçları saatlerdir yolculuk yapmaktan dağılmıştı ve uykusuzluktan dolayı bizim gibi gözlerinin altı mosmor olmuştu. Elinde tuttuğu çantasını bizi gördüğü gibi hemen bir köşeye fırlatmıştı ve o da bize gülümseyerek ceketini çıkarıp asmıştı. Aynı zamanda bunları yaparken bize özlem dolu gözlerle bakmaya devam etmiş ve yüzünden hiçbir zaman eksilmeyen o sıcak gülümsemesini bize sunmuştu.
Babam ise hemen kot pantolonunu düzeltip daha hırkasını bile çıkarmadan bize sırayla sımsıkı sarılmış ve geri çekildiğindeyse bizi ne kadar özlediğini söyleyip durmuştu, biz de canım babamın gözlerini nadir bir şekilde dolu gördüğümüz için şaşırmıştık.
“Baba, üzülme ne olur. Bak, kavuştuk, yanımızdasınız.” Ablam değneğini bir köşeye bırakıp zar zor ayakta durmaya çalışırken annem ablamın bu hâline üzülerek onun dengede durması için kolundan sımsıkı kavradı. “Yavaş ol, canım.” Ardından annem de ilk önce ablama, ardından bana sarılarak dudaklarını saçlarıma bastırıp kokumu özlemle içine çekti. “Hepinizi çok özlemişim, canlarım benim.”
“Siz neden uyumadınız bakayım, afacanlar?” Babam ikimizin de yanaklarından makas alıp gülümsemeye devam ederken sahte bir kızgınlıkla işaret parmağını bize doğru salladı ve yalandan kaşlarını çattı. Çok yorgun görünüyorsunuz, hadi bakayım, şimdi yatağa!”
Ablam da babam gibi sahte bir şekilde üzgün davranarak dudaklarını büzdü ve annemin elini daha sıkı sıktı. “Ama sizinle daha sohbet bile edemedik.”
Ablamın dediklerinin ardından annem ise gülümseyerek ikimize baktı ve bize sırayla tekrardan sarılıp yanaklarımıza öpücük kondurdu. “Şimdi hepimiz yorgunuz, yarın uzun uzun sohbet ederiz, tamam mı?” İkimiz de aynı anda başımızı salladıktan sonra annemle babamıza gülümseyip uzun bir süre baktık ve ablam birden sırıttığında ona “Ne oldu?” der gibi baktım.
“Neye sırıtıyorsun abla?” dedim merak ederek ve ablamın gülüşü büyüdüğünde, “İddia,” dedi, ben ise alacağım cezayı hatırladığımda ofladım. Annemle babam da bunu fark ettiğinden dolayı bana sorunun ne olduğunu söyledi, ablam da gülerek hemen her şeyi anlattı ve bunu duyduğu gibi ailem güldü.
Sonrasındaysa biraz koltuklara yığılıp dinlendik, çok uykusuz olmamıza rağmen uzun bir sohbete daldık, izlediğimiz etkileyici dizi hakkında konuştuk ve yaz tatilinde kurduğumuz gruptan biraz da olsa bahsettik. Ama tabii ki yaşadığımız şeyleri yarına saklamaya karar verdiğimizden dolayı ablamla kısa bir süre bakışarak çenemizi olanları anlatmak için asla açmamaya karar verdik ve bu kararı aileme çaktırmadan gözlerimizle verdik.
“Masal çok korkmuştu, hâlini bir görseniz çok üzülürdünüz.” Ablam başını eğerek kampta yaşadığım korku dolu geceyi annemle babama anlattığında ailem ablama baktı, ablam ise suçlulukla gözlerini kaçırdı. “Özür dilerim.”
“Daha geldiğimiz gibi böyle bir şey duyacağımı hiç tahmin edemezdim, gerçekten beklemiyordum,” dedi annem ve babam ise anneme telefonun ekranındaki saati göstererek yeni gelmediklerini belirtti. “Hayatım, geleli neredeyse iki saat olacak.”
Annem babamın ona saati göstermesiyle şoka uğrayarak şaşkınca -sanırım babamın ona gösterdiği saatin yanlış olduğunu düşünmüştü- bir de bileğindeki akıllı saati kontrol etti ama doğru olduğunu görünce bize bir bakış attı. “Saat ne ara yedi buçuğa geldi ya, inanılmaz! Ee, o zaman biraz uyuyalım bari.”
Annemle babama dinlenme fırsatı verip başımızı sallarken çoktan uykusuzluğumun gittiğini fark etmiştim, bu yüzden yatağa yatıp uyumaya çalışsam bile sadece dönüp yine de uyuyamayacağımı iyi biliyordum. “Benim uykum yok,” dedim ve ablam da aynı şekilde başını sallayarak salondan ayrıldı, ben de aileme tekrar sarılıp ablamın peşinden geldim.
“Masal?” Ablam bana soran gözlerle baktı ve ben ise ona bakmayarak odasına girip ardından kapıyı kapattım. “Ne oldu abla?”
“Benim odamda mı duracaksın?” diye sorduğundaysa ablamın sanki bunu çok garip bir şeymiş gibi söylemesine anlam veremeyerek başımı sallayıp yatağının ayakucuna oturmuştum. “Evet, niye garip bir şeymiş gibi şaşırdın ki?”
Ablam başını yastığa koyup gülümsedi ve eline telefonunu alıp gelen mesajlara bakarken, “Hiç, sadece hep kendi odana gittiğin için biraz şaşırdım,” dedi, ben de haklı olduğundan dolayı bir şey demedim.
“Mesajlar kimden?” Telefonu göz ucuyla bakmaya çalışırken ablam sahte bir şekilde işaret parmağını havada sallayıp bakmamam gerektiğini söyledi, ben ise aksine ona inatçılık yapmak ve mesajları merak ettiğim için bakmaya çalıştım.
“Hey!” derken ise çoktan telefonunu havada kapmış, elimde sallarken yüzümde zafer kazanmış gibi bir gülümseme yerleşti ve hızla odanın bir köşesine koşarak gelen mesajları teker teker okumaya başladım.
Talha: “Günaydın, Öykü’m, nasılsın?”
Talha’nın mesajını okuyup biraz daha aşağı kaydırırken sırıtarak ablama bakmış ve bana doğru koştuğundaysa hemen yatağın üstüne çıkmıştım.
Öykü: “İyiyim canım, sen? Bu arada sana kötü bir haber vereceğim.”
Talha: “Ne oldu canım, hemen söyle ve beni lütfen meraklandırma.”
Talha sanırım ablamın dediğinde ciddi olduğunu sanmıştı ama kötü haber olarak bahsettiği kişi kardeşiydi, yani benden bahsediyordu!
Öykü: “Masal odaya girdiğinden dolayı seninle biraz az konuşabileceğim, üzgünüm. Ama bugün bize gelirsen hiç de sorun olmaz, istediğimiz zaman konuşabiliriz :)”
Talha: “Bak sen şu Küçük Hanım’a, bugün de senin odana gelesi gelmiş.”
Öykü: “Evet, hem de annemle babam bugün sabah geldi, bu yüzden bugün onlara Masal’la yapacağımız bir gösteri var ve bu gösteriyi Masal’ı kullanarak yapacağım. Hemen anlatıyorum, şimdi biz Masal’la bir dizi izliyorduk ve Masal da bir karakteri hiç sevmiyordu, ben de tabii ki şaşırarak niye sevmediğini sordum. Neyse işte, sonra ben onla karakteri seveceğini söyleyip bir iddiaya girdim ve bil bakalım ne oldu?”
Talha: “Kestane iddiayı kaybetti, değil mi?”
Öykü: “Evet ve ceza olarak hembana yemek ısmarlayacak hem de kafasından aşağısu dökeceğiz. İstiyorsan grubumuzu da çağıralım ve hep birlikte eğlenelim.”
Talha: “Çok iyi fikir!”
Öykü: “Tamam o zaman, Masal yazdıklarımı okumak istiyor, bu yüzden bay bay!”
Talha: “Görüşürüz, canım trong>
Ablamla Talha’nın ablam yüzünden zar zor da olsa tüm mesajlaşmalarını okuduktan sonra kaşlarımı çattım ve ablama bakarak ben de ona karşı sahte bir kızgınlıkla işaret parmağımı salladım, ardından da söylenmeye başladım: “Vay, vay, vay, vay, vay, bak sen şunlara, benim hakkımda konuşup beni kullanarak bir eğlence düzenleyeceksiniz demek, öyle mi? Benim de bunu kabul edeceğimi düşündünüz herhâlde, değil mi? Ama hayır abla, beni kullanıp eğlenmek için herkesi çağıramazsın yoksa seni de iddiayı kazanmana rağmen ıslatıp paranı çalabilirim, haberin olsun istedim.”
Ablama bakmaya devam ederken ablamın yüzündeki şaşkınlığı görmüştüm, sanırım benden böyle bir tepki beklemiyordu ama hak etmişti çünkü beni eğlenmek için kullanamazlardı.
“Masal, ne abarttın ya, sadece eğlenecektik. Ayrıca bana Dicle ve Ceylin’e söylenir gibi söylendin.” Ardından o da benim gibi kaşlarını çatarak bana doğru iki adım daha attı ve tam dibimde dikilerek kulağıma eğilip fısıldadı: “İddiayı sen kaybettin, o zaman cezayı da çeken sen olacaksın ama merak etme, sadece benim yemeğimin parasını ödeyeceksin.”
Sadece ablamın yediklerinin parasını ödeyeceğimi öğrendiğimde biraz olsun rahatlamıştım fakat bu rahatlığım ablamın tam bir aç olduğu ve her yerden tüm yemekleri silip süpürdüğü aklıma geldiğimde kalkmıştı. “Lanet olsun!”
Ablamın yüzünde sinsi bir gülümseme oluşurken geri çekildi, ben ise ona atılıp vurmaya çalıştım ve o da hemen kapının anahtarını alıp hızla koşmaya başlarken ne yapacağını çoktan anlamıştım.
Ancak geç kaldığımı ablamın tam tamına bir saniye içerisinde kapıyı yüzüme örtüp anahtarı kapının deliğine sokarak beni odaya kilitlemesiyle anladığımdan çaresizce yumruklarımı kapıya vurdum.
Bir süre sonra ise annem ve babamın yorgun olduğu için uyuduğunu hatırladığımda hemen sessiz olup ablama daha alçak bir sesle çağırdım: “Abla, eğer oradaysan hemen beni buradan çıkar. Hey, beni duyuyor musun?”
Sinirli bir şekilde nefesimi verirken gözlerim odayı taradı ve ablamın yatağının üzerindeyse bıraktığım telefonu hatırlayınca dudaklarımda aynı az önce ablamın dudaklarında oluşan gülümseme gibi sinsi bir gülümseme oluşmuştu.
Bir tilki gibi göründüğümden emindim, aynı zamanda telefon kurcalamak da yanlış bir davranıştı ancak bu odaya daha fazla hapis olmamak için ablamı bununla kandırabilirdim. Yani demek istediğim buradan tek çıkış yolum buydu: Ablamı telefonuyla kandırmak.
“Ablacığım, benim elimde sence ne vardır?” Kapıya yaklaşıp biraz sesimi ablamın beni duyabilmesi için yükselttikten sonra ayak sesleri ve ardından da ablamın sesini duydum. “Ne var canım kardeşim, çaresizlikten başka bir şey mi yoksa?”
Sanki ablam görebilecekmiş gibi başımı salladım ve sinsice, “Evet,” cevabını verdikten sonra elimde telefonu tutup salladım. “Mesela telefonun gibi…”
Ablamın ilk önce oflamasını duyup ardından söylenmelerini sırıtarak dinlerken çok eğleniyordum çünkü birazdan grubum benimle eğlenecekti, bu yüzden biraz benim de eğlenme hakkım vardı, değil mi?
“Bir şartım var, abla.” Ablam bana fısıltılı bir sesle kızmaya devam ederken ben ise işaret parmağımla yukarı doğru kaldırıp dudaklarımı şartımı söylemek üzere araladım. “Beni bu odadan ya çıkartırsın ya da telefonunu kurcalayıp özel şeylerine bakmaktan çekinmem,” dediğimdeyse ablam anahtarı almak üzere ayrılıp gelmiş olacak ki ablamın adım seslerini işitmiştim.
Birkaç saniye daha kapının dibinde dikildikten sonra ablam anahtarı kapının deliğine doğru sokarak döndürdü ve bir klik sesi duyduğumda kapı aralandığından karşımda ablamı gördüm. “İşte seni böyle kandırırlar.”
Ablam ise bana gözlerini devirerek dilini uzattı, ben de kahkahalara boğulmadan edemedim ve ardından annemle babamın uyuduğunu görerek elimle dudaklarımı kapattım. “Pardon,” diye fısıldayarak kendi odama doğru geçip kapıyı ablamın yüzüne kapattım ve ablam da bana söylenmeye devam ederken onu umursamadım.
Ablam bana, “Canavarsın sen,” diye fısıldarken benim ise yaptığım tek şey kulaklığımı kulağıma takıp telefonumdan sevdiğim bir şarkıyı başlatmak olmuştu.
***
Odamın hava almak için aralık bıraktığım kapısından telefonda gezinirken mis gibi kokular yayıldığı gibi ağzımın suyu aktı ve hemen elimdeki kırık ekranlı telefonu bir köşeye bırakıp odamdan dışarı çıktım.
Fazlasıyla acıktığımı fark etmiştim.
Salona adımlarımla vardığımdaysa karşımda ailemin eğlenip kahvaltıyı hazırlarken gördüm ve aklıma eski günlerimiz geldiğinde onları ne kadar özlediğimi düşündüm, onlar benim her şeyimdi.
Hemen onlara doğru koştum ve mutfağa gelerek ilk önce babama aynı bir sarmaşık gibi sımsıkı sarıldım ve o da benim kokumu özlemle içine çekerek saçlarıma öpücükler kondurdu. Ardından babamdan ayrılıp yüzüme sıcak bir gülümseme yayarken anneme de sımsıkı sarıldım ve annem ise beni babamdan çok daha fazla sıktığından neredeyse boğulacağımı söyleyip geri çekildim.
“Ne yapayım, güzel kızlarımı çok özlemişim.” Annem tekrardan bana sarılıp beni öperken ben de yalandan kaçmaya çalıştım ama beni sıkıca tutup göğsüne yaslayarak saçlarımı okşadı. “Ah Masal, ablanla siz daha bebekken ben hep sizi böyle severdim.”
Ablamla ikimiz gülümseyerek ailelerimize bakarken gözlerim üzerinden sıcak dumanlar yayılan sofradaki yemeklere kaydı ve hemen kuruyan dudaklarımı ıslatıp içimdeki açlıkla sofraya oturdum.
“Kardeşim sanırım biraz fazla acıkmış ve ben de aynı onun gibiyim, yani kurt gibi açım,” dedi ablam ve annemle babama böyle güzel bir kahvaltıyı hazırladıkları için teşekkür etti.
“Biz de sana yardımcı olduğun için teşekkür ederiz,” dedi babam ablamın saçlarını sanki bir çocukmuş gibi karıştırarak ve tam karşıma geçtiğindeyse ablam da babamla birlikte yanımdaki sandalyeye oturmuştu.
“Son birkaç haftadır bu kadar güzel kahvaltı edemiyorduk, bu kahvaltı gerçekten bize çok iyi geldi, değil mi Masal?” Ablamın bakışları bana dönerken başımı salladım ve parmaklarımı birleştirerek dudaklarımı götürdüm. “Leziz olmuş.”
Çoktan tabağımdaki omleti bitirip çatalımla bir parça peynir alırken annemle babam da çayları doldurup sofraya oturmuştu ve aynı onlar da yolda yorulmuş ve acıkmış olmalılardı ki bizim gibi yiyorlardı.
“Gerçekten güzel olmuş,” dedi babam çiğnediği lokmayı yuttuktan sonra ve hepimizi inceleyerek gülümsedi. “Bugün Masal’ın çekeceği cezaları izlemek çok eğlenceli olacak, bir de tanıştığınız arkadaş grubunu da davet etmen ayrı güzel bir fikir kızım.” Bakışları ablama döndüğünde ablam dâhil hepimiz şaşkınca babama şaşkınca baktık çünkü ablamla bu sabah atışırken ikisinin de uyuduğunu sanmıştım ama belli ki babam bizi dinlemişti.
“Baba, sen de mi ablamın takımındasın yoksa, aşk olsun!” Sahte bir şekilde üzülerek ellerimi göğsümde kavuşturdum ve başımı başka yöne çevirip babama bakmamaya çalışarak dudaklarımı büzdüm. “Sen de ablamlar gibi beni eğlenmek için kullanıyorsun baba, senden bunu asla beklemezdim,” dediğimde annem kahkahalarla gülerken ablam ise omzuma vurmuştu, ben de tabii ki her zaman yaptığım gibi ona dilimi uzatmaktan çekinmemiştim.
Kahvaltımızı bitirdiğimizdeyse ablam odasına giderken birden onun sırtına atlayıp kafasına vurmak beni kesinlikle fazlasıyla keyiflendirmiş ve alacağım iki berbat ötesi cezayı bana unutturmuştu.
***
Ailemle birlikte güzel bir filmin sonuna geldiğimizde fazlasıyla neşeliydim ama bu neşem o aptal zil sesini duyana kadardı, sonrasındaysa isteksizce ayağa kalkıp gelen gruba kapıyı açıp benimle dalga geçmemeleri konusunda onları uyarmıştım.
Gruptaki herkes alacağım iki cezayı biliyorlardı çünkü ablam yaklaşık yarım saat önce Beren ve Rana Hanım’a kahkahalar atarak onlara iddiadan bahsetmişti, onlar da tabii ki bunu öğrendiği gibi gruba yazmıştı.
Ablam iki kuzeni arayıp keyifli keyifli konuşurken ben ise ailemle bitirdiğimiz romantik filmi izlemeyi teklif etmiştim. Bunun nedeniyse ablama olan öfkemi biraz olsun dindirmeye ve onu duymazdan gelmeye çalışmaktı.
Ve filmi izlerken gerçekten öfkem geçmiş ve ablam da konuşmasını bitirip bizimle birlikte filmi izlemişti ama sonra… Ablam bana bakarak o lanet gülüşünü sunup bana sessizce Rana’yla Beren’in gruba attığı mesajı gösterince yumruklarımı sıkmak zorunda kalmıştım.
Hatta eğer ailem yanımızda olmasaydı kim bilir iki kuzene geldiklerinde ve ablama ne yapardım, bilmiyordum ama kesinlikle onların benden korkacağını düşünüyordum, sonuçta çabuk sinirlenen bir insandım.
Allah’tan yanımda ailem olduğundan elimden bir kaza çıkmamıştı, yoksa ablam yerin altında bile olabilirdi.
“Merhaba,” dedim öfkeyle karışık isteksiz bir sesle ve ben daha onları içeri davet etmeden sanki polis ekipleriymiş ve biz bir suçluymuşuz gibi eve hızlıca daldılar. Ben ise arkalarından, “Aptallar,” diye söylendikten sonra kapıdan en son giren Gece dediğimi duyduğu gibi kaşlarını çatarak dibimde dikildi, ben de ne diyeceğini merak ederek onu bekledim.
“Ayıp oluyor ama, evine gelen misafirlere böyle davranamazsın, Masal.” Onun bu dediğine her ne kadar kızgın olsam da gülerek karşılık verdim ve işaret parmağımla onu işaret ederek ettiği lafa karşılık verdim: “Sen de biraz nazik bir misafir olup umarım evin sahibi olan kişiyi kullanarak onunla eğlenmemeyi öğrenirsin. Aa, pardon, bence hepiniz bunu öğrenmelisiniz, sence de doğru söylemiyor muyum Gece?”
Dediğimi duymazdan gelerek yanımdan geçti ve ailemle tanışmak üzere tam onların önünde, Talha’nın yanında dikildi.
Ailem zaten Beren’i altı yıllık arkadaşım olduğu için çok iyi tanıyordu ve Rana’yı da arkadaşımın kuzeni olduğu için onu da fazlasıyla iyi tanıyor ve onun neşesini çok seviyordu. Talha’yı ise ablamın ilk önce arkadaşı, ardından da sevgilisi olduğu için biliyor ve bazenleri onun çok iyi bir delikanlı -tabii ki ailem onu öyle sanıyor çünkü o normalde şeytanın ta kendisi- olduğundan bahsediyorlardı.
Ama aileme Arda’dan bir kere bile bahsetmediğimden onu tanımıyorlardı ve bu yüzden Arda onlarla tanışmak için Gece’nin arkasında dikilmiş, ailemi inceliyordu. Gece’yle Lavinya’yla da yeni tanıştığımızdan onlar da ailemle tanışmış ve gülerek benim yanıma gelmişlerdi.
Yine gözlerimi devirmiştim.
“Ben Arda, Masal’la aynı sınıftayım ve arkadaşız…” Arda elini tanışmak için aileme doğru uzatmıştı.
Arkadaş mı, Arda’yla daha bir hafta önce kavgalıyken ne ara arkadaş olmuştuk, ben de bilmiyordum ama sanırım artık yine öyleydik. Arkadaştık. Aynı eskiden, daha liseye yeni başladığım o hafta gibi…
Arkadaşlar… Ben ve Arda… Arkadaş olduğumuzu düşündüğümde nedense içimde garip bir duygu oluşmuş ve vücuduma bir ısı yayılmıştı.
Arda bunu dedikten sonra bir süre sustu, yutkundu ve bakışları o anda bana kaydı ama sonra ailem tam önünde olduğundan dolayı önünde dönerek konuşmaya devam etti: “Yani… Arkadaştık ama daha yeni yeni, çünkü eskiden onu çok tanımıyordum. Masal ve onun ablasıyla yaz tatilinde tanıştım ve onları gerçekten sevdim, ayrıca Talha abi de grupta olunca birden fazlasıyla iyi anlaşmaya başladık.”
Yalan söylüyordu, biz eskiden de arkadaştık ama onun yüzünden, yani Arda’nın yüzünden arkadaşlığımız bozulmuştu. İtiraf etmek gerekirse arkadaşlığımızı sonlandırdığımız o gün içimde bu arkadaşlığı ben sonlandırmayı teklif etsem bile bir üzüntü oluşmuş ve cidden ağlayacak hâle gelmiştim.
“Hepinizle tanıştığıma memnun oldum gençler, gerçekten hepiniz çok neşeli ve enerjiksiniz. Sevdim sizleri!” Babam elleriyle alkış yaptığında salonda bir ses yankılandı ve ardından gruptaki herkes ailemin önünde dizilerek gülümseyip teşekkür ettiler.
Beren, Rana ve Talha ise daha önce ailemle tanıştıkları için bir şey yapmayarak ablamla yanımıza geldiler ve Talha da her zamanki gibi yine yüzüne o sinir bozucu gülümsemesini yerleştirerek kulağıma eğilip fısıldadı: “İddiayı kaybeden Kestane, ne üzücü.”
“Kapat çeneni, Talha.” Gözlerimi devirip mutfağa doğru birkaç adım atarak tezgâhın önünde durdum ve masanın üzerine koyduğum bardağıma soğuk su doldurup tek bir dikişle kuru boğazımı ıslattım. “Şöyle sırıttığında sana aşırı gıcık oluyorum, bilgin olsun.”
Talha bu dediklerimle sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattı ve işaret parmağını bana doğru sallayarak, “Acaba büyüklerinle düzgün konuşman gerektiğini ne zaman öğreneceksin, gerçekten bilmiyorum, Küçük Baş Belası,” dediğimde bana taktığı lakaptan dolayı oflayarak onun yanından ayrıldım.
İki kuzen Talha’yla konuşmamızı dinleyip güldüklerindeyse içimden onlara arkadaş falan demeden onları dövüp saydırmak geçti ama yanımızda tabii ki ailem olduğundan böyle ayıp bir davranışı maalesef yapamazdım.
“Sizi…” diyerek onlara laf ettikten sonra ablamın tam yanında durdum ve Gece’yle Lavinya aileme ne zaman eğlencenin başlayacağını sorarken ben de aklımdan acaba ceza çekerken nasıl görüneceğimi düşündüm, ardından kahkaha attım.
Bunu düşünmek komiğime gitmişti çünkü aileme, “Lütfen yapmayın,” diye yalvarıp aptal aptal bağıracağımı çok iyi biliyordum.
Bir Saat Sonra…
Keşke bu iddiaya girmeseydim, böylece ceza falan almayacak ve biriktirdiğim paramdan olmayacaktım. Gerçekten iddiayı gireli kaybedeceğimi çok geç fark etmiştim ve bu yüzden de kendime kızgın, aynı zamanda da çekeceğim iki ceza için fazlasıyla pişmanlık duyuyordum.
Evimizin dışına, çok da geniş olmayan bahçesine adımımızı attığımız gibi herkes bana gülerken ben ise gözlerimi -bunu cidden artık bırakmalıydım ama göz devirmeden duramıyordum- devirip arkamı dönüyordum.
“Lanet olsun,” diye fısıldadım çünkü önüme döndüğüm gibi gördüğüm hortumla sinirle gözlerimi ilk başta almak üzere herkeste gezdirdim. “Böyle dememiştik abla, sadece kafamdan aşağı soğuk su dökecektiniz, o kadar!”
Ablam ise beni yine gıcık ederek beni duymazdan geldi ve omuz silkerek aileme doğru döndü, ardından da babama soğuk suyu açmasını söyledi. Babam da hemen sanki ablamın kölesiymiş gibi başını sallayarak anneme baktı ve annem suyu açmak üzere arkasını dönerek birkaç adım atarak durdu.
Tam tamına üç saniye sonra açılan suyla çığlık atarak hemen geri çekildim ve diğer arkadaşlarım ise benim bu hâlime gülerken Arda’yla Talha da gösteri izler gibi alkış tutuyorlardı.
Bu da tabii ki benim sinirlerimi fazlasıyla bozmuştu, sonuçta kim sanki bir oyuncuymuş gibi kendisiyle sırf ıslanacağı için dalga geçilmesinden ve alkış tutulmasından hoşlanırdı ki?
“Eğlence başlıyor.” Ablam ıslanmamak için geri çekildikten sonra aynı diğer arkadaşlarım -aslında arkadaş olduklarından çok emin değildim- beni izlemeye koyuldu ve gülmeye başladı. Ben de tam tahmin ettiğim gibi çığlık çığlığa bağırıp bir oraya bir buraya kaçmaya çalışırken buz gibi su tam yüzüme doğru vurdu ve hemen ellerimle yüzümü kapatarak kendimi korumaya çalıştım ama bu hiçbir işe yaramamıştı.
Güneşin alnında olmamıza rağmen babamın bana tuttuğu hortumdan fışkıran soğuk suyla resmen donmuştum.
Ardından annem gülerek telefondan beni videoya aldı ve ben daha anneme şaşkınca bakamadan babam bu sefer de suyu suratımdan alıp kıyafetlerime beni sırılsıklam yapana kadar tutmaya başladı.
“Baba, sana yalvarıyorum yapma! Lütfen!” Bir yandan kendi hâlime gülerken bir yandan da kaçmaya çalışıyor ve kapana kısıldıktan sonra da çaresizlik içinde ıslanmak için dikilmekten başka bir şey yapmıyordum.
Aslında dün gece ablam bana bunu ilk söylediğinde soğuk suyla ıslanmanın bu sıcakta ödül gibi olacağını düşünmüştüm ama hiç de düşündüğüm gibi olmadığını daha yeni anlıyordum.
Sırf bir dizi karakteri olan Andy ve iddia yüzünden bu kadar çaresiz ve komik duruma düşmek benim de ıslanırken hiç kimsenin beklemediği bir şekilde kahkahalarla gülmeme sebep olmuştu.
Birkaç dakika daha buz gibi suyun altında ıslandıktan sonra su kapandı ve rahat bir nefes alarak arkadaşlarımla birlikte üzerimden öfkemi atıp tekrardan gülmeye başladım fakat bu an rüzgâr üzerime vura kadardı.
Çok üşümüştüm ve sırılsıklamdım.
Hemen tir tir titreyerek annemle babamın yanına giderek havlu istedim ama annem gülerek, “Ablanla öyle kolay kolay iddiaya giremeyeceğini anlaman için biraz daha böyle kal,” dediğinde fazlasıyla şaşırmıştım çünkü annem küçüklüğümden beri benim hasta olmamı hiç istemezdi. Hatta bu yüzden bana sürekli “Çok soğuk su içme”, “Yağmurlu havada dışarı çıkma ve ıslanma”, “Ayaklarına bir çorap geçir, kış mevsimindeyiz” gibi cümleler kurup başımın etini yerdi.
“İnanamıyorum anne, sen de mi?” dedikten sonra sanki sokakta el ele tutuşan çift görmüş teyzeler gibi cıkladım ve babama dönüp çenemle onu işaret ettim. “Bari sen de babam gibi olma, lütfen,” dediğimdeyse annem gülümsedi ve babama içerden bir havlu getirmesini söyledi ancak Arda babama gerek olmadığını söyleyip ondan önce davranarak evin içine daldı.
Annem üşümemem için beni sıkı sıkı sararken iki elimi de omuzlarıma koyarak geri çekildim, ardından kapıya bakarak Arda’nın gelip gelmediğini kontrol ettim ve onun geldiğini gördüğümde gülümsedim. Bir an önce havluya sarılmak ve sıcak suyla bir duş alıp rahatlamak istiyordum ama aklıma bir cezam daha olduğunu hatırlayınca oflayarak Arda’nın bana getirdiği havluyu elinden alarak hemen sarındım.
Ve sonra nankörlük yaparak Arda’ya bir teşekkür bile etmeden yanından geçip duş alacağımı arkadaşlarıma söyledim ve içeri girerek hemen banyoya doğru hızlı adımlar attım.
Umarım arkadaşlarım akşam gideceğimiz restoranda bana acıyarak çok fazla bir şey yemez ve böylece hesap da fazla gelmezdi. Ama hiç de az yiyeceklerini- özellikle de ablamla Talha varken- sanmıyordum ve bu söylediklerimin de sadece kendimi kandırmak olduğunu çok iyi biliyordum.
