İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 13 · 31 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 13

BÖLÜM 13

Ablamın solunda oturan, hepimizi bakışlarıyla süzüp acı içerisinde gülümseyen ve ilk defa partide gördüğümüz bu kızla neden karşılaşmıştık, hiçbir fikrim yoktu ama nedense bu gizli ve saklı kızı tanımak istiyordum.

Siyaha bürünmüş, adıyla uyumlu Gece bize bakışlar atmaya devam ederken zar zor da olsa üzülerek konuşmaya başladı: “İlk defa dayak yemiştik… O zaman ben daha 7 yaşındaydım, benden iki yaş küçük kardeşim ise 5 yaşındaydı. Çok büyük bir hata da yapmamıştık aslında, sadece bir konu hakkında ailemize yalan söylemiştik, o kadar.”

Dayak mı, işte bu beni gerçekten üzerdi çünkü ben hiçbir zaman dayak yememiştim. Sadece ileriye gidip yaramazlıklar yaptığım zaman annem -hiçbir zaman çok canımı acıtmıyordu, sadece ilgi çekmek istediğimden dolayı babama gidip ağlıyordum- bana biraz olsun vururdu.

“N-Ne?” dedi Rana üzgün ve şaşkın bir ses tonuyla, Gece ise sadece sessizce başını sallamakla yetinmişti.

İnanamıyordum, bu kız nasıl bu kadar soğuk görünüp kardeşiyle annesinin vefatına sevinmiş ve acı çekip üzülmesine rağmen bunu hiç dışarı yansıtmamıştı, doğrusu şaşırmış ama aynı zamanda da bu kızla gurur duymuştum. Güçlü kişileri her zaman sever ve onlarla gurur duyardım.

“O yalan ise bir doğum günüyle başladı. O gün de benim doğum günümdü ve bu yüzden de bir oyuncağım olsun çok istemiştim, ben de yalana başvurmaya karar verdim çünkü ailem izin vermemişti. İstediğim oyuncağı gizlice sipariş ettim ve tabii ki de babamın telefonuyla sipariş etmiştim. Sonra babam bunu görmüş ve kardeşimle bizi suçlayınca da yalan söyleyip benim bir şey yapmadığımı, telefonunu hiçbir zaman ellemediğimi söyledim. O çok istediğim pembe peluş ayıcık bizim eve geldiğinde babam sakince, sessizlik içerisinde kargoyu aldı ve anneme evin bir köşesinde duran süpürgeyi işaret etti. Kardeşim ise masumca, daha çok küçük olduğundan olayı anlamadığı için oyuncakla mutlu bir şekilde oynuyordu, ben de korkuyla geri çekildim. Babam o anda evden çıkıp bizi evde, annemle baş başa bırakmıştı ve annem de süpürgeyle ikimizin üstüne gelip…” Cümlesini yarıda kesip hıçkırarak fısıltıyla anlatmaya devam etti: “Bize yaklaşık üç dakika boyunca vurdu.”

Aramıza beni rahatsız eden ve diğerlerine bakmama sebep olan uzun bir sessizlik çöktüğünde hepimizin başı eğikti, Gece ise bize acıyla bakmaya devam ediyordu ama hiç ağlamıyordu. Hatta gözünden tek bir damla yaş bile akmamıştı, yüzü de kızarmamıştı. “Sadece istediğimiz bir oyuncaktı, başka bir şey istemezdik. Ama sırf bu yalanımız için… Bunu yapmamalılardı.”

Üzgün bakışlarımla Gece’ye bakarak başımı kaldırdım ve “Onlara ebeveyn denmez,” diyerek sinirli sinirli içimden ailelerinin ne kadar kötü insanlar olduğunu düşündüm. Ardından, “Madem doğru düzgün bakmayacaktınız, o zaman bir çocuk dünyaya getirmeseydiniz, sonuçta Gece de bir insan,” diyerek kendi kendime konuştum ama bunları sesimin duyulduğunu fark etmeyerek söylemiştim.

“Masal çok haklı Gece, sonuçta sen de bir çocuktu ve böyle isteklerinin olması çok doğal.” Rana ve Beren düşüncelerini dile getirirken Arda’yla Talha sesini bile çıkarmıyorlardı. Bunu

fark ettiğim gibi ikisine de bakışlar atmaya başlarken, “Neden siz hiç konuşmuyorsunuz,” dedim, Arda da bunun üzerine hemen söze girdi: “Bu yaşananlar konusunda diyecek bir sözüm yok ama eğer bir şey söylememi istiyorsanız… Ailen berbat bir aile, hatta aile bile sayılamazlar. Böyle aile olamaz.”

Arda’ya hak verdiğimden ötürü başımı sallayarak onu onayladığımı belirttim, ardından diğer herkes de başını sallarken Rana ise başını iki yana sallamıştı. “İnanamıyorum, Gece, peki sonra… Yani eğer istersen anlat, ne oldu?”

“Tamam,” dedi Gece boğazını temizleyerek ve hepimize bakarak yaşadıklarını anlatmaya devam etti: “O günden sonra ailemle aramız daha da kötü oldu ve artık birbirlerimize karşı iyi değildik. Sürekli evde bize vuruyorlardı, hatta bu yüzden bir keresinde kardeşimle sosyal hizmetler, aramayı denemiştik ama yakalanınca… Bize bir daha vurmuşlardı.”

Rana derin bir iç çekerken Beren ise başını yukarı doğru kaldırdı ve pişmanlık içinde, “Üzgünüm, sana karşı biraz ön yargılı davrandım,” dedi ve Gece ise sorun olmadığını belirterek başını salladı. “Bir şey olmaz, ben de zaten size biraz soğuk davrandım.”

“Peki, şu anda baban hayatta mı ve siz kardeşinizle nerede kalıyorsunuz?” dedi Talha merakla ve Gece ise bu konuya sonra geleceğini ve Dicle’yle Ceylin’in yaptıklarını anlatacağını söylediğinde Gece’yi dikkatle dinlemeye başladım.

“Nerede kalıyorsunuz dedin ya, ilk olarak onu söyleyeyim, sonrasında da babama geleceğim. Bir gün, ben daha 13, kardeşim ise 11 yaşındayken annem vefat etti ve dediğimiz gibi biz sevindik. Sonra da babam annemin ölümünün üzerinden birkaç gün geçtiğinde trafik kazasında öldü ama ben bunun… Trafik kazasından olduğunu düşünmüyorum, bence babam üzüntüsünden dolayı hayatını sonlandırdı. Neyse, sonra bizi teyzemle eniştem bu cehennemden kurtarıp bize bakmaya başladılar ve biz de bir okula gittik. Ama kardeşime sürekli zorbalık yapıyorlardı, bu yüzden kardeşimi bir süre başka bir okula aldık. Ve kardeşime zorbalık yapıp onu hayattan soğutan Dicle’yle Ceylin’di. Fakir olmamızla dalga geçiyorlardı ve bu yüzden ben de onlara su döktüğümden onlar da bizi öğretmene ispiyonladılar. Biz bir suçumuz olmadığını söyledik ama o bize inanmayıp bizi okuldan uzaklaştırdı. Bu nedenle başka bir okula geldik, bu kadar.” Gece aynı bizim yaptığımız gibi bir süre zemini izleyip bakışlarıyla bizi tekrardan süzdü. “Ne düşünüyorsunuz?”

“Gece…” Rana ayağa kalkıp Gece’nin yanına gitti ve onun omzuna dokunarak sımsıkı sarıldı, Gece ise şaşırarak geri çekildikten sonra Rana’ya baktı. “Teyzemle enişten hariç bana kimse bu kadar güzel sarılmamıştı ama sen… Sadece tanımadığım bir kız olmama rağmen bana sarıldın, sağ ol.”

Rana, Gece’nin cümlelerinin ardından sıcak bir şekilde gülümseyip yerine oturdu ve Gece de gülümseyerek anlatmaya devam etti: “Babam anlayacağınız üzere artık hayatta değil. Her neyse, çok da umurumda değil ve biz eniştem ve teyzemle gayet mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyoruz. Ve size bir şey daha söylemeyi unuttum, aslında neredeyse hiç tanımadığım kişilere bunu söylemek istemezdim ama size güveniyorum. Şimdi bana bir söz verin, bunu kimseye söylemeyeceğiniz konusunda söz vermenizi istiyorum, tamam mı?”

Hepimiz aynı anda Gece’ye söz verdikten sonra Gece fısıltılı bir sesle, acı içinde hıçkırarak yanımıza eğildi ve o cümleyi bize söyledi: “Hatta Dicle ve Ceylin yüzünden kardeşim kendi hayatına son vermeye çalıştı.”

Rana’yla Beren şoka uğrarken Arda’yla Talha sadece üzgün bakışlarla Gece’yi süzüyorlar, onun acısını anlamaya çalışıyor gibi görünüyorlardı; ablamla ben ise başımız öne eğik bir şekilde sadece Gece’nin dediği cümlenin şokunu atlatmaya çalışıyorduk.

Bu kızın Dicle ve Ceylin’in kendisiyle ekibinden neden intikam almak istediğini fazlasıyla anlıyor ve onlara karşı içimde beslediğim nefret duyduklarım karşısında git giderek daha fazla artıyordu.

“Aptallar, nasıl bu kadar kalpsiz olabilirler, aklım almıyor!” Ablam sinirle söylendikten sonra Serhat amca dâhil herkesin bakışları bize döndüğünde susarak sesini alçattı. “Pardon.”

“Önemli değil, söylenmekte çok haklısın,” dedi Gece ve kendini biraz daha anlattıktan sonra biz de ona kendimizi ve yaşam tarzımızı, hobilerimizle fobilerimizi ve daha hakkımızda birçok şeyi anlattık.

“Size artık daha fazla güveniyorum,” dedi Gece ve bize daha çok yaklaşarak bir soru sormak istediğini söyledi, biz de başımızı sallayarak ona izin verdik.

“Grubunuza girebilir miyim, sizin intikam grubunuza?” diye sorduğundaysa birimiz hariç hepimiz başımızı salladığında başını sallamayan kişiye baktık, Talha’ydı. “Talha?” dedi ablam ve şaşkınca Talha’ya bakarak neden başını sallamadığını sordu.

“Tamam, girebilir, ben sadece… Yanlış anlamayın ama biraz tereddüt ettim, o kadar. Düşünüyordum,” dedi Talha ve hepimiz onu onayladıktan sonra bakışlarımı tekrardan Gece’ye çevirip gülümsedim. “Artık sana Yeni Üye diye hitap edeceğim.” Ardından bakışlarım bu sefer Arda’yı bulduğunda ona da bakarak sırıttım ve “Baksana, lakabın başkasına geçti, Arda, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?” dediğimde Arda da aynı benim gibi sırıtmıştı ve cevap vermek yerine sadece beni sessizce izlemeye devam etmişti.

“Grubunuzun adı ne ve Whatsapp’da bir grup oluşturdunuz mu, ona göre numaramı verip gruba gireceğim,” dedi Gece ve hepimiz bir süreliğine bakıştık, Gece’nin dedikleriyle Whatsapp’ta bir grup oluşturmadığımızı, hatta numaralarımızı bile bilmediğimizi fark etmiştik.

“Ee…” Arda sadece ne diyeceğini düşünüp bir şeyler gevelerken ablam elini başına vurdu ve Gece’ye bakarak utanç içinde yanıt verdi: “Grubumuzun adını bilmiyoruz ve inanılabilir gibi değil ama birbirlerimize numaralarımızı verip bir grup oluşturmak bile aklımıza gelmedi.”

Gece sorun olmadığını belirip burada yapabileceğimizi söyledi ve biz de hemen telefonlarımızı çıkartıp numaralarımızı paylaşmaya ve bir grup oluşturmaya başladık ama bir sorunumuz vardı: Grubumuzun adını ne koyacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.Bu sorunu fakr ettiğimiz gibi birkaç dakika grup ismi düşünmeye karar verdik ve bu karar üzerine masada derin bir sessizlik oluştu.

“Fantastik Yedili, çünkü artık aramızda Gece de var!” Rana’nın dediği isimle kuzeni Beren eliyle başına vurup Rana’nın sunduğu bu saçma isim karşısında söylenmeye başladı. “Cidden mi, başka isim bulamadın mı?”

“Kahve Severler nasıl?” dedi ablam kahvesinden bir yudum alıp tekrardan masaya bırakırken ve ben ise hemen söze girip bu saçma ismi bir daha duymak istemediğimi belirttim.

“Aranızda kahve sevmeyen birisi var, o yüzden olmaz.” Gece fikrini belirtip kendisini işaret ederek kahve sevmediğini açıkça gösterdi ve biz de bu tepkisi karşısında kahkaha attık.

Biraz daha grubumuzun ismi üzerinde sessizce düşünürken Talha çok iyi bir isim bulmuş gibi elini şaklatmıştı. “Parlak Fikirler bence en iyisi,” dediğindeyse Arda bu ismin şahane olduğundan bahsetti ve Rana hariç hepimizi Talha’nın bu ismine göz devirdik.

“Parlak fikirler mi, bizden olsa olsa saçma sapan fikirler çıkar, özellikle de senin gibi birisinden canım.” Ablam sevgilisine bakarak bu ad karşısında kısa bir kahkaha attı ve kendi düşündüğü ismi söyledi: “Canı sıkılanlar kulübü.”

“Cidden mi?” diyerek ablama anlam veremeyen bakışlar attım, Talha ise bunun üzerine güldüğünde Rana bunun aslında doğru olduğunu ama daha farklı bir şeyler bulabileceğimizi söyledi.

“Tamam, biraz düşünelim o zaman,” dedi Beren ve sessizlik içerisinde grubumuza bir isim düşünürken aklıma güzel bir isim gelmişti, bu yüzden bir fikir yürütmek üzere söz hakkı aldım: “Peki, İntikam Grubu olur mu, sonuçta rakibimiz olan diğer gruptan intikamımızı alıp onlara bir ders vermeyi amaçlıyoruz.”

Arda bana bakarak elini şaklatmıştı ve diğerleri ise onlara sunduğum bu ad karşısında bir süre sesli sesli düşünüp ardından da bana bakarak düşüncelerini söylemeye başlamışlardı.

“Daha farklı bir isim iyi olurdu ama bu da güzel bir fikir, sonuçta dediğin gibi amacımız bu zaten.” Talha kahvesinden ablamla aynı anda bir yudum aldı ve ben de bu düşüncesi karşısında başımı onaylar şekilde salladım. “Bulabildiğim en mantıklı isim bu, başka isim şu anda aklımda yok.”

“Bence çok güzel, benim de Masal gibi kafamda başka bir isim yok ve düşünmeme rağmen aklıma tek bir isim bile gelmiyor,” dedi ablam ve onun ardından beni sessiz bir şekilde izleyen Arda da söze girip bulduğum isim hakkında yorum yaptı: “Bu olabilir.”

“Güzelmiş, o zaman grubumuzun adı bu olsun, ne dersiniz?” dedi Gece ve Rana hemen bunu heyecanla, sanki önemli bir görev için iş birliği yapan bir ekipmişiz gibi onayladı. “Çok güzel olur, İntikam Grubu. Vay be, havalı bir isim.”

“Abartma sen de her şeyi, Rana, neden böylesin sen? Allah’ım, benim niye böyle bir kuzenim var ki?” diyerek kuzenine söylendiğinde Arda’yla Talha hariç hepimiz kısa bir kahkaha patlatmıştık, Beren ise memnuniyetsizce Rana’ya bakmaya devam etmişti.

Gece elindeki telefonuyla grubun ismini koyup hepimizi ekledikten sonra gruba hemen bir mesaj geldi ve gelen mesajla hepimiz gözlerimizi devirirken ablamla sevgilisi ise kahkahalara boğuldu.

Arda: “Domates Yanak, nasılsın?”

“Domates Yanak mı, o ne?” Gece merakla başını Arda’ya çevirdiğinde Arda gülerek bana baktı ve “Masal’ın yanakları bazen domates gibi kızardığı için onunla bu konu hakkında uğraşıp lakap takıyorum,” diye açıklama yaptı.

“Sanırım bu oğlan, grubun en komik kişisi, değil mi?” diye sordu Gece ve ablam ise hızla söze girip Arda’yla Talha’yı işaret etti. “Bunların var ya bunların, şakaları olsun, esprileri olsun hepsi birbirinden berbat!”

Ablamın dedikleriyle Arda’ya ters ters baktım, Arda ise sırıtarak bana sessizce, “Ne oldu ki?” diye fısıldadı.

Ondan bakışlarımı çekmeden önce ona bakarak ilk olarak dil çıkartmayı, ardından ise gözlerimi devirmeyi unutmamıştım.

“Tamam, şimdi bir yere gidip sohbet edelim mi biraz?” dedi Gece ve biz de onun fikrini mantıklı bularak başımızı salladık ama nereye gideceğimizi bilmediğimizden Gece’ye bakarak sordum: “Peki, nereye gideceğiz?”

Gece sorumun ardından gülümseyerek, “Ben çok iyi bir yer biliyorum, tabii aileleriniz izin verirse gideriz,” diyerek beni yanıtladığında Rana merak içerisinde yerinde kıpırdanmaya başlamış ve çantasını omzuna geçirmişti.

“Şu kafeden bir gidelim, size söyleyeceğim. Çünkü burası cidden aşırı sıcak olmaya başladı ve bu yüzden de terliyorum.” Gece elini yüzüne doğru sallayarak serinlemeye çalıştı ve hemen ayağa kalkarak kapıya doğru yürürken, “Sizi kafenin önünde bekliyorum, merak etmeyin!” diye bağırarak kapıdan dışarı çıktı, biz de onu arkasından izledik.

“Tamam!” Beren ayağa kalkıp babasının yanına giderken biz de telefonlarımızı kaldırıp sandalyelerden kalktık, sonra da yanıma gelen Arda’ya bakarak niye yanıma geldiğini sordum.

“Canım istedi.” Arda yanımda yürümeye devam etti ve ben ise ona bakmamak için çaba sarf ederek Serhat amcaya el sallayarak dışarı çıktık, arkamızdan da ablam ve iki kuzen geldi.

“Gece, geldik.” Ablam, Gece’ye seslenerek değneğine tutundu ve birlikte yan yana durup sıra hâline gelerek karşıdan karşıya dikkatlice geçtik.

“Bacağının sakatlanması, Dicle’yle Ceylin denen aptalların yüzündendi, değil mi?” Gece karşıdan karşıya geçip ablamın da yürümesine yardımcı olurken sorduğu soruyla ablam başını salladı ve zorbalara bir küfür savurdu.

Tam tamına on dakika daha yürüdükten sonra Gece nereye gideceğimizi kalabalık olmayan bir meydanda durarak anlatmaya başladı: “Teyzemle eniştemin bir karavanı var ve biz eğlenmek için arada sırada evimize yakın olan bir alanda kamp yapmaya gidiyoruz. Ve teyzemle eniştem sizinle tanışacağımı biliyordu, aynı zamanda kardeşim de sizi fazlasıyla merak etmişti. Bu yüzden sizinle, kardeşimle, teyzem ve eniştemle birlikte kamp yapmak istiyorum.”

Gece’nin dedikleriyle birden neşelenerek, “Bu teklife asla hayır demem,” dediğimde ablam da mutlu mutlu başını salladı, ardından ablam hemen söze girdi: “Zaten ailemiz iş gezisinde ama iş gezisinde olmasalardı, yine de seve seve izin verirlerdi. Onlar da zaten bizim boş boş oturmamız yerine böyle şeyler yapıp iyi bir şekilde vakit geçirmemizi, türlü türlü hobiler edinmemizi istiyorlardı.”

Rana ise kararsız bir şekilde bize bakışlar atıyor ve bir şeyler düşünüyor gibiydi. “Ama sonuçta orası bir orman, yani orada bir sürü böcekler vardır ve hatta vahşi hayvanlar bile olabilir.”

Rana sanırım bu kamp fikri karşısında biraz fazla ürkmüştü.

“Merak etmeyin, yalnız olmayacağız çünkü bizim yanımızda eniştemle teyzem de olacak.”

Gece’nin dedikleriyle Rana biraz olsun rahatlamıştı ve Beren ise tekrardan kuzenine gözlerini devirip, “Korkma, en fazla birkaç böcek vardır, o kadar,” deyip Gece’ye gözlerini çevirdi. “Benim de ailem izin verir, hatta şu anda arayayım.”

Arkadaşım cebinden telefonunu çıkarıp ailesini ararken Rana da aynı şeyi yaptı ve iki kuzen başka bir köşeye çekilip telefonda konuşmaya başladılar, Arda’yla Talha ise yanımızdan ayrılmak yerine burada konuşmaya karar verdiler.

Bir süre sabırsızlıkla bekledikten sonra herkesin ailesinin izin verdiğini öğrendik ve hemen yola koyulmaya başlayıp Gece’nin evine doğru adımlarımızı hızlandırdık.

“Ne kadar yürüyeceğiz?” Ablam üşendiğini açıkça belli ederken Gece,” Merak etmeyin, evimiz buraya çok uzak değil, en fazla bir saat falan,” dediğinde Rana şaşkınlıkla lafın arasına girdi: “Ne dedin, ne dedin, bir saat mi?”

“En fazla bir saat, yani hızlı yürüyüp bir yerde durmazsak yarım saate orada oluruz, bir şey yok,” dedi Gece ve ekledi: “Ben şimdi teyzemi arayıp haber vereceğim.” Ardından telefonunu çantasından zar zor da olsa çıkarıp birkaç dakika telefonda konuştu.

“Tamam, teyze, o zaman geliyoruz, görüşürüz.” Aramayı sonlandırıp yüzündeki gülümsemeyle yürümeye devam ederken Rana’nın çığlık atmasıyla durduk ve hepimizin bakışları sarı saçlı kıza doğru döndü.

“Ne oldu, Rana?” Ablam panikle Rana’nın yanına koşacakken bacağı aklına gelmiş olacak ki durarak bana baktı ve Rana’nın yanına gitmemi söyledi. Ben de ablamın dediğine başımı sallayarak Rana’nın yanına koştum ve ne olduğunu sorduğumdaysa verdiği cevapla iyi olduğuna emin oldum. “Yanımda büyük bir arı vardı, çok korktum.”

“Allah’ım, sabır ya!” Beren elini alnına vurup Rana’ya yine her zamanki gibi söylenmeye başlarken Rana da, “Ne yapayım, korkuyorum işte,” diyerek Beren’e kızmaya başladı.

İki kuzen kavga etmeye devam edip birbirleriyle atışırken o esnada Gece yanıma gelmiş ve bana bir soru yöneltmişti: “Onlar hep böyle midir?”

“Maalesef ki cevabımız evet, Gece,” dedi ablam değneğiyle yanımıza gelerek ve ben ise bu cevabı karşısında başımı geri atıp bir kahkaha patlattım.

Biraz daha durduğumuz yerde vakit öldürdükten sonra en sonunda kuzenlerin kavgası sonlandı ve yolumuza devam edip yaklaşık -hepsi Beren’le Rana yüzündendi- yarım saat yürüdükten sonra yorgun bir şekilde eve varabildik.

“Fakir olduğunuz için sizinle dalga geçiyorlardı, o zaman bu ev neden iki katlı, geniş bir ev?” Talha meraklı bir şekilde evi incelemeye devam etti ve Gece ise durmak yerine eve adım atmaya başlarken Talha’yı hemen yanıtladı: “İlk başta teyzemle eniştem bir çocuk sahibi olmadıkları için bize pek alışamadılar ama sonra teyzem bir işe başlayıp para kazanmaya başladı. Eniştem zaten bir işte çalıştığı için ben de yarı zamanlı bir işte çalışıp gündüz vakti okula, akşam vakti ise işe giderek el birliğiyle böyle bir ev satın aldık. Karavan da rahmetli dedemin karavanıydı, güzel dedemi hepimiz çok severdik…”

Talha, Gece’nin arkasından başını salladığında ablam Gece’ye üzüldüğünü söyledi ama Gece üzülmesine gerek olmadığını tekrardan belirterek eve adım atmaya devam etti.

Birkaç saniye sonraysa evin kapısının önünde durduğumuzda Rana utanmışa benziyordu.

Gece hepimizin önünde durarak kapıyı birkaç kez tıklattı, ardından “Geldim!” diyen bir kız sesi duyulup kapı açıldığındaysa karşımızdaki bu kızın Gece’nin kardeşi olduğunu çok rahat bir şekilde anlamıştım.

Kız aynı ablası gibi kumral saçlıydı ama saçları ablasının aksine fazlasıyla kısa ve küt kesilmişti, ayrıca ablası gibi takı da takmıyordu. Gözleri çam ağacı gibi yemyeşildi ve gözüne gelen ışıkla parlıyordu. Boyu ablasından birkaç santim daha kısaydı ve üzerinde beyaz bir tişört, altındaysa rahat bir tayt vardı. Kafasında siyah bir kulaklık takılıydı ve yüzünde tek bir makyaj bile yoktu.

“Hoş geldiniz,” dedi kız ve Gece kardeşine sarılıp geri çekildikten sonra daha içeriye bile geçmeden, kapının önünde hepimizi sırayla tanıtmaya başladı.

“Arkamdaki kız Masal ve onun yanındaki değnekle duran kız ise Masal’ın iki yaş büyük ablası Öykü.” Gece ilk önce bizi tanıtıp eliyle gösterdikten sonra Arda’yla Talha’yı işaret edip onları da tanıttı. Ardından Rana’yı göstererek, “Bu anladığım kadarıyla grubun en pozitif, neşe kaynağı ve aynı zamanda korkağı,” dediğinde Beren gülerken Rana ise homurdanarak Beren’e ters ters bakışlar atmaya başladı.

“Bu da Rana’nın kuzeni olan Beren,” diyerek en son Beren’i tanıttıktan sonra kardeşi gülümsedi ve hepimize teker teker bakarak elini ilk olarak bana uzattı. “Benim adım da Lavinya, tanıştığıma çok memnun oldum,” dediğinde Rana hemen Lavinya’ya isminin ne kadar güzel olduğunu söyledi, Lavinya da aldığı bu iltifat karşısında gülümseyerek teşekkür etti.

Lavinya diğerleriyle de tokalaştıktan sonra hepimiz eve geçtik ve Gece çekinmeden istediğimizi yapabileceğimizi söylediğinde hemen koltuğa yığılıp dinlenmeye başladık. Doğruyu söylemek gerekirse Gece’nin evindeki koltuklar gerçekten de fazlasıyla rahattı.

“Aman, aman, burada kimler varmış böyle? Hoş geldiniz, gençler,” dedi tanımadığım bir ses ve duyduğumuz sesle hepimiz aynı anda başımızı sesin sahibine çevirdiğimizde karşımızda ellili yaşlardaki, kıvırcık ve kahverengi saçlı bir kadın vardı.

Gece ve Lavinya’nın teyzesinin bu kadın olduğuna yüzde yüz emindim.

“Hoş bulduk teyze,” dedik hep bir ağızdan ve Gece hemen ayağa kalkarak bizi teyzesiyle tanıştırmak üzere eliyle kadını işaret etti. “Bu teyzem Yeliz, eniştem ise…” Gece bu sefer de başını lavabodan çıkan bir adama çevirmişti. “Tuvaletten çıkan kişi, adı da Taner,” dedi ve eniştesine bakarak ona sıcak bir şekilde gülümsedi, eniştesi ise başıyla bize selam vererek yanımıza doğru güler yüzüyle adımlar attı.

Birkaç saniye daha geçtikten sonra yanımıza varan Taner amca, bizle tanışmak için elini ilk olarak yanımda oturan Rana’ya, ardından da bana uzatarak sırayla hepimizin elini sıkıp isimlerimizi öğrenmeye başladı.

“Talha.” Son olarak ise Talha’nın elini sıkıp Talha’nın da ismini öğrendikten sonra bizim çok güzel gençler olduğumuzu ve Gece’yle iyi anlaşacağımızdan bahsedip durdu. Arkasında duran eşi Yeliz teyze ise bize bakarak, “Bir ricanız var mı gençler, eğer istediğiniz bir şey varsa getirebilirim,” dediğinde hepimiz başımızı iki yana sallamıştık.

“Biz zaten aç değiliz ama sorduğun için teşekkürler Yeliz teyze,” dedi Beren nazikçe ve Gece’ye bakarak gülümsedi. “Gece, çok şanslısın çünkü çok iyi bir teyzen ve enişten var.”

Gece ve Lavinya’nın eniştesi ve teyzesi ise hepimize teşekkür edip bizi geniş salonda yalnız bıraktılar ve yalnız kaldığımız gibi akşam beş buçuğa kadar sürecek derin bir sohbete çoktan dalmıştık.

***

Hayatımda neredeyse hiç yapmadığım bir aktiviteyi bugün yapacak ve ilk defa samimi bir arkadaş ortamıyla birlikte bir ormanda oturup sohbet edecektim, bu yüzden de fazlasıyla heyecanlı ve meraklı davranıyordum.

Kendimi aynı izlediğim gençlik konulu dizi, filmlerdeki ve okuduğum romanlardaki karakterler gibi hissediyor ve sanki o izleyip okuduğum arkadaş grubunun içindeymişim gibi geliyordu.

Kampa gitmek için üzerimizde pek de uygun kıyafetler olmadığından Gece ve Lavinya bize kıyafetlerinden vermişlerdi ve işin güzel yanıysa kıyafetlerin hepsi bize tam olmuştu. Yani bu yüzden kıyafet sorunumuz ortadan kalkmıştı.

Yeliz teyze ve Taner amca ormanın biraz olsun soğuk olabileceğini söylediği için üzerimize -tabii ki yanımızda hırka getirmediğimizden- çok da ince olmamakla birlikte dirseğimize kadar uzanan kıyafetler giymiş, altımıza ise uzun ve rahat bir tayt giymiştik. Erkekler ise kampa uygun giyindiğinden dolayı onların böyle bir sorunu yoktu, sonuçta altlarındaki kot pantolonla üstlerindeki rahat kıyafetlerle hiçbir sorun yaşamazlardı.

“Tamam, hazırız,” dedi Rana sevinçle alkış tutarken ama sonra aklına ormana gideceği geldiğinden olsa gerek birden surat ifadesi değişti, gerildiği belli oluyordu.

“Korkma, Rana,” dedi Gece ve bütün kızlar olarak Gece’nin odasından çıkarken Lavinya söze girdi: “Rana, ormandan mı korkuyorsun, eğer korkuyorsan merak etme çünkü ortada korkacak hiçbir şey yok.”

“Tamam, siz öyle diyorsanız o zaman korkacak bir şey olmamalı, değil mi?” dedi Rana sessizce ve Lavinya’yla Gece, Rana’nın bu sorusu üzerine başlarını salladılar.

Yirmi dakika daha geçtikten sonraysa erkeklerin yanına, Gecelerin kapısının önüne gelip karavana bağlı arabaya bindik ve ardından birkaç dakikada arabaya Taner amcayla Yeliz teyze de bindi.

“Hazır mısınız gençler?” Taner amca bize ve yeğenine arabanın aynasından baktı, biz de hep bir ağızdan “Evet!” diye bağırınca araba hızla yola koyuldu. “O zaman gidiyoruz!”

Araba yola koyulduğu gibi yanımdaki Arda bana bakarak, “Masal, biraz daha yana kayar mısın, sıkışıyoruz da,” dediğinde gözlerimi devirip daha ne kadar yana kayabileceğimi sordum, o ise sırıtmakla yetindi. “Biraz daha kaymayı dene.”

“Of, peki.” Koltukta biraz daha yana kaymamın -fazlasıyla sıkıştığım için hiç memnun değildim- ardından Arda’ya bakarak, “Oldu mu?” dediğimde arabadaki herkes başını salladı ve yola devam ettik.

Gözlerim arabanın camına kaydığında karşımdaki görüntüyü izlemeye çoktan koyulmuş, yanından hızla geçtiğimiz ağaçlıkları dikkatlice takip ediyordum.

“Şu manzara çok güzel değil mi?” Ablam da camdan aynı benim gibi manzarayı izliyordu.

“Evet,”diye yanıtladığım sırada Beren oflayarak, “Bir de arabanın içinde sıkış tıkış oturmaya çalışan bana sorun,” dediğinde Talha Beren’e baktı. “Her şeyde söylenmek zorunda mısın?”

Beren Talha’ya gözlerini devirip önüne dönerken hepimiz tekrardan sessizliğe büründük ve Taner amca sessizliğin bozulması için arabada -şarkı kesinlikle benim tarzım değildi- bir şarkı açmıştı.

Gece ve Lavinya ise aynı anda, “Bu ne enişte?” diye söylendiklerinde hepimiz arabanın içinde yüksek bir sesle kahkaha atmıştık.

23 Dakika Sonra…

Arabadan inip kamp alanına vardığımızda Beren sonunda boğucu sıcaktan kurtulduğu hakkında konuşurken ablamla ben ise yavaşça onun arkasından doğru ilerliyorduk.

“Beren, biraz da konuşacağına bizi mi beklesen, hani bacağımdan dolayı çok hızlı yürüyemiyorum ya,” dedi ablam ve Beren adımlarını biraz daha yavaşlatırken yanımıza heyecanla Rana gelip tişörtüne biraz daha sarındı. “Burası soğukmuş ya.”

“Aynen, biraz fazla esiyor.” Lavinya’nın sesiyle Rana irkilerek bakışlarını hızla Gece’nin kardeşine çevirdi, Lavinya ise onun bu korkmuş hâline gülmeden edemedi ve Rana’ya sakin olmasını söyledi.

“Tamam, gençler, şimdi karavanı inceleyebilirsiniz.” Birkaç metre ilerimizde duran Taner amca bize izin vererek karavanı eliyle gösterdiğinde hepimiz onu dinlemeden hızla karavana doğru adımlar attık ve içeri daldık.

Hayatımda ilk defa bir karavanın içine ayak bastığım için biraz şaşırmış, sonrasında ise etrafı incelemeye başlamıştım.

Doğrusunu söylemek gerekirse karavan cidden de küçük bir ev gibiydi ama benim aklımda dönüp duran tek bir soru vardı: Biz hepimiz buraya nasıl sığacaktık?

Biraz daha karavanı incelerken yanıma gelen -bir rahat vermiyordu- Arda omzuma dokunarak fısıldadı: “Ne o, ilk defa mı bir karavan görüyorsun?” dediğinde başımı salladım ve kısık bakışlarla onu süzdükten sonra hemen yanından ayrılarak Gece’nin yanına, dışarıya çıktım.

Hava kararmak üzereydi ve buradan gün batımı çok güzel görünüyordu, bu yüzden -fotoğraf çekmeyi çok sevmesem bile- telefonumu çıkardım ve hemen manzaranın fotoğrafını çektim.

“Gece, bir şey sorabilir miyim acaba?” deyip Gece’nin yanına geldiğimde bana doğru döndü ve başını sallayarak bana yanıt verdi: “Sorabilirsin.”

“Karavana hepimiz nasıl sığacağız?” dediğimdeyse Gece güldü ve eniştesiyle teyzesinin kurduğu çadırları göstererek bazı kişilerin orada kalacağını söyledi.

“Pekâlâ, kimler çadırda kalır?”

“Orasını ben de bilmiyorum, bunu sonra düşünürüz,” dedi Gece ve bana ateş yakacağımız, odunların yığılı olduğu yeri gösterip oraya doğru adımlar atmaya başladı, ben de ablamları bekledikten sonra hep birlikte Gece’yle Lavinya’nın yanına geldik.

“Evet, şimdi biraz da siz iş yapın bakalım, gençler. Söyleyin bakalım, aranızda ateş yakmayı bilen bir delikanlı var mı?” dedi Taner amca ve Arda’yla Talha hemen ayağa kalkıp yakabileceklerini söylediler.

“Tamamdır, hanginiz yakacak?” Eşinin yanında duran Yeliz teyze söze girdiğinde Talha fark etmediğini söyledi ve Arda yapabileceğini söyleyip Talha’nın yanından ayrılarak odunların başına geçti. Taner amca ise Arda’ya bir çakmak vererek yakmasını söyledi, Arda da kısa bir süre içerisinde ateşi yaktıktan sonra yanan ateşi izlemeye başladık.

Arda yerine otururken gözlerimle odunların tutuşmasını, aynı bir dalga şeklinde görünen, turuncu ışık yayan ve bizi biraz olsun ısıtan ateşi izliyordum.

“Ben biraz susadım,” dedi ablam birden ve Yeliz teyze ise çantaların karavanda olduğunu söylediğinde ablam ayağa kalkmaya yeltendi fakat ben ona izin vermedim. “Bacağınla oraya kadar yürüme şimdi, ben alırım,” diyerek ablamı tekrardan yerine oturttuğumda Gece’yle Lavinya buna gerek olmadığını söyleyip kendileri karavana doğru koştular.

“Aynı dizi ve filmlerdeki gibi hepimiz ateş başında birer marşmelov alıp pişirmeyeceğiz mi?” Rana’nın dediği şeyle ateş başındaki herkes gülmeye başlarken Gece’yle Lavinya yanımıza gelip ne olduğunu sordular, biz ise Rana’nın dediği komik cümleyi söyleyince onlar da kısa bir kahkaha attılar.

“Hayır ama ekmek arası bir şeyler yapabiliriz, ister misiniz?” Gece ablama bir şişe su uzatırken ablam teşekkür etti ve Gece ise ona gülümseyerek tekrardan yerine oturdu.

“Olur, ekmek arası ne yapalım?” Talha da çantadan aldığı pet şişedeki sudan birkaç yudum alıp yanına bıraktıktan sonra bakışlarıyla hepimizi süzdü. “Bir fikriniz var mı?”

“Sandviç gibi yapsak?” Lavinya bir fikir yürüttüğünde herkes başını salladı ve Yeliz teyze hepimize yapmak istediğini söyleyip karavana malzemelerle birlikte gitti, arkasından da yeğenleri gelerek ona yardımcı olacağını söyledi. Talha ise ayağa kalkarak sevgilisinin omzundan tutup onu beklemediği bir şekilde yerinden kaldırdı ve ablama gülümseyerek, “Biz de yemeğe kadar dolaşalım mı?” dedi.

Ablam başını salladığında yanlarına telefonlarını da alarak yanımızdan uzaklaştılar ve iki kuzen de birbirlerine, sonra da oturan Arda’yla Talha’ya bakarak ne yapacaklarını sessizce düşünmeye başladılar.

Bir süre sonra Lavinya yanımıza gelerek elindeki voleybol topunu gösterdi ve Rana’yla Beren hemen onun yanına koşarak aynı anda, “Voleybol!” diye bağırdılar.

Lavinya elindeki topla iki kuzenine gülümseyerek, “Oynayalım mı?” diye sordu, iki kuzen de başını salladı ve hepsinin bakışları bize doğru döndü. “Siz?”

“Yok,” dedim başımı iki yana sallayarak ve oynamayı bilmediğimi söylediğimdeyse Rana dudaklarını büzerek, “Bir dene bari,” dedi ve ben yine başımı iki yana sallayarak oynamak istemediğimi belirttim, Rana da mecbur arkasını dönerek oynamaya başladı.

Voleybol topu Beren’e geldiğinde Beren parmak pasla topu Lavinya’ya yolladı, ardından Lavinya da topu manşetle birlikte tam karşısındaki Rana’ya doğru attı. Ben ise gözlerimle voleybol topunun bir oraya bir buraya doğru gitmesini izlerken fazla odaklanmış görünüyordum, hatta bu yüzden Arda bana dokunup, “Sohbet etsek mi biraz, sıkıldım,” dedi.

Voleybol topunun sesi gelmeye devam ederken gözlerimi arkadaşlarımdan ayırıp Arda’ya doğru başımı, sonra da tüm vücudumu çevirip ona bakmaya başladım. “Ne hakkında sohbet edeceğiz ki?” diye sorduğumdaysa Arda omuz silkerek başını iki yana salladı. “Ben de bilmiyorum.”

“Tamam, o zaman sus.” Tekrardan önüme dönüp voleybol oynayan kızları izleyecekken Arda beklemediğim bir şekilde omzumdan tutup beni kendisine çevirdi ve ben de aniden Arda’nın tam dibine kadar geldim. Yüzlerimizin arasında neredeyse birkaç santimetrelik fark olduğundan Arda’nın nefesi yüzüme çarpıyor ve bu yüzden kalp atışlarımın hızlanmasına sebep oluyordu. Gözlerim ise Arda’nın ela ve parlak gözlerinin içine bakıyordu, o da bana bakmaya devam ederken nefes alış verişlerimin de aynı kalp atışlarım gibi hızlandığını fark ettiğim için hemen geri çekilip saçlarıma çeki düzen verdim.

Umarım yanaklarım yine pespembe olmamıştır yoksa bu benim için hiç iyi olmazdı, sonuçta rezil olmak istemezdim.

Boğazımı temizleyip sakinleşmeye çalışırken -bunu Arda’ya belli etmemeye çalışıyordum- bakışlarım ve başım yine bizi görüp görmediklerini kontrol etmek üzere voleybol oynayan kızlara dönmüştü. Gözlerim kızları incelerken bizi neredeyse unutmuş gibi görünüyorlardı ve anlaşılan oyuna biraz fazla dikkatlerini verdiklerinden rahat bir nefes verdim, sonra da utanç içinde bakışlarımı ona çevirdim. “Ne hakkında sohbet edeceğimizi düşünelim, Arda.”

“Peki, düşünelim.” Arda’nın gülümseyerek bana bakması daha çok utanmama sebep olmuştu ama yine yaptığım gibi bu durumu ona belli etmemek için çabalamıştım.

“Sevdiğin dizi, film türleri nelerdir?” Konuyu dizi ve filmlerden açtığımda sonunda şu aptal bakışmamız sona erdiği için çok mutluydum ve rezil olmadığımdan dolayı içimden sevinç çığlıkları atıyordum.

Arda sorduğum soru üzerine kısa bir süre düşünüp bakışlarını benden ayırarak yanan ateşe çevirdi ve soruma yanıt vermek üzere dudaklarını araladı. “Bilim kurgu ve korku.”

“Güzel seçim,” diyerek parmağımı şaklattım ve ben de sevdiğim türleri söylemek üzere konuşmaya başladım: “Sevdiğim dizi türleri daha çok dram ve gerilimdir ama eğer film türü denirse işte o zaman her zaman aksiyon ve bilim kurgu derim.”

Arda başını sallayıp bilim kurgunun gerçekten de güzel bir tür olduğundan ve bilim kurgu türünde bana bazı diziler ve filmler önerdiğinde onların hepsini izlediğimi söyledim, o ise güldü. “Sen de ne fazla izlemişsin.”

“Aynen öyle,” dedim ve ardından bakışlarımı -bu sefer utanmamıştım, aksine onunla daha fazla sohbet etmek istiyordum çünkü bu konuların üzerine konuşmak fazlasıyla güzeldi- Arda’ya çevirdim. “Peki, kitap okumayı sever misin?”

Arda sorduğum soruyla başını hemen iki yana sallayarak güldü. “En son sanırım… Birkaç yıl önce bir kitap bitirmiştim, o da büyük ihtimalle babamın zoruyladır.” Dediği şeyle ben de gülerken ona neden kitap okumadığını sordum, o ise bana sürekli kitap okumak için babası tarafından zorlandığını ve bu yüzden nefret ettiğini anlattı.

Başımı ben de aynı Arda gibi yanan ve sıcak ateşe çevirerek Arda’ya kısa bir konuşma yapmak üzere dudaklarımı aralamışım. “Aslında kitap okumak bir zorunluluk değil, hobi hâline gelmelidir. Mesela bir film ya da dizi izlemek gibi, veya… Veya resim çizmek gibi.”

Arda başını sallayarak bana hak verdi ve “Doğru ama bana sıkıcı geldiğinden benim için bir hobi gibi değil, daha çok zorunluluk gibi geliyor, zaten bu nedenle de sıkılıyorum. Kısacası okumak istemiyorum,” dedi, ben de başımı onun gibi sallayıp karavana baktım.

Gece ve onun teyzesiyle eniştesinin karavandan elindeki tepsilerle çıkmasıyla yemeğin hazır olduğu çok açık bir şekilde anlaşılıyordu ama kötü olan bunu fark ettiğim gibi karnımın guruldamasıydı. Arda da karnımın guruldamasını duyduğu gibi başını arkaya atarak bir kahkaha patlattı, ben ise onun omzuna sertçe vurarak susmasını sağladım.

Taner amca voleybol oynayan üç kızı çağırarak onlara ekmeklerini dağıtırken Yeliz teyze de bize teker teker ekmeklerimizi vermişti ama daha bir ısırık almadan gözlerim ablamı aramıştı. “Ablam hâlâ gelmedi, yemek de hazırlandı,” diye sessizce mırıldandığımdaysa Yeliz teyze omzuma dokunarak endişelenmemem gerektiğini söyledi.

“Yanlarına telefonlarını aldılar mı ki?” Rana’nın yine sorduğu bu aptalca soru üzerine Beren ona -aynı her zaman yaptığı gibi- söylenmeye başladı: “Rana, cidden mi? Telefonlarını alsalar bile sinyal çekmez ki, orman burası kızım. Seni anlayamıyorum ya bazen, herhâlde korktuğundan dolayı mıdır bilmiyorum ama senin kafan gitti.”

Sinyalin çekmediği gerçeğini bir kez daha fark ettiğimde karnıma ağrılar girmeye başladı, ablamla Talha’ya kötü bir şey olacak diye korkmaya ve paniklemeye başlamıştım.

“Ablamlar…” Korkuyla bir nefes verdiğim sırada Arda omzumdan tutup sakinleştirmeye çalıştı ama yine de hiçbir işe yaramadı çünkü ablamlar hâlâ ortada görünmüyordu. Bu yüzden de paniklemem çok doğaldı, sonuçta onlar benim değer verdiğim insanlardı -özellikle ablam başta olmak üzere- ve başlarına bir şey gelecek diye fazlasıyla korkmuştum.

Onlardan haber de alamıyorduk ve bu yüzden karnımdaki ağrıların şiddeti git gide artmaya devam ediyordu.

“Lanet olsun!” diye bağırıp ellerimle yüzümü kapattığımda Yeliz teyze onlara bir şey olmadığını ve yolu ezberleyecek kadar akıllı gençler olduğunu söyleyip Gece’den bir bardak su rica etti ama ben başımı iki yana salladım. Ablam o kadar da akıllı birisi değildi, zaten Talha’ya diyecek bir söz bile bulamıyordum çünkü akılsızın tekiydi.

“Ormanda gezmeye mi gidilir, ah abla, ah!” diyerek ablama söylenmeye devam ederken Gece bana dokundu ve ben de başımı ona çevirerek bana getirdiği suyu aldım. Ardından suyun hepsini bitirip kuruyan boğazımı ıslattıktan sonra bardağı Gece’ye uzatarak rica ettim ve derin nefes alıp vererek sakinleşmeye çalıştım.

“Ben şimdi onlara bakarım, buraları bilirim ben, tamam mı canım? Ortada endişelenecek hiçbir durum yok Masalcığım, korkma sakın.” Yeliz teyze ve Taner amca endişelendiğimi fark ettiği gibi ellerindeki ışıklarla ormanın yoluna doğru baktılar ve ablamları bulmak üzere ilerlemeye başladılar.

Bir süre geçtikten sonra ise Gece’yle Lavinya da onlarla gelmek istediler ve Taner amca ise onları durdurarak burada kalmaları konusunda yeğenlerini uyardı. Gece ve Lavinya ise başlarını sallayarak teyzesiyle amcasının uzaklaşmalarını izledi ve yanımıza tekrardan gelerek iki yanıma oturdular.

“Ablam ve Talha tam bir salak!” Ablamlara söyleniyordum ama bir yandan da onları fazlasıyla fark ettiğim gerçeğini kesinlikle inkâr edemezdim.

Arda ve Beren bu dediğimin üzerine gülerlerken onlara ters bir bakış atıp yanımdan kalkan ve Gece’ye yer veren Arda’ya yine sert bir şekilde vurdum, o ise dikildiği yerden kaçarak benden uzaklaştı. “Ya, hâlâ gülebiliyorsunuz ya… Sizi ben…” Tam ağzımdan yanlış sözcükler kaçacakken son anda kendimi tutup çenemi kapattım ve yanımdaki iki kardeşe bakarak sordum: “Korkuyorum.”

“Korkma.” Lavinya elimi sıkıca kavrayarak bana gülümsediğinde ben de zar zor gülümsedim ve derin bir nefes vererek ekmeğimden bir ısırık alıp gözlerimi orman yoluna çevirdim. “Siz daha önce bu orman yolundan geçtiniz mi, lütfen bildiğinizi söyleyin,” dediğimdeyse Gece başını salladı ama Lavinya başını iki yana sallayarak ablasının geçtiğini ve kendisinin yolu hiçbir şekilde bilmediğini söyledi.

“Of.” Ellerimle ekmeğimi tutmaya devam ederken Gece’ye döndüm ve ona orman yolunun tehlikeli olup olmadığını sordum.

“Masal, bak,” dedi Gece ve gülümseyerek bakışlarını bir süreliğine orman yolunda tuttu, ardından tekrardan bana dönerek yüzündeki gülümsemeyi korumaya devam etti. “Daha bugün tanıştığın birinse güvenir misin bilmiyorum ama…” derken hemen başımı salladım ve devam etmesini söyledim, çünkü ablam için gerçekten fazlasıyla endişelenmiştim.

“O ormanda şu ana kadar hiçbir tehlikeyle karşılaşmadık, merak etme sen. Hem bir sürü insan buralara kamp yapmaya veya gezmeye gelir ve ayrıca bu orman yolundan da hep geçerler, bu yüzden hiçbir şey olmayacağına, sadece ablan ve sevgilisinin hâlâ gezdiğine eminim. Yemeğin hazır olduğundan haberdar olmadıklarından gelmemişlerdir, sakin ol, tamam mı?”

“Tamam, umarım dediğin gibidir.” Sessizce ekmeğimden ısırmaya devam ettim ve bakışlarım tekrardan orman yoluna döndüğünde hiç kimseyle karşılamayınca karnımdaki ağrılar yine başladı.

Sağımda duran Lavinya ise bir süreliğine aynı benim gibi sessiz kaldıktan sonra kulağıma eğilip fısıldadı: “Ben de teyzemle enişteme bir şey olacak diye endişelenmeye başladım.”

“Lavinya, kızı daha fazla korkutma! Zaten korkuyorken bir de sen başlama şimdi, korkacak bir durum yok.” Gece birden kardeşine kızdığında Lavinya sessizleşerek olduğu yerden kalktı ve ardından Gece de orman yolunu inceleyeceğini söyleyip o da kardeşinin arkasında geldi.

“Abla, teyzemle eniştem buradan ayrılmamamız gerektiğini söyledi.” Lavinya yanına gelen ablasını alandan ayrılmaması konusunda uyararak teyzesiyle eniştesinin dediklerin hatırlattı, Gece ise adım atmayı bırakarak kardeşi Lavinya’ya döndü. “Sadece gelip gelmediklerini kontrol edecektim, merak etme. Bir yere ayrılmayacağım ve buradan uzaklaşmayacağım, Lavinya, siz de amma korkak çıktınız.”

“Bence sen de korkuyor gibisin ama neyse… Bir şey demeyeceğim sana abla, sen git,” dedi Lavinya ve bu iki kardeşin konuşmaları bana ablamla olan komik atışmalarımızı hatırlattı, bu yüzden ablamı daha çok merak etmeye başlayarak yerimden kalktım.

“Hâlâ gelmediler mi?” diyerek Gece ve Lavinya’nın yanına gidecekken Beren’le Rana yanıma gelip beni tuttular. “Masal, gelecekler.” Beren’in dedikleriyle sakinleşmemiş, aksine onların hâlâ gelmediğini söyleyip durmuştum.

Çıldıracaktım.

“Ya, gelsinler artık!” Herkesin beklemediği bir şekilde iki kuzenin kolundan kurtulup yere çöktüm ve ağlamaya başlayarak başımı öne eğdim, gözlerimdeki yaşlar yüzünden görüşüm bulanıklaşmıştı.

“Masal.” Bir erkek sesi -Arda olduğunu rahatlıkla anlayabilmiştim- bana seslenerek omzumdan tuttu ve yanıma doğru eğilerek başımı eliyle yukarı kaldırdı. “Ağlaman bana okulda dediklerini hatırlatıyor,” dedi çaresizce ve gözlerimdeki yaşları başparmağıyla silerek beklemediğim bir anda, beni şaşkına çevirerek beni kendisine çekip bana sarıldı. “Özür dilerim, sana zorbalık yaptığım için… Fazlasıyla üzgünüm.”

Yaptığım tek şey, gözyaşlarıyla ıslanan yanaklarıma hafif bir rüzgâr vurduğu esnada sadece şaşkınca, hiçbir şey demeden Arda’nın kollarının arasında öylece durup orman yolunu meraklı bakışlarla izlemekti.

“Korkma, Masal, bak! Ablanla Talha geliyor!” Rana mutlu ve heyecanlı bir şekilde orman yoluna doğru koştururken çoktan onları görmüştüm.

Bakışlarım Arda beni hâlâ sımsıkı sararken orman yolundan gelen ablam, Talha ve iki kardeşin eniştesiyle teyzesini izlerken bu sefer mutluluk gözyaşları dökmüştüm. “Onlara bir şey olmamış Arda, ordalar,” diyerek ağlamaya devam ettiğim sırada beni sımsıkı sarmaya devam etti ve kulağıma eğilerek, “Sakinleş,” diye fısıldadı.

Ablam, Talha ve Yeliz teyzeyle Taner amca yanımıza vardığında ablam beni gördü ve ilk başta şoka uğrayarak eliyle ağzını kapattı, ardından bizi bakışlarıyla süzdü. Talha ve diğerleri ise beni gördüğü gibi hâlime üzülmüş olmalılar ki iki kuzen ve kardeşe iyi olup olmadığımı sordular, ben de onlar daha cevap vermeden başımı salladım. “İyiyim.”

Arda beni en sonunda bırakarak, “Ablana sarılabilirsin,” dedi ve ben ise ona teşekkür edip hemen ayağa kalkarak ablama doğru koştum. Yanına geldiğimdeyse bacağına dikkat ederek ona sımsıkı, aynı bir sarmaşığın sardığı gibi sarıldım ve gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken gözlerimi yumdum. “Sizi çok merak ettim abla ya, neden gittiniz, neden?”

“Özür dilerim ablacığım, ben bu kadar uzun süreceğini bilmiyordum. Merak etme, kaybolmadık ve bize hiçbir şey olmadı, sadece yol uzun geldi ve geri dönmemiz biraz uzun sürdü. Ama,” ablamın bakışları Yeliz teyzeyle Taner amcayı buldu, “onlar sayesinde daha kısa sürede yanınıza gelebildik,” dediğinde başımı ablamın göğsüne gömdüm. “Seni seviyorum.”

“Ben de,” diye fısıldadı ablam ve saçlarımı okşayarak bu panik dolu geceyi bir an önce sonlandırmak üzere yatağa doğru ilerledik.

“Nerede yatalım biz?” Ablam Yeliz teyzeye baktığında Taner amca şaşkınlıkla, “Yatıyor musunuz?” diye sordu, ablamla ben ise başımızı salladığımızda Yeliz teyze bizi kolumuzdan tutarak ateş başına oturttu. “Biraz sakinleşin ve kampın tadını çıkarıp bu yaşanan olayı unutun, sonra uyursunuz. Ben sizi böyle görünce fazlasıyla üzüldüm gençler, bizim amacımız sizi eğlendirmekti, sizin korkmanızı kesinlikle istemezdik.”

Başımızı ablamla aynı anda salladıktan sonra derin bir nefes verip tekrardan ablama sarıldım, sonra da gözlerimle ateşi izlemeye koyularak derin düşüncelere daldım.

O kadar çok korkmuştum ki, Mert’in bizi kovaladığı gece bile benim için daha az korkutucu bir durumdu ama sonuçta ablamın başına bir şey geleceğini düşünmüştüm.

Hem ablamdan haber alamamak hem de ablamın gecenin bir saatinde bir türlü gelmemesi -bir de ormanda olmasını unutmamalıydık- benim için unutulmaz, korku dolu bir gece olacaktı ve bir dahakine ablamı asla öyle kolay kolay yalnız bırakmayacaktım.

“Masal, gerçekten çok mu korktun ablam, seni korkuttuysak gerçekten özür dileriz.” Ablam geri çekildikten sonra bana baktı ve ben ise başımı aşağı yukarı sallayarak yine derin bir nefes verdim. “Korkmaz olur muyum abla, ben size çok değer veriyorum ve başınıza bu saatte bir şey gelecek diye resmen delirdim, anlamıyor musun? Keşke hiç gitmeseydiniz de bizi meraklandırmasaydınız,” dediğimde ablam suçluluk hissi duyarak başını öne eğerek tekrardan özür diledi, ben de sorun olmadığını söyleyerek bu konuyu kapatmak ve biraz olsun eğlenmek istedim.

“Tamam, o zaman size de voleybol oynamayı öğretelim, ne dersiniz?” Rana sevinçli bir şekilde elleriyle alkış tutarken Beren kuzeninin bu çocuksu davranışlarına güldü, ben ve Arda ise istemeyerek de olsa başımızı Rana’yı kırmamak için salladık. “Olur.”

“Hadi, gelin.” Rana ve Beren çoktan yerlerinden kalkmış, bizi beklerlerken erkekler dâhil hepimiz boş ve geniş alanda daire oluşturduk, ardından Beren topu eline alarak parmak pasla Lavinya’ya gönderdi. “Demek öyle.” Lavinya gelen topu hızla karşılayarak manşetle bana gönderdi ve ben ise bunu beklemediğimden dolayı nasıl atacağımı düşünürken top kafama çoktan isabet etmişti. “Ben böyle işin…”

Herkes bana gülerken ben de kendi aptallığıma güldüm ve oluşturduğumuz daireyi gözleriyle izleyen Taner amcayla Yeliz teyze de benim bu durumuma ufak bir kahkaha patlamışlardı.

Bu gece korkunç ve panik dolu bir gece olsa bile yine de geçirdiğimiz bu zaman fazlasıyla eğlenceli ve keyif verici geçmiş, sanki zaman bir suymuş gibi hızla akmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum