İçeriğe geç

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 12 · 39 dk okuma

İNTİKAM GRUBU (Tamamlandı)

Bölüm 12

BÖLÜM 12

Karşımda gördüğüm kişilerle öfkem her zamanki gibi ortaya çıkmış, ellerim yine yumruk hâline gelmiş, nefes alış verişlerim hızlanmıştı ve onların neden tam keyifli bir anımızda karşımıza çıktıklarını sorguluyordum.

Keyifli ve mutlu olduğum bir anda birden keyfimin kaçıp yerine bıkkınlık yerleşmesinden nefret ediyordum ve tam şu anda böyle bir durum yaşadığım için hemen yüzümde bıkkınlık duygusu yer almıştı.

Şimdi bir de bunlarla uğraşıp üstüne bunların sinir bozucu, zengin ailelerine hesap vermek zorundaydık ve ablamla bunu cidden hiç istemiyor, onlara karşı büyük bir nefret besliyorduk.

Ablamla birbirimize bakıp bıkkın bakışlarımızla buradan hemen kaçıp gitmek ve onlarla konuşmak için fazlasıyla isteksiz olduğumuzu belli etmiş, üstüne oflamıştık.

Bir süre sessizlik içerisinde ablamla birbirimize biraz daha çaresiz gözlerle baktıktan sonra ilk olarak kısık ve isteksiz bakışlarım Dicle’yle Ceylin’i buldu, ardından ise öfke dolu bakışlarımı onların yanlarında duran ailelerine çevirerek aralarında geçen fısıldaşmaları dinledim.

“Anne, bizi ağaçlık ve ıssız bir alana götürüp tehdit eden bu kızlar ve ayrıca bu kızların yanında birkaç tane daha arkadaşları vardı.” Dicle denilen aptal kız annesine hemen bizi şikâyet edip gözlerini devirdikten sonra Dicle’nin ardından diğer aptal arkadaşı da söze girdi: “Evet anne, hatta bizim Dicle’yle yaptığımız partimizi mahvedip üzerine bizi kandırarak sürekli ittiler, çok kötüler,” dedi Ceylin sanki korkmuş gibi sessizce ve bunun üzerine hemen iki annenin de bakışları ablamla bizi buldu.

Ayvayı yemiştik ama aslında bu sorunu da hâl edebilirdik, sonuçta haklıydık ve bu yüzden hakkımızı savunabilir, o iki sinir bozucu kızla arkadaşlarını haksız çıkarabilirdik. Böylece bir daha bize sataşma cesaretinde bulunamaz ve bizden uzak durmaları gerektiğini anlarlardı, kısacası derslerini iyi bir şekilde alırlar ve akları başlarına gelirdi. Yani umarım düşündüğüm gibi olurdu.

Tabii aileleri de onlar gibi kötüyse işte o zaman işimiz biraz zordu.

Dicle’nin annesi bunları duyduğu gibi gözlerinde aynı bizim gibi bir öfke belirmişti ve ayrıca şaşırmıştı da. “Siz bu bacak kadar boyunuzla kendinizi kim sanıyorsunuz da bizim kızlarımıza böyle davranıp partilerini bozabiliyorsunuz, ha? Böyle bir hakkınız asla yok, anlıyor musunuz hadsizler, neden böyle terbiyesizce bir davranışta bulunuyorsunuz ki? Çok ayıp, hepiniz rezilsiniz!” dediğinde gözlerimi devirmemek ve herkesin ortasında bağırıp Dicle’nin annesinin yüzüne tokadımı yapıştırmamak için kendimi zor tutmuştum.

Bu sözlerle daha çok öfkelenirken ablamın ise gözlerindeki bıkkın ifadenin yerini aynı benim gibi öfke almıştı, yani bu sözler her zaman sakin kalan ve sabırlı ablamı bile sinirlendirmişti. “Bana bakın, siz bu kızların bana neler yaptığını biliyor musunuz da böyle konuşuyorsunuz? Asıl kötülüğü yapan onlar, şu iki kız var ya, işte onlar şeytanın ta kendisi!”

“Ne biçim konuşuyorsunuz siz, hem ne yapmış benim kızım ve arkadaşı? Söylesenize!” Öfkeli gözlerimi ablamla bana boş ve gereksiz yere bağırıp bilip bilmeden konuşan kadınlardan çekip sahilin önünden bisikletle geçen insanlara çevirerek sakin kalabilmek için onları izlemeye başladım ama pek sakin kaldığım söylenemezdi. Çünkü şu anda gözlerimdeki öfkenin çok net okunabildiğinden emindim. “Kapayın çenenizi ve bizi dinleyin,” dedim birden gözlerim sadece dalgalı denize çevriliyken ama iki kadının da şaşkınlık nidalarını duymamak imkânsızdı. “Bu kız bize ne dedi, duydun mu Meral?” Kadınlardan birisi konuştuğunda en sonunda başımı tekrardan ilk olarak onlara doğru çevirdim ve ardından da ablama doğru bakışlarım kaydı, şaşkın görünüyordu. “Masal, öyle demeseydin keşke…”

“İstediğimi derim!” diyerek ablamın sözünü kestikten sonra bakışlarımla Dicle’yle Ceylin’i öfkeli öfkeli süzdüm ve sonra onların arkasında bize laf eden annelerinin üzerinde gözlerim gezindi. “Bakın, Dicle’yle ablam aynı dans kursunda ve ablam hep başarılı olduğundan Dicle ablamı kıskanıyor, zaten bu yüzden ablam böyle bir zorbalık yapıp üstüne bana yalan söyledi, mesajlarımı da görmezden gelmekten hiç çekinmedi.” Bu sefer bakışlarım sadece Dicle’nin üzerinde durduğunda bana öfkeli bir şekilde baktığını gördüm ama öfkelenmekte kesinlikle haksızdı çünkü asıl öfkelenen kişiler ablamla biz olmalıydık.

Ses tonumu ayarlayıp sakin kalabilmek için büyük bir mücadele verdiğim sırada boğazımı temizleyip konuşmamı devam ettirdim: “Birkaç hafta sonra ise okulların kapanmasına yakın bir tarihte Dicle sanırım Ceylin’le birlikte bir ekip kurup ablamı zorbalamış ve bunun sonucunda ablamı itip sözde yanlışlıkla bileğinin incinmesine sebep olmuşlar. Bu yüzden biz de doğal olarak onları korkutmak, bizden uzak durmalarını söylemek için bir plan kurup parti esnasında onları bir yere götürüp düzgünce rahatsız olduğumuzu söyledik, bunda ne var ki?” dedim alayla ve bu sefer gözlerimdeki öfkeli ifadenin yerini de aynı sözlerim gibi alaylı bir ifade aldığında derin bir nefes alıp hepsinde teker teker gözlerim gezindi.

Verecekleri cevabı ve tepkilerini fazlasıyla merak ediyordum.

“Ne?” Adının Meral olduğunu öğrendiğim Ceylin’in annesi, kızına ve yanındaki sözde masum arkadaşına bir süre düşünceli bir şekilde baktıktan sonra bakışlarını ablamla bana doğru çevirip gözlerini kıstı. “Yalancılar.”

“Ne diyorsunuz, ben şimdi niye böyle bir yalan uydurayım ki, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bana ve ablama neden inanmıyorsunuz, ablamın bacağında sarılı sargıya ve elindeki tutmak zorunda olduğu değneğe bakıp sonra konuşun, anlıyor musunuz? Zaten keyfimi kaçırdınız, üzerine bizi yalan söylemekle suçlayıp ardından kızınızı öve öve bize laf atamazsınız, tamam mı? Bize böyle demeye asla hakkınız yok, yürü abla, bu aptallarla bir türlü bize inanmayan anneleriyle bir daha karşılaşmamak üzere buradan gidelim. Hadi!”

İçimde Meral denilen kadının dedikleriyle tekrardan yerine gelen tüm sakinliğim yine çekilip yerine gelen öfkeyle sıraladığım cümlelerimin ardından birkaç insanın bakışı bana dönmüştü fakat ben bunu umursamamış ve ablamın kolundan tutup onu buradan uzaklaştırma fikri kulağa çok mantıklı gelmişti.

“Masal, canımı acıtıyorsun, lütfen dur.” Ablamın bacağının acıdığından dolayı acıyla inlediğinden hemen ablamın elini bırakıp onu çekiştirmeyi durdurdum ve içimdeki öfkeyi atmaya çalışarak temiz havayı içime çektim. “Üzgünüm.”

“Biraz daha sakin olamaz mısın Masal, canım yandı,” dedi ablam ve değneğini sıkıca kavrayarak biraz banka oturup dinlendi. “Neyse, sorun değil, sonuçta öfkelenmekte haklıydın, ayrıca ben de cidden sakin bir insan olmama rağmen şu anda sinirliyim,” dediğinde ona hak verip başımı salladım. “Hâlâ öfkem dinmedi abla, zaten son günlerde de sürekli koşturmaktan artık yoruldum,” dedim ve ablamın yanına gelip ben de banka oturarak ablamın dizinin üstünde duran elini kavradım, ardından gülümseyerek denizin huzur verici sesiyle birlikte bir süreliğine ablamla dinlendik.

“Abla,” derken ayağa kalkıyorduk ve ablama yardım ederken ona bakarak bir süreliğine onun kalkmasını bekledim. “Sence Talha’yla Arda hâlen hastanedeler midir, yoksa eve gelmişler midir? Ne düşünüyorsun?” dediğimde ablam derin bir nefes verip ayağa kalkmıştı ve değneğini tutarak yavaş adımlarla ilerlerken, “Bilmiyorum ama bunu öğrenmek için Talha’yı arayabilirim,” dedi ve ben de hemen merak ettiğim bir soruyu daha sordum: “Ama meşgullerse?”

“Bir şey olmaz,” dedi ablam ve bir eliyle değneğini tutarken diğer eliyle de cebinden telefonunu çıkardı, ardından bana da ekranını göstererek kişiler kısmından Talha’nın numarasını bulup hemen onu aramaya başladı. “Aç Talha, aç.”

Telefon bir süre daha çalmaya devam ederken ablam oflayarak Talha’nın açması için yalvarıyordu, sanırım sevgilisine biraz fazla düşkündü.

“Sonunda açabildin şu telefonu, Talha,” dedi ablam Talha telefonu açtığı gibi, ardından hemen yüzüne mutlu bir gülümseme yerleştirip sevgilisiyle konuşmaya ve ona meraklı bir şekilde sorular sormaya başladı. “Nasılsınız, eve geldin mi? Arda nerede, hâlâ hastanede misiniz, sizin için gerçekten endişelendik ve sürekli sizi düşünüp durduk.”

Ablam heyecanla ardı ardına Talha abiye bir sürü soru sıralamaya devam ederken ben ise Talha abiye acımıştım, sonuçta ablamın bir türlü susmayan çenesine maruz kalıyor ve onun meraklı meraklı sorduğu bitmek bilmeyen sorularını dinlemek zorunda kalıyordu, cidden üzücüydü. Eğer Talha abi ablamı dinlemezse o zaman ablam ona sürekli kızıp söylenir ve “Sen benim sevgilimsin, bu yüzden de benim de bir şeyler bilmeye hakkım var,” diye Talha abiyi bir şekilde konuştururdu.

Ablam gerçekten de fazlasıyla konuşkan ve çenesi bir türlü susmak bilmeyen bir kişiydi, hatta konuşmayı seven ben bile onun susmak bilmeyen konuşmasından nefret ediyor ve bir an önce susması için içimden dualar ediyordum.

“Sen şu an evdesin, değil mi canım?” dedi ablam ve ben de hemen ablamın yanına daha çok yaklaşarak fısıltılı bir ses tonuyla, “Evde miymiş?” diye sordum, ablam ise bana bakmadan başını sallayıp benden birkaç adım uzaklaştı.

Ona hemen dil çıkarmamayı eksik etmemiştim, o ise bana kızgın gözlerle bakarak benden daha çok uzaklaşıp sevgilisiyle konuşurken ona içimden söylenmekle yetinmiştim.

Birkaç dakika sonra ise ablam Talha’yla olan konuşmasını bitirip yanıma doğru gelerek, “Talha eve yaklaşık bir saat önce falan gelmiş, Arda da babasıyla hastaneden ayrılınca zaten Talha’ya haber verecekmiş. Eğer Arda’nın babasının durumunu merak ediyorsan şu anda Talha’nın dediğine göre gayet iyiymiş ve bugün hastaneden ayrılması kesinmiş,” dediğinde ikimiz de derin bir nefes vermiştik.

Bu kesinlikle iyi ve rahatlatıcı bir haberdi.

Çok şükür ki iyilerdi ve artık onları sürekli düşünmek zorunda kalmayacaktık.

***

Eve geldiğimiz gibi ilk olarak yatağıma yığılmak için yorgun adımlarımı yatağa doğru atarken çantamdan gelen sesle hemen çantama doğru uzanıp içinden telefonumu çıkarmıştım.

Tanımadığım bir numara beni arıyordu ve bu yüzden kaşlarımı çatıp umursamaz bir şekilde aramayı reddettim ama bir süre sonra telefonum tekrardan çalmaya başlayınca merakla ablamın yanına gidip numarayı gösterdim. “Abla, bu numara beni sürekli arayıp duruyor,” dediğimdeyse ablam, “Boş ver,” der gibi elini salladı ve akşam yemeği yapmaya devam ederken hemen onun yanına gittim.

Bugün akşam menüsünde anlaşılan tarhana çorbasıyla sebzeli makarna ve içecek olarak ise bir şişe kola vardı.

“Ama abla, resmen beni birkaç dakikadır arıyor, merak ettim kim olduğunu,” diyerek bu sefer ekranı ablamın dibine doğru soktuğumda ablam oflayarak çorbayı karıştırmayı bırakıp elimden telefonumu aldı, ardından bilinmeyen numara bir daha aradığında ablam telefonu açarak kulağına doğru tuttu. “Buyurun.”

Ablam bir süre oluşan sessizlik içerisinde telefondaki karşı tarafın dediklerini dinledi fakat bir sorun var gibi görünüyordu çünkü ablamın birden yüzünde oluşan şaşkın ifade, bana şaşırtıcı veya kötü bir olay yaşandığını düşündürüyordu.

“Abla, kim o kişi ve ne diyor?” dedim fısıltıyla, ablam ise biraz daha sessiz olmam için işaret parmağını dudağına götürüp gözlerini büyüterek telefondaki bilinmeyen kişiyi dinlemeye devam etti. “O… O kız sen misin?” dedi ablam biraz sonra şaşkın şaşkın ve ablam bunu dediği gibi içimi bir merak duygusu hızla kapladı, ardından ise ablam konuşmaya devam ederken karşı tarafın dediklerini telefona kulağımı yaklaştırarak dinlemeye çalıştım ama ablam beni uyardığında mecburen geri çekilmek zorunda kaldım. “Dur, Masal, yapma.”

Merakla ablamın yanından ayrılırken ablam bana ocaktaki çorbayı karıştırmamı işaret etti ve ben de oflayarak kaşıkla çorbayı karıştırmaya başlarken içimden hâlâ neler olduğunu düşünmeden duramıyor ve karşı taraftaki ablamı şaşkına çeviren kızın kim olduğunu, dediklerini aşırı derecede merak ediyordum.

O kız kimdi ve ablama neler diyordu? Ah, biraz daha sabırlı olamaz mıydım sanki, resmen sabırsızın tekiydim ve meraklı olduğumdan dolayı içimdeki sabır taşı artık çatlamak üzereydi.

“Peki, bizim numaramızı nereden buldun ve ayrıca neden bizimle birlikte iş birliği yapmak istiyorsun, onlar sana ne yaptı? Bize gerçekten bunu teklif edecek kadar güveniyor musun, benim sana pek güvendiğim söylenemez ve seni tanımıyoruz bile.” Hemen çorbayı karıştırmayı bırakıp merakla evin içinde tur atmaya başladım, o kız ablama ne teklif etmiş olabilirdi ki?

Of abla, hemen şu konuşmanı bitirip lütfen bana her şeyi her detayına kadar anlat yoksa burada cidden meraktan çatlayacağım.

“Demek Dicle’nin telefonunu karıştırdın, öyle mi? Vay uyanık, aferin sana,” dediğindeyse Dicle’nin adını duyduğum gibi şoke oldum ve olduğum yerde aynı taştan bir heykel gibi durarak etrafa, ardından ise ablama doğru şaşkınca bakışlar attım.

Dicle mi, o şimdi bu konuşmanın içinde ne alakaydı ve bu kız bizi niye aramıştı, ayrıca bu kız kimdi ve Dicle’yle ne ilgisi vardı?

“Tamam, o zaman yarın bize gel ve bu konuyu birlikte konuşalım.” Ablam sessizlik içinde karşı taraftaki bilmediğim kızı dinlerken başını onaylar şekilde salladı ve sırtını yasladığı masadan ayrılarak yanıma gelip koltuğa yığıldı, ardından, “Kusura bakma ama bugün kardeşimle gezmeye gittiğimizden gerçekten fazlasıyla yorulduk, o yüzden bugün dinlenelim ve yarın görüşelim,” deyip bir şeyler daha dinledikten sonra sonunda aramayı sonlandırdı.

Hemen ben de ablamın yanına, koltuğa oturarak yanına kadar iyice yaklaşıp içimdeki sabırsızlık ve merakla, “O kim, neler dedi, Dicle’yle ne ilgisi var, sana ne teklif etti ve yarın cidden görüşecek misiniz?” diyerek ardı ardına bir sürü soruları sıraladıktan sonra ablam bu sorularımın fazlalığı karşısında ofladı ve isteksiz bir şekilde bana her şeyi anlatmaya başladı: “Hani planımızı uygulamak için Dicle’nin evine gitmiştik ya, işte orada bir kız vardı, böyle simsiyah ve soğuk görünen bir kız. İşte o kız, seni arayan kız, bana ulaşamayınca seni aramış ve sen Masal, bana iyi ki bu kızın aradığını söylemişsin yoksa sürekli bu kızı merak ederdim,” dediğinde tekrardan ikinci bir şoka girmiştim.

Partide yanımıza gelip Dicle’yle Ceylin’i delirten, tanımadığım, siyaha bürünmüş, geceyle uyumlu ve soğuk görünüşlü kız o kız mıydı, cidden bizi aramış mıydı? İnanamıyordum, neden bizi aramış, ablama neler demiş ve ablama ne teklif etmişti?

“Neyse, sonra bu kızın kardeşine -bu arada aynı bana yaptıkları gibi yapmışlar- Dicle’yle ekibi zorbalık yapmışlar ve artık bu kızın kardeşi bundan bıkmış. Sürekli kızın kardeşiyle uğraşmışlar, sürekli zorbalamışlar ve bu yüzden kardeşini en son okuldan alıp başka bir okula vermişler. İşte, yıllar geçince de bu kız kardeşine zorbalık yapanları bulmuş ve partiye gelmiş, Dicle’nin telefonunu da parti esnasında gizlice karıştırınca senin Dicle’yle olan mesajlaşmalarını okumuş ve böylece benim de aynı kardeşi gibi bir durum yaşadığını anlamış. Hemen fotoğrafını çekip bizi en kısa sürede arayıp konuşmak istemiş ve konuşmak için bugünü bulmuş. Bu yüzden yarın onunla bir görüşme yapıp onu da gruba alıp almayacağımızı tartışacağız, çünkü o kız bize katılmak istiyor. Bunu hemen diğerlerine söylemem lazım.”

Ablamın söyledikleriyle ilk önce üçüncü bir şok daha yaşamış, ardından ise bu kıza ve kardeşinin yaşadıklarına üzülmüş, ayrıca Dicle ve ekibinden bir kez daha intikam alma isteğiyle yanıp tutuşmuştum.

Hemen başımı sallayıp, “Peki,” diyerek ablamı onayladığımda heyecanla odama doğru koşa koşa gittim ve elime telefonu alıp Beren’in numarasına tıkladım, sonraysa ablama, “Beren’e ben haber veririm, sen diğerlerine haber ver,” diyerek yüksek sesle seslendim. Ablam ise bana yanıt olarak, “Tamam,” dediğinde gülümsedim ve hızla Beren’i arayıp telefonu açmasını merakla bekledim.

“Masal?” Birkaç saniye sonra hemen aramam yanıtlandığında telefonu daha çok kulağıma yaklaştırdım ve heyecanla gülümseyerek baştan sona her şeyi, her detayına kadar anlatmak için sabırsızlıkla derin bir nefes verdim, ardından dudaklarım aralandı.

Beren’e her şeyi, her detayına kadar anlatma vaktiydi.

Bir Gün Sonra…

Arda Albay

Bugün güne normalde hiç olamayacağım kadar dinç ve neşeli uyanmış ve aşağıya, bu sefer hizmetçimiz Hale abla yerine babamın hazırladığı kahvaltı sofrasına doğru inerken ilk defa bu

kadar istekli olmuştum.

Annemsiz bir gün benim için hayatım boyunca en değerli armağan olabilirdi çünkü resmen kalpsiz kadından kurtulmuştuk ve babam bana hastaneden çıkarken hiçbir suçumun olmadığını ve en kısa sürede annemden boşanacağını söylemişti, tabii bunları duyduğum gibi de içime su serpilmişti. Bu beni yıllar boyunca kurduğum bir hayaldi ama meğersem ki sadece anneme biraz olsun öfkeyle karşı çıkmak ve babama her şeyi anlatmak çok iyi ve kolay bir çözüm yoluymuş, bunu dün anlamıştım.

Merdivenlerden inip yüzümde yer edinen sıcak bir gülümsemeyle babamın yaptığı enfes gözüken ve ayrıca mükemmel kokan kahvaltı sofrasına gelirken ona sımsıkı sarıldım ve geri çekilip, “Günaydın,” dedim.

“Günaydın oğlum, bugün nasılsın, daha iyi misin ve umarım dün benim için arkadaşınla yorulmamışsınızdır,” dediği gibi hızla başımı iki yana salladım ve ona şefkatle bakarak, “Asla babacığım,” deyip omzuna dokundum ve etrafa yayılan güzel, yıllardır özlediğim o kahvaltı kokusunu içime çektim. “Çok güzel, sofra enfes görünüyor,” diyerek babama teşekkür edip sandalyeye oturdum ve babam ise sofraya birkaç malzeme daha yerleştirip o da tam karşıma oturup açlıkla hemen ağzına birkaç lokma attı. “Kurt gibi acıkmışım.”

Babama tekrardan gülümseyip ben de leziz görünen sofradan her yemekten yemeye çalışırken aklıma takılan bir soruyla duraksadım ve ağzımdaki lokmayı sonunda yutabildikten sonra babamı tekrardan bakışlarımla süzdüm.“Sana aklıma takılan bir şey sorabilir miyim?”

Babam çatalına peynir takıp açlıkla ağzına götürürken başını salladı ve peyniri çiğneyip yuttuktan sonra, “Tabii oğlum, söyle,” diyerek beni dinlemek üzere bakışlarını bana çevirdi.

Üzerinden dumanlar çıkıp etrafa yayılan sıcak çayımdan bir yudum aldım ve ben de babama bakıp bir süre sessiz kaldıktan sonra dudaklarımı araladım. “Hale abla artık bizim eve çalışmak için gelecek mi, yoksa gerçekten kovuldu mu?” dedim merakla ve babam bunu hiç düşünmemiş olacak ki birkaç dakika sessiz kalıp düşündükten sonra o da çayından iki yudum aldı ve cam bardağı masaya bırakıp konuşmaya başladı: “Sanırım artık eve gelmek istemiyor, kendisiyle hâlen de konuşmadım,” dediğinde babamla artık yalnız ve mutlu olsam bile Hale ablayı özleyeceğimi fark ettim, hem ayrıca babam ev işlerini yapmayı da pek beceremediğinden acilen bu eve bir çalışan lazımdı.

“Peki, sen ev işlerini nasıl yapacaksın, biliyorsun, sen zaten böyle işleri hiçbir zaman beceremezdin, hem ben de hiç yapamam.” Yutkunduktan sonra babama soran gözlerle baktığımda babam çenesiyle lezzetli ve neşe dolu kahvaltı sofrasını işaret edip, “Görmüyor musun oğlum, resmen bir saate şölen hazırladım,” dediğinde güldüm. “İşte yemek konusunda gerçekten iyisin, bunu inkâr edemem.”

“Evet, haklısın ama dediğin gibi diğer temizlik işlerini hiç de iyi yapamıyorum, mesela şu anda bulaşıkları nasıl yıkayacağım hakkında hiçbir fikrim yok, o yüzden bir an önce Hale Hanım ile görüşüp kötü karımın evden ayrıldığı haberini -ki bu onu da çok sevindirecek bir haber- ona vereceğim. Aynı zamanda kendisinden en kısa zamanda tekrardan bizim eve gelip çalışmasını rica edeceğim ve karım adına özür dilemek üzere ona iki kat daha fazla para vereceğim,” deyip sessizce yüzündeki keyifli ifadeyle kahvaltısını yapmaya devam etti, ben ise başımı sallayarak birkaç şey daha atıştırdım.

Yaklaşık yarım saat sonraysa kahvaltımızı bitirdiğimizde babam, “Şimdi sıra şu bulaşıkları

toplamakta,” dedi çaresizce ve benim odama gidip annemsiz geçen günümün kalanını keyifli geçirmemi söyleyip bulaşık yığınının başına geçti, ardından ben de babamı onaylayıp hemen odama doğru gittim.

Odamda bir süre internette gezinip video kaydırırken bazenleri ofluyordum çünkü karşıma cidden çok saçma sapan olan berbat videolar çıkıyordu. Bu yüzden biraz da oyun oynamak istedim ve telefonuma indirdiğim birkaç tane oyunda da zaman öldürdükten sonra babama bakmak üzere tekrardan merdivenlerden aşağı indim.

“İşe mi gidiyorsun?” diye sorduğumda babam aceleyle başını salladı ve ceketini alıp bana sarıldıktan sonra hızla, “Güle güle, şimdi benim acelem var,” dedi ve ekledi: “Ayrıca kendine dikkat et, tamam mı? Keyifli zaman geçirmeye çalış ve istediğin zaman arkadaşlarınla görüşebilirsin,” dediğinde başımı onaylar şekilde salladım ve gülümseyerek babam evden çıkarken arkasından onu bir süre izleyip yine odama doğru adım atmaya başladım.

Odama yine geldiğimde her zamanki gibi yatağıma yığılıp elime telefonu almıştım ancak aklıma birden grubumuz geldi, sonuçta artık annem gittiğinden onları istediğim gibi arayabildiğimden dolayı iyi olduğumuz haberini onlara da verebilir ve annemle babamın boşanacağını söyleyebilirdim.

Hemen kişiler kısmına girdim ama bende gruptaki birçok kişinin numarası olmayıp Talha’nın numarası vardı ama zaten Talha zaten bu haberi bildiğinden gruptaki başka birisini mecburen aramak zorundaydım. Fakat bir sorun vardı: O kişi benden nefret ediyordu.

Masal’ı arayacaktım.

Masal ona yaptıklarıma rağmen beni hâlâ da engellemediği için şanslıydım ve bunun için ona minnettardım. Sahi, Masal beni neden hâlen de engellememişti, bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı ki, Masal beni artık eskisi kadar sevmiyor ve benim taş kalpli olduğumu düşünüyordu.

Aynı diğer insanların düşündüğü gibiydi ve bunların hepsi annemin yüzündendi, bu yüzden Masal’a gerçekten çok hak veriyordum çünkü ona yapmadığım şey kalmamıştı ve annemden ötürü bunu yapmamın sebebini ona açıklayamamıştım.

Masal’a en kısa zamanda her şeyi açıklayacaktım -zaten bunu ben de çok istiyordum- ama biraz olsun sabretmeli ve bunu ona söylemek için biraz daha beklemeliydim.

Hemen Masal’ın numarasına tıklayıp heyecanla onu aramaya başladım. Telefon çalmaya devam ediyordu ve ben ise yanağımın içini ısırıyor, Masal’ın aramamı yanıtlamasını bekliyordum.

En sonunda Masal aramamı yanıtladığı gibi hızla, “Masal, seninle biraz konuşmak istiyorum,” dedim ve Masal ise bir süre sessiz kaldıktan sonra bana yanıt verdi: “Arda, ben de tam sana birkaç şey söylemek için seni arayacaktım,” dedi şaşkınca ve ben ise onun bu şaşkın tepkisine gülümseyerek karşılık verdim ama tabii ki Masal benim gülümsediğimi görmemişti.

“Sen bana ne söyleyecektin?” dedi Masal meraklı bir ses tonuyla ve ben de hemen telefonu kulağımın dibine kadar getirmek yerine hoparlörü açıp telefonumu masanın üstüne koydum, ardından ise konuşmaya başladım: “Masal, bizi merak ettiniz mi?” diye sorduğumda Masal bizi merak ettiğini söyledi ve ben ise hemen ona şu anda hiçbir sorun olmadığını, annemle babamın en kısa zamanda boşanacağını ve bugün fazlasıyla mutlu olduğumu söyledim.

“Gerçekten mi, yani artık sana arkadaş konusunda baskı yapan annenden kurtuldun mu, babanla mı kalıyorsunuz şimdi?” diye sorduğunda onu yanıtladım ve yanıtımla Masal fazlasıyla sevinmiş gibiydi çünkü bana, “Bu çok iyi bir haber,” demişti mutlu mutlu, ben de bu sevinci karşısında yine gülümsemiştim.

“Peki, sen bana ne söyleyecektin, Domates Yanak?” dediğimde ofladı ama bir yandan da gülerek, “Arda, o önceden kalan bir lakaptı!” dedi ve birkaç saniye art arda öksürdükten sonra soruma cevap verdi: “Arda, ablam gruptaki iki kişiye anlattı, ben de Beren’e anlattım, yani bu olayı bilmeyen sadece sen kaldın. Neyse, bak biz planımızı uygulamak için gittiğimiz partideyken garip görünümlü bir kız vardı ve Dicle’yle Ceylin’in yanına gelip garip garip şeyler söyledi. İşte, o kız dün bizi aradı ve aynı onun da kardeşine benim ablam gibi zorbalık yapmışlar, bu yüzden o kız da bizim grubumuza katılıp onlara güzel bir ders vermek istiyormuş.”

“Sizin numaranızı nereden bulmuş?” diye sorduğumda Masal bana anlatmaya devam etti: “Tabii ki de parti esnasında Dicle’nin telefonunu karıştırarak. Bak Arda, bizim Dicle’yle olan mesajlaşmalarımızı okuduğundan dolayı bizim de onlardan nefret ettiğimizi hemen anlamış ve bu yüzden de bizi aramış,” dediğinde Masal’ın görmemesine rağmen başımı onaylayarak salladım ve çalışma masamın başına geçerek Masal’ı dinlemeye devam ettim.

“Bizimle bugün görüşmek istiyor, sen dâhil Yeni Üye,” dediğinde kısa bir süre güldüm, Masal’ın ve diğerlerinin bana “Yeni Üye” diye taktığı lakapla seslenmelerini özlemiştim.

Gerçi üzerinden daha bir gün geçmişti ama yine de özlemiştim işte.

“Tamam, Masal, ben zaten meşgul değilim, bugün gelebilirim,” diyerek Masal’ı yanıtladığımda Masal bir süreliğine arama devam ederken sessiz kaldı ve ardından ise merakla sordu: “Sen az önce neye gülüyordun?”

Yine yüzüme bir gülümseme yerleştirip birkaç saniyeliğine güldükten sonra Masal’ı, “Bana ‘Yeni Üye’ demeni özlemişim, o yüzden gülesim geldi,” diyerek cevapladım, Masal ise şaşırmış gibi konuşmaya başladı: “Arda, sana daha iki gün önce ‘Yeni Üye’ diyorduk, ne ara özledin?” dediğinde ikimiz de güldük, sonraysa telefonda arama devam ederken öylece çalışma masamın üzerinde yanmayan gece lambama boş bakışlarla baktım ve Masal’la bir süre sessiz kaldık.

“Arda.” Aramızda bir süreliğine oluşan derin sessizlik en sonunda Masal’ın ismimi seslenmesiyle bozulmuştu. “Neden sustuk, ne oldu?” diye sordu ve konuşmaya devam ederken ben ise omuz silktim. “Sanırım konuşacak başka bir konu bulamadık,” dedim ve Masal ise beni onaylayarak, “Haklısın,” dedi, ardından tekrardan aynı benim gibi susmaya devam etti.

Biraz sonra arama devam ederken, “Ee, ne konuşalım o zaman?” dedi Masal ve ben de hemen merakla sordum çünkü bunu birkaç dakikadır merak ediyordum. “Ben saat kaç gibi geleyim, ayrıca nerede buluşacağız o dediğin kızla?” dediğimde Masal’ın telefondan parmağını şaklattığını duydum, ardından da bana buluşma saatini ve nerede buluşacağımıza detayına kadar anlattı.

“Yani hemen şimdi Beren’in kafesine mi geleyim, öyle mi yapacaksınız?” diye sorduğumda Masal sadece beni yanıtlamakla yetindi ve ben ise hemen odamdan elimdeki telefonla çıkarak aşağıya, merdivenlerden hızlıca indim.

Masal merdivenlerden inerken topuklarımdan çıkan sesi duymuş olacak ki, “Hemen nereye, ilk önce hazırlanabilirdin,” dedi şaşkınca ve ben de Masal’ın şaşırması karşısında gülerek sanki Masal görecekmiş gibi başımı iki yana salladım ve evin dış kapısını aralayıp bahçeye doğru yavaş adımlarla ilerledim. “Hazırlanmaya gerek yok çünkü sabah üstümü giyinmiştim, ayrıca bir haber daha vereyim, ablanla sen hazırlansan iyi edersin çünkü ben şu anda kafeye fazlasıyla yakınım.”

“Of Arda, o zaman bizi beklemek zorunda kalacaksın çünkü kafeye büyük ihtimalle ilk gelen sen olacaksın, bu yüzden Beren’le baş başa kalacaksın. Umarım Beren seninle yine adam gibi konuşurda dersini yine alırsın,” dedi Masal bana söylenirken ama ben onun söylenmeleri karşısında artık çaresizce annemin dediklerini uygulayıp Masal’a laf atmayacak ve onu üzen şakalar yapmayacaktım.

Bu yaptığım şakalar çok şükür ki artık annemin aramızdan ayrılmasıyla sonlanmıştı ve en kısa zamanda bütün ekip üyeleri benim neden Masal’a böyle davrandığımı öğreneceklerdi.

“Tamam, tamam, kafeye girmeden önce kafenin birkaç metre mesafe uzaklığındaki bir markete girer, kendime atıştırmalık falan alıp sizi beklerim, boşuna söylenmene gerek yok,” dedim yüzümdeki sırıtmayla ve kafeye doğru attığım adımlarımı hemen onun sağındaki markete doğru çevirmiştim.

Masal da onları beklediğim için bana teşekkür ederek, “Ne o, yoksa Beren’le baş başa kalacağın için korkaklık yapıp bizi mi beklemeye karar verdin, Yeni Üye?” dediğinde Masal’ın bana teşekkür ettiğini fark ettim ve fark ettiğim gibi yüzümdeki gülümse daha da büyüdü. “Ne o, hani bir daha bana teşekkür etmeyecektin ama şimdi edesin mi geldi?”

Telefondan Masal’ın ablasına birkaç kez seslendiğini duydum ve biraz sonraysa Masal, “Kusura bakma, ablama hazırlanması için sesleniyordum,” dediğinde gülerek, “Konuyu değiştirmek yerine bana cevap ver, Masal,” dedim, Masal ise şaşırarak emir kipiyle tamamladığım cümleme cevap vermek yerine -aynı az önce yaptığı gibi yapmıştı- tek bir kelime söyledi. “Ne?”

Daha birkaç gün önce, ekibe daha yeni alındığım gün mutfakta Masal’la yaptığımız konuşma aklıma gelince sesli bir şekilde gülmeden edemedim ve kahkaham karşısında Masal’ın, “Hiçbir şey anlamıyorum,” dediğini duymuştum.

“Hatırlamıyor musun, gruba daha yeni alındığım o gecede seninle mutfakta yaptığımız konuşmayı? Hatta ben sana su verirken sen ise bana ‘Bu sana karşı son teşekkürüm olacak, haberin olsun,’ demiştin Masal, ne çabuk unuttun,” dediğimde yanaklarının aynı o geceki gibi, bir domatese benzer şekilde kızardığına emindim ama onu göremediğim için kesin olarak bir fikre varamazdım.

“Tamam, hatırladım, Arda…” Masal derin bir nefes vererek sanki benle konuşmaktan sıkılmış gibi, “Neyse, benim giyinmem için kapatmam lazım, zaten birkaç dakikaya oradayız çünkü ben ablam gibi değilim. Aynı zamanda aslı başı bir kahve içmeye gidip bir kızla konuşacağız, o kadar,” dediğinde benimle bu konuda aynı fikre sahip olduğunu fark etmiştim ve onu onaylayarak başımı sallamıştım.

Ardından telefon kapanınca hemen markete girip cips, çikolata ve kek gibi birtakım atıştırmalıklar alıp marketten çıktım ve kafenin önünde, bir direğe sırtımı yaslayarak Talha, Rana ve Masal’la ablasını beklemeye koyuldum.

***

Kafenin önündeki direğe yaslanarak yaklaşık on dakika bekledikten sonra tekrardan telefonumdan saati kontrol ettim ve ekrandaki 14.12 saatini gördüğümdeyse tekrardan etrafıma bakındım. Ardından önüme döndüğümde karşıdan karşıya, el ele tutuşarak geçen üçlüyü gördüm ve sonunda der gibi bir nefes verdim.

Rana ve Masal’la ablası birkaç saniye sonra karşıdan karşıya geçip kafeye doğru ilerlerken üç kıza, “Hey, beni unuttunuz,” diye seslenerek arkalarından geldim, Masal ise beni gördüğü gibi kahkahalara boğularak, “Koşuşun çok komikti,” diyerek gülmeye devam etti, ben de ona bakarak gülümsedim. “Komik olduğumu kabul ediyorum ama şimdi koşuşumu boş verin ve bana Talha’nın nerede olduğunu söyleyin,” dedim emir kipiyle ve Masal’ın ablası Öykü bunu duyduğu gibi değneğiyle arkasındaki dondurmacıyı işaret etti. “Beyefendi, kendisine dondurma almak istedi, yolda karşılaştık.”

Rana, Öykü’nün cümlesiyle kıkırdayarak bana baktı. “Masallarla yolda karşılaştık ve Öykü abla sevgilisini hemen aradı, sonrasındaysa Talha yanımıza gelerek dondurma yemek istediğini söylediğinde iki sevgili birbirlerine laflar atmaya başladı. Ee tabii, biz de Masal’la gülme krizine girdik, bir de şimdi senin koşuşunu görünce daha çok gülmek istedik çünkü kafeye gelene kadar baya komik olaylar yaşadık,” dediğinde başımı salladım, Masal da hâlâ gülmeye devam ederken, “Ablamın Talha’yı düşürmeye çalışırken kendisinin düşecek olması ve Talha’nın onun kurtarmasıyla birkaç dakika aynı dizilerdeki gibi bir bakışma yaşanması gerçekten komik bir andı ve bu anı hayatım boyunca unutmak istemiyorum,” dediğinde Öykü ters ters Masal’la Rana’ya baktı. “Aman, siz de ne komiksiniz, ha ha ha.”

“Öyleyizdir,” dedi Rana sarı saçlarını arkaya atarken ve hemen ardından Rana’nın arkasından Talha göründüğünde Masal yine kahkahalarla gülerken Öykü ise gözlerini devirip tekrardan sinirle Talha’ya baktı. “Çilekli dondurmanıza kavuştuğunuz için mutlu oldunuz mu, Talha Bey?”

Öykü’nün aynı Masal’ın bana dediği gibi Talha’ya seslenmesinin ardından Talha başını evet anlamında salladı ve neşeli neşeli dondurmasını yalamaya devam ederken Öykü daha fazla dayanamamış olacak ki, “Bir ısırık da bana ver bari,” demesiyle Rana da Masal gibi kahkahalara boğuldu.

Sokaktaki neredeyse bütün insanların bakışları bize doğru dönmüştü.

Rana hâlen gülmeye devam ederken ve insanların dikkatini üzerine kolaylıkla çekerken Masal ise kahkahalarını zar zor bir şekilde durdurarak, “Ben niye bu kadar güldüm ya, git gide ben de aynı Rana’ya benzemeye başladım,” dedi nefes nefes ve tekrardan gülmeye başlarken Talha da gülümsedi. “Sanırım bu kızlar biraz fazla güldü,” dedi bana bakarak ve ben de başımı sallayıp elimle en sonunda Beren’in babasının çalıştığı kafeyi gösterdim. “Oraya ne zaman gideceğiz ve bu bizimle görüşmek isteyen garip kız ne zaman gelecek?”

Öykü hâlâ ters ters kahkahalarla gülen Rana’ya ve onun yanındaki kardeşine bakarken Talha’nın dondurmasından birkaç kez yaladı ve lezzetli olduğunu belirtip tekrardan gözlerini kısıp gülen iki kıza baktı.

“Şunlar bir kahkahalarını kesseler gideceğiz!” “Ama abla, kabul et, hem Talha’ya kızıyorsun ve sonra da gelip, ‘Bana da bir ısırık ver bari,’ diyerek resmen sevgilinin gözlerinin içine bakıyorsun.” Masal ablasına neyin komik olduğunu açıklarken en sonunda gülmesini durdurabilmiş ve ablasının taklidini komik hâle getirerek yaparken Öykü gözlerini devirdi, Rana ise tekrardan kıkırdayarak kafeye doğru adımlar atmaya başladı.

Talha bir anda Rana, Masal ve Öykü’nün arkasından yavaş adımlarla yürürken yanıma gelmişti ve omzuma dokunmasıyla hemen başımı ona doğru döndürmüştüm. “Çok şükür, sonunda kafeye gidebiliyoruz,” dediğindeyse ona hak vererek başımı salladım ve Masal’la Rana’yı çenemle işaret ederek, “En sonunda sevgilini çıldırtacaklar, şunları bu konuda bir uyar istersen,” dediğimde gülerek uyaracağını söyledi.

“Ne o, bensiz yalnız kalmışa benziyorsun, zaten bu yüzden yanına gelmek istedim,” dedi Talha ve hepimiz aynı anda kafeye girerken başımı sallayıp sessizce Talha’nın kulağına fısıldadım. “Bulunduğum ortamda sadece aptalca şeyler karşısında kahkahalara boğulan iki kız ve onları başımı ağrıtan bir sesle azarlayan bir kız olunca sensiz biraz olsun tabii ki sıkılıyorum, bu çok normal,” dediğimde Masal’ın bana baktığını gördüm, aynı bir çocuk gibi dilini çıkartmıştı.

“Ne oldu Domates Yanak, sana laf edince yine mi çocuk gibi davranasın geldi?”

“Bana şöyle demeyi kes.” Masal ellerini isteği yerine getirilmemiş bir çocuk gibi göğsünde birleştirip bana tekrardan arkasını dönmüştü ve Beren’e selam vererek neşeyle kafedeki en köşede duran bir masaya oturmuştu.

“Masal, cidden o kız bizimle mi görüşmek istiyormuş, anlattıkların karşısında telefonu kapatınca bile hâlâ şoktaydım.” Hepimiz masadaki sandalyelere oturduktan sonra Beren heyecanlı bir ses tonuyla konuştu ve Öykü ise hemen konuşmaya girerek başka şeyler de anlatmaya başladı: “Sadece başımıza bu olay gelmedi, bir de Arda’yla Talha hastanedeyken gezmeye gitmiştik,” derken başını bana ve sevgilisine çevirmişti, ben ise şu anda bir sorun olmadığını belirttikten sonra Masal’ın derin bir nefes verdiğini duymuştum.

Onlara iyi olduğumuzu söylememe rağmen bizi hâlen de merak ettikleri çok belliydi, gerçekten iyi insanlardı ve bu yüzden onları seviyordum.

“Bakın, biz Masal’la sahilde yürüyerek eve doğru giderken bilin bakalım karşımıza kimler çıktı?” dedi Masal’ın ablası Öykü ve Masal ise onun dedikleriyle oflarken Öykü yüksek sesiyle sorduğu sorunun cevabını kendisi verdi: “Dicle, Ceylin ve onların yanındaki anneleri!”

“Sen şaka yapıyor olmalısın,” dedi Rana şaşkınlıkla ve ardından yanındaki kuzenine nedenini bilmediğim bir anda sarılarak geri çekildi, Beren ise gözlerini devirip Rana’yı işaret etti. “O böyle bir kuzendir, onu idare etmek gerçekten zor bir iş.”

***

Masal Eldem

Ablamın yaptığı yarım saatlik bir konuşmanın ardından Rana şaşırarak, “Size nasıl inanmazlar, ne kadar da kötü insanlar,” diyerek Dicle ve Ceylin adlı iki şımarık kızın sinir bozucu ebeveynlerine laf etmeye başlamıştı. Beren de tabii ki kuzenine, “Doğru söylüyorsun,” diyerek ona hak vermiş ve başını onaylar şekilde sallamayı eksik etmemişti.

Bir süre daha bu sinir bozucu konu hakkında konuşup yorum yaptıktan sonra birden Arda’yla göz göze gelmiştik ama nedense hemen gözlerimi kaçırmak istediğimden dolayı gözlerimi Arda’dan ayırıp kafenin kapısına doğru baktım.

Neden içimde bu kadar garip bir duygu oluşmuştu ve neden birden terlemeye başlamıştım, neler oluyordu bana böyle? Cidden anlayamamıştım ve bu yüzden kafenin kapısını boş gözlerle izlemeyi bırakıp masada oturan gruba baktım. “Ben bir tuvalete gideyim, çok sıkıştım,” dediğimde Arda’nın dudağının bir kenarının yukarı doğru kıvrıldığını görmüştüm.

“Komik bir durum mu vardı, Yeni Üye?” diye sorup kaşlarımı çattıktan sonra Arda ayağa kalkıp bana doğru birkaç tane adım attı ve tam önümde durdu. “Bana bakıp hemen gözlerini kaçırdıktan sonra nefes alış verişlerin hızlandı ve bunu fark ettiğin gibi rahatlamak istediğinden dolayı tam şu anda tuvalete gidiyorsun.”

Arda’nın dediklerini daha üzerimden bile atamadan Talha kahkahalarla gülmeye başladı ve ben ise hemen derin bir nefes verip tuvalete doğru ilerlerken karşıma güler yüzüyle duran Serhat amca çıktı.

Çok güzel, şimdi herkes benim domates gibi kızarmış yanaklarımı görecekti ve ben de rezil olacaktım.

“Merhaba, Serhat amca, nasılsın, iyi misin?” dedim hızla ve gülümseyerek ona bakarken Serhat amca, “İyiyim kızım, siz nasılsınız?” deyince hemen iyi olduğumuzu belirtip fişek gibi koşarak tuvalete gittim. Tuvalete doğru koşarak geldiğimdeyse nefes nefese ellerimi duvara koydum, ardından aynaya bakarak yanaklarımı -daha doğrusu pespembe bir renge dönmüş yanaklarım demeliydim- incelemeye ve ellerimle ellemeye başladım. “Yanaklarım… Lanet olsun.”

Sessizce fısıldayıp musluğu açtım ve yüzüme birkaç kere soğuk su çarptıktan sonra tekrardan aynadan su damlaları damlayan yüzüme baktım, yanaklarımın pembeliği neyse ki fazlasıyla geçmişti.

“Neden böyle oldum?” diyerek kendi kendime mırıldanıp sorular sorarken beklemediğim bir anda tuvaletin kapısı tıklatılınca irkilerek yerimden sıçradım ama sonra ablam, “Benim Masal, geleyim mi?” diye sorduğunda rahatlayarak derin bir nefes verdim. “Gel abla.”

Ablam kapıyı yanıtımın ardından ilk önce araladı, ardından tam açıp içeri girdikten sonra kapıyı tam kapatıp ıslak yüzümü bir süre anlam veremeyen bakışlarıyla inceledi. “Neden birden yanımızdan öylece ayrıldın, gerçekten tuvaletin var mıydı, Masal?” diye sordu ablam merakla ve ben ise hızla, yalan söylediğimi belli etmemek için kendimi zorlarken başımı iki yana salladım. “Evet, fazlasıyla sıkışmıştım, hatta bunu söylemek biraz utanç verici ama… Kafeye gelene kadar altıma yapacaktım, abla.”

Ablam bana bu dediklerime hiç inanmadığını belli eden bakışlar attığı sırada derin bir nefes aldım ve ablama, “Ne var, neden öyle bakıyorsun?” diye sordum, o ise başını az önce benim salladığım gibi iki yana salladı. “Eğer çok tuvaletin geldiyse yolda gelirken benim başımın etini sürekli çok sıkıştığından bahsedip yerdin ve ayrıca yerinde duramazdın.” Ona olan çaresiz bakışlarımı görünce sırıtmıştı. “Ne o, senin bu yalanına kanacağımı gerçekten düşündün mü yoksa, gerçekten inanamıyorum, Masal. Ben seni adım gibi tanıyorum ve çocukluktan beri aynı evde yaşadığımızdan neredeyse tüm huylarını biliyorum, kardeşim,” dedi ablam, özellikle kardeşim kelimesine vurgu yaparak tam gözlerimin içine, doğruyu söylemem için yalvarır gibi bakmıştı.

Of abla of, beni yine uğraştıracaksın! Bir an önce ablamın yanımdan ayrılmasını istiyordum yoksa yine yanaklarımın domates gibi kızaracağından korkuyordum.

Neden doğruyu bu kadar fazla öğrenmek için can atıyordu, bu benim için gerçekten kötü bir durumdu. Ne yapacaktım ben, yine kendimi rezil bir duruma düşünmüştüm ve aynı alışveriş merkezinde yaşadığımız olaya benzer bir olay yaşamayı yine becermiştim.

Lanet olsun, yine her şey benim yüzümdendi ve her zamanki gibi ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

“Masal, bana cevap vermeyi düşünüyor musun ablacığım? Senin konuşmanı bekliyorum da ve yakında ağaç olacağım, hadi,” dediğinde tekrardan gözlerimi aynaya çevirdim ve yüzümün kızarıklığının tamamen geçtiğini görünce daha fazla rahatladım -tabii bunu ablama belli etmeden yapmıştım- ve ablama bakarak, “Ne konuşayım, gidelim artık,” diyerek kapıya doğru yöneldim.

“Dur bakalım Küçük Hanım, öyle kolay kolay kaçamazsın. İlk önce bana cevap vereceksin.” Tam kapıyı araladığım sırada ablam kapıyı eliyle sertçe kapatıp beni de omzumdan kavrayıp arkasına aldı ve maalesef ki ablam beni çok sıkı tuttuğundan kaçamamıştım.

Abla, artık beni rahat bırak da gideyim, ne konuşacağız ki seninle ve ne cevabı vereceğim?

“Abla, bırak, ne cevabından bahsediyorsun sen, cidden anlayamıyorum,” deyip ablamın elinden kurtulmaya çalıştım ama beni tekrardan sıkıca kavrayıp gözlerimin içine, yine doğruyu söylemem için baktı. “Ne cevabı mı? Masal, neden yanımızdan ayrıldın ve neden utandın, söyle hadi!” dedi sabırsızlık içerisinde ve ben de oflayarak ablama ilk önce göz devirdim, ardından ablam da beni daha sıkı kavradı. “Bana gözlerini devirmeyi kes, Masal.”

“Sen de beni bırak ve daha fazla sıkma!” Umarım kimse bizim sesimizi duymamıştır çünkü artık daha fazla kimsenin karşısında utançtan yerin dibine girmek istemiyordum.

“Masal, lütfen doğruyu söyle, hem bak kimseye söylemem. Abla sözü, yalvarırım.” Ablam gözümün içine doğruyu söylemem için ve yalvarırcasına baktığı sırada ofladım. “Ben doğruları söylüyorum.”

“Aksine, tam bir yalancısın.” Ellerini belinde birleştirdiği sırada yine kaçma girişiminde bulundum ama ablam beni tekrar tutmuş, elimi sıkmaya devam ediyordu. “Bırak abla, ne istiyorsun?” dedim oflayarak ve biraz daha sesimi alçaltmaya çalışarak ama sesimin pek de alçak çıktığını sanmıyordum, aksine yüksek çıkmıştı ve tuvaletin içinde yankılanmıştı.

“Dua et ki buraya kimse ihtiyacını karşılamak için gelmiyor, ne güzel işte! Rahatça bana her şeyi anlatabilirsin, Masal, hadi ama,” dedi ablam heyecanla gözlerime bakmaya devam ederek, ben de bu sefer çaresizce başımı sallayıp mecburen, ablamın beni bırakması için yalan söylediğimi belirttim. “Sıkışmamıştım, sadece kendimi garip hissettim.”

Ablam anlamadığım bir şekilde neşeli neşeli gülümseyerek hızlıca, “Peki, Arda’nın dedikleri cidden doğru mu, onunla göz göze geldiğin için mi utandın yoksa sen? Vay be,” dediğindeyse gözlerimi büyüterek ablama şaşkınca baktım, yine içimi kaplayan utanç hissi yüzünden yanaklarımın kızarmaması için içimden dualar ediyordum.

İşte ablamın bana böyle bir soru sormasını kesinlikle beklemiyordum. “Y-Yok, hayır abla. Sen… Ne saçmalıyorsun?” dedim ama kekelediğimden yanaklarımın kızardığını düşünerek yine başımı aynaya çevirdim, ablam ise bunu fark ettiği gibi kahkahalarla gülmeye başladı. “Aynaya bakmana gerek yok, yanakların kızarmadı ama terliyorsun.”

“Kes şunu abla, lütfen gülme ve artık bu konuyu kapatıp gidelim!” diye söylenip ablamı zorla çekiştirmeye başladığımdaysa beni yine durdurdu -yetmişti artık- ve kahkahalarını zar zor keserek bana bakışlarını tekrardan çevirdi. “Ne oldu, sen bana kahkahalarla gülerken iyiydi ama, gayet güzel eğleniyordunuz.”

“Rana da gülüyordu ve ayrıca Talha’nın seni düşecekken kurtarması, aynı dizilerde izlediğimiz gibi aranızda birkaç saniyelik bir bakışma yaşanması cidden komikti, kabul et,” diyerek bahaneler uydurmaya devam ederken bu konuyu kapatmak için çabalıyordum ancak ablam bu yaşadığım utancı unutacak gibi görünmüyordu.

Özetle yanmıştım.

“Neyse, söyle artık.” Başımı isteksizce ve içimdeki utanç hissiyle sallayıp derin nefesler alıp vermeye başladım, ardından bir süre sonra dudaklarımı ablama doğruyu anlatmak için araladım: “Arda’nın söyledikleri… Doğru değil, onun için utanmadım, anlıyor musun? Bizi yakıştırmayı bırakın, tamam mı ve bu olayı unutun, ayrıca başımın etini de yemeyin. Lütfen.”

Ablam duydukları karşısında kaşlarını çatarak bana bir adım daha yaklaştı ve kolumu sıkmayı bırakırken sırıttı. “Tam bir yalancı değilsin, sen yalanın ta kendisisin Masal, tamam mı?” dediğinde yine gözlerimi devirmekten kendimi alıkoyamamıştım, ablam da tabii ki bu davranışım karşısında elimi tekrardan sıkmaya başladı ama öncekinden çok daha fazla sıkmıştı.

Elim artık acımaya başladığında ablama çaresiz bakışlar yerine bu sefer sinirli bakışlar attım. “Acıtıyorsun, bırak artık şu elimi,” dedim ve ablam da hâlâ elimi tutmaya devam ederken, “Masal, içimde bir merak var, söylesen ne olur ki?” dedi, ben ise derin bir nefes verdim. “Abla, ben…”

Cümlemi yarıda kestikten sonra derin bir nefes verdim, yüzümü aynaya çevirdim -yine yanaklarım pembe renkle kaplanmaya başlamıştı ve terliyordum- ve ablama bakmamaya devam ederek cümlemi zar zor da olsa tamamlamaya çalıştım. “Sanırım…” Yine susmuş ve söyleyeceğim cümleyi söyleyemeden yarıda kesmeyi tercih etmiştim.

“Ne Masal, söyle artık!” Ablam anlaşılan fazlasıyla heyecanlanmış ve yarıda kestiğim cümleyi duymak için sabırsızlıkla beklemeye devam ediyordu ama ben bu cümleyi ablama nasıl açıklayacağımı hiçbir şekilde bilmiyordum.

“O… B-Ben birkaç gündür içimde garip duygular hissediyorum. Yani… Bu duygular o-ona…” Nefes nefese diyeceklerimi yine yarıda kestim ama ablam ne diyeceğimi anlamış olacak ki hemen heyecanla sordu: “Kime?”

“Şey…” diyecekken aniden kapı hızla açıldı ve ablamla ikimiz yerimizden sıçrayarak şaşkınca bakışlarla kapıyı açan kişiye baktık. Özüm Beren Başer.

“Beren… Bizi korkuttun!” dedi ablam derin bir nefes verirken ve Beren ise üzgün olduğunu belirtip ikimize soran gözlerle bakmaya başladı. “Siz burada yarım saattir ne yapıyorsunuz, gelin artık. Kız seni telefondan aradı Öykü abla, kafeye çok yakınmış,” dediğinde hemen sanki az önce ablama hiçbir şey açıklamamış gibi ablamın beni tutan elinden kurtulup, “Tamam, geliyoruz,” dedim ve Beren’in yanına geldim.

Tuvalet kapısına doğru yönelip tekrardan masaya ilerlerken ablama arkadan bir bakış attım, bana sırıtarak bakıyor ve arada bir göz kırpıyordu.

Beren tekrardan masaya geçip tam oturacağımız esnada kulağıma eğilerek fısıldamıştı. “Ne yapıyordunuz, merak ettim,” dediğindeyse sandalyeye oturmuş, tam karşımda duran Beren’e bakarak, “Ablamın makyajını tazelemekle uğraşıyorduk, ne olacak?” diyerek sanki ablama gerçekten söyleniyormuş gibi yapmaya başladım, ablamın ise kendini gülmemek için zor tuttuğu belliydi.

Ablama, “Sus lütfen, o çeneni biraz olsun kapalı tut,” der gibi bakmıştım, ablam ise bakışlarımı fark ettiği gibi dudaklarını birbirine bastırmayı bırakarak ciddi görünmeye çalıştı. “Ama Masal ne yapmalıydım, sana ne olduğunu sorarken makyajımı tazelemek aklıma gelmişti,” diyerek o da bana söylenmeye başladığında içimden bu durumdan kurtulduğum için sevinç çığlıkları atıyordum.

“Masal,” dedi Arda birden ve hemen başımı -yine utanmamak için kendimi fazlasıyla zorlamıştım- Arda’ya çevirerek sanki hiç utanmıyormuş gibi ciddi bir ifadeyle bakmaya başladım. “Efendim?” Arda bana bakarak sırıtmaya başladı ve ardından bakışlarını Talha’ya çevirdi, biraz sonraysa tekrardan bana bakarak sırıtmaya devam etti.

“Neye sırıtıyorsun yine Yeni Üye, bu sefer ikinize ne komik geldi acaba, öğrenebilir miyim?” Arda’ya bakmaya devam ederken iki elimi de masaya koyup kahvemin ve o garip görüşlü kızın gelmesini bekledim, o sırada tırnaklarımı masaya vurduğumu fark etmemiştim bile.

“Utancını üzerinden atabildin mi ve bir sorum daha var, Masal.” Gözlerimi devirirken Arda’nın ikinci sorusunu sormasını bekliyordum.

“Rahatladın mı?” dediğindeyse kaşlarımı çattım ve şaşkınca, “Ne? Dediğini anlamadım,” dedim, Arda da gülüşünü daha da büyüterek bana bakmaya devam etti.

Sakin ol Masal ve sana bakarak sırıtan, sadece sıradan bir arkadaştan ibaret olan kişi karşısında utanma.

“Hani sıkışmıştın ya, ihtiyacını karşılayınca rahatladın mı diye soruyorum, anlamadıysan bir daha tekrarlayım istersen senin için.” Arda’nın bu sorusu karşısında yine göz devirmeden edemedim ve kaşlarımı çatarak yüzümü daha da öne doğru yaklaştırdım. “Dalga mı geçiyorsun Arda, bu ne biçim bir soru?” Sadece gülmekle yetindi ve bu durum karşısında kendini zar zor tutan ablam da en sonunda kahkahalara boğulunca bu sefer ona ters ters bakan ben olmuştum.

Demek ki neymiş, gülme komşuna, gelir başına.

Ardından Talha, Beren ve kuzeni Rana da gülmeye başlayınca Serhat amca bize bakarak yüzüne sıcak bir gülümseme yaymıştı, ardından başını tekrardan temizlediği bardağa çevirerek işine devam etmişti.

En azından kafede bugün sadece biz hariç üç-dört kişi falan vardı, yani kafe neredeyse bomboştu. Eğer bir de kafe kalabalık olsaydı o zaman kesinlikle rezil olur ve çok daha fazla utanıp bu kadar sakin kalamazdım.

***

12 Dakika Sonra…

Her zaman sabırsız biri olmuşumdur.

Tanımadığımız kızı beklemeye devam ederken artık meraktan yerimde duramıyordum çünkü o kızın kim olduğunu, adını, yaşını, amacını ve nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu çok merak ediyordum.

Acaba o kızı sevecek miydik ve gerçekten grubumuza onu da alacak kadar ona güvenecek miydik yoksa onu grubumuza davet etmek istemeyecek miydik, bilmiyordum ama doğrusu bunun üzerine o kızı beklerken fazlasıyla düşünerek dakikaları devirmiştim.

Hatta kızı tanımak ve onunla karşı karşıya konuşmak için sabırsızlıkla beklemekten ablamla tuvalette yaptığımız o utanç verici konuşma çoktan aklımdan çıkmış ve Arda’yı umursamamaya başlamıştım.

Bakışlarım tekrardan kafenin kapısına kaydığında hiç kimseyi göremeyince oflayarak önüme döndüm ve ardından bu sefer de ablamı incelerken ablam da beklemediğim bir şekilde bana baktı. “Anlaşılan aramızdan biri fazla sabırsız davranıyor.”

Gözlerimi devirdim. “Sanki az önce kapıya on kere bakmamış ve Rana’ya ‘O kızı tanımak için sabırsızlanıyorum,’ dememiş gibi davranıyorsun, abla,” dediğimde Talha gülmeye başladı ama ablam ona her zaman yaptığı gibi uyarı içeren bakışlar attığında hemen suspus oldu.

“Talha da sanırım ablamdan fazlasıyla korkuyor, değil mi?” dediğimde Rana kıkırdayıp başını salladı, Talha ise hızla başını iki yana sallayarak, “Korkmuyorum, sadece üzmemeye çalışıyorum. Sonuçta o benim sevgilim,” diyerek kendini savunmaya geçti.

“Peki, öyle olsun.” Rana, Talha’ya bakıp eline tekrardan telefonunu alacağı sırada yanımdaki ablam gözlerini büyüterek Rana’ya telefonu bırakmasını söyledi ve sessizce eğilerek heyecanla kulağıma fısıldadı: “Geldi, işte orada.”

Ablamın cümlesiyle hızla başımı kafenin girişine doğru çevirdim ve yine siyahlar içerisinde giyinen kızı gördüğümde onu bakışlarımla uzun bir süre inceledim, ardından kız ise kendine başka masadan bir sandalye çekerek ablamın yanındaki boş yere oturdu.

Kızın dudaklarında bu sefer kan kırmızısı bir ruj yoktu ama partide taktığı küpelerine benzer küpeler kulaklarında takılıydı. Üzerine siyah bir crop giymişti, altına da üstüyle aynı renkte olan yırtık ve dizinin biraz daha üstünde bir şort giymişti. Tam yaz mevsimine uygun olan şık bir sandalet giymişti ve tabii ki de giydiği sandalet yine siyah renkteydi. Kolunda tuttuğu çantası ise siyah ve incilerle süslenmiş güzel bir çantaydı, ayrıca bu sefer partide sürdüğü ojelerini sürmemişti.

Demek ki kızın giyim tarzı böyleydi: Simsiyah ve şık. Bana göre gayet güzel bir giyim tarzıydı, zaten siyah rengi benim en favori renklerim arasında olan bir renkken bir de üzerime yakışmasından ötürü siyahı seviyordum. Bu yüzden kızın giyimini de beğenmiştim ama daha farklı renkler de deneyebilirdi.

“M-Merhaba,” dedi Rana çekingen bir ses tonuyla ve kızla tokalaşmak için elini uzatırken kız ise ona elini uzatmak yerine gülümseyip sandalyesine oturmuştu. “İnsanlarla uzaktan selamlaşmak benim için daha iyi, zaten tanımadığım kişilerle pek samimi olamam.”

“O zaman neden grubumuza katılmak istiyorsun, madem katılacaksın o zaman bizi tanı ve mesafeli durmak yerine samimi olmayı tercih et. Ya da olmasan da olur, böylece gruba katılmamış olursun. Bu da benim için hiçbir sorun olmaz, seve seve karşılarım.” Beren’in ardı ardına umursamaz bir şekilde sıraladığı cümlelerinden sonra tanımadığımız kız hiç üzülmüşe benzemiyordu, aksine Beren’in dediklerini aynı Beren’in umursamaz tavrı gibi umursamamıştı. “Bence aranıza yeni birisi olarak atılmaya çalışan birinin böyle mesafeli olmasına umursamazca ve sinirlenerek karşı vermemelisiniz. Bana göre ilk önce siz de beni tanımalısınız, ben de sizi. Sonrasında size ısınabilirsem -ki bu çok da mümkün olacak gibi görünmüyor- size olan mesafemi yıkarım ama eğer size ısınamazsam işte o zaman mesafemi korumaya devam eder, aranıza zaten siz beni kovmadan önce girmem. Buradan da hiçbir şey olmamış gibi ayrılırım, bilginiz olsun.”

“Pekâlâ,” diyerek ayağa kalktım ve Erkan amcaya seslenerek hepimize birer kahve rica ettim, ardından da kıza dönerek, “Sen hangi kahveyi istersin,” diye sorduğumda kız başını iki yana salladı. “Ben su alsam yeter.”

“Aa, olur mu öyle şey kızım, buraya onları tanımaya ve onlarla konuşmaya geldin, bir şeyler içebilirsin. Benim için hiçbir sorun olmaz, merak etme.” Serhat amca bizim konuşmalarımızı dinlemiş olacak ki hemen tanımadığımız kıza bir şeyler ikram etmek istedi ama kız yine başını iki yana salladı. “Yok, ama yine de sorduğunuz için teşekkürler.”

Biraz sonra aramıza bir sessizlik hâkim oldu ve oluşan sessizlik içerisinde birkaç dakika bekledik. Dakikalar geçmeye devam ederken hepimizin kahveleri geldi ve Serhat amca hemen yanımızdan ayrıldığı gibi kız söze girdi: “Madem beni tanımak için sabırsızlanıyorsunuz, o zaman bana istediğinizi sorun bakalım.”

“Tamam.” Ablam ellerini birleştirerek kızın gözlerini baktı ve ilk sorusunu sordu: “Adın ne?”

“Gerçekten mi, benim adımı da mı bu kadar merak ediyorsunuz? Tamam, uzatmayacağım, adım Gece,” dediğinde şaşırdım çünkü adı giyim tarzıyla aşırı derece de benziyordu, aynı gece gibi simsiyah bir kızdı.

“Adın…” dedim ve gözlerimle kızın siyahla kaplı üzerini birkaç saniye inceledim, sonra da tekrardan ona baktım, Gece’ye. “Giyiminle fazlasıyla uyuşuyor.”

“Neden böyle düşünüyorsun?” diye sorup bana bakmaya devam ederken kendimi sanki bir programa konukmuşum ve programın sahibinin bana yönelttiği soruları cevaplıyormuş gibi hissetmiştim.

“Çünkü aynı gece gibi simsiyahsın, yani üzerinde -daha doğrusu her yerinde- geceyle çok uyumlu bir renk taşıyorsun,” dediğimde başını salladı ve bu düşüncemi beğendiğini söyleyip ben hariç bütün grup üyelerine döndü. “Sizin bir sorunuz var mı?”

Talha hemen sorusunu sormak üzere bakışlarını geceyle uyumlu kıza doğru çevirmişti. “Peki, madem Masal’ın dediği gibi simsiyah giyiniyor ve adınla uyumlusun, o zaman şunu cevapla. Neden siyah giyiniyorsun, adınla gerçekten Masal’ın dediği gibi uyumlu olmak için mi?” dediğinde Gece bir süre sessiz kaldı, ardından gülümsedi. “Annem de böyle giyinirdi, aynı gece gibi simsiyah elbiseler, takılar, ayakkabılar giyerdi…”

Gece iç çekerek tekrardan sessiz kaldı ve düşüncelere dalarken Rana kekeleyerek Gece’ye bir soru -yönetmeye çalıştı desek daha doğru olurdu- yöneltti: “P-Peki şu a-anda annene ne oldu, hâlâ… Yani… Aman, boş ver.”

“Söyle, benim için sorun olmaz,” dedi Gece bakışlarını Talha’dan çekip Rana’ya doğru çevirerek ve çantasını çıkarıp masanın üzerine koydu. “Çekinme, bu sorulara alışığım.”

“Annen hayatta mı, Gece?” Rana üzgün bakışlarla başını aşağı eğdi ve utandığını belli ederek kızarmış yüzüyle tekrardan kafasını kaldırıp Gece’ye baktı. “Üzgünüm…”

Gece yine bir iç çekerek Rana’ya baktı ve sorun olmadığını belirtip Rana’nın sorusunu başını aşağı yukarı sallayarak yanıtladı: “Evet, beş yıl önce ben daha 12 yaşımdayken hayata gözlerini yumdu.”

Hepimiz Gece’nin dedikleriyle üzülerek bakışlarımızı ona doğru çevirdik ve ona bakmaya devam ederken bakışlarım karşımdaki Beren’e kaydı, o da dedikleri için pişman gibi görünüyor ve üzgün olduğunu belli ediyordu.

“Üzülmenize gerek yok, insanların bana acıması hoşuma gitmez,” dedi Gece kısık bir sesle, sonra da Beren sessiz bir şekilde Gece’nin dediğine karşılık verdi: “Hayır, sana acımıyoruz, sadece üzücü bir durum olduğu için sana üzüldük, sonuçta bana göre bir insanın başına gelebilecek en korkunç olay bu.”

Gece, Beren’e bakışlarını çevirip bir süre arkadaşımı boş boş inceledi, ardından dudaklarını zar zor da olsa aralayarak konuştu ve biz de onun fısıldayan sesiyle dedikleriyle şoke olduk. “Ben ve kardeşim aslında… Annemin vefatıyla babam yıkılırken ben… Ben ve kardeşim sevinmiştim.”

Ardından sahte bir kahkaha patlatarak acı içindeki bakışlarla yere, zemine doğru baktı ve bir süreliğine bakışları boş boş orada oyalandığında hepimiz birbirimize şaşkın bakışlarla bakıyorduk.

Bu kız gerçekten göründüğü kadar gizli ve saklı bir kızdı. Ben ise bir an önce bu kızı tanımak için sabırsızlanıyordum, bu yüzden dudaklarımı araladım ve ona üzerimdeki şaşkınlığımı atarak bir soru sordum: “Bize neden sevindiğinizi anlatabilir misin?”

Gece acı içinde bakan bakışlarını bana çevirip bu sefer gülümsedi ama gülümsemesi de aynı bakışları gibi acı içindeydi. “Pekâlâ, benim hikâyemi öğrenmek isteyen sensin. O zaman hazır mısınız, eğer hazırsanız başlıyorum.”

Bölüm sonu

1 yorum