İçeriğe geç

İntikam Ateşi

Bölüm 11 · 10 dk okuma

İntikam Ateşi

Bölüm 11

11. Can

Can:

"Belin emin misin? Bu hiç güvenli değil ve ayrıca biz o kızı daha yeni tanıyoruz. Daha bir kaç ay önce babasını bir mafya öldürdü ve sen şimdi gelmiş bize onun yanında durmalıyız mı diyorsun?"

Aybike ve Belin ciddi şekilde kavga ediyorlardı ve ben sadece bir koltukta oturmuş onların kavgasını izliyordum.

"Ben onun babasına söz verdim Aybike. Babasını tanımıyorum evet haklısın ama sende beni çok iyi biliyorsun ki ben tanımadığım birine söz bile versem o sözü tutarım. Seni benimle gelmen için zorlamıyorum." Belin bunları derken çok sakindi ama Aybike için aynısını diyemiyorum. Belin bana döndü.

"Bu dediklerim senin içinde geçerli Can. Sende gelmek zorunda değilsin ama ben Yağmur'a yardım edeceğim."

Dedi ve salonu hızla terk etti. Bir kaç dakika sonra ise dış kapının kapanma sesini duyduk. Aybike gergin omuzlarını rahatlattı ve kendini koltuğa attı. Ellerini saçına atarak yüzüne gelmesini engelledi. Gözlerini kapatarak sakinleşmeye ve düşünmeye başladı. Onu rahat bırakmak için oturduğum koltuktan kalktım ve odama ilerlemek için adım atmıştım ki Aybike'nin sesini duymamla adımım yarıda kesildi.

"Nereye gidiyorsun?" Diye sormuştu.

Ona döndüm ama hala aynı pozisyonda duruyordu.

"Uykum geldi odama gidiyorum." Dedim.

"Sen iyisin demii?"

"Evet, ben iyiyim." Dedim ve odama ilerledim.

🤧

Odama geldiğimde kapıyı arkamdan kapattım ve hemen çoraplarımı çıkarım yatağımın içine girdim. Yorganı kafama kadar çektim ve uyumaya çalıştım. Çünkü ben kavga edilen ortamlardan her zaman korkarım. Çok çocukça bir şey biliyorum ama... öyle işte.

Yağmur'u Eylül teyze yanına çağırdığı için evde değildi. Oda ise bana kalmıştı. Ve geçmişim tekrar kapımı çalmıştı. Eskiden kaçardım ama artık kaçmıyor, yüzleşiyordum.

10 Sene Önce:

Mersin

"Çocuklar koşuşturmayın orda burda bak şimdi alıcam ayağımın altına."

Annem kardeşlerime kızıyordu. Çünkü yakalamaca oynuyorlardı ama beni oyunlarına almadıkları için sandalyede oturmuş onları çatık kaşlarımla izliyordum. Benimle beraber altı kardeşim vardı ama onlar beni sevmiyorlardı. Birine tanıtırken sırf dalga geçmek için kız kardeşim diye dalga geçiyorlardı. Bana neden öyle diyorlardı hiç bilmiyordum. Ama tanıttıkları çocuklarda beni parmakla gösterip dalga geçiyorlardı. Beni tekrar dışladıkları için kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım.

Ağladığımı gören kız kardeşim, diğer kardeşlerime ağladığımı bağırarak söyledi ve gülmeye başladı. Diğer kardeşlerimde benim ağladığımı görünce kız kardeşim gibi gülerek dalga geçmeye başladılar.

Hepsi bir ağzıdan " bebek Can." Diyordu.

Daha fazla ağlamaya başladım ve sandalyemden kalktım ve kız kardeşimi omuzundan ittim. İtmem ile kız kardeşim yere düştü ve ağlamaya başladı. Bunu gören kardeşlerim ise beni itti. Kafamı çok sert yere çarptım. Çarpmanın etkisi ile her yeri anında bulanık görmeye başladım. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Duyduğum tek ses annemin ismimi haykırarak yanıma koşmasıydı.

😔

Gözlerimi odamda açtığımda ilk önce nerede olduğumu kavramaya çalıştım sonra ise gözlerim ilk annemi buldu. Annem gözlerimi açtığım anda sesli bir şekilde nefesini verdi.

"Allahım sana şükürler olsun." Dedi.

"Bebeğim, nasılsın? Bir yerin ağrıyor mu?" Diye sordu.

Başımı iki yana salladım.

"Şimdi söyle bakalım Zeynep'i neden ittin?"

Nefesimi sesli bir şekilde aldım ve konuşmaya başladım.

"Onlar beni oyunlarına almıyorlar anne. Hem almıyorlar hemde benimle dalga geçiyorlar. Oyunlarına almadıkları için ben çok üzülüyorum ve sinirleniyorum. Anne, ben onların kardeşi değil miyim? Neden bana kötü davranıyorlar?"

Annem gülümsedi ve başını sağa sola salladı.

"Hayır sen onların kardeşisin tabii ki. Ve merak etme ben onlarla konuşacağım."

"Konuşursan onlar beni oyunlarına alır demii anne?"

"Tabii ki alırlar kuzum, merak etme."

Çok sevinmiştim.

"Yaşasın." Diyerek anneme sarıldım.

Annemde bana sarıldı ve boynumdan öptü.

"Kurban olurum sana ben. Mis kokulum."

🤐

Ertesi gün beni oyunlarına almışlardı. Oyun körebeydi. Aldıkları için çok mutlu olmuştum çünkü benim en sevdiğim oyun körebeydi. Ebe beni yakalamıştı o yüzden körebe ben olmuştum. Yüzümü bir bez parçası ile kapattılar ve on kere etrafımda dönmeme yardım ettiler. Hepsi bir tarafa kaçtılar ve ses çıkarmaya başladılar. Bana en yakın gelen sese doğru ilerledim. Ses çok yakındı o yüzden adımlarımı hızlandırdım. Tam ulaşmıştım ki ayağım kaldırıma veya bir taşa çarptı ve yere çok sert düştüm. Düştüğümü gördüklerinde hepsi birden kahkaha atmaya başladılar. Ben ise utancımdan yüzümdeki bez parçasını açmadan o şekil durdum. Çocuklar biraz daha dalga geçtikten sonra başka oyun oynamak için parka gittiler ama ben hala o şekil durmaya devam ettim. Sonra ise bezi yüzümden çektim. Hemen yanı başımda, kaldırımda sarı saçlı ve mavi gözlü bir çocuğun durduğunu gördüm.

"İyi misin?" Diye sordu. İyi değildim çünkü bacağım kanıyordu.

"İyiyim, teşekkür ederim." Çocuk bacağıma baktı sonra tekrar bana baktı. Elini cebine attı ve cebinden bir adet peçete çıkardı.

"Baya iyisin. Görmüyor musun bacağın kanıyor." Diye söylendi.

Peçeteyi bacağıma götürdü ve dikkatle bacağımdaki kanı temizlemeye başladı. Ben ise sadece ona bakmakla yetindim. Ciddiyetle işini yapmaya devam ediyordu. Arada bir bana bakıyor sonra ise gülüyordu.

"O çocuklar seni sevmiyor. Demii?"

Omuzlarımı yukarı aşağı yaptım.

"Bilmem, galiba evet beni sevmiyorlar."

"Benide sevmiyorlar."

"Neden?"

"Çünkü aynı dedeleri gibi davranıyormuşum. Fazla soğuk. Onlar benden korkuyor o yüzden beni sevmiyorlar."

Hafifçe kıkırdadım. Kıkırdadığımı görünce ciddiyetle bana baktı.

"Özür dilerim. Ama bu komikti." Dedim.

"Evet, bende arada bir gülüyorum." Dediğinde daha fazla gülmeye başladım. O da bana katıldı ve beraber gülmeye başladık. Bacağımda ki kanı temizledi ve yardımıyla bende kaldırıma oturdum.

"Adın ne?" Diye sordu.

"Can. Senin adın ne?"

"Mustafa. Memnun oldum." Dedi ve elini uzattı. Hiç bekletmeden elini sıktım.

"Bende memnun oldum." Dedim.

"Arkadaş olalım mı?" Diye sordum.

Mustafa bana ciddiyetle baktı.

"Olur." Dedi.

Çok mutlu olmuştum artık bir arkadaşım vardı. Uzun süre o kaldırımda kaldık ve hiç susmadan konuşmaya ve gülmeye başladık. Sohbetimizi annemin bana seslenmesi ile son bulmuştu. Ayağa kalkarken bana yardım etti ve beraber evimizin yolunu tuttuk. Hemen yan apartmanda oturuyordu.

"Yarın görüşürüz Mustafa."

"Görüşürüz Can."

Eve geldiğimde beni bir misafir bekliyordu. Babam...

Babam gelmişti ve ben babamdan çok korkuyordum. Bana kardeşlerim gibi çok kötü davranıyordu. Geldiğimi gördüğü anda yüzündeki gülümseme uçtu gitti. Onu görmemiş gibi yapıp mutfağa annemin yanına gidecektim ki o kalın ve tok sesini duydum.

"Can, babaya hoşgeldin demek yok mu?" Diye sordu.

"Hoşgeldin baba. Çok tuvaletim var. Geleceğim hemen." Dedim ve hızla tuvalete koştum. Arkadan kardeşlerimin güldüğünü duyuyordum ama aldırış etmedim.

Tuvalete girdim ve kapıyı arkadan kilitledim. Tuvaletin önünde oturdum ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım çünkü babam en son beni ciddi şekilde dövmüştü. Sırf kızlarla evcilik oynadığım için. O günden beri kızlarla asla konuşmuyordum.

Uzun süre sonra artık tuvaletten çıkmam gerekiyordu. Tuvaletten çıktım ve salona ilerledim. Salondan içeriye girdiğimde salonun ortasında kurulmuş koca masayı ve masanın üstünde yeni konulmuş yemeklerin olduğunu fark edince istemsizce gülümsedim çünkü çok acıkmıştım.

Kardeşlerim çizgi film izliyordu, babam ise gazete okuyordu. Annem salona girdiğinde gözgöze geldik ve bana gülümseyerek yanımdan geçti. Sofraya tencereyi koydu.

"Hadi herkes sofraya gelsin." Dedi. Hemen annemin yanına oturdum. Yanımda ise Zeynep vardı. Babam koltuğundab kalktı ve sandalyesini çekip yerine oturdu.

"Sevda görüyorsun demii oğlun büyümüşte babasından kaçmaya başlamış." Babam bunları dedikten sonra kardeşlerim gülmeye başladı.

"Senden kaçmadım baba. Çok sıkışmıştım, gitmem lazımdı."

"Birde cevap vermeye başlamış."

Annem:

"Mehmet! Çocukla çocuk oluyorsun şu anda. Çocuk kaçmamış işte." Diyerek babama kızdı.

Zeynep hemen konuşmaya başladı.

"Baba biliyor musun dün Can beni itti."

Babam Zeynep'in dediklerini duyduğu an gözlerini fal taşı gibi açtı.

"Naptı naptı? Sen benim kızımı mı ittin!" Diye bağırdı.

"Mehmet!" Annem babama bağırdı.

"Ben sana dedim Sevda bu çocuk evimize mutsuzlukdan başka bir şey getirmez dedim. Görüyorsun demii benim kızımı itmiş. Bacaksız."

"Ben bacaksız değilim!" Dedim. Babam ona karşı geldiğimi görünce daha da delirdi ve sandalyeden kalktı. Annemde hemen ardından kalktı ve babamın karşısına geçti.

"Eğer o çocuğa elin kalkarsa seni mahvederim Mehmet!" Annem tüm soğuk kanlılığıyla konuşuyordu ve çok korkunç bakıyordi. Babam ise annemi dinlemedi ve annemi sertçe itti. İtmenin şiddeti ile babamın cebinden bir mektup düştü. Ama babam fark etmedi. Üzerime yürüdü ve beni sandalyeden kucakladı ve yere fırlattı. Canım çok yanmıştı, bağırmaya ve ağlamaya başladım.

"Sen benim kızımı böyle mi ittin." Diye bağırdı.

Gözlerim kardeşlerime kaydığında sadece gülümsüyorlardı. Annem ise yere düşen mektupu ciddiyetle okuyordu. Babam üzerime iyice eğildi ve beni tehdit etmeye başladı o sıra annem mektupu alıp babama yürüdü. Babama tekme atması ile beraber babam yere düştü. Babam nolduğunu anlamadan yüzüne şiddetli bir tokat yedi.

"Bu mektup ne!" Diye bağırdı annem.

"Sen ben burda yedi çocuğa bakarken orospularla mı eğleniyordun." Dedi ve tekrar yumruğu babama geçirdi. Babamda anneme çok sert bir şekilde vurdu.

Annem yediği tokatla sersem adımlar atmaya başladı ve adımları masaya kadar gitti. Babam hemen ayaklandı ve anneme doğru yürümeye başladı.

"Sen bana nasıl vurursun lan!" Diye bağırdı ve annemi boğmaya kalkıştı annem onun ellerinden kurtulmaya çalıştı ama bir türlü kurtulamadı. Kardeşlerim babamı durdurmaya çalıştı ben ise hala yattığım yerde korkuyla onları izliyordum. Annem çığlık attı ve babamın boynuna eline aldığı bıçağı geçirdi. Kardeşlerim çığlık atıp etrafa koşuşturmaya başladı.

"Eğer bir daha beni aldatırsan seni öldürürüm demiştim!" Diyerek bağırdı ve bıçaklamaya devam etti. Ben hala yattığım yerde korku içinde titreyerek annem ve babama bakıyordum. Kardeşlerim ise dışarıdan yardım istiyorlardı. Annem nihayet durdu ve gözleri beni buldu.

"Özür dilerim anneciğim. Çok özür dilerim." Dedi ve ağlamaya başladı.

"Can kaç yavrum. Kaç kurtar kendini seni yaşatmak istemiyorlar yavrum kurtar kendini." Dedi. Ayağa kalktı ve beni yattığım yerden kaldırdı.

"Can kaç ve sakın gelme buraya." Annemi dinledim ve evin kapısından çıktım ve arkama bakmadan koşmaya başladım. Ne kadar koştum bilmiyordum ama hala koşmaya devam ediyordum. Artık nefesim kesilmeye, bacaklarım ise yürüyemeyecek kadar yorgun düşmüştü. Artık durmam gerekiyordu çünkü dayanamıyordum. Hava çoktan kararmış, dışarıda kimse kalmamıştı. Kendimi bir kaldırıma bıraktım. Nefes alıp vermem o kadar hızlıydı ki akciğerlerim patlayacak sandım. Uzun süre kaldırımda yattım. Nefesimi artık normal şekilde aldığımı fark edince yattığım kaldırımdan doğruldum ve oturuş pozisyonuna geçip neler olduğunu düşünmeye başladım.

Annem... annem babamı defalarca kez bıçaklayarak öldürmüştü. Aldatmak ne demekti ki? İyi bir şey olsa annem babamı öldürmezdi. Peki ya annem neden kaçmamı söylemişti? Beni yaşatmak istemiyorlardı ama neden? Artık dayanamadım ve ağlamaya başladım. İlk önce sessizce ağlamalarım artık sokakları inletiyordu. Ben yanlız kalmıştım. Yine yanlızdım ve bu sefer ötekilerinden farklıydı. Evim yoktu, annem yoktu, ben sokakta kalmıştım. Hava çoktan kararmıştı, herkes evlerinde otururken ben sokakta tek başıma kalmıştım. Çok korkuyordum...

Bacaklarımı içime çektim, kollarımü bacaklarıma sardım ve kafamı kollarımın arasına gömüp ağlamaya devam ettim. O şekil ne kadar kaldım bilmiyordum. Sadece düşündüğüm ve sürekli gözümün önüne gelen görüntüleri düşündüm. Annem, babamı öldürdü. Bana seslenen birini duyunca korkuyla ona baktım.

Yanıma dik duramayan ve adımları düzgün olmayan bir adam yaklaşıyordu. Çok korkunç bakıyordu hemen ayağa kalktım ve koşmaya başladım. Adam bana seslendi ama umursamadım ve koşmaya devam ettim. Kısa süre sonra arkama baktım ama kimsenin olmadığını gördüm. Koşmayı kestim ve yürümeye başladım. Herkes evinde mışıl mışıl uyurken ben hala sokaktaydım. Kendimi bir anda insanların fazlaca olduğu bir sokakta buldum. Gözümü bir apartmana diktim. Çok renkli bir apartmandı.

Yıldız Pavyon

Üzerinde yıldız pavyon yazıyordu. İnsanlar o apartmanın önünde durmuş sigara içiyorlardı ve ellerinde ise içecekler vardı. Çok susamıştım o yüzden birinden su istemek zorundaydım çünkü yanımda para yoktu. Adımlarımı hızlandırdım o sıra birine sertçe çarptım ve yere düştüm. Kafamı son anda kaldırma çarpmaktan korudum. Bana çarpan kişiye baktığımda sarı saçlı ve çok korkunç makyajı olan bir kadındı.

"Dikkat etsene lan velet!" Diye bağırdı ama bunu söylerken çok komik duruyordu.

Yoluna devam etti ben ise hala yerde durmuş az önce olanlardan dolayı şoktaydım. Arkamdan bir el bana dokundu. Korkarak dokunan ele sonra ise bana dokunan kişiye baktım. Sarı saçlı, mavi gözlü ve beyaz tenli bir kadın bana bakıyordu.

"Merhaba? İyi misin?"

Başımı aşağı yukarı salladım. Kendimi kaldırımdan kurtardım. Ayağa kalkınca kadınsan çok kısa olduğum için kadın aynı boya gelmek için iki dizini büktü.

"Ben Menekşe." Dedi ve elini uzattı.

"Bende Can." Dedim ve elini tuttum.

"Merhaba Can. Şimdi söyle bakalım gecenin bir saatinde senin burda ne işin var?"

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ona gerçeği söylemelimiydim? Ama dersem belki beni o eve geri götürürdü.

"Ben..."

Kadın tek kaşını kaldırdı.

"Evet, sen?"

"Ben, sokakta yaşıyorum." Dedim.

Kadın tebessüm etti ve elini yanağıma koydu. Yanağımı sevmeye başladı.

"İstediğin bir şey var mı?"

"Çok susadım. Su var mı?"

"Tabii ki var. Beni bekle geliyorum hemen." Dedi ve ayağa kalkıp o ışıltılı apartmanın içine girdi.

Kısa süre sonra yanıma hem bir şişe su hemde kağıtta sarılı bir yemek getirmişti. Suyu elinden aldığım gibi içmeye başladım. Suyun hepsini bitirdim. Kadın elinde tuttuğu yemeği elime verdi. İçini açtığımda bunun köfte ekmek olduğunu kokusundan hemen anladım. Hemen yemeğe koyuldum. O sıra sokakta kırmızı mavi ışıklar yanmaya başladı. Arkamı döndüğümde bunun polis olduğunu gördüm. Kadın arkamdan konuşmaya başladı.

"Korkma! Polisler senin için geldi ve seni güvenli bir yere götürecekler. Elimdeki köfte ekmek yere düştü. Polis arabasının kapıları açıldı ve içinden polisler çıktı. Yanımıza yaklaştıkları an daha fazla korkmaya başladım çünkü hepsinin cebinde silah vardı. Korkudan titremeye başladım. Polisin teki dizini kırdı ve bana gülümseyerek baktı.

"Merhaba küçük adam. Benim adım Erdem. Seni şimdi daha güvenli bir yere götüreceğiz tamam mı."

Korkudan titriyordum ama kaçamazdım o yüzden başımı aşağı yukarı salladım. Polis beni kucağına aldı. Ona sarıldım ve arkamda bana bakan o kadına el salladım. O da bana el salladı ve sonra arabaya bindik. Sonra ise araba hareket etmeye başladı.

😔

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.