Hala falcının dediklerinin şokundaydık. Hepimiz suspus oturmuş duyduklarımızı idrak etmeye çalışıyorduk. Oda'nın içini sadece falcı'nın hızla aldığı nefes sesleri dolduruyordu. Korkudan ellerim titriyordu çünkü falcının bahsettiği ejderha bendim. Can bir bana, bir de falcıya bakıyordu. Belin ise dalmıştı. Aybike'nin gözleri dolmuş, elleri korkudan titriyordu.
"Sizi büyük felaketler, kazanışlar ve kaybedişler bekliyor." Dedi falcı.
"Duyacağınız gerçekler sizin hayatınızı, hele hele o ejderhayı çok etkileyecek. O ejderhaya sahip çıkın! Sakın ama sakın o ejderhayı yanlız bırakmayın!"
Falcı ayağa kalktı ve hızlıca odayı terk etti. Hepimiz hala şok olmuş gözlerle birbirimize bakıyorduk. Uzun süre o şekil durduk. Belin ayağa kalktı.
"Hadi kalkın, yeter bu kadar aksiyon." Dedi. Belinden sonra bende ayağa kalktım. Ardından Can ve Aybike ayağa kalktılar ve hemen birbirlerine sarıldılar.
"Falcıya gelen aklımızı sikiyim." Dedi Can.
"Hep senin yüzünden tutturdun falcı falcı al sana falcı! Aramızda ejderha varmış." Dedi Aybike.
"Ben mi tutturdum? Falcıya gitmemiz, aşk hayatımızı sormalıyız diyen ben miydim?" Diye sordu Can.
Aybike Can'nın kolunu dürttü ve bize de kaçamak bakışlar attı.
Falcı'nın dükkanından çıktığımda yüzüme çarpan rüzgar beni biraz olsa da rahatlatmıştı. Temiz havayı içime çektim ve sesli bir şekilde geri verdim.
Belin yanıma gelmişti.
"İyi misin?"
"Bilmiyorum."
"Eve gitmek ister misin?"
"Yok, biraz gezinelim."
"Peki."
Belin yanımdan uzaklaştı. Falcının dedikleri doğru çıkar mıydı? O ejderha benmiydim? Hayır. Fallar gerçek değildir. İki kum parçası geleceği gösteremez. Düşüncelerimden Can'nın bana seslenmesi ile ayrıldım.
"Yağmur? İyi misin?"
"İyiyim. Eee ne yapıyoruz şimdi."
"Ay artık bir yemek yiyelim. Açlıktan öleceğim yoksa." Diye cevapladı Aybike.
"Hadi gidelim o zaman."
Hepimiz taksiye yürümeye başladık. Can hala Aybike'nin kolundaydı. Belin ise önde, ben arkadan onları takip ediyordum.
Taksiye ulaştığımızda kısa süreliğine Can ile Aybike'nin ön kavgasını dinlemiştim. Sonrasında Belin ikisine de izin vermeyip benim oturmamı söyledi. İkiside birbirine öldürücü bakışlar atmıştı. Belin onlara ablalarıymış gibi davranıyordu ama hepsi, buna bende dahilim aynı yaştaydık. Emniyet kemerlerinizi taktık, Belin aynadan kendine baktı sonra da taksiyi çalıştırdı.
Dikkatli bir şekilde park ettiği yerden ayrılıyordu. O sıra duyulan korna sesi ile ani fren sesi kulaklarımıza ilişti. Belin anı bir refleks ile arabayı tekrar park haline getirdi.
Belin ağzından küfürler salladı ve taksiden indi. Hepimiz teker teker taksiden indik. O sıra bize çarpmak üzere olan arabın hemen arkamızda olduğunu fark ettik. Arabanın kapısı açıldı ve arabadan tıpkı Belin'nin saç stilinde olan ama Belin'nin saçından daha kısa olan bir adam çıktı. Diğer koltuktan ise kahverengi ve hafiften uzun saçlı biri daha çıktı. Sürücü koltuğundan çıkan adam Belin'i pür dikkat izliyordu. Belin ise sadece o adama bakıyordu.
Aybike ile Can'a baktığımda Can tek kaşını kaldırmış Belin'e bakan adama bakıyordu. Aybike ise Belin'e bakan adamın arkadaşına kilitlenmişti. Kilitlendiği adama baktığımda ise o da Aybike'ye kilitlenmişti.
"Tekrardan selam Belin." Dedi adam.
Belin adama biraz daha yaklaştı.
"Selam Atahan." Adı Atahan olan adam şok olmuş gözlerle Belin'e baktı.
"Vay adımı unutmamışsın." Dedi.
"Daha dün konuştuğumuz için olabilir." Diye yanıtladı.
Can ile Aybike yanıma geldi.
"Yağmur bu adam kim? Belini nereden tanıyor ya?" Diye sordu Aybike.
"Aybike ne bileyim. Bunun sizin bilmeniz lazım. Ben aranızda daha yeniyim."
"Ay yanında ki adam resmen gel benimle konuş diyor."
Adamın bakışları ciddiydi.
"Kızım salak mısın? Bu adam bizi çiğ çiğ yer." Dedi Can.
Haklıydı adam anladığım kadarıyla sporcuydu. Fit bir vücudu vardı. Saçları kahverengiydi, gözleri ise uzaktan ela görünüyordu. Burnu siviriydi dudakları ise dolgundu. Yanında ki adam yani Atahan ise, simsiyah saçları vardı. Saçları Kısa Wolf cut kesimdi. Burnu arkadaşı gibi sivri, dudakları Belin'nin dudakları gibi kan kırmızısıydı. Teni ise yine Belin'nin teni gibi bembeyazdı. Gözleri hafif çekikti. Boyu ise yanında ki arkadaşı ile neredeyse aynıydı. Taş çatlasa 190 falandı. Arkadaşı gibi onunda vücudu fitti. Kol kasları giydiği kıyafetten belli okuyordu. Atahan Can gibi simsiyah giyinmişti. Yanında ki çocuk ise açık renklerde giyinmişti.
"Bir gün karşına çıkarım demiştim. Ve daha dememin üzerinden bir gün geçmesine rağmen karşılaştık." Dedi Atahan.
"Evet şans işte." Dedi Belin.
Ataha'nın arkadaşı Beline yaklaştı bizde Belin'e yaklaştık. Belin bizi hazırlamıştı ve bize döndü.
"Bunlarsa benim kardeşlerim. Yağmur, Aybike ve Can."
Belin beni kardeşleri arasına almıştı. Kendimi yanlız hissetmekten korkuyordum ama Belin'nin dediklerinden sonra istemsizce gülümsedim.
Atahan bize baktı.
"Memnun oldum."
"Bizde Memnun olduk." Dedi Aybike.
"Bende Atahan buda en yakın dostum Burak."
Çocuğun adı Buraktı.
"Memnun oldum gencolar."
"Bizde memnun olduk." Diye yanıtladı Aybike.
Burak Aybike'ye gülümsedi, Aybike'de Burak denen adama gülümsedi. Sanırım Aybike Burağa, Burak'ta Aybike'ye aşık olmuştu.
"Kusura bakma senin geldiğini görmedim. Biraz dikkatim dağılmıştı. Bir sorun yok değilmi araçta?" Diye sordu Atahan.
"Sanırım yok." Dedi ve hala durduğu yerden Belin'e baktı.
"Bir bak istersen."
"Bakarım sonra."
"Peki. Telefonunu verir misin?"
Atahan şaşırmıştı. Elini cebine attı ve telefonunu çıkardı.
Belin telefona kendi numarasını yazdı.
"Eğer bir sorun varsa lütfen ara. Hasar ne ise öderim. Tekrardan kusura bakma." Dedi.
"Tamam." Diye yanıtladı Atahan.
"O zaman iyi akşamlar."
"İyi akşamlar." Dediler.
Belin arkasını döndü arkasından bizde onu takip ettik ve arabaya bindik.
Hepimiz Belin'e bakıyorduk. Ona baktığımızı fark edince nefesini sesli bir şekilde verdi.
"Yağmuru almadan önce sahilde oturuyordum. Yanıma oturdu. Öyle konuşmaya başladı." Dedi.
Aybike:
"Yanlız yanında ki çocuk iyiymiş." Dedi.
Hepimiz Aybike'ye öldürücü bakışlar attık. Aybike hepimize gözünü devirdi ve taksinin camından dışarıyı izlemeye başladı.
Belin taksiyi çalıştırdı ve bu sefer dikkatli bir şekilde park ettiği yerden çıktı.
İstanbulu uzun zamandır gezmemiştim.
Taksiyi uygun bir yere park ettikten sonra Beyoğlunun sokaklarında gezinmeye başladık. Her fotoğraf çekinelim yerde fotoğraf çekindik ve artık karnımız çok acıkmaya başladığı için kendimizi bir restorant'da bulduk. Hepimiz istediklerimizi sipariş ettik ve ortaya öylesine sohbet açtık.
"Keşke Eylül teyze'de gelseydi." Dedi Can.
Belin:
"Bir daha ki gelişimizde onuda getiririz."
"Buraya gelirse kesin sarhoş olup geçen gittiğimiz restoranta ki gibi kovulurduk." Diye yanıtladı Aybike.
"Ne?" Dedim ve gülmeye başladım.
"Kadın sarhoş oldu sonra ona bakan adamın tekinin başında içki şişesi kırdı." Diye yanıtladı Can.
"Kadını adamın elinden zor kurtardık."
Duyduğuklarımdan sonra ilk önce şaşırmıştım sonra ise kahkahalarım tüm restorantı doldurdu.
Gülmeye devam ediyordum ama kolumda hissettiğim el ile önce irkildim sonra ise arkamı döndüm. Arkamda gördüğüm yüz ile gülüşüm hemen soldu.
Arkamda ki kişi Merve idi.
"Yağmur? Konuşabilir miyiz?"
Sandalyedemden yavaşça kalktım.
"Ne işin var senin burada? Hala nasıl utanmadan benimle konuşabiliyorsun?"
"Yağmur sadece bir kaç dakika konuşacağız."
"Defol git! Seninle konuşacak bir şeyim yok benim. Biraz onurun, gururun varsa bir daha karşıma çıkmazsın. O çok sevdiğin orospu çocuğuna da bunları iletirsen sevinirim." Dedim. Merve hala arkamdan yalvarıyordu. En sonunda dayanamadım ve garson çağırdım.
"Bu hanımefendiyi tanımıyorum ve beni geldiğimden beri rahatsız ediyor. Ya onu buradan çıkarın ya da polis çağıracağım."
Belin, Can ve Aybike şok olmuş gözlerle bana bakıyorlardı. Merve'ye döndüğümde ise onunda onlardan bir farkı olmadığını gördüm.
Garson:
"Hanımefendi ya Sakince kendi masanıza dönün ya da sizi dışarı almak zorunda kalacağım."
Merve yavaş adımlarla yanımızdan ayrıldı.
"Yağmur kıza niye öyle davrandın?" Diye sordu Can.
"Size demiştim ya sevgilim beni en yakın arkadaşımla aldattı."
"O kız o zaman en yakın arkadaşın." Diye devam ettirdi Can.
"Evet."
"Vay şerefsiz. Birde utanmadan yanına geliyor."
Can gözlerini arka masamızda ki Merve'ye dikti. İyi ki sırtım ona dönüktü yoksa iyi şeyler olmazdı.
"Yemekten sonra ne yapalım?" Diye sordu Aybike.
"Bilmem nereye gitmek istersiniz?" Fiye sordu Belin.
Can Aybike'ye, Aybike ise Can'a döndü.
İki aynı anda:
"LUNAPARK." Diye bağırdı.
Lunaparkı duyduğum an gözlerim Aybike'ye döndü. Aybike gülüyordu ona baktığımı fark edince gülüşü tebesüme dönüştü ve başını aşağı yukarı salladı.
"Olur. Bende gelirim." Dedim.
"O zaman yemekten sonra lunaparka gidiyoruz."
Hepimiz aynı anda:
"Anlaştık." Dedik ve yemeklerinizin gelmesini bekledik.
☺
(Sonunda biraz mutlu sahne)
Yemekleri yediğimiz gibi masadan kalkmıştık. Kasanın önünde Belin ile ödeme kavgası yapmıştık ama inatçı bir kişiliğinin olduğunu bilmediği için yemekleri ben ödemiştim. Hala babamın kenarda ayırdığı parayı kullanıyordum ama kısa süre içerisinde bitecekti o yüzden bir iş bulsam iyi olacaktı.
Lunaparka girdiğimizde Can ile Aybike çocuklar gibi etrafta koşuşturup oyuncaklara bakıyorlardı. Ben ve Belin onları arkadan izliyorduk.
"Aybike? Lunaparkları nasıl seviyor hala?" Diye sordum Belin'e.
Belin bana döndü.
"Babasının bir gün tekrardan onu lunaparkta bulacağına inanmış. O yüzden genellikle hep lunaparklara gider." Duyduklarımla gözlerimi Aybike'ye çevirdim. Gözleri her tarafı talan ediyordu. Ama istediği kişiyi yani babasını bulamıyordu.
"Babasından hiç haber aldın mı?" Belin kafasını sağa sola salladı.
"Can ile çok aradık, araştırdık ama asla iz bulamadık. Cam lunaparkları sevmez ama sırf Aybike için seviyormuş gibi davranıyor. Asla elini bırakmıyor nereye giderse onunla beraber gidiyor. Bazen o da onunla beraber Aybike'nin babasını arıyor." Can'nın kalbi o kadar temizdi ki bu duyduklarımla beraber Can'a karşı kanım biraz daha ısınmıştı. "Acaba o ne yaşadı?"diye sordum kendi kendime.
"Yağmur! Hadi gel!" Bağıran kişi Aybike idi. Aybike'ye gülümsedim ve Belin'nin elini tuttup onlara doğru koşmaya başladım.
Belin elini elimden kurtarmaya çalışırken bırakmadım ve onların yanına geldiğimizde ellerini hemen çekti ve bana öldürücü bakışlar attı.
"Ben çocukluk dönemimi geçeli çok oldu Yağmur. Beni oraya buraya koşturmaya."
Can kulağımda yaklaştı.
"Eylül teyzeden daha yaşlı davranmıyor mu?" Duyduklarımla beraber güldüm, başımı salladım.
"Ne konuşuyorsunuz siz?" Diye sordu Belin. Can:
"Hiç."
Aybike:
"Hadi dönme dolaba binelim." Diye bağırdı.
Can Aybike'nin koluna girdi ve beraber koşarak dönme dolaba ilerlediler. Belin bilet alma noktasına ilerledi. Ben ise yavaş adımlarla dönme dolaba ilerledim. Bu anılar belki benim son mutlu anılarım olacaktı çünkü pazartesi günü intikam için adımlar atmaya başlayacaktım.
Korkuyordum, falcının dedikleri tekrardan aklıma geldi.
"Ejderha önüne çıkan her engeli yakıp kül edecek."
Burda ki ejderha ben olduğuma emindim ama önüme çıkan her engeli yakıp kül edeceğimden emin değildim.
Ama bana yapılan o çirkin işler gözlerimin önüne geldikçe sinirlerim geriliyordu. Bu durumları aklımdan birazda olsa uzak tutmak istemiştim çünkü daha kötü bir hale düşmek istememiştim. Düşünseydim belki hala o evde, o yatakta yatıyor olacaktım. Ama artık düşünme zamanı gelmişti. Pazartesi günü Savaş'ın diyecekleri ile içimdeki ateş artabilirdi. Savaş'a karşı dikkatli de olmak zorundaydım sonuçta onu en fazla üç kere görmüştüm. Adımlarım dönme dolabın önünde durdu. Gözlerim Aybike ile Can'ı aradı. Benim biraz daha önümde durmuşlardı ve dönme dolabı izliyorlardı.
Sırtımda el hissedince arkamı döndüm Belin elinde tuttuğu kart ile bana baktı. Yüzüm ne haldeydi bilmiyordum ama Belin'nin gözleri büyüdü.
"Sen iyi misin?" Diye sordu.
O an fark etmiştim ki kaşlarımı çatmıştım hemen kendimi düzelttim.
"İyiyim, sadece pazartesi günü ne olacak onu düşünüyorum."
Belin bıkkın bir şekilde nefesini verdi.
"Gidersin, öğrenirsin geri gelirsin. Ama bize her şeyi anlatacaksın."
"Tamam." Kendimi tutamadım ve Belin'e sarıldım. Belin'de bana sarıldı.
"Başaracaksın."
"Başaracağım." Can'nın bize bağırması ile başımızı ona çevirdik.
"E hadi ama. Şimdi mi sarılmak istediniz?" Diye sordu.
Yavaş adımlarla yanlarına gittiğimizde sıra çok geçmeden bize gelmişti. Kartları okuttuk ve önümüze gelen ilk boş koltuklara oturduk. Kısa süre sonra dönme dolap çalışmaya başladı. Dönme dolap yukarıya çıkmaya devam ederken rüzgardan dolayı sallanmaya başladı.
"Bunun bu kadar sallanması normal mi?" Diye sordum.
"Evet." Diye yanıtladı Can.
Aybike manzarayı izlerken Belin ise Aybike'ye eşlik etmişti. Yukarıda harika bir manzara vardı. Dönme dolap biz tam tepede iken durmuştu. Can hemen elinden telefonu çıkardı.
"Kameraya bakın." Dedi. Hepimiz kameraya döndük ve gülümsedik. Can bir kaç kez fotoğrafımızı çekti. Can çektiği fotoğraflarla ilgilenirken bizde biraz daha manzarayı izlemeye devam ediyorduk. Dönme dolap kısa süre içerisinde tekrardan çalışmaya başladı ve yavaş yavaş aşağıya inmeye başladı. Rüzgardan dolayı hepimiz üşümüştük ama sonuç olarak eğlenmiştik.
Dönme dolaptan indikten sonra Belin bizi zorla kamikazeye bindirmişti.
Aybike, Can ile, ben ise Belinle oturmuştum. Emniyet kemerlerini çalışanlar taktılar ve kafesleri indirdiler. Dehşet derecede korkuyordum. Belin ise bu halime fazlasıyla gülüyordu. Kamikaze çalışmaya başladığı an çığlık atmaya başlamıştım. Can ile Aybike'de bağırmaya başlayınca Belin daha fazla gülmeye başladı. Kamikaze hızla ters döndü ve sonra yine aynı hızda aşağıya indi. Bir süre sonra bu durum çok hoşuma gitmişti ama Aybike ve Can için aynı şeyleri söyleyemeyecektim çünkü hala bağırıyorlardı. Kamikaze tam tepede durdu. Hepimiz tepetaklak kalmıştık. Dünyayı tersten izlemek harika birşey olduğunu fark edince gülümsedim. Can hafiften küfürler savurdu.
Belin ile beraber kahkaha attık. Aybike'den ise ses yoktu.
Kamikaze tekrardan hareket etmeye başladı. Bir kaç kez daha takla attıktan sonra durdu. Başım feci halde dönüyor, midem çok bulanıyordu.
Kamikazeden indikten sonra feci halde dönen başımla beraber kendimi bir anda yerde buldum. Sonrasında ise üstümde bir ağırlık hissettim. Üzerime Aybike, onun üzerine ise Can düşmüştü. Bağırmaya başladım ama o kadar komiktik ki canımın yanmasını bile umursamadan gülmeye başladım. Herkes bize bakmıştı ve hepsi bize gülüyorlardı. Belin'e baktığımda bizi videoya çekip kahkaha atıyordu. Çok geçmeden Can Aybike'nin üzerinden, Aybike'de benin üzerimden kalkınca yerde hala gülüyordum. Can elini uzattı, elini tuttup ve yerden kalktım. Belin ise bizi hala videoya çekip kahkaha atıyordu.
Kendimizi bir bankta bulmuştuk. Hepimiz salak salak etrafa bakıyorduk. Uzun zaman sonra çok eğlenmiştim.
"Teşekkür ederim." Uzunca bir süre sessiz kalmıştık o yüzden konuşmaya başlamıştım.
"Ne için?" Diye sordu Can.
"Uzun zaman sonra çok ama çok eğlendim. Teşekkür ederim." Can tebesüm etti ve bana sarıldı. Aybike ise Can'a sarıldı. Gözlerim Belin'e kaydı ve bize gülümseyerek baktığını gördüm
"Sende gel." Dedim. Belin yavaş adımlarla yanımıza geldi ve hepimize sarıldı. Hayatımda hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Onlarda benim gibi düşünüyorlardı çünkü
uzun bir süre o şekil durmuştuk.
Aybike:
"Artık eve gidelim çok yoruldum."
"Evet, yeter bu kadar aksiyon." Dedim.
Hep beraber ayağa kalktık ve taksinin yolunu tuttuk.
?
Bugün günlerden Pazartesi ve saat 13:55 di. Beş dakika sonra Şahin'nin arabası gelecekti. Aşırı gergindim, aşırı korkuyordum ama aşırı derecede ne söyleyeceğini merak ediyordum.
Beş dakika sonra siyah bir araba sokakta belirdi. Araba tam önümde durdu. Pencere açıldı içeride hafif kıvırcık turuncu saçlı bir adam duruyordu. Gözleri siyahtı ve benim yüzümde olduğu gibi o adamın yüzündede çiller vardı. Burnu benim ki gibi kavisliydi. Dudakları yine benim dudaklarım gibi pembeydi.
"Yağmur Ayhanlı."
"Evet benim."
Adam arabadan indi. Üzerinde siyah takım elbisesi vardı.
Kapıyı bana açtı.
"Buyrun efendim. Savaş Bey sizi bekliyor." Adama tebessüm ettim. Arabaya ilk bacağımı attım. İkinci bacağımı atarken Belin'nin sesini duyunca sesin geldiği yere baktım. Yanında Can ve Aybike'de vardı ve
hızlı adımlarla yanıma kadar gelmişlerdi.
Tek kaşımı sorgularmışcasına kaldırdım.
Belin:
"Bizde seninle geliyoruz."
Bu bölümün kelimesi az olsun:)
Haftaya Pazar görüşürüz.
İnstagram Hesabım: watty_cm