İçeriğe geç

İntikam Ateşi

Bölüm 9 · 21 dk okuma

İntikam Ateşi

Bölüm 9

9. Solgun Çiçek

Belin Esendemir:

Yağmur'u düğünün olduğu salona bırakmıştım ama içimde bir korku vardı. Hemde hayatıma, daha doğrusu hayatımıza yeni giren bir kıza bir şey olur mu diye korkuyordum. Yağmur'u salona bıraktıktan sonra bir kaç müşteri almıştım. Onları gideceği yerlere bırakıp daha sonrasında sahile gitmiştim. Taksiden indim ve deniz kenarında boş bir bank gördüm. Oraya doğru ilerledim. Hava çok soğuktu ama ben hemen üşüyen insanlardan değildim o yüzden üşümemiştim. Bank'a geldiğimde oturdum, denize ayın ışığı çarpıyordu. Denize bakıp düşüncelere daldım. Aklıma 8 ay önce Yağmur'un babasının bana dedikleri gelmişti.

8 Ay Önce:

Aybike tamam alacağım istediğin çikolatadan. Tamam hadi şimdi kapatıyorum telefonu. Görüşürüz.

Telefonu kulağımdan çektim ve apartmanın kapısına ilerledim. Giriş kapısını elimle ittim ve içeriye girdim. O sıra apartmanda Eylül teyzenin sesi ile bir adamın sesi çalkalanıyordu resmen. Ne olduğunu merak etmiştim o yüzden karşımızda ki boş daire doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimde başımı daireye çevirdim ve Eylül teyze ile bir adamın konuştuğunu gördüm. Adam Eylül teyze'ye yalvarıyordu.

"Lütfen, sizden rica ediyorum. Eğer bana bir şey olursa kızıma yardım edin."

"Ne diyorsunuz? Anlayamıyorum çocuğum. Sana ne olacak? Neden böyle konuşuyorsun?"

Adam sesli bir şekilde nefes aldı.

"Ben çok büyük bir hata yaptım. Ne yaptığımı söyleyemem ama yaptığım hatadan dolayı ölebilirim. Kızım, kızım bana çok düşkündür. Yalvarıyorum size bana bir şey olursa kızımı koruyun. Yanınıza alın. İsterseniz bunun karşılığında para bile verebilirim."

Bir baba kızının hayatını tehlikeye atan bir harekette bulunmuştu ve şimdide kızına bir şey olmasını istemediği için hiç tanımadığı birine yalvarıyordu. Kızının hayatını tehlikeye atacağı belliydi ama iyi bir babaydı. En azından ölse bile kızını düşünüyordu.

10 Yıl Önce

Elimde tuttuğum poşette soğuk sular ve peçetelerle vardı ve ben küçük kardeşimin yanıma gelmesini bekliyordum. "Çiçek! Ablacığım hadi gel artık. Babam şimdi kızacak bize." Diye bağırdım küçük kardeşime. Çiçek sesimi duyduğu an merdivenleri yavaş yavaş inmeye başladı.

"Geldim ablacığım."

"Hadi çabuk şimdi babam bizim hala evden çıkmadığımızı görecek sonra dayak yiyeceğiz." Dedim ve kardeşimin elini tuttum. Beraber evimizden çıktık. Kapıyı kapattım ve İstanbul'un sokaklarına karıştık. Bugün 23 Nisan'dı. Bütün çocuklar dışarıdaydı. Kızların üzerinde kırmızı beyaz elbiseler, erkeklerde ise kırmızı beyaz takım elbiseler vardı.

Kız kardeşim ile ben ise gri uzun kollu kazak ve altımızda ise yırtık pırtık olan siyah eşofmanlarımız ile çıkmıştık. Çiçek kızların üzerinde hep etek gördüğü için yüzünü asmıştı. Önünden geçtiğimiz her çocuk bize bakıp bizimle dalga geçmeye başlayınca Çiçek ağlamaya başlamıştı. Ağladını görünce hemen elini daha sıkı tuttum ve kenara çektim. Dizlerimi onun boyuna gelecek şekilde büktüm ve konuşmaya başladım:

"Çiçek? Kardeşim neden ağlıyorsun?"

Çiçek bana yaşlı gözlerle baktı.

"Ablacığım neden bizimde o kızlar gibi elbiselerimiz yok?"

Bende çok üzülmüştüm, çok kıskanmıştım ve bu şekil çıktığım için çok utanmıştım ama bunu küçük kardeşime belli etmemem lazımdı çünkü annem benim abla olduğumu ve her zaman güçlü durmam gerektiğimi söylemişti.

"Çiçeğim çünkü onlar şımarık çocuklar. Biz ise akıllı ve zeki kızlarız. Zamanı gelince biz onlara güleceğiz neden biliyor musun?" Çiçek başını sağa sola salladı.

"Çünkü biz büyüyüp birer güçlü kadın olacağız ama onlar bizim kadar güçlü kadın olamayacaklar." Dedim.

Çiçek çok anlayamamıştı ama yine de başını yukarı aşağı salladı. Onu kendime çektim ve sımsıkı sarıldım.

"Eğer bugün fazla para kazanırsak sana bir tane alabiliriz istediğin etekten."

Çiçek kollarını belimden çekti ve yüzüme heyecanla baktı.

"Gerçekten mi?"

"Evet, gerçekten."

Çiçek kahkaha attı ve bana daha sıkı sarıldı. Bende kahkaha attım ve sımsıkı sarıldım küçük kardeşime.

"Hadi bakalım tut elimi. Daha bir sürü peçete ve su satacağız."

Çiçek elimi sımsıkı tuttu ve bir hevesle yürümeye başladı. Ufak bir yürüyüşten sonra durduk, elimize birer adet su ve peçete tuttup insanlara satmaya başladık. İnsanlar bize acır gözlerle bakıyorlardı. Bunu sadece ben fark ediyordum. Küçük kardeşim ise sadece gülümseyip herkese peçete ve su satmaya çalışıyordu.

Teyzenin biri önümüzde durdu.

"Ah yavrum. Kendi bayramınızda neden buradasınız? Gidip bayramınızı kutlasanıza?" Çiçek benden önce konuşmaya başladı:

"Olmaz! Babamız kızar sonra bize."

Teyze sorgularmış gibi baktı.

"Babanız sizi dövüyor mu yoksa?"

Diye sordu.

"Hayır, hayır benim babam bir kaza sonrası yataklara düştü. Annemde tek başına yapamıyor bizde okuldan çıktıktan sonra buraya gelip annemize yardım ediyoruz. Okulumuza da gittik teyze çok güzel dans ettim biliyor musun? Herkes beni alkışladı." Diye yalan uydurdum.

Teyze gülümsedi ve elimizde ki hem peçeteye hemde suya baktı.

"O zaman şöyle yapalım. Siz bu 200 lirayı alın." Dedi ve elime parayı sıkıştırdı. Bende sadece hem bir su hemde bir peçete alayım." Dedi ve ben daha konuşmadan elimizden suyu ve peçeteyi alıp yanımızdan ayrıldı. Elimde ki 200 liraya baktım ve Çiçeğ'e döndüm.

"Ablacım kıyafet paran çıktı." Dedim ve kahkaha attım.

Çiçek üzerime atladı ve sımsıkı sarılıp çığlıklar atmaya başladı.

"Hadi gidelim abla."

"Dur dur şu kalanlarıda satalım, gideriz." Dedim.

Çiçek başını salladı ve kaldırıma oturup sabırla beni bekledi. Kısa süre içerisinde hepsini satmıştık. Çiçek ile birlikte kıyafet satan ufak bir dükkana gitmiştik. Dükkan sahibi bize baktı.

"Dilenmek için geldiysen küçük veletler hemen çıkın buradan!"

Çiçek hemen bağırdı:

"Biz dilenci değiliz! Ablam bana kıyafet alacak. Bak paramızda var." Dedi.

Adam paramızın olduğunu gördüğü an yüzünü değiştirdi ve konuşmaya başladı:

"Ne istersiniz? Nasıl yardımcı olabilirim size?"

"Kardeşime elbise almak istiyoruz. Herkesin giydiği şu elbiseden." Dedim ve adam anlamış bir şekilde başını salladı ve dükkanın içine ilerlemeye başladı. Bizde onu takip ettik. Adam elime istediğimiz elbiseden bir tane bıraktı ve hemen kız kardeşimde denedim üzerine tam oturmuştu.

"Bu ne kadar?" Diye sordum.

"50 TL."

"İndirim yapamaz mısınız. Bugün 23 Nisan." Dedim.

Adam bana baktı ve sesli bir şekilde nefesini verdi.

"Tamam. 40 TL verin." Gülümsedim ve teşekkür ettim.

"Abla? Sen neden almıyorsun?"

"Ben istemiyorum ablacığım böyle şeyleri sevmem."

Aslında çok istiyordum ama belli etmemem lazımdı.

Parasını ödedik ve Çiçek hemen üstüne giydi, sevinçle dışarı çıktı. Arkasından koştum, elini tuttup evin yolunu gözledik. O sıra arkamızdan yüksek sesle ismimi haykıran bir adamın sesini duydum. Durduğum yerde dondum. Sesin kime ait olduğunu biliyordum. Babam, bu kişi babamdı. Arkamı yavaşça döndüm ama yüzüme aldığım sert darbe ile yere düştüm. Çiçek hemen bana bağırdı ve eğilip bir şeyimin olup olmadığını kontrol etti. O sıra babam Çiçeğin kulağını çekip yüzüne tokat attı. Çiçek yere düştü, ağlamaya başladı. Hemen kardeşimin önüne geçtim.

"Lan siz beni delirtecekmisiniz bu haliniz ne sizin! Bu elbise neyin nesi! Ben size kazandığınız her kuruş bana gelecek demiyormuyum. diye bağırdı. Sokaktaki herkes bize bakıyordu. Babam ikimizide tuttu ve evin içine götürdü.

Çiçek hala ağlıyordu. Ben ise sadece susup güçlü durmaya çalışıyordum. Eve girdiğimizde babam hemen Çiçeğ'in elbisesini çıkarmaya çalıştı ama Çiçek izin vermedi. Babama karşı çıktığı için babam çok sert bir tokatı yüzüne geçirdi. Çiçek anında sustu ve sersem bir şekilde tavana bakmaya başladı. Çiçek diye bağırdım ama babam saçımı tutup kendine çevirdi.

"Bu ne?"

"Baba çok istedi kıramadım. Nolur bırak saçımı."

"Ne kadar verdin buna Belin!"

"40 lira verdim."

"Ne kadar kazanmıştın Belin"

"220 TL baba"

"180 liran var yani demi Belin."

"Evet."

"Lan siz beni evlat katili mi yapacaksınız?" Diye bağırdı ve saçımı sertçe bıraktı. Eteği aldı, tek hamlede ikiye parçaladı. Çiçek suskun bir şekilde yırtılan eteğine baktı. Bu bakışları babama karşı sinirlenmeme bile yetmişti.

"Naptın sen!" Diye bağırdım ve yerden kalktım.

Babam şok olmuş bir şekilde bana baktı. Çok geçmeden yüzümü tuttu:

"Sen bana bağırıyon mu?"

"Çek ellerini yüzümden!" Diye bağırdım. Zorda olsa elini çenemden çektim.

Elimi cebime attım ve 180 TL yi yüzüne fırlattım.

"Al paranı. 40 TL'yi en kısa sürede veririm. Merak etme uyuşturucu için de yetiyor o para!" Diye bağırdım.

Babam gözlerini koskoca açtı ve üzerime yürüdü. Boğazımı tuttu, sıkmaya başladı.

"Ne diyon lan sen! Sen benimle nasıl konuşursun. Orospunun kızı." Bunları derken boğazımı daha çok sıktı. Çiçek yerden kalktı ve babamı durdurmaya çalıştı ama babam ona sürekli tekme attı ve Çiçek yere düşüp düşüp durdu ama hala babamı durdurmaya devam ediyordu. Gözlerim kararmaya başlıyordu. Nefes asla alamıyordum. Babam delirmiş gözlerle bana bakıyordu.

Çiçek babamın bacağını ısırdı. Babam yüksek sesle bağırdı ve ellerini boğazımdan çekti. Yükse sesle nefesler almaya başladım. Babam Çiçeğin üzerine yurüde ve kucağına alıp onu bir çuval gibi odanın diğer tarafına fırlattı ama küçük kardeşim başını kapının kenarına çarptı ve bir anda oda kan gölüne dönmeye başladı.

Babam afalladı ben ise çığlık atarak Çiçeğ'in yanına koştum. Çiçeğ'in gözleri açıktı ama asla konuşmuyordu. Nefes bile almıyordu.

O ölmüştü benim küçük kız kardeşim beni korumak için babama saldırmıştı.

Ölen ben olacaktım ama ölen küçük kardeşim olmuştu. Feryatlarım evden taşıyordu ve komşular kapıya koşuşturup kapıyı kırdılar. Babam hala şok gözlerle kardeşime bakıyordu. Komşular kardeşimi o şekil görünce babamı çok kötü dövmüşlerdi ben ise sadece kardeşimin ölü bedenine bakıyordum. Benim küçük kardeşim henüz beş yaşındaydı. Benden dört yaş küçüktü. En son hatırladığım aldığımız elbisenin kıpkırmızı bir renge dönüşmesiydi sonrasında bayılmıştım...

😔

O kız çocuğunu bir anda sanki kız

kardeşim sandım. Kendimi hemen dairenin içine attım, konuşmaya başladım.

"Kızınız benimle kalabilir." Diye bağırdım. Ağlıyordum ama umurumda değildi. Adam bana döndü ilk önce şaşırdı ama sonra hemen bana yaklaştı ve omuzlarımdan tuttu.

"Gerçekten bunu yapar mısın kızım?"

Ağlıyordum ama asla umursamadım ve başımı aşağı yukarı salladım.

Adam bana sarıldı.

"Çok teşekkür ederim. Ona lütfen iyi bakın olur mu? Ben ölürsem çok üzülecektir." Dedi. Kollarını belimden çekti. İkimize baktı

"Ve lütfen bu konuşmalarımızı ona söylemeyin"! Lütfen aramızda bir sır olarak kalsın." Dedi.

Başımla dediklerini onayladım ve Eylül teyzenin bakışlarına bakmadan daireyi terk ettim ve kendimi daireye attığımda ağlamam şiddetlenmişti. Kız kardeşimi kurtaramamıştım ama bu sefer başka bir kızı kurtaracaktım.

Günümüz:

Hatırladığım bu anı ile bir anda ağlamaya başlamıştım. Eğer kardeşim yaşıyor olsaydı on beş yaşında olacaktı. Denize bakarak ağlıyordum. Uzun süre ağladım. O sıra yanıma biri oturdu.

"Peçete ister misiniz?" Diye sordu.

Bakışlarımı soran kişiye yönlendirdim. Yanıma kısa ama siyah renkte dalgalı ama uçları kıvırcık saçları olan , burnu kavisli, gözleri kapkara ve dudakları dolgun olan çok yakışıklı bir çocuk oturuyordu. O ise benim yüzümü gördüğünde gözleri büyümüştü.

"Teşekkür ederim. Gerek yok."

"İyisiniz değil mi?"

"İyiyim, teşekkür ederim."

Çocuk emin olmak için bana baktı ben ise hemen kaşımın tekini sorgularmışcasına kaldırdım. Çocuk rahatsız olduğumu anladığı an gülümsedi.

"Özür dilerim kendimi tanıtayım. Ben Atahan." Dedi. Elini bana uzattı.

"Belin." Dedim. Elini sıktım. Çantamda titreşim hisettim ne olduğun ilk anlayamadım ama sonra telefonumun çaldığını anladım, elimi hemen çantama attım arayan kişi Yağmur'du hemen açtım. Sesi üzgün geliyordu ve sanırım ağlamıştı.

"Belin beni alabilir misin?"

Oturduğum yerden ayaklandım.

"Hemen geliyorum." Dedim ve Atahan'a döndüm.

'Tanıştığıma memnun oldum Atahan."

Atahamda ayaklandığında siyah bir takım elbise giydiğini fark edince hafiften afalladım. Ama hemen kendimi toparladım.

"Bende memnun oldum Belin. Umarım bir gün tekrardan karşılaşırız." Dedi.

Hafifçe tebesüm ettim ve hemen arabaya ilerledim. Yağmur neden ağlamıştı?

Yağmur Ayhanlı:

Derler ki hayat her zaman seçenekler üzerine kuruludur. Dedikleri her yönüyle doğruydu. Seçtiğin seçenek hayatın için çok önemli oluyordu. Yanlış yolu seçersen hayatın acımasızlığı seninle buluşuyordu. Doğru yolu seçersen de hayatın güzellikleri seni buluyordu. İki yoldan birini seçmezsende pişmanlık duygusu her yerini sarıyordu. Şimdi tam olarak az önce Savaş'ın sunduğu seçeneği düşünüyordum. O bana yapılanların intikamını almam için yardım edecekti ama karşılığında bende onun abisini bitirmesi için yardım edecektim. Ama neden? Abisi ile iyi bağları olduğunu düşünüyordum.

Benden hala uzaklaşmamış hala aramızda bir parmaklık mesafe bulunuyordu. Hala hafiften sarhoştum. Ona baktım o hala kara gözleriyle bana bakıp cevap vermemi bekliyordu.

"Neden?" Diye sordum. Tek kaşını sorgularmış gibi kaldırdı.

"Anlamadım."

Ciddi bir yüzle ona baktım.

"Neden abini bitirmek istiyorsun."

Yüzüne hafif bir gülümseme taktı.

"Bunu şu anlık söyleyemem zamanım az. Evet ne diyorsun? Kabul ediyor musun?"

Yüzüne uzun süre baktım.

"Sana nasıl güveneceğim?"

"Bilmem? Yani abimi bitirmek istediğimi sadece sen biliyorsun. Bu senin için güven verebilir mi?"

Neden bilmem ama ona güvenmek istiyordum.

"Yaptığın tek hatada anlaşmamız bozulur Savaş Bey."

Savaş gülümsedi.

"Yani kabul ediyorsun."

Ellerimle onu kendimden uzaklaştırdım.

"Kabul ediyorum." Dedim ve balkondan çıkmak için içeriye yöneldim. Arkamdan konuşmaya başladı.

"Bugün günlerden Cuma. Pazartesi saat tam ikide evinin önüne bir araç gelecek. Merak etme o araç benim yani korkmadan binebilirsin." Bunları derken bakışlarımı ona çevirmiştim bile.

"Tamam." Dedim ve balkondan çıktım. Hızlıca aşağıya indim. Düğünün olduğu salona girdiğimde. Annem ve Şahin dans ediyorlardı. Annem Şahin'in yüzüne aşk ile bakıyordu. Oysa ki babama hiçbir zaman yüzüne aşkla bakmamıştı. Bana bile bakmamıştı. Sürekli azarlamıştı beni. Bu görüntüyle bir anım aklıma gelmişti.

"Anne! Bak bizi çizdim nasıl olmuş?"

Annem ciddi bir şekilde bana bakmıştı.

Elimde ki resim kağıdını aldı. Kendine çevirdi ve incelemeye başladı. Heyecanlı bir şekilde annemin vereceği cevabı bekliyordum.

"Benim boyum neden babandan daha uzun?" Diye soru sordu.

Annemden böyle bir cevap almak çok üzmüştü beni.

"Kötü mü olmuş anne?"

"Evet çok kötü olmuş." Dedi ve kağıdı ikiye böldü.

Şaşkın gözlerle ona baktım. Kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. Annem ağladığımı görünce keskin gözlerle bana baktı.

"Öfff! Başımı şişirme git odanda ağla Yağmur." Dedi ve eliyle merdivenleri gösterdi. Gitmedim ve ağlamaya devam ettim.

"Eylül Hanım!" Diye bağırdı annem.

Eylül Hanım bizim evimizde çalışıyordu.

Eylül Hanım yanımıza geldi.

"Buyrun Almina Hanım."

"Al şunu odasına götür."

Eylül Hanım bana baktı, kucağına alıp odama yöneldi. Merdivenleri çıktıktan sonra odama gelmiştik. Eylül Hanım eğildi ve elleriyle yüzümü tuttu.

"Yağmurum, neden ağlıyorsun?"

"Ben ailemizin resmini çizdim ama annem beğenmedi ve çizdiğim resmi yırttı." Dedim ve daha şiddetli ağlamaya başladım. Eylül Hanım ağzında bir şeyler geveledi.

"Olsun kuşum daha güzelini çizersin sen ben sana inanıyorum."

Elimle yanaklarımdan süzülen yaşları sildim.

"Gerçekten mi?"

Eylül Hanım gülümsedi.

"Gerçekten. Hem benimde üç çocuğum var biliyor musun? Onlarda resim çizmeyi çok sever."

"Ya ne güzel adları neler."

"Belin, Aybike ve Can." Dedi.

Bunları hatırladığım anda sanki beynimde bir şok dalgası tüm vücudumu geziniyormuş gibi hisettim. Evimizde çalışan Eylül Hanım şimdi tanıştığım Eylül teyze, bahsettiği çocuklar ise şu an evlerinde kaldığım Belin, Can ve Aybike'mi?

Bunları düşünürken sesimi başkasından duymamla sesin geldiği yöne baktım. Bana seslenen annemdi.

Hemen kendimi toparladım ve ciddiyetle yüzüne baktım.

"Efendim."

Annem sinirli gözlerle bana baktı.

"Git buradan. Senin yüzünden herkese rezil oldum. Tekrardan."

Bunları derken içim biraz da olsa kırılmıştı. Çünkü bu dedikleri ile beni aslında hiç sevmediğini bir kez daha anlamıştım.

"Ben mi seni rezil ettim?"

Annem başını salladı

"Git buradan!"

"Sen kendini çoktan rezil etmiştin Almina Yıldırım. Sen daha eski kocan öleli çok olmamışken başka biriyle nişanlanıp kendini yeterince rezil ettin." Dedim.

Annem çok sinirlenmişti.

"Eğer şimdi gitmezsen seni buradan çok kolay atabilirim. Git buradan seni istemiyorum. Bir daha sakın hayatımda karşıma çıkma." Dedi bunları derken sesi yüksek çıkmıştı. Herkes bize bakıyordu. Gülümsedim ama içimde ki acı çok katlanmıştı. Yanına ulaştım ve ona sarıldım. Kulağına eğildim.

"Uzun bir süre karşına çıkmam eğer çıkarsamda sana asıl yüzleşme zamanın yakın olduğunu hatırlatacağım ama bir gün gelecek işte o gelecek gün senin bittiğin gün olacak." Dedim. Ellerimi belinden çektim, kendimi hızlıca salondan attım. Annem beni hiç sevmemişti. Bugün bunu daha iyi anlamıştım. Buradan hemen gitmek istiyordum. Çantamdan telefonumu çıkardım, direkt Belin'i aradım. Uzun bir süre çaldı ama sonunda telefondan arama başlamıştı.

"Belin beni alabilir misin?"Diye sordum.

"Hemen geliyorum." Dedi. Telefonu kapattım ve yürümeye başladım. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum ama arkamdan bana vuran araba farı ile ardından korna sesini duymamla durdum ve arkamı döndüm. Belinin taksisiydi bu. Kapı açıldı ve içinden Belin çıktı. Hemen yanıma yetişti. Ne haldeyim bilmiyordum ama iyi bir halde olduğumu düşünmüyordum.

"Yağmur!" Dedi endişeli bir şekilde.

"Noldu? İyi misin?" Diye sordu.

"Bilmiyorum. Çok fazla şey oldu eve gidebilir miyiz?"

Belin beni baştan aşağıya süzdü. Sonra başıyla onaylayıp belimden tuttu ve taksiye yönlendirdi. Taksiye bindim Belinde hızlıca bindi. Taksiyi sürmeye başladı. O sıra aklıma gelen anı ile Belin'e döndüm. Belin ona baktığımı fark edince bir yola birde bana baktı.

"Noldu, neden bana bakıyorsun?"

"Belin ben bir şey hatırladım ama şimdilik Eylül teyzeye söyleme." Dedim.

Belin taksiyi kenara çekti ve taksiyi durdurdu.

"Eylül teyze sanırım eskiden bizim evimizde çalışan biriydi." Dedim. Belin tek kaşını kaldırdı.

"Nasıl?"

Ona yaşadığım o anıyı anlattım.

"Ve o bana üç tane çocuğunun olduğunu isimlerinin Belin, Aybike ve Can olduğunu söyledi." Dedim.

Belin bunları söylerken pür dikkat beni dinlemişti. Konuşmaya devam ettim.

"Ama beni nasıl hatırlamadı? İlla ki hatırlaması lazımdı." Dedim.

Belin sesli bir şekilde nefes aldı ve verdi.

"Eylül teyze bundan beş ya da altı sene önce kocasını kaybetti. Zaten sonra asla toparlanamadı. Sinir krizleri geçirip duruyordu evde. Asla sakinleşemiyordu. Kendini bir durumdan dolayı sürekli suçluyordu. Uzun süre sonra artık herşeyi unutmaya başladı. Bizi bile bi ara unutmuştu. Kim olduğumuzu sorgulamıştı. Bunları söylerken Belin bir anda sanki aydınlanma yaşamış gibi oldu. Uzun bir süre şok olmuş şekilde baktı.

"Belin? İyi misin?"

Belin bakışlarını yavaş yavaş gözlerimi buluşturdu.

"İyiyim." Dedi ama iyi olmadığı burdan belliydi. Ellerini tuttum.

"İyi değilsin." Dedim.

"Yağmur."

"Efendim."

"Sana bir şey anlatacağım. Aslında bunu anlatmamamı söylemişti ama anlatmak zorunda hissediyorum."

Gerilemeye başladım. İliklerime kadar geriliyordum ama sormadan da edemedim.

"Kim? Kim ne anlatmanı istemedi."

Belinin gözleri doldu.

"Baban." Dedi.

"Babam mı? Babam ne alaka? Belin noluyor?"

"Yağmur seni hiç tanımadığımız halde evimizde kalmanı istedik hiç bunu sorguladın mı?" Diye sordu.

Evet bu sorgulanması gereken bir durumdu ama ben çok sorgulamamış komşu olduğumuz için bana yardım ettiklerini düşünmüştüm.

"Çok değil." Dedim. Belin başını salladı.

"Sakince beni dinlemeni istiyorum." Dedi. Başımı salladım ve Belin konuşmaya başladı:

"Baban siz bu apartmana gelmeden iki gün önce buraya gelmişti. Ben dışarıdan geliyordum ve evime girecektim ama baban ile Eylül teyze sizin kaldığınız dairede konuşuyorlardı. Baban sürekli Eylül teyzeye seni koruması için yalvarıyordu. Ne olduğunu anlamadığım için onları dinlemeye karar vermiştim. Baban sadece Eylül teyzeye yalvarıyor, Eylül teyze ise sürekli sorguluyordu. Baban "ben çok kötü bir şey yaptım ve bu yaptığım kötülükten dolayı ölebilirim o yüzden kızımı koruyun." demişti. Baban seni dışarıdan korumak istiyordu. Babanı çok özenmiştim çünkü benim babam evlat katiliydi. Bizi asla sevmiyordu." Dedi.

Ciddi bir şekilde onu dinliyordum ama babasının evlat katili olduğunu duyunca ciddiyetini şaşkınlığa dönüşmüştü.

"Ne? Baban nasıl?" Dedim.

Belin konuşmaya başladı:

"Evet, benim babam evlat katili. Kardeşimi öldürdü." Duyduklarımla koltuğa yayılmıştım hemen omuzlarımı dikleştirdim.

"Annem babamın yaptıklarından dolayı terk etmişti bizi. Babam da sinirini her zaman bizden çıkarırdı. Günlerden 23 Nisandı ve her çocuk dışarıda en güzel kıyafetleri öle oyunlar oynarken Ben ve küçük kardeşim Çiçek yırtık pırtık kıyafetlerimizle su ve peçete satmak için dışarı çıkmıştık. Her bakan çocuk bizimle dalga geçiyordu. Çiçek bu durumdan dolayı ağlayınca ona alacağım için söz vermiştim. Bir kadın bize 200 TL vermişti. O zaten yetmişti aslında ama hepsini satmak istemiştim ve satmıştım. Çiçek ile bir kıyafet dükkanına girdim ve istediği elbiseyi aldım. Bende çok istemiştim ama alamamıştım, alsaydım babam niye bu kadar az para getirdiniz der sonra kıyafetleri görünce daha fazla döver diye korkmuştum. Evimize dönerken babam arkamızdan bize seslendi sonra ilk önce sokakta dövdü sonra eve geçince Çiçeğin elbisesini almaya çalıştı ama Çiçek izin vermeyince çok sert bir tokat attı. Kardeşim yarı baygınlık geçirdi.

Elbiseyi yırtıldı, elbise yırtılınca dayanamadım ve ona bağırdım. Sonra parayı yüzüne fırlattım . Benim babam uyuşturucu bağımlısıydı Yağmur ve kazandığımız paranın neredeyse hepsini uyuşturucuya geri kalanıyla da alkol alırdı. Bunları onun yüzüne vurup parasının yeteceğini söyleyince babam boğazımı sıktı ve beni boğmaya çalıştı. Kardeşimse babamı durdurmak için bacağını ısırdı. Babam elini boğazımdan çektiğinde kardeşime ilerledi ve onu kucağına alıp diğer odaya fırlattı ama kardeşim kapının sivri yerine başını vurdu. Vurduğu an her yer kardeşimin kanı ile boşanmaya başlamıştı. Onu öyle gör-" daha fazla konuşmasını istemedim ve ona sıkı sıkı sarıldım kendini çok tuttuğu için artık dayanamadı ve ağlamaya başladı.

"Sen hayatımda gördüğüm en iyi ablasın."

"Seni o yüzden yanımızda istedim. Neden bilmiyorum alakası bile yoktu konuyla ama sen bir anda bana kardeşimi hatırlattın ve babana ben korurum dedim. Baban para bile verebilirim demişti ama kabul etmedim. Baban bu yüzden Eylül teyze'ye yalvarıyordu çünkü onu tanıyordu." Dedi.

Ellerimi kollarından çektim ve ona baktım.

"Koruyamadım zaten su almaya gittim bir baktım kaçırılmışsın." Dedi. Bunu üzgün demişti ama ortamı yumuşatmak için yalandan da olsa kahkaha attım. Belin şaşırmış bir şekilde baktı.

"Neden gülüyorsun ya." Dedi ama kendini tutamadı ve gülümsemeye başladı.

"Babam yanlış kişiye güvenmiş desene daha koruma aşamasına geçmeden kaçırıldım." Dedim ve bunu derken cidden gülmeye başladım. Belin ise artık ağlamıyor gülümsüyordu.

"Ay acaba beni orda görmeyince ne yaptın." Dediğim anda yüzü ciddi bir hale büründü. Onu o şekil görünce sustum. Belin arabayı çalıştırdı, eve doğru yol aldık

🔥

Eve geldiğimizde saat çok geç olduğu için Can ile Aybike uyuyordu. Kendimi hemen banyoya attım. Üstümde ki elbiseden kurtuldum ve banyoya girdim. Savaşın dediklerini düşündüm. Neden kabul etmiştim? Bunu bizimkilere söylemeliydim. Yarın ilk işim bu olmalıydı. Banyodan çıktım ve odaya girdim ve kendimi yatağa attım.

Sabah Can'nın bana seslenmesi ile uyandım.

"Günaydın kraliçem. Ne zaman geldiniz ya? Ay insan bir ben geldim der. Nasıl geçti? Ne yaptın? O kadını harap ettin demi. Hemen anlat yoksa Aybike ile birlikte kendimizi aşmaya gideceğiz."

Yüksek sesle nefes aldım.

"Can sana da günaydın ve sakın her şeyi anlatacağım." Dedim ve yataktan kalktım. Birlikte odadan çıktı ve Aybike beni gördüğü an yanıma koştu ve aynı Can gibi sorular sormaya başladı. İkisinide zorda olsa susturup her şeyi anlatmaya başladım. Ben konuşurken sürekli yorum yaptıkları için konuşmam uzamıştı.

"Oh olsun sana Almina Hanım." Dedi Aybike.

"Aferin kız." Dedi Can ve belime hafiften vurdu. O sıra Belin odasından çıktı ve tam zamanı olduğu için oturduğum yerde doğrulum.

Belin:

"Günaydın." Dedi ve kendini yanımızda ki koltuğa attı. Hepimiz ona günaydın dedik ve ben konuşmaya başladım.

"Sizinle bir şey konuşmam lazım." Dedim. Hepsi bir anda birbirlerine baktı. Belin kollarını bacaklarına koydu ve daha iyi duyabilmek için eğildi.

"Dün beni Savaş Bey balkona çağırdı. Annemle konuştuğum her şeyi duymuş ve bana seçenek sundu. O bana beni bu duruma düşüren kişilerden intikam almam için yardım edecekti ama karşılığında bende onun abisini yani Şahin Beyi bitirmesi için yardım edecektim." Hepsi şok olmuş gözlerle bana baktılar.

"Peki sen ne dedin?" Dedi Can. Can ilk defa bu kadar ciddi duruyordu.

"Düşündüm ve kabul ettim." Dedim.

"Nasıl güvendin?" Diye sordu Belin.

"Bilmiyorum içimden güvenmek geldi. Ama yaptığı tek hatada anlaşmanın bozulacağını söyledim."

"Pazartesi saat 2 de evin önüne araç gelecek ve yanına gideceğim." Dedim.

Hepsi tedirgindi ama benim kararım olduğu için bir şey söylemediler. Aybike bir anda bağırdı:

"Ayyy, saat demişken Can bizim falcıyla randevumuz var." Dedi.

"Ayyy ben onu unutmuşum." Dedi ve saate baktı. "1.5 saatimiz var."

"Ne falcısı ya?" Dedim.

Belin gülümseyerek:

"Aybike ile Can ayda bir kere falcıya giderler." Diye cevapladı.

Güldüm.

"Fala inanıyor musunuz cidden." Dedim.

"Öyle deme kadın cidden doğruları söylüyor." Dedi Can.

Gülerek başımı sağa sola salladım.

"Belin sende gel." Dedi Can.

Belin beni şaşırtarak "Geliyorum." Dedi.

Hepsi bana döndü ve Can:

"Belin'de senin gibi inanmıyord. Kadın hayatını önüne döktü yetmedi geleceğinide söyledi hepsi tıkır tıkır oluyor."

Belin'e baktım ona baktığımı fark edince başını aşağı yukarı salladı.

"Peki madem bende geliyorum."

Dedim.

Can ellerini birbirine çarparak sevinç cümleleri kurup odasına gitti. Hepsi odasına çekildi. Ben ise Can'nın giyinmesini bekledim. Kısa süre sonra Can odasından çıktı.

Bugün kombini siyahtı. T-shirt'ü siyah, altında siyah baggy(geniş) pantalon vardı. Siyah kıvırcık saçlarıyla uyumlu bulmuştum ki Can cidden güzel bir çocuktu.

"Nasıl oldum kraliçem?"

"Harikasın." Dedim ve ayağa kalktım.

Odaya ilerledim o sıra Belin odadan çıktı. Üzerinde beyaz gömlek vardı. Altında ise siyah kısa etek. Saçları Wolf cut kesim olduğu için kombini harika olmuştu. Elinde ise siyah renkte kısa kot hırka tutuyordu.

"Harika olmuşsun Belin." Dedim.

"Teşekkür ederim Yağmur. Hadi git giyin." Dedi.

Başımla onayladım ve kendimi odaya attım. Bavuluma ilerledim. Elime mavi crop geldi. Onu üzerime geçirdim ve altına da beyaz kısa kot pantolon giydim. Siyah hafif dalgalı saçlarımıda saldım. Parfüm sıktım ve odadan çıktım. O sıra Aybike'de çıktı ve birbirimize bakıp süzmeye başladık. Yüzüne harika bir makyaj vardı. Üstünde ise koyu yeşil crop, altında ise gri kısa kot pantalon vardı. Harika duruyordu. İkimizde gülümsedik ve ellerimi beğenmiş bir şekilde sallayıp salona girdik. Aybike tekrar yüzüme baktı ve afalladı.

"Yağmuş yüzünde makyaj yok gel hemen yapalım."

"Yok dünden sonra biraz doğal takılmak istiyorum." Dedim.

Makyaj fazla sevmezdim.

Aybike:

"Sen bilirsin." Dedi.

Can ikimizde baktı

"Harika olmuşsunuz." Dedi. Teşekkür ettik ve artık çıkma zamanıydı. Belin siyah deri boylarını giydi. Ben

Beyaz ayakkabı giydim. Aybike beyaz converse giymişti. Can ise siyah renkte ayakkabı giymişti.

Beraber apartmandan çıktık ve Belinin taksisine bindik.

Uzun süren yolculukta Can sürekli Lady Gaga açıp bozuk ingilizcesiyle şarkıya eşlik etmişti.

Falcının mekanına geldiğimizde herkes arabadan indi ve içeriye geçti. Kısa bir bekleyişin sonrasında içeri girmiştik.

Falcı bizi karşıladı ve odasına götürdü.

"Evet! Kiminle başlıyoruz."

Can öne atıldı ve Falcı onun falına baktı. Falcı kum falı bakıyordu.

Canın falına baktıktan sonra Aybike'ye baktı. Aybike'den sonra Belin'e. Ben baktırmayacaktım. Ama Can:

"Ayşe hatunum. Bizim topluca falımda falımda olur mu?" Dedi.

Falcı kabul etti.

"Harika bir arkadaşlığınız olacak." Dedi. Kumları karıştırdı ve bir anda duraksadı, bize baktı.

"Yanlız aranızda bir ejderha yaşıyor. Ama şimdilik uyuyor." Dedi ve kumları tekrar karıştırdı.

"Sanki başka şekilde duruyor. Sanki, sanki bir balık gibi." Kumları tekrar karıştırdı.

"Lakin o ejderhanın etrafında öyle kuvvetli rüzgarlar esecek ki o balık zamanla ejderha olacak." Dedi ve kumları tekrar karıştırdı.

"İlk başlarda yavru bir ejderha şeklinde yoluna devam edecek ama zamanla büyüyecek ve püskürtüğü her alevi ile önüne çıkan her engeli yakıp küle çevirmeye başlayacak." Dedi ve kumları karıştırdı.

Falcı korkuyla bize baktı.

"Ölüm var burda!" Diye bağırdı.

"Ejderha herşeyi, herkesi sarıp sarmalayacak. Herkesi alevi ile yakıp kül edecek. Ateşi asla ama asla sönmeyecek!" Diye bağırdı. Hepimiz şok olmuş gözlerle onu dinliyorduk. Falcı nefes nefese kalmıştı. Can bana baktı bende Can'a baktım. Belin ve Aybike'de bana baktı ve o an anladım ki falcının bahsettiği ejderha bendim.



İşler bu bölümden sonra kızışmaya başlıyor kuzucuklar. Bol bol yorum yapmayı ve oylamayı unutmayalım lütfen. Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere

İnstagram Hesabım

watty_cm

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.