Yağmur:
Karşımda ki üç yüze tek tek bakıyordum. Hepsi ümitle hem yüzüme hemde dudaklarımdan çıkacak cevabı bekliyorlardı. Şoför'e döndüm.
"Rica etsem biraz bekleyebilir miyiz?" Diye sordum.
"Fazla zamanımız yok maalesef. Savaş Bey herşeyi zamanında olmasına çok dikkat eder."
Gözlerimi devirdim ve tekrardan o üç yüze baktım.
"Eğer başıma bir şey gelecek diye korkuyorsanız, mer-"
Belin:
"Hayır!" Diyerek sözümü kesti.
"Biz karar verdik. Biz sana yardım etmek istiyoruz."
Neden daha yeni tanıştıkları birine yardım etmek istiyorlardı. Bu düşünceyi uzun süredir düşünüyordum. Artık dayanamıyordum.
"Biz daha birbirimizi daha yeni tanımaya başlıyoruz. Ben sizin için bir yabancıyım. Sizde benim için bir yabancısınız. Birbirimize hemen güvenmemiz çok saçma değil mi?" Diye sordum.
Belin nefesini sesli bir şekilde aldı.
"Bize güven Yağmur."
🔥
Bir gün önce:
Lunaparktan eve geri geldiğimizde Aybike Eylül teyze'nin beni yanına çağırdığını söylemişti. İlk önce şaşırmış, sonra beni neden yanına çağırdığını merak etmiştim. Eşyalarımı evde bırakmış, Eylül teyze'nin kapısının önüne gelmiştim. Zili çaldım ve Eylül teyze'nin kapıyı açmasını bekledim. Evin içinde ayak sesleri gelmeye başladı. Sonra ise kapı yavaşça açıldı. Önce Eylül teyze'nin beyaz saçları sonra ise yüzünü gördüm. Kapıyı komple açtı ve bana sevecenle güldü.
"Hoşgeldin kızım."
"Hoşbuldum Eylül teyze. Beni çağırmışsın, önemli bir şey mi var?"
"Gel içeri. Seninle içeride konuşmak istiyorum."
Ayakkabılarımı çıkardım ve içeri girdim. Eylül teyze kapıyı kapadı.
"Balkona geç kızım, ben geliyorum." Dediğine uyarak adımlarımı balkona yönelttim. Harika bir manzara ile karşılaşınca tekrar bu balkona mest olmuştum. Eylül teyze elinde şarap şişesi ile yanıma gelince kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Eylül teyze güldüğümü görünce dudaklarını yukarı doğru kıvırdı.
"Noldu kız? Niye gülüyosun?"
Gülmeye devam ederken konuşmaya başladım.
"Hiç bir anda elinde şarap şişesi görünce gülesim geldi."
Eylül teyze tebessüm ederek tekrar balkondan çıktı. Kısa süre sonra elinde iki kadeh ile yanıma geri geldi.
"Ayy, uzun zamandır içmiyordum."
"Bende öyle Eylül teyze."
Eylül teyze kadehleri doldurdu ve yanıma oturdu.
"Seni buraya çağırdım çünkü başına neler geldi bilmek istiyorum." Aniden konuya girmesi beni şaşırtmıştı ama hemen şaşkınlığımı toparladım ve konuşmaya başladım.
"Neden, neden öğrenmek istiyorsunuz?"
"Çünkü mutlu değilsin, endişelisin. Buradan görebiliyorum." Dedi. Şok olmuştum çünkü dediklerinin hepsi doğruydu.
"Anlatınca ne değişecek? O lanet olası kumar yüzünden şu an ne haldeyim."
"Ne varmış kız halinde. Eski hayatında böyle teyze, böyle arkadaşların var mıydı?"
Haklıydı...
Acı bir tebesüm sarmıştı yüzümü. Elime kadehimi aldım, Eylül teyze'ye uzattım. O da kadehini eline aldı ve havada tokuşturup içtik. Kadehi geri bıraktım ve ona herşeyi anlatmaya başladım.
Uzun uzun ona her şeyi anlatmıştı. O ise beni sadece dinlemiş arada bir kadehini yudumlamıştı.
"Onlardan intikam almak istiyorsun."
Başımı aşağı yukarı salladım.
"Evet, onları bulmak ve bana yaşattıklarının aynısını onlara yaşatmak istiyorum." Bunları sanki küfür edermişcesine demiştim. Eylül teyze ellerimi tuttu ve konuşmaya başladı.
"İçini kemiren öfke ya sana zarar verirse?" Diye sordu. Bu soruyu beklemiyordum. Cevaplayamadım, sadece susup ona baktım. Eylül teyze gülümseyerek konuşmaya devam etti.
"Bir insanı, karşısındaki insanın nefreti güçlendirir. Ama o güç ya o insanı kötü yönde etkiler ya da seni kötü yönde etkiler."
Sözleri hem çok doğru hemde çok anlamlıydı.
"Seni baban bana emanet etti. Bu yolda ilerlemene destek olacağım ama canının yandığını görürsem veya anlarsam oyun o dakika bitmiş olacak!"
Doğruydu babam beni hem Belin'e hemde karşımda duran ve eskiden bakıcım olan Eylül teyze'ye emanet etmişti.
"Nereden başlayacaksın?" Diye sordu. Elime kadehimi aldım ve bir yudum aldım.
"Yarın birinin yanına gideceğim. Onunla bir anlaşma yaptık. O bana bu yolda ilerlemem için yardım edecek, bende onun abisini bitirmesine yardım edeceğim."
"Güvenilir biri mi?"
"Bilmiyorum teyzem, bilmiyorum."
O balkonda ne kadar durduk, ne kadar konuştuk bilmiyordum ama o kadar hoşuma gitmişti ki şarap şişesini bitirmiş. Dediğimiz her şeye gülüp, dalga geçecek noktaya gelmiştik. Dış kapının açılmasını duyduk ardındanda içeriye Belin'nin girdiğini gördük.
"Belin, kızım hoşgeldin." Dedi Eylül teyze ama bunu gülerek demesi o kadar komiğime gelmişti ki teyzemin koluna hafiften vurdum ve gülmeye başladım.
Belin çok güzel bir kızdı. Çok özeniyordum onu. Simsiyah saçları, bembeyaz teni ve kandan daha kırmızı dudakları vardı.
"Yağmur, hadi kalk daha yarın daha Savaş denen adamla görüşeceksin."
Ellerimi masaya sertçe vurdum ve ayağa kalktım.
"Eylül teyzem!" Diye bağırdım.
"Ben şimdi gidiyom. Yarın bir tane herifle görüşücem neden bilmiyom. Neyse allah'a emanet."
Eylül teyze alkışlayıp beni dış kapıya kadar uğurladı.
Ayakkabılarımı zar zor giyip evden ayrıldık. Sendeleyerek yürüdüğüm için Belin bana yardım ediyordu.
"Çok güzel bir kızsın he." Dedim.
Belin yüzünü buruşturdu.
"Leş gibi alkol kokuyorsun."
"Cık cık cık, insan bir thank you falan der."
"Thank you ne ya? Teşekkür ederim iltifatınız için Yağmur Hanım sizde çok güzelsiniz."
"Biliyom, sağol."
Eve geldiğimizde Belin beni Can'nın odasına götürdü. Can yorganı başına kadar çekmiş, uyuyordu. Kendimi yatağa attım ve gözlerim anında kapandı.
🔥
Bir gün sonra:
Belin'nin dediği cümle bedenimde nedense anında güven hissi doldurmuştu. Onlar bana güveniyordu, benimde onlara güvenmem lazımdı. Ama dün Eylül teyze'nin dediklerini hatırladım. Ama onları red etmem imkansızdı çünkü her şeyi göze almış gibi duruyorlardı.
"Peki, hadi gidelim."
Hepsi rahatlamışlardı. Nefeslerini sesli bir şekilde verdiler.
"Ön benim!" Diye bağırdı Can. Hemen arabın'nın ön koltuğuna oturdu. Arka koltuğa ise üçümüz oturduk ve araba hareket etmeye başladı. Yolumuz çok uzun değildi çünkü Savaş kesin kendi şirketine beni çağırıyordu. Buradan oraya en fazla on beş dakika sürebilirdi. Babamın eski şirket ise onların şirketinin hemen yanındaydı. Can yol boyunca yanında duran şoförle konuşmuştu ama konuşma tarzı neredeyse full flörtöz kelimeler barındıyordu. Şoför ise onun amacını anlamıştı ve sorduğu her soruya tek cevaplık yanıtlar verip susturuyordu. Ama Can ya anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyordu.
Belin ile Aybike'ye baktığımda ikiside pencereden dışarıyı izliyorlardı ben ise onların ortasında kaldığım için Can'nın şoförle olan konuşmalarını dinlemek zorunda kalmıştım. Biri bana yardım etsin....
💅🏻
Tam tahmin ettiğim gibi yol yaklaşık on beş dakika sürmüştü. Araba durmuştu ve yine tahmin ettiğim gibi Şahin'nin şirketine gelmiştik. Kendisi kozmetik şirketinin ikinci patronuydu. Asıl patron abisi Şahin Yıldırımdı. Onun asıl amacını şirketin içine girerken anlamıştım. Şirketin asıl sahibi o olmak istiyordu. O yüzden abisini tahtından indirmek için benden yardım istemişti. Tabii ki de seve seve yardım edecektim. Almina Yıldırım'ın planlarının tekrar suya düşmesinj büyük bir zevkle izlemek istiyordum.
Bizi kapıda iki sekreter karşıladı ve Savaş Bey'in odasına kadar götürmek için bize eşlik ettiler. Arkamda ki üç yüz heryeri dikkatlice bakıyor ve her gördükleri eşyadan sonra gözlerini fal taşı gibi açıyorlardı. Ben ise bu tür şeyleri görmekte alışkın olduğum için tepkisizce Savaş'ın odasına ilerliyordum. Asansöre bindik. Asansörde şirketin girişi kadar lüks dekore edilmişti. Yaklaşık sekiz kat çıktıktan sonra Savaş'ın odasına varmıştık. Odanın önünde duran asistan bizi karşıladı ve içeride toplantı olduğunu ve bizi biraz burada misafir edeceğini söyledi. Hepimiz deriden yapılmış koltuklara oturduk ve Savaş "Bey'in" toplantısının bitmesini bekledik.
Kısa süre sonra içeriden beş adam çıktı ve asistanı odaya girip bizim geldiğimizi söyledi. Asistan yanımıza geri geldi.
"Buyrun Savaş Bey sizi bekliyor."
Hepimiz koltuklardan kalktık ve odaya girdik. Savaş tek gelmediğimi fark ettiği an kaşlarını çattı ve dikkatle yanımdakilere baktı.
"Tek geleceksin sanıyordum Yağmur."
"Bende öyle sanıyordum ama arkadaşlarım bize yardım etmek istediler. Bende ne kadar fazla kişi o kadar kolay ve hızlı olur diye kabul ettim. Merak etme onlara benden daha fazla güvenebilirsin."
Savaş dediklerimden tatmin olmuştu.
"Otursanıza ayakta kalmayın." Dedi. Hepimiz yine koltuklara oturduk. Belin, Aybike ve Can kendilerini Savaş'a tanıttı.
İkramlar geldi ama kimse ikramlara dokunmadı çünkü hepimiz biliyorduk ki buraya yemek, içmek için gelmemiştik.
"Evet, o zaman konuya geçiyorum."
"İlk yapacağımız şey abimin barına girmek. Çünkü o barda onunla ilgili önemli bilgiler var."
"İlk senin abinle başlıyoruz. Neden?"
Savaş uzunca hepimize baktı.
"Çünkü babanın ölümünde abiminde bir parmağı olduğunu düşünüyorum."
Dedikleri ile şok olmuştum. Gözlerim büyümüştü. Şahin'nin babamın ölümüyle ne gibir bir parmağı olabilirdi ki?
"Nasıl?"
"Evet onunda bu işte bir parmağının olduğunu düşünüyorum. O yüzden seninle anlaşma yapmak istedim. O evrakları bulursak hem sen sana yapılanların kimin yaptığını öğrenmiş olacaksın hem bende abimi bitirmiş olacağım."
"Peki o evrakları nasıl alacağız?" Diye sordu Aybike.
"Yani klübe çalışan olarak girecek değiliz ya."
"O klübe siz çalışab olarak, Yağmur ise sevgilim olarak girecek."
Hepimiz aynı anda:
"Ne!" Diye bağırdık. Can ise şen bir kahkaha patlattı. Savaş'a sinirle baktım.
"Seni başka şekil o klübe alamam Yağmur. Yalandan sevgili takliti yapacağız."
"Aranızda teknolojiyi çok iyi bilen var mı?"
"Ben biliyorum." Dedi Can.
"Harika sen bize kameradan kimin nerede olduğu hakkında bilgi vereceksin. Ve siz ikiniz yani Belin ve eee..."
"Aybike."
"Evet Aybike, siz ikinizde garson olarak orada olacaksınız. Biz ikimiz ise onların yönlendirmeleri ile o evrakların olduğu odaya gireceğiz ve o evrakları alıp klüpten hemen tüyeceğiz."
Plan çok hoşuma gitmişti.
"Klüp iki gün sonra bir organizasyon veriyor onun dışında kapalı oluyor. İşin zor kısmı abim ve senin annende orada olacak."
Annemin orada olması hoşuma gitmişti. Onu yeterince gerginlik yaratırsam Şahin'i yanında tutardı.
"Babamın ölümünde abinin parmağının olduğunu neden düşünüyorsun?"
Savaş gülümsedi.
"Baban ölmeden önce sürekli abimin yanına gelip gelip duruyordu ve her çıktığında perişan oluyordu. Baban ya abimden sürekli borç istiyordu ya da onu öldüren mafyalardan hem seni hemde kendisini korumasını istiyordu. Mafyanın o olduğunu düşünmüyorum çünkü abim korkağın teki."
Bizimkilere baktığımda Belin o kadar ciddi duruyordu ki. Onun bakışlarından ürkmüştüm. Gözleri saniyeliğine bana döndü ve geri Savaş'a döndü.
"Bir şey sorabilir miyim?" Diye sordu Aybike.
"Yani şimdi tamam size yardım edeceğim ama karşılığında ne alacağım?" Diye sorunca Can, Belin ve ben ona ters ters baktık.
"Ay ne var? Kozmetik ile ilgilenen bir cennetteyim şu an tabii ki de karşılık isteyeceğim."
Başımı sağa sola salladım.
"Sana bu kendini yanlış tanıttı. Ben sana daha iyi tanıtayım. Kendisi kozmetik manyağı ve eğer hediye verirsen şirketin batar."
"Abartma Yağmur!"
Savaş kahkaha attı ve Aybike'ye döndü.
"Aşağıda sergimiz var istediğini alabilirsin. Biri bir şey derse Savaş Bey'in misafiriyim iznim var dersin."
"Ayyyy, sağolun çakma enişte. Ay dur yanlıs oldu teşekkür ederim Savaşcığım." Savaş son kelimeyi duyduğu an yüzünü buruşturdu. Aybike hemen yanımızdan ayrıldı ve odayı terk etti. Bakışları Can'a döndü.
"Ve sende istediğini alabilirsin." Dedi.
Can şaşkın şaşkın Savaş'a baktı. Sonra ise gülümseyi başıyla onayladı.
"Evet, başka bir şey var mı Savaş Bey?" Diye sordu Belin.
"Şu anlık bu kadar plana dahil başka şeyler olursa sizi haberdar ederim." Dedi.
"O zaman biz şirketin batmadan aşağıda ki şahısı durduralım. Hadi kalkın." Dedi ve hepimiz ayağa kalktık.
"Görüşmek üzere çakma enişte." Dedi Can ve elini öne uzattı.
Savaş gülerek Can'nın elini sıktı.
"Görüşmek üzere."
💍
"Ya Aybike sen delirdin mi elli tane fondoten, yirmi tane allık, altı tane far paleti ve on dört tane maskara'yı napıcaksın kızım?" Yol boyunca yine klasik Aybike ve Belin çatışması dinliyorduk. Can ile alışkın olduğumuz için sadece ikisinin çatışmasına gülüyorduk ama arabayı süren şoför şok içinde Belin ile Aybike'nin kavgasını dinliyordu.
"Ayyy doğru diyorsun Belin. Çok az aldım."
Can ile kahkaha attık ama Belin daha yüksek sesle bağırdı.
"Aybike kafanı kıracağım senin! Şu eve bir gidelim."
"Bok kırarsın!"
"Eeee Yağmur Hanım... ay çok pardon Yağmur Yıldırım'mı demeliydim?" Dedi Can.
Koluna sertçe vurdum.
"Can bir daha Yağmur Yıldırım dersen seni boğarım!"
Can şen bir kahkaha attı.
"Ama o anki yüz halini görsen o kadar gülerdin ki."
"Annende orada olacakmış. Üzülmezsin değil mi?" Diye sordu Belin.
"Saçmalamayın onun orada olması işime yarar." Dedim.
"Yani umarım."
🔥
Eve geldiğimizde Eylül teyze'nin akşam yemeğine bizi çağırdığını öğrenmiştik. Hepimiz çok mutlu olmuştuk çünkü Eylül teyze'nin yemekleri çok lezzetli oluyordu.
"Ben onun neden çağırdığını biliyorum." Dedi Belin.
"Üff, hepimiz bizi neden çağırıyor biliyoruz zaten Belin." Diye cevap verdi Can.
"Aybike salağı bile anlamıştır." Diye de ekledi.
Aybike eve geldiğimiz an kendini odasına kapatmıştı.
"Akşam gideceğimizi nasıl biliyor." Diye sordum.
Belin ile Can birbirine bakıp güldüler.
"Gruptan çağırdı çünkü." Dedi Can.
"Ay dur grup demişken senide ekleyelim gruba."
O sıra bir telefonum olduğu aklıma geldi. Çok uzun zamandır telefonuma bakmamıştım.
"Olur. Tabii şarjı varsa. Uzun zamandır bakmıyorum telefona." Yanlarından kısa süreliğine ayrıldım ve Can'nın odasına girdim. Telefonumu en son Can'nın masasına bırakmıştım. Bıraktığım yerdeydi ve şarjı hala vardı. Geri yanlarına gittim ve gruba eklendim. Biraz oturup sohbet ettikten sonra hepimiz odalarımıza çekildik.
Can kulaklıklarını takmış bir yandan müzik dinlerken bir yandan da manga okuyordu.
Instagram'a girdim. Bir sürü mesaj vardı. Bir mesaja gözlerim takıldı.
Eskiden yakın arkadaşım olan Merve'nin sevgilisi Serkan bana yazmıştı. Mesaj yaklaşık iki saat önce gönderilmişti. Mesaja bakmak sinirimi bozacağı için diğer mesajlara bakmaya başladım. Üniversiteden arkadaşlarım iyi olup olmadığımı sormuştular. Hepsine teker teker iyi olduğumu, hiçbir sorunun olmadığını yazmıştım.
Gönderilerime bakmaya başladım. Merve ile olan tüm fotoğraflarımı sildim. Aynı şekil annemle olan fotoğraflarımıda sildim. Babam ile beraber olduğumuz fotoğraf karşıma çıkınca onu özlediğimi hissettim. Ona çok sinirliydim ve onu asla afetmeyecektim ama fotoğrafın bir anda karşıma çıkması beni ufak çaplı hüsrana sürüklemişti. Fotoğrafta babamın sırtına çıkmıştım. İkimizde gülerek kameraya bakıyorduk. O fotoğraf çekildikten hemen sonra ikimizde yan tarafımızda olan havuza düşmüştük.
Aklıma Serkan'nın mesajı gelince o mesaja bakmam gerekiyordu çünkü çok merak etmiştim.
Mesaja girdiğimde yazdığı şeyle kanım donmuştu.
Serkan:
Babanı kimin öldürdüğünü biliyorum.