ÖLÜM;
ölmek istemiyorum!
Kapı açıldı, içeri üç kişi girdi. Bense korkudan ölülerin yıkandığı sıcaklıkta dibe girdi, içeri giren o üç kişinin ayaklarından nereye deliklerini anlamaya çalışıyormuş. Korkuyordum.
"az önce ki ses nerede kayboldu?"
"Efendim uzaktaki görünümdeki görünüme bi bakın" *hassiktir*
Beni görmeyenler diye iyicene dibe sığındım. Yatağa tutulurken eleme altında ki çürümüş kutuya tabi tutulur. Yatağın yazısına en dibe yapıştırılmıştı. Çıkan sesini umursamayarak hızla çekip satın aldım. Kutunun üstündeki örümcek ağlarıyla, küçük kurtçukların açtığı deliklerle ve kurumuş kan lekeleriyle doluydu. Hiçbirini umursamadan kutuyu düzenliyor. * siktir*
"Belki tek çıkış yolumdur" diye fısıldamam bağırma gibi çıktı. Beni duymuş olacaklar ki üç adamdan biri yanıma doğru olacak. Hızlıca kutunun parçalarımış olan paketi çıkardım. Evet bnunu yapacağım. Zaman kaybından içeri girerek tam karşıma çıkan adamın silahına doğrulttum. Hiç düşünmeden tetiğe basacağım sırada arkamdan bir el bakışları kapandı. Ne kadar çırpınsam da bırakmıyordu. Dirseğimi karnına geçireceğim sırada tetiğe aynı anda bastım. Böylece ikisinden de kurtuldum. Arkamda ki adam vurmamama rağmen geriye gönderilmişti. Arkamı bir çırpıda dönerek hiç düşünmeden tetiğe bastım. Karşımda ki adamlardan kanlar akarken onun arkasından iki tane adam bana silah doğrultmuştu. Kafasından kanlar boşalan adam bir süre direnip kaldıtan sonra arkasında ki adamların ayaklarının dağılınca bu fırsat keyifli tetiğe bastım. İkisini de art arda vurarak yere yığdırdım.
"EFLA!" Bu bağıran Arjun du.
"Eflal neredesin? Adamları hallettiysen çabuk üst kata gel!"
Arjun üst katta bas bağırırken bense karşımda vurduğum adamların birinin adından, birinin birinin birinin ise karnının ortasından akan kanlara bakıyordum. Nedense içeride büyük bir rahatlama sağlar. Uzun süreli silah kullanmamıştım. Çoktan unutmuşumdur sanıyordum ama öyle olmamıştı. Arjun 10 yaşındayken bana silah kullanmayı öğretmişti. Bir yandan silah kullanmayı öğretmek için ona minnettardım ama 14 yaşımdan sonra bana yaptıkları yüzünden ondan nefret ediyordum.
Arjuna ne zaman annemin nerede diye sorduğumda hep "annen seni doğururken öldü. Annen senin yüzünden öldü" derdi. 13 yaşına kadar hep bu yalanla ilerledi. Fakat 14 yaşında girdiğimde annemin ölmediğine dair her yerde hep bir umut vardı. Babam ise Arjunun söylediğine göre annem beni doğururken annemin yanında destek vermemiş ve başka bir kadının evinde olduğunu annemi aldattığını söylemişti. burada ben 14 yaşımdan sonra Arjuna'ya inanmayı bırakmıştım.
"EFLAL NEREDESİN! YUKARI GEL! ÖLDÜNMÜ YOKSA KÜÇÜK SIÇAN"
ölüm.. ölüm.. ölüm..
Sesi çıkarmadan sessiz adımlarla adamların üstünden atlayarak kapıdan çıktım. Ağır adımlarla yolda doğru yöne giderken tanımadığım bir adam, sedatın mutfakta yere gittiğini gördüm. Merdivenlerden oldukça hızlı bir şekilde çıkan mutfağın kapısının önünde duruyorum. Karşımda ki adam arkasını dönmüş bir vaziyette öylece ortada görünüyor. İç sesim her zamanki gibi 'yapma' diye bağırsa da düşünmeden tetiğe bastım.
"EFLA"
"patlama be geliyoruz işte"
Hızlıca mutfaktan çıkan Sedatın çağırdığı döngüler devam eder. *hay amınakoyayım*
Tam kapının önünde duruyorum. İçeride ne Sedat ne de başka bir adam vardı. Oyuna gelmiştim. Elimdeki silahı kendime siper ederek çevreye bakındım. Hızlı ama bir o kadar da ağır adımlarla aşağı kata indim. Merdivenlerin tam ortasında bağlıyım sıra da arkamdan bir el ağzımı kapattı. Kurtulmak için ne kadar güç sarf etsem de çok sıkı kullanıyordu. Beni sürünerek morgun içine attı. Ve ardından kapıyı kapattı. odada ben ve tanıdığım 5 adam vardı. o beş adamdan biri bana yüzünü dönerek elinde ki çakıyı bana doğru uzatır. Her ne kadar kaçsam da arkadan bi el kolumu korudu. Çırpındım ama kolumu kurtaramadım.
Arkadan Sedat, Amir ve Arjun çıktı. Bir dakika, Emir ölmemişmiydi. ;Amir söze girdi
"Güzel bizli senelere ufaklık"
doğru ya bugün 8 Temmuz ve benim doğduğum ama Arjun un dediğine göre annemin öldüğü gün.
"orospu çocukları. Doğum günümde biyakis annemin öldüğü olarak saydığınız günde kolumu mu keseceksiniz?"
Arjun keyifli bir kahkaha attı,
"Tabi ki de hayır küçük fare. Ayrıca anne öldü Eflal. Çirkin ördek artık anneni. Surza yapmayı unut."
Arjun un emrinden sonra karşımda ki surza adı verilen adam koluma elindeki ki çakı ile rol aldı,
" İnan canının yanmasını istemezdim yinede Nice senelere "
Surza koluma parçaları attıktan sonra sedatın yanına gitti. Surza sedatın dünyasında 'yapma' dercesine uzun bir süre baktıktan sonra Sedat yanıma ayrıldı,
"görevin bu akşam başlıyor. Valizini toplamaya başla küçük"
Ve işte o akşam benim özgürleşmem mümkün. O akşam bu yerde kurtulabilirdim. Belki bir umut, Belki bir mucize.. Kurtulabilirdim.
bir daha geri gelmeyecek günleri özlemek mmi daha kötü, yoksa asla yaşayamayacağının olayların hayalin kırılması mı?