Sevgi Üzerine
Sevgi, insanın en temel yaşamsal ihtiyaçlarından biridir. İnsanın sevgi arayışı, doğduğu andan itibaren başlar ve çocukluk çağından yetişkinliğe, hatta yaşlılık dönemine kadar sürekliliğini korur.Öncelikle şu soruyu sormak gerekir: Sevgi nedir?
Sevgi, tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar çok yönlü bir olgudur. Bir insanın kendine duyduğu sevgi benlik sevgisi, çocuğuna duyduğu sevgi içgüdüsel sevgi, bir hayvana duyduğu sevgi duygusal sevgi, hisleriyle yaşadığı bir sevgi ise geçici ya da kalıcı sevgi olabilir. Örneğin bir insanın bir başkasına karşı ilk etapta duyduğu yoğun hayranlık, zamanla sönebilir. Çünkü zaman geçtikçe sevginin yanında mantık ve gözlem de devreye girer. Kişi, sevdiği kişiyi karakteri, davranışı, merhameti ve kendine yaklaşımıyla değerlendirir. Sevginin azaldığı yerde, mantıksal düşünce güçlenir. Sevgi bazen koşulsuz, bazen koşullu olabilir. Koşulsuz sevgi, bir insanın evladına ya da hiçbir karşılık beklemeden sevdiği bir hayvana duyduğu samimi sevgidir. Koşullu sevgi ise çıkar ve beklenti temellidir; burada sevgi kişiye değil, o kişiden gelecek menfaate yöneliktir. Örneğin birinin yalnızca maddi durumu veya statüsü nedeniyle sevilmesi, koşullu sevginin en belirgin örneğidir. Aynı kişi zenginliğini kaybettiğinde duyulan ilgi de azalır; bu, sevginin koşullu doğasını açıkça gösterir. Çocukluk çağından itibaren insan ruhu koşulsuz sevgiyeihtiyaç duyar. Anne-babadan, kardeşten, dostlardan ve toplumdan gelen koşulsuz sevgi, bireyin benlik gelişimini destekler. Sevgi görmeden geçirilen bir çocukluk dönemi, duygusal gelişimi olumsuz etkiler ve yetişkinlikte bu eksiklik farklı davranış biçimleriyle dışa vurulur. Peki sevgi her zaman temiz bir duygu mudur?Kısmen evet, kısmen hayır. Çünkü aşırı sevgi bazen kıskançlık, bağımlılık ve sahiplenmeduygularını da doğurabilir. İnsan, çocuklukta benmerkezci, ergenlikte ise çevresel ve içsel dürtülerinin etkisi altındadır. Bu yüzden sevgi, saf hâlinden zamanla uzaklaşabilir. Sonuç olarak; mutlak sevgi yoktur. Sevgi, bilişsel ve biyolojik süreçlerin etkileşimiyle şekillenen, evrimsel bir bağlanma biçimidir.
Peki her sevgi sizce de gerçek sevgi midir?
İşte buna cevabım kesinlikle hayır.
Hepimizinde bildiği üzere toplumsal meselemiz olan ve dünyanın hemen her yerinde meydana gelen kadın cinayetleri de buna örnektir. Bu kişiler gerçek sevgiden ziyade bağımlılık duygusuyla bir sevgi hissetmektedir ve bu bağlılık kişinin kendisini terk edeceği, kendisinden gideceği fikrini bile tamamıyla bir tehdit , bir yokluk , ya da tükenmişlik gibi hissettirebilir. İnsanın en büyük yanılgısı bir insana koşulsuz olan sevgisidir. Zira insan hayatta ebediyen kalıcı değildir ve her canlı mutlak bir gün hayata , sevdiklerine veda edecektir. İçgüdüsel bağlılıklarımız olabilir bunlar da tamamıyla insani dürtülerdir. Ancak kendi elimizde olan ve bizzat kendimiz tarafından gerçekleştirilen sevgi de şartlı sevgidir. Bilinçli bir şekilde iyi veya kötü demeden hatta bu sevgiden zarar gördüğümüzü bile bile sevmeye devam etme eylemidir.
Kişi burada mantıksal dürtülerini tamamıyla devre dışı edip , duygusal dürtüleriyle hareket etmektedir.. hatta bahsettiğim bu hususla ilgili “Freud”un çok sevdiğim bir sözü vardır.
Freud’un ifadesiyle, “İnsanın sevme yetisi, benliğinin güçlülüğüne bağlıdır.” (Freud, Sevgi ve Libido Kuramı, 1914)
Yine , Freud’a göre insan davranışlarının temelinde bilinçaltı dürtüler yatar. Bu dürtüler, sevgi gibi duyguları da biçimlendirir.
Bu noktada sevgi, sadece bir duygu değil; bastırılmış arzuların da bir dışavurumudur.
Buna istinaden bu kurama göre şöyle diyebiliriz ki sevgi hem dürtüsel , hem hissel hemde bastırılmış duyguların bir oluşumudur.