Insan;
İnsan, evren, yaşadığı çevre ve coğrafi konumuyla şekillenir; doğa resmen insanı bu yönde besler. Örneğin Afrika’daki bazı kabileler, ideolojilerden ve inanç sistemlerinden uzak bir yaşam sürmelerine rağmen, aralarındaki ahlaki ölçülerkorunur. Birbirlerine sevgi ve saygı gösterirler, küçüklerine sevgi ve özenle yaklaşırlar; hatta çok zor şartlarda bir yiyeceği paylaşma gibi değerleri gözetirler. İnsan, aslında bildiklerinden dolayı ideolojiler, istekler ve sorgulamalar üretir. Eğer bizler yalnızca yaşamak için yaşasaydık, hayat gayemiz sadece yaşamın sürdürülmesi olurdu. Oysa ideolojiler, çatışmalar ve değerlerle tanıştığımız için insanlık, varoluşun çok ötesinde bir deneyim yaşar. Hiçbir şeyi bilmeyenler bile, zor şartlarda mutlu olmayı başarabilir. DNA’ları bile bizlerden farklılaşmıştır; örneğin bazı kabileler çiğ hayvan bağırsağı veya dışkıyla temas etmiş gıdaları tüketebiliyor, fakat hastalanmıyorlar. Bu durum, insanın yaşadığı çevre ve coğrafi koşullara biyolojik olarak adapte olabileceğinigösterir. Buna paralel olarak çok soğuk Slav ülkelerinde yaşayan insanların soğuğa karşı dayanıklılığı, sıcak bölgelerde yaşayanların sıcaklığa karşı uyumu dikkat çekicidir. Oysa kendi ülkemizde, iklim şartları normal olmasına rağmen, bazı insanlar sıcak veya soğuk nedeniyle hayatını kaybedebiliyor. Diğer coğrafyalarda yaşayanlar için aynı koşullar zararsız veya tamamen normal gelebiliyor. Bu da gösteriyor ki, bedensel dayanıklılıklar çevresel faktörlere ve alışkanlıklara göre şekillenir.
Akıl ve irade
Akıl , insanın kendi benliğini , kendi karar ve yetisini yönetme biçimidir. Aynı zamanda
insanı hayvandan ayıran en önemli düşünme ve yönetme mekanizmasıdır.. Akıl ve irade birbiriyle uyumlu bir ortaklıkla çalışır , bazende çalışmaz. Keza aklını yönetebilen ve yönetemeyen insanlar da buna en büyük örnektir.. Bizler, insanlar olarak akıl ve irademizi her daim yönetmek ve bu hususta bu irade biçimini yönetmek zorundayız. Aksi takdir de ne topluma , ne insanlığa , ne de kendimize faydalı olabiliriz. Akıl, gerileyebilen ve aynı zamanda geliştirilebilen bir organdır. Örneğin üstün zeka bir çocuğun üzerine fazla düşülmez ve bu özelliği dikkate alınmazsa “çocuk “ kendini tamamıyla çevresel koşul ve yetiştirilme , öğrenme pozisyonuna göre şekillendirebilir.
Yetişkin bir insan bir dili , herhangi bir konuyu yeteri kadar önemsemez ve çalışmayı bırakırsa bu öğrenme biçimi de tamamen gerileyip , kişiyi başlangıç noktasına götürebilir. Yani ilerlemek ve gerilemek bir nevi insanın kendi mücadelesine , kendi emeğine de bağlıdır.
Bilmemiz gereken bir husus vardır ki akıl , aynı zamanda genetik faktörle de alakalıdır. Dolayısı ile bazen , genetik faktörlere bağlı olarak zeka kalıtsal olarak belli bir düzeyde olabilir , ya da çalışmaya bağlı performansının üst düzeyine çıkabilir..
“İRADE” (irade) insanın bir nevi akılla ortak çalışan kontrol noktasıdır. İnsan iradesini mantıksal çerçeveler doğrultusunda yönetebilir ve bu doğrultu da iradesini koruyup yaşadığı bazı olgular da bu iradeyi yönetebilir. Hayat bazen karşımıza öyle acılar , öyle olaylar çıkarır ki , aklımız, irademiz bu hususta gerçeklik algısını , yaşamla bağlantısını , hatta hayata olan inancını dahi kaybedebilir.
İşte bu aşama da insanın iradesi akılla ortak olarak kendini iyileştirmeye , kendini tekrardan küllerinden var etmeye odaklıdır.. Bir düşünün: Sevdiği ve güvendiği kişi tarafından ihanete uğramış bir kadın…bir adam… ne hisseder?
O anda aklı parçalanır, kalbi darbe alır, güveni sarsılır.
Ama iradesi varsa, tekrar ayağa kalkar, kendini onarır, küllerinden çıkar.
Çünkü insanın gerçek gücü, düşmemesinde değil; yeniden kalkabilmesindedir.
Bu acı, insana ne hissettirir?
Pişmanlık, suçlama, güvensizlik, acı…
Bazense kendini küçültme, kontrolü kaybetme ve savrulma hissi. Bir anda, insana ait bütün duygular kabarır.
Ama zamanla, bu duyguların içinden bir şey daha doğar: İyileşme iradesi. İnsan yaralandıkça, ya tamamen dağılır ya da yeniden kendini inşa eder. Acı, önce yakar; sonra öğretir.
Ve bazen en büyük kırılmalar, en berrak fark edişleri getirir.
Şunu bilmelisiniz: Değersiz olan siz değilsiniz. Değersiz olan, değeri koruyamayan ve ihaneti tercih edendir.
Kendi benliğine ve iradesine saygı duyan insan, kontrolünü kaybetmez. Duyguların değil, değerlerin rehberliğinde yürür.
O yolda ihanet barınmaz. Doğru ve iradeli insanların kontrolü daima kendi ellerindedir. Onlar benliklerine sadıktır.
Çünkü insan önce kendine ihanet ederse;
dünya ona doğruluk borçlu değildir.
İrade sadece bir karar değildir. İrade, insanınkendine duyduğu saygının sesidir.
Size sadece hayatın güzelliklerinden bahsetmek isterdim. Oysa hayat, tüm güzelliklerin yanında kötülükleri de bağışlar insana.
İşte bu yüzden insan olmanın yükü ağırdır azizim. İnsan; her duyguyu içinde taşıyan ve bu karmaşanın içinden kendini aşması beklenen bir varlıktır.
Peki sizce de insan, tüm bu iyiliklere ve güzelliklere layık mıdır? Biz mi insanı gözümüzde büyütüyoruz, yoksa insanlık gerçekten büyük müdür?
İşte şimdi bu sorulara birlikte yanıt arayacak ve kendimizi sorgulayacağız.
O halde haydi… insanlığı değil, önce insanolmayı konuşalım.
İnsan Olmanın Yükü
“İnsan olmanın yükü, sadece nefes alıp hayatta kalmak değildir; vicdanın ağırlığını taşımaktır.”
İnsan olmanın yükü hepimiz için ciddi sorumluluklar demektir.
İnsan , insan olabilmek için ilk önce kendi vicdanını , iradesini ve ahlaki değerlerini korumalıdır. İnsana ait olan vicdan duygusu insanlığımızın en göz ardı edilmez duygusudur. Lakin bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta da suistimal edilme gerçeğidir. İnsanoğlu siyah ve beyaz , ateş ve su , çekim ve itim gibi çeşitli duyguların birleşmesiyle iradesini yönetmektedir.
Ve çok fazla vicdan suistimale açık hale getirebilirken irade ve akılla kurulan vicdan ise suistimal ihtimallerini bir nebze indirgemektedir. Toplum olarak adaleti , barışı , huzuru , vicdanı , ahlaki ve etik değerlerimizi korumak durumundayız. Aksi halde toplumdan beklenen o düzen , yerle bir
olabilir ve toplum üzerinde çeşitli olaylara sebep olabilmektedir. Vicdani , ahlaki ve etik değerlerimizin ilk atılımı çocukluk çağından itibaren yapılır. Örneğin bir çocuğun bir hayvana duyduğu merhamet , çocukta empati ve merhamet duygularını geliştirir. Doğaya , hayvana saygılı olmayan çocuk yahut yetişkin bir birey ileri ki çağlarında da aynı tutumla devam edip , bu davranış ve duygu tutumlarını devam ettirip , karakter oluşumunda olumsuz etkilenebilir. Bu aşamada doğru bir toplum istiyorsak önemseyeceğimiz ilk
husus vicdanlı ve merhametli çocuklar , akabinde doğru temellerle büyümüş yetişkinler yetiştirmek olacaktır…
Vicdan, insanın sessiz mahkemesidir.
Yasası yoktur ama ihlâl edildiğinde en yüksek cezayı yine insan kendi içinde çeker.
Çocuk bir karıncayı ezmemeyi öğrendiğinde, aslında dünyayı korumayı öğrenir.
Çünkü merhamet küçük yaşta bir damla ise, büyüdüğünde bir toplumu sulayan nehre dönüşür.
İnsanın iyilik ve kötülük kavramı
İnsana dair: İnsan , hayatta hangi emeller , hangi amaçlarla insanlığı gayriihtiyari yaşayabilir?
İnsanlık; kişinin kendi vicdanını ,algısını ve kendini yönetme biçimidir. İnsanı “insan” yapan en büyük temel akıl, aklı yöneten en büyük mekanizma ise yine insandır. Bizler , duyguların içinde debelenen, bazen bu duyguları geride bırakıp, tamamen mantıkla hareket eden varlıklarız. İnsan bazen sahtekardır, bazen acımasız , bazen korkak, bazen cani bazense yalnızca insandır.
Yaşamımızın hangi aşamasında bu duyguları hiçe sayıp tek bir
Duygu olan “iyilik” kavramıyla yaşamayı seçiyor ve hayatımızı buna göre şekillendiriyoruz? Bilemedim…
Çünkü gördüğüm tüm hakikatlar bana insanlığın son derece acımasız , liyakatsız , sadakatsiz ve iki yüzlü olabileceğini öğretti. İyiliğin içinde kötülük , kötülüğün içinde iyilik nasıl olabilirdi?
Yada iyiliğin için de kötülük , kötülüğün içinde İyilik olabilir miydi? Tıpkı siyahın içinde ki beyaz , beyazın içinde ki siyah gibi. Birbirine zıt bu iki renk gibi , birbirine zıt bu iki duyguda birbirini çekebilir miydi?
Peki siz insanlığın hangi duygusuna bulursunuz kendinizi?
En büyük hakikat insanın kendine bağışladığı vicdandır. İnsan kendini yönetme ve tüketme yeteneğine sahiptir.
İyiler tükenir fakat tüketmez kötüler ise hem kendilerini , hem de karşısındakileri tüketir. Çünkü kötü olmak başlı başına bir yenilgidir. İnsanlığın en büyük artısı iyi olmaksa şayet kötü olan insanlar hangi hususta yolunu kaybediyor ve hayatı iyi insanlara dar ediyordu işte bu tüm toplumun kanayan ve kesin delillerle ulaşamadığı acı bir gerçektir.
Kimisi çocukluk der kimisi travma kimisi şımarıklık der , kimisi ahlaksızlık , kimisi inançsızlık der kimisi düpedüz vicdansızlık. Gerçek nedir biliyor musunuz?
Gerçek; karanlığın içinde ışığı aramak değil, o ışığa sırtını dönmüş bir insandır.