İçeriğe geç

İnsanlar ve Kopyalar(Basıldı)

Bölüm 8 · 14 dk okuma

İnsanlar ve Kopyalar(Basıldı)

Bölüm 8

6. Bölüm

Herkes çığlık çığlığa salonun çıkış kapısına doğru kaçarken, izdiham yaşandı. Aralarında ezilenlerde vardı. İki Selin’e koltuğun altına saklanmasını söyledikten sonra, belimdeki silahı kabzasından çıkartarak sahneye doğru koşup çatışmaya hazırlandım. Doktor Semih’in kötücül iki versiyonu da elindeki silahlarla herkese ateş açmaya devam ediyordu.

Tam gideceğim sırada, Selin kolumdan tuttu. “Hayır, gitme. Yaralanmanı istemiyorum.”

“Yaralanmamak için elimden geleni yapacağım söz veriyorum. Ama savaşmam gerekiyor. Ben gelene kadar ikiniz de buradan kıpırdamayın. Anlaşıldı mı?”

İkisi de pes etmeyeceğimi bildikleri için kabul etmekten başka şansları olmadığından dolayı kafalarını onaylarcasına salladılar. Selin’in gözlerinin dolduğunu gördüm. Hızlıca sahneye doğru döndüm ve bir daha arkama bakmadım, eğer arkama bakarsam bir daha kendimde savaşacak gücü bulamayabilirdim.

İki elimle birden kavradığım silahla, Semihlerden birinin göğsüne ateş ettim. Sahnenin arkasından bir güvenlik görevlisi hızlıca elinde kelepçeyle yardımıma koştu. Hemen sahneye atladım ve döner tekme savurarak, Kopya Semih’in elindeki silahın düşmesini sağladım. Dizine sert bir tekme atınca yere eğilmek zorunda kaldı. O yerde acı içinde kıvranırken, dizlerimle üzerine sertçe bastırmaya devam ettim. Sonrasında güvenlik görevlisi, Semih’in ellerini arkasında birleştirerek kelepçeyi bileklerine taktı. Kötücül Semihlerden birisi tutuklanarak mahzene giderken, diğeri ölüme mahkûm edilmişti. Bizim evrenimizden olan yaralı Semih ise, sedyenin üzerinde alt kattaki hastaneye götürüldü. Caner’in nerede olduğunu bilmiyordum, muhtemelen birisi onu anında tehlikeden uzaklaştırmıştı.

Kaçmak yerine savaşmayı tercih etselerdi keşke diye düşündüm.

Salona doğru döndüğümde iki Selin’inde korkudan titreyerek bana baktıklarını gördüm. Onların o halini görünce içim acımıştı. Kopya Selin’in korkudan fal taşı gibi açılmış gözleri zararsız olduğunu gösteriyordu, belki ona güvenmeye başlayabilirdim. İki Selin’i yan yana koruma altına aldığımı düşündüğümde zaten bunu yapmış olduğumu fark ettim.

İkisinin yanına gittiğimde Selin koşarak bana sarılırken, “Bu da neydi böyle?” diye sordu.

Kafamı kaldırıp yüzüne bakarken, “Bilmiyorum, ama öğreneceğim ve bununla savaşacağım.” dedim.

Kopya Selin’e baktıktan sonra başımla selam verdim o da karşılık olarak bana gülümsedi.

“Ortalık sakinleşip ne olduğunu anlayana kadar, sizi güvenli bir yerde tutmak istiyorum. Odalarınıza geri dönün ve kapılarınızı kilitleyin. Toplantı yapıp konuşacağımız zaman, ne yapacağımızı kararlaştırmak için sizi çağıracağım.”

İki Selin’de her zamanki gibi itiraz etti. “Biz de seninle gelip savaşalım.”

Kafamı inatla iki yana salladım. “Olmaz dedim. Siz bu grubun beyni olacaksınız, askeri değil.” Sonra kopya Selin’e döndüm. “Sen belki asker olabilirsin ama şimdilik ayak altında olmazsan daha çok makbule geçer.”

Kopya Selin suratını asarak, “İyi, peki.” dedi.

Benim Selin’im bana karşı çıkamayacağını anlayınca, odasında saklanmaya ikna oldu. Her an her şey olabilirdi, yine bir saldırıyla karşılaşabilirdik. O yüzden Selin’in güvende olmasını istiyordum.

İki güvenlik görevlisini çağırdım, onlardan iki Selin’i de odalarına kadar eşlik etmelerini istedim, sonrasında salondan çıkıp Caner’i aramaya başladım.

Koridora adımımı attığımda, insanların korkuyla uzaklaşmaya devam ettiğini gördüm.

Onların bu telaşlı hallerini görünce, sesimi duyurmak için bağırmaya başladım. “Tehlike geçti, yavaşça gidin. Onlar artık kontrol altında!”

O kargaşanın arasında beni duyan olmadı. Ben de ortalığın sakinleşmesini bekleyerek köşede durdum. İnsanlar arada bir bana çarparak hızla uzaklaşmaya devam ediyordu. Koridorda ki son kişi de indikten sonra ben de Caner’in ofisine doğru gitmeye yeltendim.

“Mert.”

Arkama döndüğümde Caner’i gördüm. Bana doğru yavaş adımlarla yaklaşırken yaralandığını fark ettim. Hemen yanına koştum ve kolundan tutup yardım etmeye çalıştım.

Beni engellemek için elini kaldırdı. “İyiyim, sadece kurşun kolumu sıyırdı.”

“Yine de hastaneye gidip, tedavi olman gerekiyor. Sana eşlik etmemi ister misin? Hem seninle bu yaşanılan durumu konuşmak istiyordum.”

Yüzünü acıyla buruşturdu, “Tabi, teşekkür ederim.”

O istemese de sağlam kolundan tutarak yürümesine yardımcı oldum. Her an bayılacak gibi duruyordu. En azından düşmesini engelleyebilirdim. Birlikte ağır adamlarla hastaneye doğru yürüdük. Koridordaki asansör açıldığında, Caner’in zorlukla

konuşmasından dolayı çıkan cılız sesiyle komut verdiğinde asansör çalıştı. O anda, benim asansöre binmek için henüz bir yetkim olmadığını fark ettim. Binanın içerisindeki asansöre ve odaların kapılarına benim verilerim işlenmemişti. Kendi başıma buralarda dolaşamayacağımı anlayınca canım sıkıldı. Caner iyileştikten sonra bu durumu hemen hallettirecektim.

Artık etrafta kimse kalmamış, herkes bir yerlere saklanmıştı. Eski kargaşadan eser yoktu. Caner, benim o iki Semih’i de alt ettiğimi biliyor mu acaba diye merak ettim.

Aklımı okumuş gibi, “Orada, çok cesurca bir hareket yaptın, teşekkür ederim.” dedi Caner.

“Rica ederim, sonuçta hepimiz bu işte birlikteyiz ve artık savaşta sayılırız. Onları alt etmek için elimden geleni yaparım.”

Anlayışlı bir tavırla başıyla onaylarken, “Seni daha önce aramıza almamız gerekiyordu.” dedi.

Omuz silktim. “Kısmet bugüneymiş.”

Asansör, ineceğimiz yerde durduktan sonra, Hastane koridoruna adımımızı attık. Karşıdan bizi gören bir doktor hızla yanımıza gelerek Caner’e yardımcı oldu ve muayene odasına götürdü.

Etrafıma baktığımda yukarıdaki yaşanan felaketin korkunç izlerini gördüm. Hastane katı çok kalabalıktı ve tedavi edilmeyi bekleyen yaralı insanlarla doluydu. Doktorlar, insanların arasında oradan oraya koşturarak yaralarını sarmaya çalışıyordu.

İnsanların bu halini görünce, Paralel evrenden gelen kötücül davetsiz misafirlere karşı lanet okudum. Onlara olan öfkem, bu olaydan sonra iyice artmıştı.

Tek umudum, fazla can kaybımız olmamasıydı.

Yaralı insanlara üzüntüyle bakarken, Caner’in odadan çıkmasıyla birlikte düşüncelerimden sıyrıldım. Onu karşımda sapa sağlam bir şekilde görünce şoke oldum. Az önceki cansız halinden eser yoktu, eskisinden daha sağlıklı görünüyordu.

Caner, şaşkınlığımı fark ederek gülümsedi. “Nedenini ve nasıl olduğunu anlatamam. Bizim mühendisler, bilim adamlarımız yapıyorlar işte. Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için onlarla daha sonra konuşursun.”

“Evet, bunu nasıl başardıklarını öğrenmek isterim.” Ardından ona baktıktan sonra ekledim. “İyileşmene sevindim. İyi görünüyorsun.”

“Teşekkür ederim, evet çok iyiyim. Aslına bakarsan, binanın bütün katları arasında koşmamak için kendimi zor tutuyorum. İçimde öyle bir enerji var.”

İçinde bulunduğumuz zorlu koşullara rağmen, birlikte gülmeye başladık. Daha sonra Caner, etrafındaki yaralı insanları fark ettiğinde yüzündeki gülümseme soldu.

Ardından bana döndü, “Doktor Semih’in kopyasından biri şimdi mahzene atılmıştır. Gidip onunla konuşalım mı ne dersin? Hem mahzene gitmişken kendi kopyanla da bir konuşma gerçekleştirirsin.”

Başımı sallayarak onayladım. “Bence de gidip bir konuşalım iyi olur.”

Birlikte en alt katta ki mahzene gitmek için yürümeye başladık. Asansöre bindiğimizde Caner, binanın en alt katına, -18. Kata gitmek için komut verdiğinde asansör çalıştı.

Mahzenin bulunduğu kata adımımı attığımda, boğucu bir hava hissettim. Buradaki hava çok daha basıktı ve tavanların arasında bulunan havalandırma sistemleri yetersiz kalıyordu.

Bu kat, diğer katlara göre daha önemsiz bir şekilde dizayn edilmişti. Polis karakolunda bulunan nezarethanelere benziyordu. Koridorun sağında ve solunda nezarethane uzayıp gidiyordu. Koyu griye boyanan duvarları ortamı daha da kasvetli gösteriyordu.

Nezarethanenin başında bulunan nöbetçi, bizi görür görmez saygıyla ayağa kalktı. Caner başıyla nöbetçiye selam verdi.

“Hoş geldiniz, efendim. Kime bakmıştınız, yardımcı olabileceğim bir konu var mı?” diye sordu nöbetçi.

“Doktor Semih’in kopyasıyla görüşmek için gelmiştik.” diye yanıtladı Caner.

Nöbetçi, eliyle sol taraftaki nezarethaneyi gösterdi. “Biraz önce, şuradaki nezarethaneye aldık. Beni takip edin, size eşlik edeyim.”

Nöbetçi bize yol göstermek için yürümeye başlayacağı sırada Caner, onu durdurdu. “Gerek yok biz kendimiz buluruz. Sen görevinin başında dur. Bu aralar herkesin gözü açık olması gerekiyor, her an yine bir saldırıyla karşılaşabiliriz.”

Nöbetçi onaylarcasına başını salladı. “Emredersiniz efendim.”

Nöbetçiyi ardımızda bırakarak sol taraftaki nezarethanedeki hücreleri boydan boya yürüdük. Hücrelerin çoğu kalabalıktı ve bunların hepsi paralel evrenden gelmiş olmalıydı. Hücrelerin ardındaki yüzler, bize öfkeyle bakıyorlardı. Bazıları bize seslenip sataşırken biz onları duymazdan gelerek yürümeye devam ettik.

En sondaki hücreye vardığımızda aradığımız kişiyi bulduk.

Kopya Semih, elleriyle parmaklıkları tutarak, “Çıkarın beni buradan.” diye bağırıyordu.

Caner, Kopya Semih’e tiksinerek baktı. “Boşuna nefesini tüketme, çıkamayacaksın.”

Semih’in kopyasının yüzünde sinsi bir ifade vardı. Öfkeden deliye dönmüştü. “Beni esir almanız bir şeyi değiştirmeyecek. Çok yakında beni kurtarmaya gelecekler ve bizler, sizin dünyanızın üzerinde hakimiyet kuracağız.”

Kopya Semih’e doğru yaklaşırken olabildiğince sert bir ifade takınmaya çalıştım. Kopya Semih, üzerine doğru ilerlediğimi görünce bir adım geriye gitti. Onun bu refleksine karşı gülümsemeden edemedim. “Çok hayal kuruyorsun. Sen ve diğer kopyalar artık canımı sıkmaya başladınız. Size güzellikle, evinize geri göndermeyi teklif ediyoruz. Neden burayı işgal etmekte kararlısınız?”

Kopya Semih, sanki yaptıkları çok basit bir şeymiş gibi omuzlarını silkti. “Sizin evreniniz çok daha gelişmiş de ondan. Bizim evrenimizde teknolojik gelişmeler açısından biraz gerideyiz. Burada bulunmak istememizin en önemli nedeni ise, bizim evrenimizdeki dünyanın yaşanamayacak hale gelmiş olması. Ozon tabakası fazlasıyla delindi, radyasyondan dolayı hastalıklar çoğaldı. Bir sürü doğal afetler meydana gelirken diğer yandan kuraklık oluştu. Gezegenimize kötü davrandık, fosil yakıt kullanımı, orman kesimi ve sanayi atıkları yüzünden bu duruma düştük. Teknolojiyi ve doğayı kötü biçimde kullandık. Sizin dünyanızda da bu felaketler yakın, aynı hataları siz de yapıyorsunuz. Ama en azından burayı kurtarmak için son bir şansımız var. Siz de bu şekilde devam ederseniz, sizin gezegeninizde bizim ki kadar yaşanılamayacak durumda olacak. Bu felaketi yaşadık, gördük o yüzden artık gezegenimize karşı nasıl davranmamız gerektiğini artık biliyoruz. Bu gezegeni sizlere bırakmaya devam edersek, zaten çok yakında kendi kendinizi öldüreceksiniz.”

Söyledikleri bana çok ağır gelmişti ve kopya Semih’in sözleri, ben de şok etkisi yarattı. Bilmediğim başka bir gelişme daha vardı. Caner’e bakış attığımda, ilk kez duyduğunu belli edercesine kafasını iki yana salladı. O da benim gibi şaşkınlık içerisindeydi. Kopya Selin, bu durumu bize ne zaman açıklamayı düşünüyordu? Muhtemelen hiçbir zaman söylemeyecekti.

“Bu sizin sorununuz, bizi ilgilendirmez. Biz kendi gezegenimizi kurtarmak için elimizden geleni yaparız, bunun için size ihtiyacımız yok. Davetsiz misafir olan sizlersiniz. Bu gezegenin insanları size izin vermeyecektir.” dedim.

Kopya Semih, anlamamakta ısrar ediyordu. İnatla bana karşı çıkmaya devam etti. “Elimize bir fırsat geçmişken, neden bunu kullanmayalım ki? Biz sadece yaşamaya çalışıyoruz, bunun yolu da bu gezegende kalabilmek. Aynı anda iki kişi bulunamayacağına göre, birimizin yok edilmesi gerekiyor. Bu durumda neden biz yok olalım?”

Öfkem gittikçe artıyordu. “Sizin gezegeninizde ki insanların geri zekalı olması, bizim kötü versiyonlarımızın olmasının, sorumlusu biz değiliz. Salakça bir hareket yapıp buraya ışınlanmasaydınız, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Sorun çıkartan sizlersiniz, o yüzden yok edilmeyi sizler hak ediyorsunuz. Sizler bizim gelişmemiş versiyonlarımızsınız. Yaşamaya çalışıyoruz diyerek, yarattığınız katliamı masum göstermeye çalışma. Bu kadar vicdansız olduğunuza inanamıyorum. Yaptıklarınızın sonucuna katlanmanız gerekiyor ve katlanacaksınız.”

Kopya Semih, tokat yemiş gibi yine benden bir adım uzaklaştı. Onu bu şekilde etkileyebildiğimi görmek, beni sevindirdi.

“Bizi durduramayacaksınız. Çoktan hareket etmeye başladık ve her yerdeyiz.”

Araya girmesi için, başımla Caner’e işaret verdim. Caner, başını onaylarcasına salladıktan sonra boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. Onun öfkeden deliye dönmüş halinden ben bile korkmuştum.

“Sana bazı sorularım olacak. Bu sorulara cevap vermek zorundasın, eğer cevap vermezsen işkenceye maruz kalacaksın.” dedi Caner, çileden çıkmadan önce sakin bir şekilde.

Kopya Semih, inatlaşmaya devam etti. “Bana istediğinizi yapın, yine de ağzımdan cevap alamayacaksınız.”

Caner bana doğru döndü. “Anlaşılan bizi bayağı uğraştıracak. Ben görevliyi ve aletleri getireceğim. Ben gelene kadar, şu yaratığa göz kulak ol.”

Yüzüme vahşi bir gülümseme yerleştirerek, “Elbette ilgilenirim.” dedim.

Caner uzaklaşırken, kopya Semih, “Ne aletinden bahsediyor?” diye sordu.

“Ne aleti olacak? İşkence aletleri işte. Yerinde olsam istenilen bilgileri verirdim, çünkü birazdan yaşayacaklarından sonra ölmek isteyeceksin.”

Kopya Semih, korktuysa bile belli etmedi. “Ben çekeceğim zorluklara hazırlıklıyım. Tüm bunları yaşayabileceğimi tahmin etmediğimi mi sanıyorsun?”

Onun hazırlıklıyım demesi, kafamı karıştırdı. Acaba bir planları mı var diye düşünmeden edemedim. Bu sözlerinin üzerine daha dikkatli olmaya karar verdim. Bu hücrelerdeki tutuklu kopyalarının sürekli göz altında olması gerekiyordu. Nezarethanenin girişinde nöbetçi vardı ama yeterli değildi, içeride de görevlinin bulunması gerekiyordu. Buradaki güvenliği arttırmak için Caner ile daha sonra konuşacaktım.

“Benim neler yapabileceğimi mi düşünüyorsun yoksa?” diye sordu kopya Semih, pis bir şekilde sırıtırken.

Onun o sırıtan yüzünü dağıtmamak için kendimi zor tuttum. Ama sakin kalmam gerekiyordu, nasıl olsa birazdan işkence görecekti.

Öfkeyle hücrenin parmaklıklarına yaklaşarak, “Hayır, sizleri nasıl alt edeceğimi düşünüyordum.” dedim.

Hücrenin parmaklıklarına yaklaşmam bir hataydı. Kopya Semih, parmaklıkların arasındaki boşluktan ellerini uzatıp saçlarımı tutarak kafamı sertçe demirlere vurdu. Onun elinden kurtulmaya çalışırken, başımın döndüğünü hissettim. En sonunda ellerini güçlü bir şekilde tutup bileğini döndürdükten sonra kurtuldum.

Kopya Semih bileğini tutarak acı içinde haykırırken, Caner, vücudu oldukça yapılı bir adamla birlikte çıkageldi. Tam vaktinde gelmişlerdi, yoksa kavgamız uzayabilirdi.

Caner, yanındaki uzun boylu ve kaslı vücuduyla, dövüşçüleri andıran adamı tanıttı. “Bu John, kendisi güvenlik müdürümüz. Ayrıca korumalık yapıyor.” Adam siyahi idi ve kel kafası adeta parıldıyordu. Bu tipteki bir adama, kimse sataşmaya cesaret edemezdi.

Caner, John’a doğru dönerek beni ona tanıttı. “Bu da aramıza yeni katılan bilim insanımız, Mert. Kendisi takımımızın beynidir.”

John, bozuk Türkçesiyle, “Memnun oldum.” diyerek elini uzattı.

Uzattığı elini sıkarak karşılık verdim. “Ben de memnun oldum.”

Caner, eliyle kopya Semih’in bulunduğu hücreyi gösterdi. “Esirimiz, sorgulanacak kişi orada.”

John, içerisinde işkence aletlerinin olduğunu tahmin ettiğim bir çantayı elinde tutarken, kopya Semih’in bulunduğu hücrenin kapısını açarak içeriye girdi. John, sanki karşısında yırtıcı bir hayvan varmış gibi temkinli davranıyordu. İkisi de hücrenin içerisinde birbirlerinin etrafında dönerken, saldırmak için uygun adımı bekliyorlardı.

İlk harekete geçen John oldu. Hızla kopya Semih’in üzerine atlarken ikisi de yere yığıldılar. Kopya Semih daha ne olduğunu anlayamadan her şey hızla gelişmişti. John belindeki kelepçeyi çıkartıp onun bileklerine takarken, kopya Semih’i hemen yanlarında bulunan sandalyenin üzerine oturttu. Çantasından çıkardığı kalın bir iple, onu sandalyeye bağladı.

Kopya Semih, artık sandalyenin üzerinde hareket edemeyecek hale geldiğinle, Caner ile ben hücrenin içerisine girdik.

Caner, etrafına bakındıktan sonra John’a, “Poligraf operatörü nerede kaldı?” diye sordu.

Poligraf cihazı, bir yalan detektörüydü. Kişinin yalan söyleyip söylemediğini belirten bu cihaz, Poligraf operatörü tarafından çalıştırılıyordu.

John, eliyle hücrenin dışarısını gösterdi. “İşte geldi.”

Poligraf operatörü, hücrenin içerisine girdi ve cihazı kopya Semih’in üzerine bağladı. Cihaz, laptopa bağlıydı. Poligraf operatörü, işini hızlıca bitirdikten sonra. “Ben hazırım.” dedi.

Caner, sorgulamaya başlamak için temkinli adımlarla yaklaşırken, Kopya Semih bize öfkeyle bakıyordu.

“Sorularıma başlıyorum. Sana son bir şans daha veriyorum. Yoksa canın çok yanacak.” Caner, kopya Semih’in önünde oturduktan sonra, hazır olması için John’a başıyla işaret etti. John, elinde şok tabancası olduğunu tahmin ettiğim bir aletle hazırda bekledi.

“İlk sorum, üçüncü kopya kimdi? Onu nasıl getirdin?”

“Cevap vermeyeceğimi söylemiştim.”

John, elindeki şok tabancasıyla Kopya Semih’in omzuna ateş etti. Kopya Semih’in vücudu şiddetle sarsıldıktan sonra direnmeye devam etti. Gözlerinin feri gitmişti, bayılacağını zannetmiştim. Bize, aradığımız cevapları vermesi için bilincinin açık olması gerekiyordu. John, şokun ayarını gerekli ölçüde ayarlamış olmalıydı.

Kopya, acıyla sıktığı dişlerinin arasından, “Size bir şey söylemeyeceğim.” dedi.

John, tehdit edercesine elindeki şok cihazının ayarlarını yaptı. “O halde voltajı arttırıyorum.”

Ardından şok tabancasıyla yine kopya Semih’e ateş etti.

Kopya Semih’in vücudu bu kez daha da şiddetli sarsıldı. Vücudu sandalyenin içerisinde yığılırken, bir an öldüğünü sandım fakat, sadece bayılmıştı.

John, eline bir su şişesi alarak, içindeki tüm suları kopya Semih’in yüzüne sertçe boşalttığında ayıldı.

Gözlerini bir anda açarken, nefes nefese kalmıştı. En sonunda pes ederek, “Lanet olsun. Tamam anlatıyorum.” dedi.

Caner, durması için eliyle John’a işaret verdi. “Dinliyorum.”

“Bana yardımcı olması için, diğer paralel evrendeki versiyonumla iletişime geçtim. Buraya kaza eseri geldiğimiz gibi, onunda buraya gelmesini sağladım. Yani anlayacağınız, ben buraya gelen ilk kopyayım. Bizim evrenimizde ki herkesin buraya gelmesine sebep olan, Doktor Rachel Jonas, bana yardım etti.”

Caner, poligraf operatörüne baktığında, adam başını olumlu anlamında salladı. Demek ki doğruyu söylüyordu. Bunun üzerine Caner, sorgulamaya devam etti.

“Diğer kopyandan ne yardımı istedin? Ne yapmayı amaçlıyorsunuz?”

“İkimiz birlik olup, buranın versiyonu olan Semih’i alt ederek onun yerine geçecektik. Buradaki binada edindiğimiz bilgileri, liderimize anlatacaktık.”

“Lideriniz kim?”

Kopya Semih, kafasını bana doğru çevirerek imalı bir şekilde bana baktı. “Senin diğer versiyonun Mert ve onun karısı Selin. Doktor Rachel Jonas ile birlikte burayı işgal etmek için projeyi birlikte yürütüyorlar.

Poligraf operatörü, kopya Semih’in doğruyu söylediğini belirtmek için kafasını salladığında ürperdim. Bu gerçek olamazdı.

Hızla hücreden çıktım ve Selin’in yanına gitmek için odasına doğru var gücümle koştum. Selin’i kopyasıyla birlikte yalnız bırakmamalıydım. Kopya Selin, artık taraf değiştirdiğine bizi inandırıp içeriye sızmaya çalışmıştı. Ama ben güvenemeyeceğimizi biliyordum.

Verilerim sisteme girilmediği için, asansörü çalıştıramadım ve hızlıca merdivenlerden yukarıya koşmak zorunda kaldım. Selin’in odasının kapısına gittiğimde, artık kan ter içerisinde kalmıştım.

Kapıyı tıklattığımda, bir süre sonra kapıyı açtı. Uyku sersemiydi. Anlaşılan uyuyordu ve kapıyı sertçe vurmamla birlikte korkmuş gözüküyordu. Onu canlı bir şekilde karşımda gördüğüm zaman rahatlayarak derin bir nefes aldım ve odasına girdiğimde ona sıkıca sarıldım. Ardından ikimiz de yatağının kenarında oturduk.

Selin bu ani davranışıma şaşırmıştı. “Ne oldu, daha yeni görüştük özledin mi beni?”

“Tehlikede olduğunu düşünmüştüm, ama çok şükür sağlam bir şekilde karşımdasın.”

Selin anlamayarak yüzüme bakmaya devam etti. “Benim bilmediğim bir şey mi oldu?”

“Doktor Semih’in kopyasını tutuklamak ve sorgulamak için mahzene götürdük. Onu zorla konuşturmayı başardık. İtiraf ettiği şeyler kanımı dondurdu.”

Selin endişelenmeye başladı. “Hızlıca anlatır mısın, ne dedi?”

“Başka bir evrendeki diğer versiyonuyla iletişime geçerek ondan yardım istemiş ve böylece üçüncü kopyasının buraya gelmesini sağlamış. Rachel Jonas, onlara yardım etmiş. Amaçları buraya sızıp, gerçek doktor Semih’in yerini alarak buradaki bilgileri liderlerine aktarmayı düşünüyorlar. Liderlerinin kim olduğunu öğrenince şok geçirdim.”

Selin anlamaya başladı. “Dur, tahmin edeyim. Liderleri senin ve benim kopyalarımız değil mi?”

Başımı evet anlamında salladım. “Onları evlerine geri göndereceğimizi söylememize rağmen, ısrarla bize karşı saldırmaya devam ediyorlar. Çünkü kendi evrenlerinde ki dünyaya geri dönmek istemiyorlar. Oradaki dünya artık yaşanılamayacak durumdaymış. O yüzden buradaki herkesi ortadan kaldırarak, bu evrendeki dünyayı işgal etmeyi planlıyorlar.”

Selin durdu ve ellerini başının arasına alarak, “Bu iş gittikçe ilginç bir hâl alıyor.” dedi.

“Diğer kopyaları ayırt etmeyi sağlayan cihaz, işimize yarayacak. Bu cihazı yanından ayırmamanı istiyorum. Karşılaştığın herkesi o cihazla tarayıp önlemini almalısın.” Ardından belimdeki silahı Selin’e verdim. “Her ihtimale karşı lazım olabilir. Şunu unutmamalısın, karşılaştığın herkes, bir kopya olabilir. Çünkü, buraya içeriye sızmışlar.”

Selin, yüzünde korku dolu ifadeyle silahı alıp beline yerleştirdi. “Tamam, dikkatli olacağım. Söylediklerini sen de uygula lütfen.”

“Ben de elimden geleni yapacağım, merak etme.”

Selin elimi tuttu, “Benim kopyam bana zarar veremeyecek. Çünkü her zaman başında birisi bulundurarak önlem alıyorduk. İyi ki ona tam anlamıyla güvenmemişiz, sen haklıydın. Ben neredeyse ona güvenmiştim.” Gözleri dolmaya başladı, ağlamak üzereydi.

Onu teselli etmek için sarıldım, Selin’in ağladığını görmek beni kahrediyordu. “Ne olacağını bilemezdin, bu senin suçun değil. Artık dersimizi aldık, bundan sonra herkese karşı temkinli yaklaşacağız.”

Gözyaşlarını sildikten sonra, toparlanmaya başladı. “Yorucu bir gün geçirdik. Senin de uyuyup dinlenmen gerekiyor. Enerjin olmazsa hiçbir şeyle savaşamazsın.”

Vücudum yorgunluktan ağrıyordu ve gözlerim neredeyse kapanmak üzereydi. Zaten başka seçeneğim yoktu. Odanın kapısını kilitledikten sonra, Selin’le birbirimize sarılarak uykuya daldık.

Uyandığımda yanımda Selin yoktu.

Bölüm sonu

6 yorum