İçeriğe geç

İnsanlar ve Kopyalar(Basıldı)

Bölüm 7 · 5 dk okuma

İnsanlar ve Kopyalar(Basıldı)

Bölüm 7

5. Bölüm

Bu önemli duyurunun ne olduğunu merak ettim ve bu duyurulacak haber ne ise, kopya Selin’in bunu duymaması gerektiğini düşündüm.

“Bu önemli duyuruyu kopya Selin’de duyacak mı? Onun da bu konu hakkında bilgilendirilmesi doğru mu sizce?” diye sordum.

Kopya Selin bana ters ters baktıktan sonra cevap verdi. “Sorun çıkarmayacağımı söylemiştim, neden bana inanmıyorsun, güvenini kazanmak için ne yapmam gerekiyor?”

“Güvenimi kazanabilmek için henüz erken, bunun için bize karşı kendini ispatladığını görmem gerekiyor.”

“Peki, sizin için çalıştığım zaman doğruyu söylediğimi anlarsın.”

Kopya Selin belki doğruyu söylüyor olabilirdi, ama yaşadığımız son durum bana kimseye güvenmemem gerektiğini öğretmişti. O yüzden her şeye olabildiğince temkinli yaklaşacaktım.

Koridorun sonuna geldikten sonra, hepimiz asansöre bindik. Caner, sesli komut verdikten sonra asansör, alt kata indi.

Asansörden çıktığımızda, karşımıza açılan koridorun, diğer koridorlardan farklı olduğunu gördüm. Diğerleri gibi bir sürü odalara açılmıyordu. Bu koridorda bulunan oda sayısı daha azdı. Çünkü bu katın metrekaresinin çoğunluğu büyük konferans salonuna ayrılmıştı.

Konferans salonun içerisine girince salonun ne kadar büyük olduğunu gördüğümde şaşırdım. İçerisi binlerce kişiyi ağırlayacak kadar genişti. Salonun sonunda, geniş bir sahne ve onun arkasında da dev bir ekran bulunuyordu. Sahnenin hemen önünde de sıra sıra dizilmiş, kırmızı renkli tek kişilik deri koltuklar bulunuyordu.

Duvarlar siyah mermerle döşenmişti. Bu mermerler, içerideki sesleri yalıtıyor olmalıydı.

Caner, bize döndü. “Sizin ön sırada yeriniz hazır.” dedi ve ardından, yanında duran bayanı işaret etti. “Bu hanımefendinin adı Dilek. Size eşlik edecek, ben yanınızda olamayacağım. Konuşma yapmak için sahneye çıkmam gerekiyor, söyleyeceklerimi dikkatlice dinleyin. Size sahnede anlatacaklarımın sonrasında hep birlikte oturup konuşacağız.”

Caner, sahnenin arkasına doğru giderken, bize eşlik edecek olan Dilek yanımızdaki merdivenleri işaret etti. “Bu merdivenlerden inip, ön sıraya geçeceğiz.”

Üçümüzde, kadını takip ederek merdivenlerden indik. Caner’in gizemli tavırları beni meraklandırmıştı. Duyuru yapacağı şey her ne ise, herkesi buraya topladığına göre önemli olmalıydı.

Herkes çoktan gelmiş, koltuklardaki yerini almıştı. En son biz geldiğimiz için, biz yerlerimize geçene kadar kafalarını kaldırıp bize baktılar. Sahnenin ön sırasının neden bize ayrıldığını anlayamamıştım.

Üçümüz yan yana oturduk, ben Selin’in yanına oturdum. Kopya Selinde, Selin’in yanına yerleşti. Acaba ortalarına mı otursaydım diye düşündüm. Her ihtimale karşı, onları yan yana oturtmak iyi fikir olmayabilirdi.

Herkes birbiriyle konuşmaya başlayınca, ses kirliliğinden oluşan bir uğultu meydana geldi. Yanımda oturan iki kişi, Caner’in ne duyuru yapacağına dair tahminler yürütüyordu.

“Bence, onları evrene geri göndermenin kesin bir yolu bulundu.” dedi birisi büyük bir umutla.

“Paralel evrendeki insanlarla, bizimkileri birbirinden ayırt edilmesini sağlayan bir cihaz üretilmiş olabilir. En son bunun üzerinde bir gelişme kaydetmiştik.” diye yanıtladı diğeri.

Sahnenin içerisindeki ışıklar yandıktan sonra, herkes konuşmayı kesip sahneye giriş yapan Caner’i izlemeye başladı.

Caner, elindeki mikrofonla ağır adımlarla sahnenin ön tarafına doğru yürürken, yüzünde düşünceli bir ifade vardı. Az sonra açıklayacağı şeyin yükünü omuzlarında taşıdığı belli oluyordu.

Yüzünde zoraki bir gülümse yerleştirerek, “Dostlarım, hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim.” dedi.

Boğazını temizledikten sonra konuşmasına devam etti.

“Az önce laboratuvardan geldim. Bilim insanlarımız beni bir konuda bilgilendirip, yaptıkları gelişmeyi açıkladılar. Ben de bunu öğrenir öğrenmez sizlere açıklamaya karar verdim.”

Herkes soluğunu tutmuş, ses çıkartmadan Caner’i dinliyordu. Herkesin gözlerinde bir umut parıltısı vardı ve yaşadıkları bu durumdan kurtulma arzusuyla bir kurtuluş haberi bekliyorlardı.

“Hepinizin beklediği o haberi biliyorum. Ama kopyalarımızı kendi evrenlerine göndermeyi maalesef henüz başaramadık. Sizlerin de desteğiyle birlikte, bu alandaki çalışmalarımız hızla sürüyor. Çok yakında bu konuyla ilgili de güzel bir sonuca varacağımızdan eminim.” Önündeki bardaktan bir yudum su aldıktan sonra konuşmaya devam etti.

“Bunun yerine, işimize çok yarayacak başka bir gelişme oldu. Bilim insanlarımız, kopyaları ve bizim evrenimizdeki insanları birbirinden ayırmayı sağlayan bir cihaz geliştirdiler. Bu cihazın içerisinde, paralel evrenler arasındaki ince enerji veya frekans farklarını algılamak için gelişmiş sensörler ve ölçüm mekanizmaları kullanılıyor. Bu enerji farkları, paralel evrenlerin farklılıklarını yansıtır. Cihazın çalışma biçimi bu şekildedir.” Elinde tuttuğu ufak siyah renkli bir cihazı havaya kaldırarak seyircilerine gösterdi. Cihazın görüntüsü aynı zamanda, Caner’in arkasındaki büyük ekrana da yansıtılıyordu.

Bu cihaza, ‘Evren Ayırt Edici, ismini koyduk. Cihazın içine, paralel evrenin bir veri tabanını yükledik. Bu veri tabanı, cihazın ölçümleri ile karşılaştırılarak sonuçlar kullanıcılara sunulur. Cihaz, uzaktan bir kişinin vücut ısısına göre DNA profilini ortaya çıkarıyor. Bu aygıtın çalışma prensibi bu şekilde.”

Cihazın önünde bulunan ufak ekranı gösterdi. “Cihazın üzerindeki bu ekran, kullanıcılara hangi evrenden geldiklerini göstermek için bir dizi görsel göstergeye sahip olmaktadır. Örneğin, cihazı birinin üzerine doğrulttuğunuzda, bu ekranda o kişinin hangi evrenden olduğuna dair bir renk ortaya çıkıyor. Eğer paralel evren, yani onların evrenlerinden ise, ekran kırmızı bir şekilde yanıyor. Bizim evrenimizde ise, yeşil ışık yanıyor. Cihazı çalıştırmak için, üzerinde bulunan düğmeye basmanız yeterli. Şimdi bu cihazı test etmeye başlayalım mı?”

Salonun içerisinden, bu cihazın kimin üzerinde uygulanacağına dair mırıltılar yükselmeye başladı.

Caner, bir elini havaya kaldırarak kalabalığı susturmaya çalıştı.

“Kimin üzerinde uygulanacağı çoktan belirlendi. Oturduğunuz koltukların altında bu cihazdan birer tane bulunmaktadır. Şimdi hepinizin bu cihazı sürekli yanınızda taşımanızı istiyorum. Herkes cihazı eline alabilir mi?”

Herkes, oturduğu koltuğun altına eğilerek, cihazı eline alıp incelemeye başladı. Caner, konuşmaya devam ettiğinde bütün dikkatler yine onun üzerinde toplandı.

“Doktor Semih, kopyanızla birlikte buraya gelebilir misiniz?”

Sahnenin arkasından Doktor Semih yanında kopyasıyla birlikte çıkageldi. Üstünde yine aynı doktor önlüğü vardı, yanındaki kopyanın üzerinde ise günlük kıyafetler vardı. Birlikte Caner’in yanına doğru gittiler ve onun önünde durdular.”

“Hepinizin tanıdığı, iş arkadaşınız Doktor Semih işte karşınızda. Sizce hangisi bizim evrenimizdeki Semih olabilir?”

Kalabalık hep bir ağızdan konuşmaya başladı. Hepsi üzerinde doktor önlüğü olanın buradaki Semih olduğunu savunuyordu. Ben tam tersi ihtimali olabileceği kanısına vardım. Bizi yanıltıyor olabilirlerdi. Bir önlüğün doğruluk payı yoktu. Semih’in kopyasının saldırgan olmaması dikkatimi çekti. Bizimle anlaşmaya varan, nadir kopyalardan birisi olmalıydı.

Caner, cihazı iki eliyle birden kavrayarak cihazı önce üzerinde önlük bulunan Doktor Semih’e doğrulttu, cihaz kırmızı ışıkla parıldadı. Ardından cihazı diğer Semih’e doğrulttuğunda bir terslik olduğunu anladım. Her şey o anda hızla gelişmişti. Cihaz yine kırmızı bir ışıkla parıldıyordu.

Caner, kafası karışmış bir şekilde aleti inceledi. “Sanırım düzgün çalışmıyor.”

İki Semih, yüzünde alaycı bir ifadeyle sırıtarak aynı anda. “Hayır, düzgün çalışıyormuş.” dediler.

Sonrasında olanlar oldu. Üçüncü Semih yaralı karnını tutarak sahnenin arkasından çıkageldi. Yalpalayarak yürürken yüzünü acı içinde buruşturuyordu. Zorlukla konuşurken sıktığı dişlerinin arasından. “Kaçın. Sizi öldürecek. Gerçek Semih benim.” diye bağırmaya çalıştı.

Üçüncü Semih ortaya çıktığında, Caner’in elinde tuttuğu cihaz yeşil ışıkla parıldıyordu.

Bölüm sonu

8 yorum