İlk başta hangisinin benim Selin’im olduğunu anlayamadım. O yüzden ortaya konuşarak bir cevap aradım. Kendimi sakin kalmaya zorlayarak ses tonuma hâkim olmaya çalıştım, ama sesim istediğimden daha sert çıkmıştı.
“Bana neler olduğunu açıklayacak mısınız? Birinizin yoğun bakımında olması gerekiyordu. İkiniz neden birliktesiniz, ne konuşuyordunuz?”
Açıklamaya yapmaya çalışan ilk kişi, solumda duran Selin oldu. Diğeri olduğu yerde kımıldamadan oturup sessizce bana bakmaya devam ediyordu. Ben de ona bakarak karşılık verdim ama yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. O anda benim Selin’imin bana açıklama yapmaya çalışan kişi olduğunu anladım.
“Mert, benim. Senin karınım. Bizim muhafızlar, benim kopyamı yakalayıp buraya getirmişler. Ben de kopyam mahzene atılmadan önce, bazı cevaplar almaya ve bizimle çalışmaya ikna etmek için onunla konuşmak istedim. Sonuçta kendimin zaaflarını en iyi ben bilirim. Nasıl ikna olabileceğimi bilirim. Onunla anlaşıp, konuşturacak ve bizimle çalışmaya ikna edecek birisi varsa o da benim.”
Diğer Selin’e tiksintiyle bakarak, “İkna oldu mu bari?” dedim.
“Konuşmaya daha yeni başladık. Ama beni zorlayacak gibi duruyor.”
“Sen kurşun yedin, kötü bir haldeydin. Nasıl hemen toparlanabildin ve neden yoğun bakımda değilsin?”
“Doktor sana bizim tıp alanında ne kadar gelişmiş olduğumuzu anlatmış mıydı? O kadar gelişmiş bir durumdaydık ki, artık iyileşmek için bu kadar uzun süre beklemek zorunda kalmıyoruz. Benim iyileşmek için yattığımı bilmeni istedim, çünkü benim yine bu olayın peşinden koşup çalıştığımı görseydin, bana engel olacaktın.”
Artık daha fazla hesap sormayı bırakıp Selin’in yanına gittim ve ona sıkıca sarıldım.
“Evet doğru bildin, senin ön planda olup kendini tehlikeye atmana izin vermezdim. Artık tehlikede olmanı istemiyorum.”
“Mert anlamıyorsun. Bir şey yapsam da yapmasam da zaten tehlikenin içine girmiş durumdayız. Öyle ya da böyle, risk bizi bulacak. En azından elimden ne geliyorsa yapmama izin ver. Elim kolum bağlı öylece oturamam.”
Diğer Selin, varlığını belli etmek istercesine boğazını temizleyerek öksürdü.
“Dramatik bir aile toplantınızı bölmüş oluyorum ama konuşmamız gereken konular var.”
Kopya Selin’in karşısına sert bir şekilde oturduğumda birden irkildi. Bir an olsun benden korkmuş olabileceğini düşündüm, bu iyiye işaretti. Kollarımı masaya dayayıp konuşmaya başladım.
“Seninle de konuşacağım hiç merak etme. Eğer uyumlu davranmazsan bu nazik bir sohbet olmayacak. Benim karım, melek gibi bir insandır. Bencil değildir ve kimseyi kolay kolay incitmez. Söylesene, sen nasıl bu kadar gaddar olabiliyorsun? Paralel evren insanların karakterlerini de mi değiştiriyor?”
Kopya Selin, sıkıldığını belli edercesine gözlerini devirdi. “Tatlım, evrenler arasında bazı durumlar değişken olabiliyor.”
Yüzümü ekşittim. “Bana tatlım deme.”
Selin, birden bağırmaya başlayınca ikimizde olduğumuz yerden irkildik. “Tartışmayı kesin ve bir sonuca varmak için anlaşma yapalım. Tartışacak zamanımız yok, süremiz kısıtlı.”
Kopya Selin’in yüz ifadesi yumuşadı. Anlaşmaya hazır olacağını hissettim.
“Eğer kendi evrenime geri dönebileceksem anlaşmaya hazırım.” Ardından Selin’e doğru dönerek gözlerinin içerisine baktı. “Kendim yaşayabileyim diye seni öldürmeyeceğim. İmkanlarınızın ve bilim insanlarınızın bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum. Buradaki teknolojik gelişmeler, bizim evrenimizden daha iyi. Bu yüzden sizin, bizi kendi evrenimize geri götürebileceğinize inanmaya başlıyorum.”
Kuşkuyla kopya Selin’e baktım. “Samimi olduğuna nasıl inanacağım, nasıl bu kadar çabuk ikna oldun?”
Kopya Selin, omuzlarını silkti. “Buradaki laboratuvarı ve ortamı görünce, sizin üst düzeyde olduğunuzu anladım. Buraya geldiğimde, zaman yolculuğu yapıp geleceğe gelmiş gibi hissettim. Eğer bizi evimize geri gönderebilirseniz, o zaman diğer Selin’i öldürmemin anlamı kalmaz.”
Selin, temkinli bir şekilde kendisinin diğer versiyonuna baktıktan sonra cevap verdi. “Yine de tam anlamıyla sana güvenemeyiz. Buradayken sürekli gözetim altında olacaksın. Sana eşlik eden birileri olacak.”
Kopya Selin yine umursamaz bir tavırla omuzlarını silkti. “Kabul ediyorum. Peki şimdi ne yapacağım?”
“Senin evreninden gelip bize zarar vermek isteyen grubun yapacaklarından ve amaçlarından bahsedebilirsin mesela? Bunları bilirsek önceden önlem almış oluruz ve böylece bizi yavaşlatıp işimize engel olmazlar.”
“Bu binaya saldırı amaçları vardı ve bunu gerçekleştirdiler. Bundan sonra ne yapacaklarını bende bilmiyorum. Onların tek derdi, yaşayabilmek için diğer versiyonlarını öldürmek. Sadece bu şekilde kurtulabileceklerine inanıyorlar. “
“Onlara başka çözüm yolu olabileceğini ve evlerine geri gönderebileceğimizi inandırmamız gerekiyor.” dedim.
İki Selin’de aynı anda konuşup aynı cümleyi kurdular. “Hadi canım. Biz bunu zaten düşünememiştik.”
İç geçirdim. Ah tanrım, birdiler ve şimdi iki oldular.
Odanın kapısının tıklatılmasıyla birlikte, üçümüzde konuşmayı bırakıp kapıya baktık. Gelen kişi Caner idi.
Caner bana mahcup bir tavırla baktıktan sonra konuşmaya başladı. “Ben de sizi arıyordum. Selin’in yoğun bakımda olması gerektiği ile ilgili söylediğimiz yalan için kusura bakma.” Selin’i işaret etti, “Hepimizi bu yalanı söylemek için ikna etti ve eşin olduğuna göre bilirsin, onunla başa çıkmak zordur.”
Gülümsedim. “Evet, bilirim.”
Caner, Selin’e bakarak başıyla kopya Selini işaret etti. “Anlaşmayı kabul etti mi, artık uslu bir kız olur mu dersin?”
Selin umursamaz bir tavırla cevap verdi. Kopyasına güveniyor gibiydi. “Anlaşmaya varacak gibi duruyor, ama yine de temkinli olmamız gerekebilir.”
“Yine de yapacağımız işleri ondan saklamamız gerekir. Kendi evrenindeki insanlara planlarımızı bahsederek casusluk yapabilir.” dedim. Ben kopya Selin’e hâlâ güvenemiyordum. Bir insanın yüzüne baktığım zaman onun nasıl biri olduğunu anlayabiliyorum. Bu kızın bakışlarında bir sinsilik vardı.
Kopya Selin, bana öfkeyle bakarak homurdandı. “Sanki ben burada yokmuşum gibi davranıyorsunuz. Dediğim gibi, tek isteğim kendi evrenime geri dönmek. Bunu başarabilmeniz için sizlere yardım ederim.”
Umarım gerçekten de yardım eder. Aksi takdirde daha fazla risk alma şansımız yoktu.
Aniden aklıma bir şey geldi, kopya Selin’e döndüm, “Senin kendi evrenindeki kocan, yani benim diğer versiyonum nerede? Ben de onunla konuşmak istiyorum.”
“Benim kopyamla birlikte senin kopyanı da yakaladılar. Şu anda mahzende tutuklu, biz de seni onunla konuşturacaktık.” diye yanıtladı Selin.
Bunu duyunca biraz olsun içim rahatladı. Kendi kopyamın nerede olduğunu bilmemek, acaba bana saldırmak için ne zaman karşıma çıkacak diye temkinli davranmak canımı sıkıyordu.
Ellerimi birbirine ovuşturarak, “Güzel... ben de onu nasıl ikna edeceğimi biliyorum.” dedim.
Caner, birden duraksadı ve kulağındaki minik kulaklıktan gelen sesi dinledi. Muhtemelen bir çağrı almıştı ve onu arayan kişiyi dinliyordu. Bir süre dinledikten sonra “Tamam geliyoruz.” dedi ve kulaklığın ortasına bastıktan sonra çağrıyı sonlandırdı.
Ardından üçümüze de tek tek baktıktan sonra, “Madem üçünüz de buradasınız, sizi götürmem gereken bir yer var. Beni takip edin.” dedi ve odadan çıktı. Üçümüz de Caner’in peşinden yürüyerek onu takip ettik.
Koridorda hiç kimsenin olmaması dikkatimi çekmişti. Az önce, koridorun içinde bir sürü kişi oradan oraya koşuşturuyordu. Herkes bir işle meşguldü. Sanki hepsi bir anda ortadan kaybolmuş gibiydi.
“Herkes nerede?” diye sordum.
“Az sonra sizi götüreceğim salonda bekliyorlar.” dedi Caner. Bana göz kırptıktan sonra konuşmasına devam etti. “Buradaki herkese önemli bir duyuru yapılacak.”


