İçeriğe geç

İnsanlar ve İncuslar

Bölüm 6 · 4 dk okuma

İnsanlar ve İncuslar

Bölüm 6

Güzel Bir Manzara

Melaine ertesi gün öğlene kadar uyuya kalmıştı ve Jullia gelmeseydi bu uyku devam daha ne kadar devam ederdi bilinmez.

"Melaine hadi uyan artık! Saat kaç olmuş, tüm günü kaçırıyorsun." duyduğu yumuşak ve sakin sesle gözlerini yavaşça açtı Melaine. Karşısındaki kişi Jullia'ydı ve onu sabırlı gözlerle izliyordu. "Günaydın uykucu." dedi ardından. Melaine yavaşça esnedi, yataktan kalktı ve sıcak bir gülümsemeyle Jullia'ya cevap verdi, "Günaydın Jullia." Bunun ardından Jullia da onun gülümsemesine karşılık verdi ve Melaine dışarı çıkmaya hazırlansın diye odadan ayrıldı.

Bir kaç dakika sonra Melaine dışarı, Jullia'nın yanına geldi. "Bugün de harika olucaktır eminim ki!" demesinin ardından Jullia Melaine'yi onaylama anlamında başını salladı. "Bugün seni çok güzel bir yere götürmek istiyorum. Dover'in Beyaz Uçurumları, buranın yakınlarında ve manzarası mükemmel."

Melaine duyduğu karşısında heyecanlanmıştı, İncusya'da da uçurumlar olsa da insan dünyası söz konusu olunca içini heyecan kaplıyordu. "Eminim ki harikadır! Görmek için sabırsızlanıyorum!" dedi mutlu bir şekilde. Melaine ve Jullia yola koyulmuşlardı. Melaine biraz dikkatsizce yürüyordu bu yüzden bir yandan Jullia'nın elini tutuyordu.

Kasabadan çıkmak üzereydiler fakat iki adamın konuşması Melaine'nin dikkatini çekmişti. Duyabildiği kadarıyla bir İncus'un ya da fazlasının insanlar dünyasına gelmesiyle ilgiliydi konuşma. Bu olay üzerine kasabada kalan eski bir dedektifin dedikoduları susturmak için tekrardan araştırmalarına döneceği söyleniyordu.

Melaine biraz endişelenmemiş değildi. Kafasında tek bir cümle yankılanıyordu "Ya bahsi geçen dedektif bir şekilde benim İncus olduğumu anlarsa?..." Melaine bunları düşünürken duraksamıştı.

"Melaine! Melaine? Dünyadan Melaine'ye." Jullia'nın sesiyle irkildi. "Ah, pardon Jullia... Şurda ki çiçeklere bakıyordum." diyerek öylesine uydurdu Melaine. Ardından yollarına devam ettiler.

Uçuruma kısa bir süre sonra varmışlardı. "Vay be... Gerçekten mükemmel bir manzarası varmış" diye mırıldandı Melaine. Manzarayı izlemek için oturdular ve Jullia, Melaine'nin etkilenmiş bir şekilde manzaraya bakışını izliyordu. Yüzünde sıcak bir gülümseme vardı. Sessizlik çok uzun sürmemişti.

Melaine kafasını çevirdiğinde Jullia ile göz göze geldi ve sessizliği sonlandırdı. "Jullia, kardeşinin davranışından bahsedeceğini söylemiştin... Tam olarak ne yaşandı?" Jullia soruyu duyunca biraz duraksadı. Ardından sakin sesiyle yanıtladı, "Maddi sıkıntılar sebebiyle Julliet doğduktan sonra evde kavgalar çıkmıştı... Babam bizi bırakıp gitti, anneminde işi yoktu. Bize bakamayacağı için bizi terk etti. Yetimhane de hayatımıza devam ediyorduk. Her ne kadar iyi olmasa da..."

Jullia tekrar duraksadı, anlatırken hatırladıkları yüzünden sesi titremişti son cümlesinde. Derin bir nefes alıp anlatmaya devam etti. "Julliet neşeliydi, farklıydı. Fakat ben yetimhanedekilere uyum sağlamak için kendim olamıyordum. Julliet ise herkesle aynı olmak istiyordu sanırım... Farklı olduğu için onunla dalga geçtiler, canını yaktıkları bile oluyordu. Bizimle 'ilgilenen' kişiler Juliet'i savunmaya çalıştığımdan bizi ayrı tutmuşlardı. Zavallı Julliet ne kadar acı çekmiştir ve korkmuştur diye düşünüyordum her gece..."

Melaine duyduğukları karşısında şok olmuştu. İnsanlar bile birbirlerini farklı görüyordu. Hepsi insan olsada, hepsi eşit olsa da... Her zaman eşit olmaktan uzak bir yaklaşım vardı. Bir elini Jullia'nın omzuna koydu. "Acını anlayabiliyorum... Sadece dinlemesi bu kadar üzücü bir olayı yaşaması ne kadar acı vericidir. Sorduğum için bile özür dilerim..."

Jullia her zamanki seferden daha üzgün bir ifadeyle Melaine'ye bakıyordu. "Sorun değil Melaine. Arkadaşımsın ayrıca... Bilmeni zaten isterdim." Melaine'nin yüzünde sıcak ve ufak bir tebessüm oluştu. "Sen ve Julliet, güçlü kişilersiniz." dedi ve sarıldı Jullia'ya.

Konuşmak, manzarayı izlemek ikisi içinde keyifli bir deneyim olmuştu. Şimdi kasabaya dönme vakitleri gelmişti. Konuşarak ve gülüşerek döndüler kasabaya.

Melaine'nin aklına bahsi geçen dedektif gelmişti ki kasabada ki herkesin çok sevdiği bir adam olan Jordan onları durdurdu. "Oo Jullia, bu yeni arkadaşında kim?" dedi ve garip bir şekilde gülümsedi. Jullia sakin ve kibar sesiyle konuştu "Bu Melaine, buraya Londra'dan geldi kendisi. Ona etrafı gezdiriyordum." dedi.

Jordan anladım anlamında kafasını salladı ve sohbetin konusunu değiştirdi, "İncuslar bizim dünyamıza gelmiş diyenler arttı. Çoğu kişi de bizim kasabamız hakkında konuşuyor. Dedikodular iyice yayılınca çok güvendiğim bir dedektif olan Sukushiro'yu araştırma yapmaya ikna ettim. Japonyada ki Hida-Takayama kasabasından geliyor, oldukça zekidir he! Geldikleri gibi gidecek o İncuslar." dedi ve bir kahkaha patlattı.

Melaine bunun üzerine biraz korkmuştu, belli etmemeye çalıştı. Jullia Melaine'nin Jordan'dan hoşlanmadığını düşündü ve son bir kez kibarlık olsun diye gülümseyip ordan Melaine ile ayrıldı. "Biraz garip bir adam, yada fazlasıyla içinden geleni söylüyor diye öyle düşünmüşsündür. Alışırsın."

Melaine başını salladı. O sırada oradan geçen, kasabadaki diğer kişilerden daha farklı bir giyimi ve duruşu olan bir adamın ayağı Melaine'ye takılmıştı.

Melaine hemen yerden kalktı, "Affedersiniz! Yolun ortasında duruyordum, benim hatam." adam kazayı umursamamışa benziyordu. Ayağa kalktı ve cevapladı. "Önemli değil, benimde hatam var. Düşüncelerime fazlasıyla kapıldığımdan fark etmedim sizi." Jullia hemen söze girdi, "Siz herkesin şu bahsettiği dedektifsiniz değil mi?"

Sukushiro bu sorudan sonra iç geçirdi "Bu kasabadaki insanlar ilk defa mı dedektif gördü de bu kadar meraklılar... Evet o benim, tanıştığımıza memnun oldum. İkinizlede." Melaine karşısındaki kişinin kim olduğunu fark edince içini tekrar bir ürperti sardı. Kendisinden şüphelenmesini istemiyordu, ve olabildiğince hızlı bir şekilde buradan ayrılmasını diledi.

Şanslıydı ki Sukushiro sessizdi, belli ki insanlarla pek konuşmayı sevmiyordu. Düşüncelerini susturan ses yine dedektifindi, "Peki o zaman, görüşmek üzere." dedi, kısa kesip oradan ayrıldı.

Melaine rahatladı. "Vay be, İncuslara ne zorumuz var ki bu kadar umursuyoruz. Belkide onlarda sadece bizlerle anlaşmak istiyordur." dedi, bir yandan Jullia ne cevap vericek merak ediyordu. "Haklısın aslında, insanlar şans vermeyi bilmiyor işte." diye cevap alınca gülümsedi Melaine. Bir yandan, Sukushiro bahsi geçen İncus olayını pek umursamıyordu aslında. Sevdiği birini kaybedince bir çoğu şeyi umursamamıştı...

Bölüm sonu

4 yorum