Melaine güneşli bir güne uyandı, bu yatak kendi yatağından daha sıcak ve yumuşak gelmişti ona. Ardından ona verilen odadan dışarı çıktı Melaine, etrafına bakındı ve tanıdık bir yüz aradı. Birini görene kadar adım atmaya çekinmişti.
Birkaç dakika sonra uyanır uyanmaz onu görmeye gelirmişçesine yürüyen Jullia Melaine'nin yanına geldi, Melaine anında gülümsedi ve Jullia'ya saygı anlamında eğildi. "Günaydın, Jullia!" Jullia hafifçe gülümsedi "Bu kadar resmi olmaya gerek yok Melaine." ardından aynı şekilde karşılık verdi. "İyi uyudun mu bakalım?" Melaine başını salladı, "Harikaydı, teşekkürler."
Bir süre havadan sudan sohbet ettiler, yakınlardaki bir kayalığın üzerinde. "Seni tanıdıkça daha çok sevdim," dedi Julia başını sallayarak, Melaine gülümsedi, "Çok tatlısın." dedi. Bir süre sonra Melaine etrafına bakınmaya başladı, buraya asıl gelme amacı merakıydı. İnsanlardı. Onları görmek ve tanımak istiyordu. "Etrafı gezebilir miyiz?" diye sordu Jullia'ya, "Birlikte mi?" Jullia emin olmak için sordu, Melaine, "Evet, tabii." diye cevapladı onu.
Jullia başıyla onaylayıp ayaklandı, "Kardeşiminde bizimle takılmasını ister misin? Yani biliyorsun, ne kadar fazla o kadar iyidir." Melaine başını salladı "Evet! Bu harika olur!" böylece misafir evine tekrar geri döndüler, Jullia odasına gidip kardeşini çağırdı. Sonrasında kardeşi Jullia ile birlikte Melaine'nin yanına gitti.
Melaine Jullia'nın kardeşini görünce çok heyecanlanmıştı ama bir yandan konuşmaya utanıyordu o yüzden Jullia'nın kardeşinin lafa koyulmasını bekledi, nafile. Son çare olarak Jullia konuşmaya başladı "Melaine, bu benim kız kardeşim, Julliet. Julliet, bu benim arkadaşım, Melaine. İyi anlaşmanızı umuyorum." Melaine gülümsedi "Tabii ki de iyi anlaşırız, değil mi Julliet?"
Julliet, Melaine'dan pek hoşlanmışa benzemiyordu, boş gözleriyle Melaine’e baktı sadece. O sırada ise Melaine'nin kafasında düşünceler uçuşuyordu, cadı Rosalia.
Rosalia, Julliet adında bir kızı ona getirmesi karşılığında onu insan diyarına ışınlamıştı. Büyük ihtimalle bahsettiği Julliet bu Jullietti, Melaine bu durumu aklının bir kenarına not aldı ve ana odaklanmaya çalıştı.
"Eee Jullia nereye gideceğiz?" dedi Melaine neşeli bir tonla. "Hmm... At arabasıyla kasabıyı turlamaya ne dersin? Zaten Julliet'in favori aktivitelerinden biridir." Melaine ellerini çırptı "Oluurr!" Julliet Melaine'e soğuk bir bakış attı ve rahatsız edici bir ses tonu ile "Tabii, ayrıca at sürmekte de çok iyiyimdir, sen neyde iyisin Bayan Melaine?"
Melaine bu soruyu pek beklemiyordu ama kendinden emin bir şekilde cevap verdi "Şarkı söylemek! En iyi olduğum şey bu!" Julliet etkilememişe benziyordu "Büyük marifetmiş." Jullia, Julliet'i sözlerine dikkat et anlamında dürttü.
Küçük konuşmalar ve Melaine ile Julliet'in arasındaki atışmalardan sonra at arabasına bindiler, kasabanın etrafında tur atarken Melaine insanları meraklı bir şekilde gözlemliyordu. Ona hiç bir şekilde ölümcülde gelmemişlerdi, nasıl biri babasını öldürebilir anlayamıyordu.
Melaine gözlemlemeye devam ederken asıl gezecekleri yere ulaştılar, kasaba meydanı. Çok kalabalık değildi ama Melaine için oldukça fazla insan vardı. "Burada hoş bir kafe biliyorum oraya gidelim mi Melaine?" diye sordu Jullia tatlı bir tonla, Melaine gülümsedi "Evet evet! Lütfen gidelim." Julliet hemen lafa atıldı "Beş parasıza benziyorsun, kim ödeyecek senin yiyeceğini?"
Jullia gözlerini devirdi "Ben tabii ki." Julliet bu cevaptan hiç de memnun değildi ama yine de ısrar etmedi, ne de olsa Jullia onun ablasıydı. Kafeye girince Melaine hızlıca menüye bakındı, İncusya'da ki mini restoranlar veya kutlamalarda dağıtılan tatlılar, hatta yemeklerden daha çok seçenek vardı, yinede Jullia'yı zorlamak istemediğinden kendine sadece küçük bir pasta almıştı.
Julliet ve Jullia da aynı şekilde küçük pastalar almıştılar, pek fazla konuşmadılar. Melaine pastayı oldukça beğenmişti ve hava da zaten kararıyordu. En sonunda Melaine'nin dün gece uyuduğu odaya doğru tekrar yola koyuldular. Jullia yorgun görünüyordu, Melaine onu yorduğunu düşünse de bu konu hakkında konuşmak istemedi.
Julliet ise sadece Melaine'e kötü gözlerle bakıyordu. Yolda giderken aksi bir olay yaşanmadı, zaten bu yorgunlukta kimse kötü bir olayla karşılaşmak istemezdi. Vardıktan sonra Julliet hemen odasına gitti ama Jullia konu açmak istermiş gibi konuştu, "Ailen de senin geldiğin yerdeler mi Melaine? Londra, yani." Melaine başını salladı. "Evet, herkes orada. Abim, annem, en yakın arkadaşım, abimin arkadaşı..."
Jullia ona baktı, "Baban?" Melaine duraksadı, "Ee... Yani... O bizimle değil." Jullia iç geçirdi, öldüğünü tahmin edebiliyordu "Kaybın için özür dilerim." Melaine'in gözleri dolar gibi olmuştu, "Ben çok küçüktüm... Annem ve abimle kaldım. Babam öldükten sonra annem de çok değişti." acıyla gülümsedi, "Abim bana hem annelik hem babalık yaptı diyebiliriz." Jullia başını çaresizce salladı "Âna odaklanmalısın Melaine... Biliyorsun."
Melaine hafifçe gülümsedi, "Haklısın." Sessizlik tekrar oluştu. Bir kaç saniye sonra ise Melaine, Jullia'ya merakla baktı "Biraz... Uygunsuz olucak ama... Bir şey sorabilir miyim, lütfen?" "Tabii." Melaine iç geçirdi "Kardeşin... Neden böyle davranıyor...?" Jullia acınası bir şekilde kıkırdadı, "Bunu... Belki bir zaman sana anlatırım Melaine. Fakat henüz değil, tek diyeceğim şey böyle davranmasının arkasında derin sebepler var."
Melaine çok bir şey anlamamıştı ama onay verdi, sonrasında ikiside odalarına dağıldılar, yeni neşeli bir günün umuduyla.




