Emily bir kolonun arkasında saklanırken nefes nefeseydi.Ufak yaralarla saraydan dışarı çıkmayı başarmıştı.Ama bu başarı nereye kadar sürerdi,işte bundan hiç emin değildi.Her yerdeydiler.Sarayın içindeki suikastçılar,saray duvarlarının ardındaki bombacılar ve herkese kuduz köpek gibi saldıran Mappeller.
Aklındaki tek plan tabana kuvvet koşmaktı.Fakat Mappeller Emily'yi bulabilmek için heryeri geziyorlardı.Görülmeden kaçması neredeyse imkansızdı.
"Yürek yedinizde geldiniz galiba."
Arkadan bir kadın sesi gelince Emily oraya baktı.Ateşler içerisindeki bahçede saraydan olan iki kiş vardı;
Leydi Marry ve Lord Werald kendilerinden emin bir şekilde duruyorlardı.Leydi Marry kollarını esnetti.Lord Werald'sa gayet asil bir şekilde beyaz gömleğinin boyunluğunu düzeltti.
"Kendi ellerimle size bir yürek daha yedirmek isterim!"
Leydi Marry,Mappellerin üzerine koştu,aralarına daldıktan sonra onların tepki vermelerine müsâde bile vermeden ufak bir zıplayış yaptı ve kuyruğuyla birkaçının boynunu kopardı.
Hâlâ havadayken kafasız kalmış bedenleri bir tekmeyle diğerki Mappellerin üzerine attı.
Düşmanlar onun üstüne gelirken Leydi Marry rahat bir tavırla kuyruğunu yere batırdı,beline destek yaparak havada oturmaya başladı.
Onu öldürmek isteyen yüzlerce yaratığın olduğu bu ortamda gayet rahat görünüyordu.Bu Emily'yi içten içe büyüledi.
Leydi Marry,Mappellerle arasına az bir mesafe kaldığı zaman göz ucuyla Lord Werald'a baktı.Lord'un yerinde olmadığını fark ettiğindeyse dudakları yukarıya kıvrıldı.
Gözlerini ona doğru gelen Mappellere çevirdiğindeyse hepsini yerde buldu.
Başlarında dikilen Lord Werald, köşesinde gül bulunan bir mendille üzerindeki kan lekelerini siliyordu.
Leydi Marry kuyruğunun üzerinden indi ve kolonun arkasından onu izleyen Emily'nin yanına gitti.
"Saklanmakta berbatsın.En azından başını kolonun ardına sok."
Emily başını salladı.Şuan içinde bu iki Lord'a karşı yoğun bir saygı vardı.
Leydi Marry işaret parmağıyla bahçeyi kaplayan duvarlardan sol duvarı işaret etti.
"Şu duvarın alt köşesinin yanında gizli bir düğme olması lazım.Bastığın zaman duvarın küçük bir alanı kapı hâline gelicek ve açılacak.Baya bir süre koştuktan sonra güvenli bir alana ulaşıcaksın,anladın mı?"
"Anladım ama-"
Emily daha cümlesini bitiremeden Leydi Marry ona sarıldı.İlk başta neye uğradığını şaşırsada oda kollarını uzattı.
"Yaşa.Ne durumda olursan ol,yaşa."
Leydi Marry kendini geriye çekti ve ellerini Emily'nin omuzlarına koydu.
"İlerde muhakkak senin yanına geleceğim,o güne kadar sabret."
Bunu söylerken sesinin içinde çok şefkatli bir yaklaşım vardı.Bu Emily'e nedensizce bir güven verdi.
"Marry,gel artık."
Arkadan Lord Werald'ın sıkkın sesi duyuldu.Sarayın kocaman dış kapısının içerisinden birçok Mappel geliyordu.
"Peki ya babam? O nerede?"
"Majesteleri dün geceden beri düşman hattında."
Emily'nin endişeli yüzünü görünce ekledi;
"Baban için endişelenme.En güçlümüz olduğu için onu kralımız yaptık,haksız mıyım?"
Emily başını salladı.
"O zaman senin gitme vaktin."
Emily'yi sırtından sol duvara doğru itekledi.Sonra da Lord Werald'ın yanına koştu.
"Az daha geç kalsaydın senide düşmanlarla beraber parçalardım."
Lord Werald'ın sinirli tavrına karşılık kıkırdadı.
"Pardon,vedalaşma biraz uzun sürdü."
Aralarında bir metre mesafe kalmış Mappelleri görünce gülümsemesi büyüdü.
"Başlayalım mı?"
İki Lord tüm gücüyle savaşırken Emily duvarın köşesinin biraz yanına dokundu.Bir buton gibi arkaya ittirildiğini fark edincede duvarı tüm gücüyle ittirdi.
İttirdiği yerin hemen yanında dikdörtgen şekli açılınca Emily hızla oraya girdi ve yarınlar yokmuşcasına koşmaya başladı.
Mappeller onlara gece yarısı saldırmıştı.Son derece ani ve beklenmedikti.Bir suikastçı Emily'nin odasına girmiş ve onu öldürmeye çalışmıştı.Eğer hisleri ona son anda uyanmasını söylemeseydi şuan ne durumda olduğu vahimdi.
Hayatta olmasına şükrediyordu,fakat yanına hançerini almamıştı.Şuan tamamiyle savunmasızdı ve karanlık bir ormandaydı.Çıplak ellerle kendini savunabilirdi ama karşısına silahlı biri çıkarsa yapabileceği pek birşey yoktu.
Bu yüzden her saniye kendini daha hızlı koşmaya zorluyor,kendine lanetler savuruyordu.
Önünü bir silüet çıktığı zaman refleksle silüete yumruk attı.Yanından geçmeye çalışacaktı ki ayağına düz birşey takıldığını hissetti,sonra da yere yığıldı.
Başını kaldırıp kendini savunma pozisyonuna geçtiğinde altı mahkumun bir adamı taşımaya çalıştığını gördü.Yanlarında da yanağında bir kızarıklıkla küçük kız ona bakıyordu,elindeki kılıcı Emily'nin düştüğü yere yatırmıştı.Düşmesine o sebep olmuştu.
"Rahat bırak beni artık!"
Emily hızla ayağa kalkamaya çalışırken
üzerine birşey atıldı.Bir adam.
Yere yeniden kapaklanan Emily üzerine düşen adama karşı çırpınıyordu.
Birkaç gündür o canavar tarafından zorbalığa uğruyordu.Artık canına tak etmişti.
O adam tam karnının üzerine fırlatılmıştı.Adamın kolları ve bacakları yanlardan sarkıyordu.Emily bu ağırlık altında kalkmaya çalışırken üzerinde yatan kişinin Micheal olduğunu fark etti.Ağır yaralıydı.
"Ne?"
Küçük kız omuz silkti ve onları geçerek yürümeye başladı.
"Çabuk gel buraya! Böyle bir durumda nasıl beni yaralı biriyle bırakabilirsin?"
Daha kendini koruyamazken yaralı birine daha asla bakamazdı.
Küçük kız arkasını dönmeden yürümeye devam etti.Emily çaresizce etrafa bakınırken aklına son birşey geldi.
"Anlaşma yapalım!"
Bu sözlere karşılık adımlarını durdurdu.
Arkasını dönmeden Emily'e baktı.
"Beni ve Micheal'i güvenli bölgeye kadar götür.Karşılığında..."
Emily lafını tamamlayamadı.
Karşılığında ne verebilirdi ki?
Altın,saray,yeni bir kılıç,zırh veya millattan önce kalma bir kitap mı?
O canavarın bunlarla ilgilenmediği çok barizdi.
"İstediğin her şeyi yapacağım."
Küçük kızın yüzündeki meraklı ifade bir anda kayboldu ve eski şeklini aldı.
Emily kendini hemen düzeltmeye çalıştı.
"Demek istediğim,boş boş ortalıkta dolaşıyor olamazsın.Bir amacın olmalı,değil mi?"
Küçük kız yavaş hareketlerle dudaklarını araladı.
"Amaç?"
Bunu söylerken yüzünde değişiklikler meydana geldi.Göz bebeği küçülürken kaşları havaya kalktı.İlk defa acıması olmayan bir canavar yerine on üç yaşındaki bir kız çocuğu gibi gözüküyordu.
Emily bu ifade karşısında afalladı.Onu her gördüğü an yüzünde hiçbir mimik olmazken şimdiki ifadesi çok anormaldi.Bir an acaba yanlış birşey söyleyip söylemediği hakkında düşündü.
Uzun süren bir bakışmadan sonra ilk konuşan küçük kız oldu.
"Peki."
Geldikleri yöne doğru yürümeye başladı.
"Nereye gidiyorsun?"
Emily arkasından endişeli bir ses tonuyla sordu.Anlaşma yaptıklarını sanmıştı.
"Bandaj almaya."
"Beni terk etmeyeceğini nereden bilebilirim?"
Küçük kız,kılıcını korumalığıyla beraber Emily'nin yanına fırlattı.Sonra da karanlığın içinde kayboldu.