İçeriğe geç

İnsan

Bölüm 9 · 5 dk okuma

İnsan

Bölüm 9

Tanışma (9)

Ne kadar vakit geçtiğini bilmiyordu,ama o kızın geç kaldığından adı kadar emindi.

Karnında yan yatan adamın ağırlığı altında artık gerçekten ezilmeye başlamıştı.Onu birkaç kez itmeye çalışmıştı fakat bu hem Micheal'in canını yakmasıyla hem de kolunun ağrımasıyla sonuçlandı.

Tam pes edip yere geri uzanacaktı ki Micheal'ın göz kapaklarının titrediğini fark etti.Sonra o titrek göz kapakları açıldı ve kırmızı gözler ortaya çıktı.İlk önce o gözler gökyüzünü taradı.Sonra da Emily'i buldu.Dudaklarını aralayıp bir şeyler söylemeye çalıştı fakat başaramadı.Bunun yerine kendini dikleştirmeye çalıştı ama bu sadece acı inlemesiyle sonuçlandı.Tüm enerjisini kullanıp Emily'nin karnından kalkabilmek için kendini sol tarafa solucan gibi yuvarladı.Emily üzerinden kalkan ağırlıkla rahatlerken ayağa kalktı.Micheal'in yanına çöktü.

"Biliyorum,canın çok acıyor.Ama biraz daha bekle.Gelecek."

Micheal 'Kim gelecek?' der gibi tek kaşını yukarıya kaldırdı.

"O insan."

Bunu duyur duymaz Micheal'in göz bebekleri küçüldü ve birden kendini oturur pozisyona getirdi.Canı çok fena yandı,sanki göğsüne binlerce diken batmış gibi hissetti.

Emily onun bu ani hareketine şaşırırken Micheal kendini zorla ayağa kaldırdı.Ne yazık ki ayakları onu kaldıramadı ve dizlerinin üzerine çöktü.Yine de pes etmeyip kendini ayağa kaldırmaya çalıştı.Dişlerini birbirlerine sertçe bastırdı.O gelmeden ayağa kalkması gerekiyordu.

Yaprak seslerinin bir şeylere sürtünme sesi duyulduğunda ikiside oraya baktı.

Küçük kız elinde bir bandaj birde bezle gelmişti.Micheal'la gözleri buluştuğunda hiç bozuntuya vermeyip elindekileri ona fırlattı.

Micheal sorar gözlerle Emily'e baktığında Emily kendini açıklama ihtiyacı hissetti.

"Biz... Biz bir anlaşma yaptık da."

Micheal'in ağzından zorla da olsa bir kelime çıktı.

"Anlaşma?"

Emily başını sallarken alnından soğuk terler aktığını hissediyordu.

"Evet,o bizi güvenli bölgeye sapasağlam götürecek.Karşılığında da onun amacını gerçekleştireceğim."

Micheal'in çenesinde damarlar belirmeye başlamıştı.Sinirden titreyen çenesini oynattı.

"Peki ya bizi her an öldürebileceğini düşündün mü,Prenses?"

Emily başını gergince iki yana salladı.Sonra yanında duran kılıcı gösterdi.

"Ama kılıcı bizde,olası bir durumda kendimizi savunabiliriz."

Üçü birden kılıca baktığında Micheal hızla oraya atladı.Kılıcı alıp küçük kıza doğrulttu.Yavaş adımlarla ona yürürken kılıcın sivri kısmı küçük kızın boynuna ulaştı.

"En ufak hareketinde ölürsün."

Küçük kız kılıcın ucuna değilde,Micheal'in kılıcı tutan eline bakıyordu.

"Yanlış tutuyorsun."

Baş parmağı alttan sarkıyor,diğer parmaklarıda üstten kılıca tutunuyordu.Ve hiç belli olmasa da bu küçük kızı rahatsız etmişti.Elini yavaş hareketlerle kılıcın demirine götürdü ve keskin kısmından tuttu.

"Eğer bir kılıcı yanlış tutarsan,"

Kılıcı tutan elinden kan akmaya başladı.Micheal akan kana bakarken dikkati dağılmıştı.Küçük kız kılıcı yukarıya çekti ve Micheal'in ayağına çelme taktı.Micheal yere düşerken bu sefer küçük kız kılıcı ona doğrulttu.

"Karşı taraf seni kolayca alt eder."

Kılıcı korumalığına sokup yerdeki eşyaları aldı ve Emily'e uzattı.

Emily bu eşyaları alırken nefesinin altından binlerce küfür edip ayağa kalkan Micheal'i izledi.

Bugün bir ders almıştı: Asla bu ikisinin arasındaki bir kavgaya birbirlerini öldürmedikleri sürece karışma.

Küçük kız çimenlerin arasına yatıp Emily'nin Micheal'in yaralarını temizleyip bandajla sarmasını bekledi.Bu iş sırasında Micheal her ne kadar acı çeksede küçük kıza hırlamayı ihmal etmemişti.

"Micheal?"

Mırıltılar çıkardığında konuşmaya devam etti.

"Siz ikiniz,nasıl desem...Neden ondan intikam almak istermiş gibi hırlıyorsun?"

Micheal'ın ağzından alaycı bir gülüş kaçtı.

"Belli ki kimseye söylenmemiş."

Başıyla küçük kızı gösterdi.

"Diğer ki Lordlarla beraber şunu öldürmeye gittik.Marry ikimizin arasındaki savaşta kimin kazanacağını merak ettiği için karışmadı.Werald'sa orada bile değildi zaten."

Micheal ağlayacakmış gibi hırıltılı bir nefes alıp devam etti.

"Ve o beni yendi."

Sesi fısıltı olarak çıkmıştı.Emily bu laf karşısında donup kaldı.

"Yani sen artık-"

"Evet,artık bir Lord değilim."

Başını hafifçe sallayıp lafına devam etti.

"Normalde ikimizde idam edilecektik.Ama sonra hücreme birisi girdi diye hatırlıyorum,görüntüm çok bulanıktı.Bu yüzden kim olduğunu bilmiyorum.Geri kalan kısmınıysa hatırlayamıyorum."

Emily bu haberi vermek istemezmiş gibi bir süre sessiz kaldı.

"Aslında,o seni kurtardı."

Micheal boynunu neredeyse kırarak Emily'e baktı.

"Ne dedin sen?"

"Sen uyanmadan önce seni bulduğum zaman altı tane mahkum seni taşıyordu,yanlarında da o kız vardı.Beni gördükleri an seni benim üzerime fırlatıp gittiler."

Dağılmış kanları bezle silerken hafif başını eğdi.Micheal'in yüzünde gururu kırılmış bir ifade vardı.Aslında bu oldukça normal bir şeydi.Lordluğu kaybetmek tek başına fazlasıyla utanç vericiyken kaybettiği kişi tarafından hayatının kurtarılması görülmemiş bir şeydi.

Emily teselli edebilmek için bir şey söyleyebilmek istedi.Fakat güçlü bir laf bulamayınca bu fikirden vazgeçti ve son kalan bandajı kesip işini bitirdi.

Ayağa kalktığında diz kapaklarının uyuştuğunu fark etti.Bu yüzden topallayarak küçük kızın yanına yürüdü.

Uzun çimenlerin içinde yatarken daha yeni doğmakta olan Güneşi izliyordu.

Güneşi izlerken zihninde hiçbir düşünce yokmuş gibiydi.Sadece bakmak için bakıyordu.kendisinin varlığını fark etmeyince konuşmaya karar verdi.

"İşimi bitirdim."

Araya sonsuzluk gibi süren kısa bir ara girdi.Küçük kız hâlâ Güneşi izliyordu.Sanki transa girmiş gibiydi.

Emily,onu bir anlığına küçükken baktığı tavşanına benzetmişti.O da havuç yerken etrafına aynı onun gibi bomboş bakıyordu.Aklına gelen düşünceyle Emily'nin kontrolsüzce dudağının kenarı havaya kalktı.Sonra kendini toparladı ve küçük kızın yanına yürüdü.

Yanına gelmesine rağmen,o hâlâ Güneşi izliyordu.Emily elini uzatıp küçük kızın yüzüne salladı.

"Kaçalım."

Arkadan Micheal'in sesi duyuldu.Emily o tarafa baktı.

"Şuan Trans gibi bir şeye girdi.Hazır şansımız varken gidelim."

Micheal arkasını dönüp gitmek üzereyken Emily iç çekti.

"Bende senin zeki olduğunu zannederdim."

Micheal adımlarını durdurup geri döndü.

"Ne?"

Emily işaret parmağıyla Micheal'i işaret etti.

"Daha rahat hareket edemeyen, her yerde aranan idâm mahkumu olan eski Lord."

Sonra kendisini işaret etti.

"Daha güçlerini bile kullanamayan,Mappellerin gördüğü yerde öldürmesi emredilen işe yaramaz bir Prenses."

Elini kendine çekip küçük kıza baktı.

"Sence ikimiz,o olmadan hayatta kalabilir miyiz? İkimizi öldürmek için her şeyi yapabilecek yüz binlerce Mappellerin olduğu bir yerde hayatta kalabilir miyiz?"

Micheal bu laflar karşısında yere çakılıp kaldı.Haklıydı,ne kadar inkar etmek isterse istesin o haklıydı.

Yaralı biri için olabildiğince hızlı adımlar attı ve ayağını küçük kızın karnına bastırdı.

"Kalk artık!"

Transtan çıkan küçük kız gözlerini kırpıştırıp karnına basan adama baktı.

Eliyle nazikçe karnındaki ayağı tutup çimene geri koydu.Gözlerini birçok kez kırpıştırırken ağzından kocaman bir esneme çıktı.Sonra ayağa kalkıp yürümeye başladı.Micheal yüzünü ekşiterek işaret parmağını başının yanında döndürüp 'deli' işaret i yaptı.Sonra Emily ve Micheal onu arkasından takip etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.