İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 8 · 26 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 8

7. YAPBOZ

~Bölüm Şarkıları~

Elif Buse Doğan~Çarşambayı Sel Aldı

Resul Dindar~En Sonum

Tarkan~Kuzu Kuzu

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!

Yine oldukça heyecanlı ve ateşli bir bölüm daha sizlerle ;)

"Ayriluk ateşinde yakma bir daha yakma... Yüreğum ellerunde sakın daha bırakma..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum. Ha bu arada bölüm sonunda ki duyuruyu okumayı unutmayın!

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🤍❤️

~~~~~~~~~~~~~~~~~

İçimde ki şaşkınlık ve utanç birleşip düşünmemi engellerken kalbim tıpkı bir maraton koşuyormuşum misali atmaya başlamıştı. Leyla'nın mesajının etkisinden henüz çıkamamışken onu dibimde görmek zihnimde ki anıların daha net olmasını sağlıyordu, kuruyan boğazımı ıslatmaya çalıştım. Derince yutkunurken şaşkın bakışlarım Nehir'e döndüğünde onun ise arkasında ki Barkın'a baktığını fark etmiştim. Bunların burada ne işleri vardı?

"Senin ne işin var lan burada?" diye sordu Nehir dişlerin sıkarak. Aklımda ki soruyu dile getirdiğine göre yerimizi söyleyen o değildi, o zaman nasıl öğrenmişlerdi?

"Ne işim varsa var, sana ne?" diyerek çıkışan Barkın'la bakışlarımı tekrar grilere çevirdim, ani şokla felç geçirmiş olabilir miydim?

Gri gözleri bir an olsun bana dönmezken adeta ateş çıkartan bakışları sadece Hasan'a odaklıydı, bu sinirinin sebebi neydi? Gözlerimi kapatıp açarak lanet olası kalbimi dize getirmeye çalışırken bakışlarımı tekrardan Nehir'e çevirdim, bir hışımla ayağa kalkarak Barkın'ın karşısına dikilmişti. Buraya gelme sebebimiz olan Nehir'in flörtü de ayağa kalktığında Hasan da ayaklanmıştı, hoşgeldiniz cenaze namazına!

"Sen ikide bir burnumun dibinde bitmek zorunda mısın? Rahat bırak beni!" diyen Nehir'in siniri adeta sesine yansımıştı.

İçlerinden hala tek oturan benken alık alık etrafa bakmakla meşguldüm, omzumda ki eller ise gittikçe sıkılaşmaya başlamışlardı. En sonunda bulunduğum konumu kavradığımda omzumda ki ellerini iterek ayağa kalktım. Sıcaklayan bedenimle serinlemek için üstümde ki trençkotu çıkartıp sandalyeye attıktan sonra Mirza'nın karşısına dikildiğimde onun gözleri hala Hasan'ın üzerindeydi.

"Ne işiniz var burada?" diye sorduğum sırada sert bakışlarını zor bela bana çevirmişti ki kaşları daha çok çatılmıştı. Aşağı yukarı hareket eden adem elmasına gözüm takılırken o ise beni baştan sona süzmeye başladı, gözlerimi hızla ondan çekerek kendime baktığımda üzerimde ki mini elbiseyi işte o an hatırlamıştım. Benim en yakın zamanda b12'ye başlamam şart olmuştu!

"İşi siktir et, bu ne ula?" diyerek kelimesin tam anlamıyla boğuk bir sesle haykırdığında elbiseyi umursamamaya çalışarak kollarımı önümde bağladım. Bu hareketimle zaten fışkıran göğüslerim daha çok göz önüne serilirken bakışları hızla aşağıya kaydı, tekrar derince yutkunduğunda göz bebeklerinin genişlediğini fark etmiştim.

"Nüha hanım, beyfendi sizi rahatsız mı ediyor?" derken yanıma gelen Hasan'la Mirza'nın bakışları bir yırtıcı edasıyla hızla ona dönmüştü.

"Seni bir rahatsız ederim ağa bozuntusu iki ay üstüne oturamazsın." diyerek hızla öne atılan Mirza'yla önüne geçerek Hasan'a bariyer olmuştum. Harika! Ağa olduğunu bilmeyen tek ben vardım sanırım!

"Yeter bu kadar Mirza! Daha fazla gerginlik çıkarmadan defolun." dediğimde bakışları bana döndüğü sırada onu umursamadan arkamı dönecekken hızla kolumdan çekerek bedenimi bedenine yapıştırıp ellerini sıkıca belime sardı. İrileşen gözlerimle ona bakarken onun ise bakışları Hasan'ı delip geçiyordu.

"Kayan gözlerini çıplak ellerimle oyar, göz oluğunu sikerim senin!" derken dişlerini birbirine geçirdiğinde bakışlarım kasılan çenesine kayarken kaşlarımı çatarak sertçe onu itmeye çalışmıştım fakat belimde ki elleri buna izin vermeyerek daha çok tenime gömüldüler. "Sende uslu dur! Giymişsin zaten iki santim kumaş parçasını, bir yerini tutsam diğer tarafın açılıyor."

"Sana ne Mirza benim ne giydiğimden? Bırak beni!" derken tekrar itmeye çalıştığımda yandaki trençkotumu alarak hızla omuzlarıma bırakıp başını eğerek arkaya baktığında omuzlarını daha sert ittim.

"Kız bırak dedi asker!" diyen Hasan'la duyduğum başka bir sesin ardından bakışlarım hızla ona döndü. Mirza'nın alnına silah dayamıştı!

"Komutanım." diyerek silahını çeken Barkın'ı Nehir takip ederken bakışlarım Hasan'daydı.

"Nehir sende silahın ne işi var?" diye soran diğer çocukla bakışlarım hızlıca Nehir'e dönmüştü.

"Yine mi söylemedin la?" derken Barkın'ında şaşkın bakışları ona dönerken göz devirmeden edememiştim.

"İndir şu silahı Hasan!" diyerek ona baktığım sırada az önce belimde olan eller karnıma sarılarak beni kendisine sabitlemişti. Saçlarıma çarpan nefesi midemde kramplar oluşmasını sağlarken bedenim istemsizce kasılmıştı.

"Sizde mi askersiniz?" diye soran Hasan'la derince bir nefes alarak olumlu anlamda başımı salladım. Hareketimle beraber silahını indirirdikten sonra geri yerine koyduğun da bakışlarımı silahları indirmeleri için Nehir ve Barkın'a çevirdim. "Kusura bakma Nüha, sen git deyince ben sevmediğin biri sanmıştım."

Konuşması hala oldukça kibarken bende utanarak hafifçe gülümsediğimde karnımda duran elleri daha çok baskı yapmaya başlamıştı.

"Asıl sen kusura bakma, bize abi gibi oldukları için bazen fazla korumacı olabiliyorlar." dediğim sırada iki ayrı sesten aynı cevap yükselmişti.

"NE?!" diyen Mirza ve Barkın'la gülmemek için dudağımı ısırken tekrar Hasan'a döndüm.

"Daha fazla kargaşa çıkarmadan gitsek iyi olacak ama lütfen bunu sonra tekrarlayalım."

"Bok tekrarlarsın." diyen arkamda ki sesi umursamadan omuzlarımda ki trençkotu giydikten sonra masada ki çantama uzanarak üzerimde ki ellerini ittim.

"Hiç sorun değil, sen yeterki yer ve zaman belirle. Ben orada olurum." diyerek gülümseyen Hasan'la Mirza arkamdan öyle hızla çıkarak adamın yakalarına yapışmıştı ki fark edememiştim bile.

"Bak sana küçük bir tüyo vereyim ağa bozuntusu, o her zaman benim yanımda ve başka hiçbir orospu çocuğuna yer yok! Anlaşıldı mı?" derken tuttuğu yakalarıyla aynı zamanda adamı sarsıyordu. Hızla ileri atılarak ellerini tutup bakışlarımı ona çevirdim, bir de aşireti başımıza saracaktı aptal!

"Bırak adamı Mirza!" diyerek ellerini çekmeye çalıştığımda bakışlarını bana çevirince tuttuğu yakalarıyla adamı sertçe iterek bıraktıktan sonra elini sıkıca elime sararak beni çekiştirmeye başlamıştı. Dışarı çıkana kadar her ne kadar elimi çekiştirsem de öyle sıkı tutuyordu ki birazdan elimde ki kan akışını bile kesilebilirdi.

Dışarı çıktığımız an elimi sertçe çekerek sinirli bakışlarımı ona çevirdim. Tamam, bende içerdekilere bayılmıyordum lakin bu tavrı olağandışıydı. Daha birkaç hafta öncesine kadar neredeyse beni öldürecek kadar nefret ederken şimdi ki bu kıskançlığın sebebi neydi? Ne değişmişti? Düşünmekten kafayı yemek üzereydim.

"Aşiretle randevuya çıkarken ne geçiyordu aklınızdan?" diye öfkeli sesle soran Barkın'la bakışlarım arkama dönerken yanımda ki Nehir'i fark etmiştim.

"Sen kimsin de biz sana hesap vereceğiz acaba?" diyerek Barkın'ın üzerine yürüyen Nehir'i kolundan çekerek durdurdum.

"Bırakın komutanım gelsin, biz onun takıldığı veletler gibi korkak değiliz." dediğinde biraz hak vermiş olabilirdim, diğer çocuğun korkudan beti benzi atmıştı içerde.

"Evet Nüha sen niye beni tutuyorsun ki? Bırak! İki eğlencemiz vardı yine gelip sıçtı içine!"

"Yine mi? Ulan öncekinden ben seni kurtardım!" diyerek bir adım öne gelen Barkın'la derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Başımıza neler geldiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu lakin karşımda sinirli bir şekilde sigara içen Mirza'yı görmezden gelmeye çalışmak bir hayli zordu.

"Bir anda götümde bitmeseydin de ben kendimi kurtarabilirdim, karşında kim olduğunu hatırlamanı öneririm Barkın." dediğinde sert sesinden ciddi olduğu anlaşılıyordu.

"YETER!" diye haykıran Mirza'yla hala bakışlarımı ondan çekmezsen grileri bana kitlenmişti. "O ağa bozuntusunun kim olduğunu biliyor musunuz siz?"

Bakışlarımı hala ondan ayırmazken sadece çatık kaşlarımla onu izliyordum. Uzun süredir kaçtığım o konunun zihnime dolmasına izin verdim, gerçekten Han olma ihtimali var mıydı? Eğer bunu öğrendiği için hareketleri bu kadar değiştiyse neden söylemek yerine kıvranmayı seçiyordu?

"Kimse kim komutanım, bu size mekanı basma hakkı vermez. Ayrıca siz burada olduğumuzu nasıl biliyorsunuz? Üşenmeyip konumlarımızı mı araştırdınız?" diyen Nehir'in sesi kulağıma dolarken parmaklarımı kolundan ayırarak arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Bu değişken halleri kafamı allak bullak ederken ne düşünmem gerektiğine karar veremiyordum.

Tekrar kolumdan sertçe çekildiğim sırada içimde ki sinire daha fazla mukayyet olamayarak hızla arkamı dönüp yumruk yapmış olduğum elimi Mirza'nın yüzüne geçirmiştim. Vurmanın etkisiyle kafası diğer tarafa dönerken kaşları çatılmıştı. Çarpmış olduğum elimin aksine kalbim daha derinden sızlarken sanki göz ardı ettiğim tüm davranışlarını bir anda hatırlıyormuş gibi hissediyordum.

"Sebebi ne olursa olsun hayatımıza karışma hakkın yok Yalçıner, hele ki senin hiç yok." dedikten sonra gözlerinde gördüğüm hüznü umursamadan arkamı dönerek Nehir'in arabasına ilerlediğimde ardımda ki sessizliği duymazdan geldim. İçim öyle kalabalıktı ki ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum.

"Hayır." diyen sesi kulağımı doldurduğunda arabanın yanına ulaşmıştım. Bakışlarım ona döndüğü sırada hızla yanıma adımladığını fark ettim, elimi nazikçe kavrayarak gözlerimin içine baktığında gri bakışlarında gördüğüm o tanıdık his kalbimi çepeçevre sarmıştı. "Hayır senden bir kez daha mahrum kalmayı göze alamam."

"Han..." diye fısıldadığımda gözleri öyle derinden parlamıştı ki fark etmemek mümkün değildi. Dudakları kıvrıldığında yüzünü bana doğru eğerek alnını alnıma yasladı.

"Buldum seni Van kuğusu."

Dilim şaşkınlıktan tutulurken zihnimin içinde dönen anılar gözümün önünden birer birer geçiyordu. Beni korktuğumda saran, uyumama yardım eden, güldüren ve son olarak kalbimi paramparça eden kişilerin hepsi oydu...

Bir adım geriye giderek elimi avucundan ayırırken gözümden bir damla yaş yanağıma doğru süzüldü, yüreğim acıyla kasılırken zihnimde yankılanan tek isim vardı.

Halil albay...

Beni kurtaran kişi oydu ve ben bunca zaman bunu bilmeden yanında durmuştum, ona son kez veda bile edememiştim. Kim olduğumu bildiği halde neden bana kendini tanıtmamıştı? Neden bana onu söylememişti?

Bakışlarım tekrardan grilere çarpınca içim özlemle harlandı, bu zamana kadar asla olamaz dediğim kişi oydu. Hayat ne kadar canını yakmıştı da bu denli değişmişti? Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım, düşünmek için zamana ihtiyacım vardı. Hala o tuhaf nanemsi kokusu burnuma gelirken odaklanamıyordum.

Bana doğru bir kez daha atılacakken hızla elimi kaldırarak onu durdurduğum sırada arkamdan gelen sesle bakışlarım aniden oraya dönmüştü. Yaradandan gerçekten sabır diliyordum!

Nehir ve Barkın arabaya binmiş ve hızla ilerlemişlerdi. Şok içinde arkalarından bakarken derince bir nefes aldım, Nehir'e bunu ödetmeden durursam bana da Nüha Üsteğmen demesinler! Çalan telefonumla tekrar sabır çekerek çantamdan çıkarttığımda gördüğüm isimle hızla açarak kulağıma koydum.

"Söyle Nehoş, ölmeden önce ne arzu edersin?" diyerek sinirli bir ses tonuyla konuştuğumda telefonun arkasında ki Nehir'in yutkunduğunu duymuştum.

"Hiç bana kızma Nünü, konuşup her şeyi halletmeniz lazımdı. Kaçmakla hiçbir şey düzelmiyor işte, gördün." dediğinde elimi sertçe saçlarımdan geçirerek çekiştirdim. Ne konuşacağım hakkında en ufak fikrim bile yokken yanında duramazdım, ne için utanacağımı yada neye kızacağımı bile şaşırmıştım. Kulağımdan aniden çekilen telefonla bakışlarım hızla arkaya döndü.

"Tamam Nehir, bana emanet." dedikten sonra telefonu kapatıp tekrar bana uzattığında elinden sertçe aldım.

"Taksi çağıracağım, sonra konuşuruz." diyerek tekrardan arkamı döndüğüm sırada bu sefer önüme geçerek cüssesiyle beni durdurmuştu.

"Ben bırakırım evine, şu kılıkta taksiye falan binemezsin." dediğinde suratımda ki ruhsuz ifadeyi değiştirmeden ona bakmayı sürdürdüm.

"Niye? Bir şerefsizin dölü olduğumu düşündüğün için mi?"

İstemsizce dudaklarımdan dökülen kelimeler içimi yakıp kül etti. Onu hiç tanımazken sözleri pek umurumda olmamıştı, çünkü tanımıyordu ve acısı vardı. Peki ya şimdi? Şimdi neden kalbimi bu kadar kanatıyordu?...

Sözlerimle birlikte yüzünü hızla hüzün kaplarken bir adım atarak tekrar bana yaklaştı. Söylemek gerekirse aylar sonra ilk kez onun duygularını belli ettiğini görüyordum, poker suratından hiçbir duygu geçmezdi esasında.

"O zamanlar seni tanımıyordum, yemin ederim. Evet belki bu sözlerimi telafi edemez ama lütfen anla beni!" diyerek bana üstten bakarken gözleri gözlerimin içine odaklıydı. "Affetmen için ne yapmamı istersen yaparım. İstersen dizlerimin üstüne çökerim ya da tüm askeriyenin önünde yalvarabilirim, sadece affet."

Sözleriyle gözlerim büyürken istemsizce şaşkınlıktan ağzım hafifçe aralanmıştı, bu kadar mı pişman olmuştu? O yıkılmaz komutanı karşımda yalvarırken görmek her ne kadar içimi bir hoş etse de onun Han olduğu gerçeğine alışamıyordum. Oysaki onu ilk gördüğüm andan beri zihnime düşen tek isimdi ve artık gerçekten yanımdaydı.

"Sadece eve gitmek istiyorum Han." diye mırıldandığımda bakışlarında ki o anlamsız pırıltıyı tarif edemiyordum, grileri güneşin arkasına gizlenmişti sanki.

Ona nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum, senelerdir görmek istediğim tek kişi oydu fakat hislerim kulağa öyle saçma geliyordu ki onları dillendirmeye bile korkuyordum. Sadece bir çocukluk arkadaşıydık sonuçta, başka anlamlar yükleyemezdim. Aynı zamanda siksinler ki o benim komutanımdı, onun hakkında farklı düşünemezdim.

"Peki, araba şu tarafta." diyerek gösterdiği yere ilerlemeye başladığımda o da hemen arkamdan geliyordu. Seneler öncesinde onun yanından ayrılırken dudaklarıma bıraktığı buseyi hatırladığımda kalbim amansızca hızlanmaya başlamıştı. Hatırladığım kesitlerle hızlı adımlar atmaya çalışırken yürüdüğüm zeminde ki taşlara takılarak sendelediğim sırada bir kol hızla belime sarılarak beni kucağına aldı.

Gözlerim irice açılırken kendimi bir anda onun kucağında bulmuştum, lanet topuklular!

"Ne yapıyorsun sen?!" diye adeta cırladığımda gözlerini kapatarak yüzünü büzüştürmüştü.

"Bağırma kulağımın dibinde."

"Kulağının dibine getirmeseydin o zaman, indir beni!" dediğimde grileri hızla bana döndü.

"Biraz daha cırlamaya devam edersin yol boyu kucağımda gidersin." diyerek yüzünü biraz daha bana yaklaştırdığında boğazım öylesine kurmuştu ki derince yutkunmam gerekmişti. Bakışları dudaklarıma kaydığında bu sefer yutkunan o olmuştu, yürümesi aniden kesildiğinde bile gözlerimi ondan ayıramıyordum. "Yapma..." diye fısıldadığında benimde bakışlarımın onun dudaklarında olduğunu o an fark etmiştim. Dolgun dudakları gözlerimin önündeyken kendimi zapt etmek oldukça zor geliyordu şu anda.

"İndirmelisin." Tıpkı onun gibi fısıldadığımda beni tutan kolları da sıkılaşmıştı.

"Neyi?" diye sorarak biraz daha yaklaştığında beynimde ki alarm çanları çalmaya başlamıştı, bu çok yanlıştı. Hızla gözlerimi kapatarak kafamı çevirdiğimde alnını saçlarıma dayayarak derince nefesler almaya başladı. Beni yavaşça yere bıraktığında bile bakışlarımı ona çevirememiştim, yanaklarımın kıpkırmızı olduğuna emindim. Bir eli hala belimdeyken diğer elini çekerek cebinden anahtarı çıkarttı.

Açılan kapılarla hızla arabaya bindiğimde sonunda tenimden ayrılan elle nefeslenmeye başladım, dokunuşu rahatsız etmek yerine tüm bedenimi etkisi altına alıyor gibiydi ve neredeyse kalp krizi geçirtecek kadar kalbimin atışlarının hızlanmasını sağlıyordu. Sürücü koltuğuna geçtiğinde üzerinde ki deri ceketini çıkartıp sertçe arka koltuğa attığında yerimden zıplamamak için kendimi kasmıştım, bu adam kesinlikle bipolardı!

Üzerinde ki gerilen siyah tişörte odaklanmamaya çalışarak bakışlarımı hızla önüme çevirsemde gözlerimin önünden gitmiyordu. Kalın omuzları ve kalın kolları tişörtü öyle germişti ki her an patlayacak gibi duruyordu, kesin bilerek küçük beden almıştı uyuz! Fakat itiraf etmek gerekirse aşırı seksi duruyordu.

Nüha düşünme!

Bir süre sessizce ilerlediğimizde sıkılmaya ve daha da gerilmeye başlamıştım, saçma bir sessizlikti. Elimi radyoya uzatarak açtığımda yan bakışlarla da ona bakmıştım, itiraz etmediğini fark ettiğimde radyoyu rastgele açarak arkama yaslanmıştım. Aklıma gelen başka bir anıyla bakışlarımı hızla ona çevirdim.

"Mecnun bizim Meco'mu?" dediğimde bakışlarını bana çevirmeden kafasını olumlu anlamda sallamıştı.

"O da seni yeni öğrendi."

"Nasıl öğrendin ben olduğumu?" diye saçma bir soru sorduğumda kendime göz devirmemek için kendimi zor tutmuştum. Gözlerime bakan on km öteden anlardı zaten! Peki ben niye onu gözlerinden tanıyamamıştım?

"Odanda atlıkarıncayı gördüm." dediğinde bakışlarımı tekrar ona çevirmiştim. Geçen gün rüya sandığım zaman diliminde odama da mı girmişti? "Uykuluydun, büyük ihtimal hatırlamıyorsundur."

Keşke o rezil anıyı hatırlamasaydım! Adama iç çamaşırı showu yaptığım düşüncesi zihnimde tekrar dolandığında bakışlarımı kaçırarak önüme döndüm, neyseki hatırlatıp daha fazla utanmamı sağlamıyordu.

"Söylemek gerekirse manzara harikaydı."

Hay dilimi sikeyim! Sözleriyle birlikte bakışlarım hızla ona dönerken kaşlarımda çatılmıştı, ben o haldeyken izlemiş miydi? Yok Nüha, kapattı hemen gözlerini. Üç yaşındasınız ya siz çünkü!

'Bak, kırıldı kolum kanadım. Olmadı tutunamadım. Zor...yokluğun çok zor, alışamadım.'

Radyoda yankılanan sözlerle söylemek istediklerim boğazıma düğümlenirken kafamı koltuğa yaslayarak ona bakmayı sürdürdüm. Esasında varlığını öyle çok özlemiştim ki sadece olayın şaşkınlığını yaşıyor gibiydim.

'İşte kuzu kuzu geldim, dilediğince kapandım dizlerine. Bu kez gururumu ateşe verdim, yaktımda geldim. İster at ister öp beni ama önce dinle ve bak gözlerime, inan bu defa. Anladım durumu tövbeler ettim.'

“Affetmen için ne yapmamı istersen yaparım. İstersen dizlerimin üstüne çökerim ya da tüm askeriyenin önünde yalvarabilirim, sadece affet.”

Diyen sözleri tekrar zihnimde çınladığında şarkıyla ne kadar uyumlu olduğunu fark etmiştim. Sahiden istesem yalvarır mıydı acaba?

Bakışları bana dönmeden arabayı sertçe durduğunda çevreme bakarken bir uçurumun kenarına geldiğimizi fark etmiştim, burada ne işimiz vardı? Şarkı hala arkadan çalmaya devam ederken elleri sıkıca direksiyona tutunmuştu, öyle ki sıkmaktan parmak boğumları bembeyaz kesilmişti.

"Şu kırmızı şeyi sil!" diyerek adeta dişlerinin arasından tısladığında kaşlarım çatılmıştı. Ruju mu kastediyordu?

"Ruju mu?"

"Her ne sikimse! Sanki az dikkat çekiyormuşsun gibi daha çok vurgulamışsın birde." dediğinde bu sefer kaşlarım havalanmıştı. Nah silerdim!

"Burası neresi?" diyerek konuyu çevirdiğimde bir eli aniden önüme uzanarak torpidoyu sertçe açtıktan sonra içinde ki ıslak mendili çıkartıp kucağıma bırakmıştı.

"Sil!"

"Böyle rahatım, teşekkürler." derken sırıttığımda bakışları hızlıca bana dönmüştü. Gözleri tekrar dudaklarıma kayarken hareket eden adem elmasıyla tekrardan gözlerini sıkıca kapatarak derince bir nefes aldı. Sanki... tahrik oluyormuş gibiydi.

"Çok ince bir çizgideyim kuğu, üç saniye içinde silmezsen günah benden gider." dediğinde gözlerim ıslak mendile çarpmıştı. Nasıl günah giderdi? Ne yapardı ki? İçimde ki asi kız asla silmemek konusunda direktifler verse de bakışları pek hayra alamet durmuyordu. Sanki her an dudaklarıma yapışırmış gibiydi, bakışlarım biraz daha alta kaydığında hızla önüme dönerek ıslak mendili kutusunu açtım. Lanet gelsin! Niye bakıyorsun ki?

Hızla içinden bir tane aldıktan sonra üstte ki aynayı açarak ruju silmeye başlamıştım. Az önce baktığım yerde gördüğüm şişlik hala zihnimdeyken bacaklarımı biraz daha birbirine bastırmıştım, kahretsin!

"Buraya niye geldik?" diye sorarken dudağımı silmeyi bitirerek yüzümde ki akan yerleri de düzeltip aynayı kapatmıştım.

"Konuşmak için." dedikten sonra hala çalan radyoya uzanarak sesini kısmıştı. "O sikikle ne işin vardı?"

Hasan'ı kastettiğini anlamıştım fakat ona neden bu kadar takıldığını bir türlü anlayamıyordum. Belli ki bir suç işlemişti ve Nehir yüzünden yine bir boka bulaşmıştık.

"Arkadaşça yemek yiyecektik, tabi birileri bodoslama dalmasaydı." dediğimde inanmaz bakışları hızla bana döndü.

"Arkadaşça? Bu kılıkta?" diyerek üzerimi işaret ettiğinde gözlerimi devirdim.

"Ne yapsaydım Han, kamuflajla mı gitseydim?"

"Evet, asker değil misin sen? Her an üstünde olmalı." dediğinde kollarımı göğsümde bağlayarak ona döndüm.

"Seninki nerede o zaman?" dedim üzerine işaret ederek.

"Ben buluşmaya çıkmadım."

"Ha buluşmaya giderken kamuflaj giyiyorsun yani?" dediğimde kaşlarım havalanmıştı. Dişlerim sinirle birbirine geçerken neden sinirlendiğini bile anlamamıştım. Bir de kamuflaj giyiyormuş! Sanki normal hali az yakışıklıymış gibi bir de üniformayla gidiyormuş!

"Konuyu değiştirme, bir soru sordum." diyerek o da bana döndüğünde öfkeden her an gözlerimle ateş saçabilirdim. Buluşmaymış! Siksinler buluşmasını!

"Sana ne benim kiminle neden buluştuğumdan? Altı üstü çoçukluk arkadaşıyız diye hayatıma karışma yetkin yok Yalçıner, abilik yapmayı kes." dediğimde öyle hızlıca elini uzatıp ensemden tutarak beni kendisine çekmişti ki karşı çıkmaya zamanım olmamıştı.

"Bir daha bana abi dersen seni nefessiz kalana kadar öperim Kuğu."

Sözleriyle gözlerim büyürken istemsizce yutkunduğumda bakışları tekrar dudaklarıma kaymıştı, kahretsin bir kez daha bakarsa ben ona yapışacaktım!

"O zaman sende öyle davranma." diye fısıldadığım sırada diğer elini de yanağıma yerleştirdiğinde çevremi saran nanemsi kokunun etkisi altına girmemeye çalışıyordum. Daha çok mentol gibi kokuyordu sanki, kahve kokusu baya gerilerde kalmıştı.

"Nasıl davranmayayım?" diyerek daha çok yaklaştığında nefesi yüzümü yalamaya başlamıştı. Mentol sigara kokusuyla karışırken inlememek için kendimi zor tutuyordum, lanet olsun nasıl bu kadar kolay etkisi altına alabilirdi? Onca erkekle dip dibe eğitimler almıştım ve biri bile bunun yarısı kadar etkileyememişti.

"Bu çok yanlış Han, geri çekilmelisin." dediğimde söylediklerime ben bile inanmıyordum. Çünkü bende geri çekilmek için hiçbir çaba göstermiyordum.

"Yanlışlar sikimde değil. Benim nezdimde doğruysa her şey bitmiştir ve bu kesinlikle hayatımda ki en doğru şey." dedikten sonra geri çekilerek dudaklarını sertçe alnıma yasladığında gözlerimi ne zaman kapattığını bile anlayamamıştım. Neden ona karşı çıkamıyordum? Neden onu itmek yerine boyun eğiyordum?

Ellerini benden ayırarak direksiyona uzandığında bende geri çekilerek arkama yaslanmıştım. Sözleri bozuk plak misali zihnimde dönerken anlam yüklemeye çalışıyordum fakat kafam öyle çok karışmıştı ki her şey birbirine giriyordu. Sesi tekrar zihnimde çınladı.

Benim nezdimde doğruysa her şey bitmiştir ve bu kesinlik hayatımda ki en doğru şey.

Hareket eden arabayla ikimizde sessizleştiğimizde kendimi akıp giden yolu izlemeye vermiştim. Bir süre sonra gözlerim kapanmaya başladığında kendimi daha fazla tutamayarak uykunun kollarına bırakmıştım. Son hatırladığım mentol ve sigara kokusuyla harmanlanan bir şeyin üstüme örtüldüğüydü.

~~~~~~~~~~~~~

Nehir Aladağ...

"Arkadaşını bu şekilde bırakman ne kadar doğru?" diye soran muşmula suratlıya bakışlarımı çevirdiğimde yüzünü bir kez daha dağıtmak istemiştim. Kapattığım telefonu arkaya fırlatırken sorusuna cevap vermeden arabayı hızlandırdım, sırf Nünü'nün aşk hayatı için bu salağa katlanmak zorunda kalmıştım. "Niye kızgın olduğunu anlamıyorum."

"Evet bende neden iki de bir yırtık dondan çıkarcasına dibimde bittiğini anlamıyorum." diyerek daha fazla dayanamayıp ona döndüğümde sertçe bakan elalarıyla karşılaşmıştım.

"Orospu çocuklarını mıknatıs gibi kendine çektiğin için mecbur kalıyor olabilir miyim?"

"Tanımadığın insanlar hakkında yargılama yapamazsın." dedim sertçe tekrardan ona dönerek.

"Eğer o piç kuruları senin götünün dibindeyse yaparım." dediğinde sinirle dudaklarım kıvrılmıştı.

"İnsanın kendisini bilmesi iyi bir şey tabi."

"Bana laf sokacağına hesap ver Nehir, onların kim olduklarını biliyor musun?" diyerek hala sinirli bir tonda konuştuğunda direksiyonu çıkartıp kafasına geçirmek istiyordum.

"Ne var yani aşirettelerse? Askerler aşiretle ilgili olan insanlarla sevişemez diye bir kanun mu var?" dediğimde aniden firende olan bacağıma bastırıp el frenini çekmişti ki hızla duran arabayla bakışlarımı ona çevirdim. Yolun ortasında dan diye durmuştuk!

"Ne dedin sen?"

"Düzenli giden bir seks hayatım vardı ve sen ikidir içine sıçıyorsun dedim, oldu mu?" dediğimde çenemi sertçe tutarak bana yaklaştığında içimde kıpırdanan duyguları durdurmaya çalıştım.

"İt kopukla sevişmek mi senin seks hayatın?" diyerek çenemi biraz daha sıktığında altta kalamazdım. Bende elimi ensesine çıkartarak ona yaklaştım.

"Sanki sen çok farklısın."

"Belki ama bıraktım." dediğinde işte şimdi biraz şaşırmıştım. Düşündüğümde sahiden ne zamandır biriyle konuştuğunu görmüyordum.

"Senin ne yaptığın beni ilgilendirmiyor Barkın, salak saçma abi tavırlarında dibimde dolanma yeter." dediğim anda kendimi öyle hızlı bir şekilde kucağında bulmuştum ki neredeyse inlememe saniyeler kala kendimi durdurmuştum. Aynı hızla çenemde ki eli enseme kayarken dudaklarıma yapışan dudaklarıyla nevrim döndü. İnleyerek öpüşüne karşılık verdiğimde bir eli hızla kalçamı bularak elbiseyi hafifçe yukarı kaydırdı.

"Bir daha bana abi dememen gerektiğini öğretmemiz gerek sanırım." diyerek dudaklarıma doğru fısıldadığında ensesinde ki elimi saçlarına çıkartarak yumuşak tutamlarını avuçladım.

"Bu çok yanlış, aynı timdeyiz." dediğim sırada parmaklarını bacaklarımın arasında gezdirdiğinde inleyerek dudaklarını sertçe ısırdım.

"Nüha ve Mirza da aynı timde." dediğinde siksinler ki çok mantıklı gelmişti ve kendimi daha fazla tutamayarak tekrar dudaklarına atıldım.

Sonuçlarını yarın düşünürdüm ama şu an sadece keyfime bakacaktım...

~~~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç...

Yattığım yerde bir kez daha dönerken yüzümü yastığa bastırmıştım, burnuma dolan mentol kokusuyla kaşlarım çatılırken gözlerimi hafifçe araladığımda karşılaştığım güneş ışığıyla hızla gözlerimi açarak yataktan kalktım. Siktir, geç kalmıştım!

Arkamı dönüp dolabıma ilerleyecekken gördüğüm odayla gözlerim büyüdü, burası neresi lan? Hızla bakışlarım üstüme döndüğünde üzerimde ki siyah ve bana oldukça büyük gelen tişörtle ikinci bir şok daha yaşamıştım. Tamam, sakin ol Nüha ve dün neler olduğunu hatırla!

En son arabada onunla yakınlaştığımızı hatırlıyordum, ardından ben uyuyakalmış olmalıydım çünkü anı orada bitiyordu. Sözleri tekrar zihnimde yankılanırken kendimi yatağa bırakmıştım, burası onun evi miydi? Aklıma gelen başka şeyle yerimden hızla doğrularken hafifçe zıplamıştım. Uykuluyken çok salak olabiliyordum, ya o an adama yapıştıysam ve bir şeyler yaşandıysa! Zıpladığımda herhangi bir şey hissedememiştim, sanırım o pantolonundan gördüğüm şey girmiş olsa sonrasında bir süre oturamazdım. En azından ben öyle düşünüyordum...

"Yatağın rahatlığını mı kontrol ediyorsun?" diyen sesle hızla bakışlarımı kapıya çevirdiğim de üzerimde ki tişörtünün oldukça büyük olmasına şu an minnettardım, dün giydiğim elbiseden daha büyüktü. Bir saniye, üstümü kim değiştirmişti?

"Burada ne işim var benim?" diyerek ayaklandığımda bakışları beni boydan boya süzerken bacaklarımda fazla oyalanmıştı. Dilini hafifçe dudaklarında gezdirdiğinde bacaklarımı daha çok birbirine bastırma dürtümü zapt etmeye çalıştım.

"Uyuyakaldın ve Nehir de telefonunu açmadığı için buraya getirmek zorunda kaldım." dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Nehir için tam endişelenecekken yanında Barkın'ın olduğunu hatırlayarak derin bir nefes almıştım, bir şey olmazdı sanırım. Fakat yine de aklım kalmıştı, bir arasam iyi olacaktı. Etrafa bakınarak çantamı aradığım sırada bana doğru adımlamasıyla bakışlarım tekrar ona döndü. "Merak etme, az önce Barkın'la konuştum. Birliktelermiş."

"Nasıl yani? Bu kadar saat ikisi baş başa mıymış?" diye sorduğumda aklımda nedense tek bir senaryo canlanmıştı.

"Sanırım evet." diyerek boğuk bir sesle konuşurken bir adım daha attığında Nehir'i düşünmeyi sonraya ertelemiştim, çünkü şu an karşımda üstü çıplak bir adet Yüzbaşı bulunuyordu!

"Üzerimi kim değiştirdi peki?" diye sorduğum sırada bir adım daha attığında bu sefer istemsizce bende geriye doğru bir adım atmıştım.

"Görmediğim şey değildi." dediğinde gözlerim büyürken ona bakakalmıştım.

"İkisi aynı şey mi Han? Elbisenin içinde şey bile yoktu." derken bir adım daha attığında tekrar geri çekilmeye çalışmıştım fakat duvara yaslanan sırtımla bu pek mümkün olmamıştı.

"Ney yoktu?" diye sorarken kıvrılan dudaklarıyla düşünmemeye çalıştım. Lanet olsun elbisenin altında sütyen bile yoktu ve eğer değiştirdiyse... "Utanma, karanlıkta değiştirdim. Hiçbir şey görmedim yani."

"Şöyle küçük bir seçenekte vardı hani, uyandırmak gibi!" diyerek son kelime de biraz cırladığımda parmaklarını hafifçe çıplak bacağıma dokundurmuştu.

"Yeterince geç kaldık, kahvaltı yapıp çıkmamız lazım kuğu." diye fısıldadığında sanki normal bir eylemden değilde yatakta yaşanacaklar hakkında konuşuyormuş gibi bir sesi vardı, boğuk ve seksi!

"Uyandırsaydın o zaman."

"Çok tatlı uyuyordun, kıyamadım." dediğinde kalbim adeta göğsümü delip geçmek istercesine hızlı atmaya başlamıştı. Tekrardan alnıma küçük bir buse kondurarak geri çekildiğinde bir süre beynimi kendine gelmesi için zorlamıştım, tüm devrelerimi alt üst ediyordu.

Kapıdan çıkarak hızla odadan ayrıldığında bende peşine takılarak odadan çıkmıştım, evini merak etmiyor değildim. Odadan çıkar çıkmaz beni merdiven karşılamıştı, yukardan gördüğüm kadarıyla yüksek tavanlı ve müstakil bir evdi. Buralarda böyle bir ev olduğunu sanmıyordum, kendisi mi yaptırmıştı acaba?

"Kuğu, buraya gel!" diye bağırdığında kaşlarım koşarak gelen beyaz kediyle çatılmıştı. Bir kedi beslediğine mi şaşırsaydım yoksa adının kuğu olduğuna mı, karar verememiştim. Merdivenlerden inmeye başladığımda mamasını yiyen kuğu bakışlarını bana çevirdi, Van kedisiydi!

"Çok manidar olmuş." diyerek kediyi gösterdiğimde dudakları kıvrılarak bana gülümsemesini bahşetmişti.

"Seni hatırlatıyordu." dedikten sonra arkasını dönerek mutfak olduğunu düşündüğüm yere girdiğinde bende onu takip etmiştim. Masayı gördüğümde istemsizce kaşlarım havalanırken bir ona bir de masaya bakmaya başladım. Kahvaltı da sevdiğim her şeyi hazırlamıştı, sosisten tutun patates kızartmasına kadar her şey vardı.

"Nasıl bu kadar iyi hatırlayabilirsin?" derken masaya oturmuştum.

"Hiç unutmadım ki."

Sözleriyle bakışlarım tekrar ona döndüğünde hafifçe tebessüm ederek bakışlarımı kaçırmıştım. İçimde ki hisleri her durdurmak istediğimde kelimeleri sanki bir ok misali kalbime saplanıp bulunduğu yeri çiçeklerle donatıyordu.

O da masaya oturduğunda tam çatalıma uzanmıştım ki önümde tabağa her şeyden biraz biraz yığmaya başlamıştı.

"Onların hepsi bitecek, kemiklerin sayılıyor nerdeyse." dediğinde tek kaşım tehlikeli bir şekilde havaya kalkmıştı.

"Karanlıkta değiştirdiysen kemiklerimi nasıl gördün?"

"Anlamak için görmeme gerek yok kuğu, dokununca da fark edilecek kadar zayıfsın." dediğinde gözlerimi devirerek tabakta ki sosisi alıp ağzıma attım. Kaslarım için düzenli olarak spor yapıyordum ve dengeli besleniyordum, yani zayıf değil kaslıydım. İkisi arasında fark vardı!

"Kemik değil kas onlar." dedim kendimden emin bir şekilde. Sözlerime sırıtarak tek kaşını kaldırdığında bu kısaca 'kas böyle olur' demekti sanırım. Elimde ki çatalı bırakıp üzerimde tişörtü karnımı açıkta bırakacak şekilde kaldırdığımda dudaklarında ki sırıtması donarken bakışları hızla açtığım yere inmişti. Bu da benim açımdan 'sende varsa bizde de var aslan parçası' demekti, bunları çıkartmak için senelerce götümü yırtmıştım!

Tişörtü düzelterek tekrar çatala uzandığımda onun ise masanın üzerinde ki elinin yumruk olduğunu fark etmiştim, kendisi kaşınmıştı! Bir süre sonra o da çatalına uzandığında ikimizde sessizce kahvaltımızı yaparak arkamıza yaslandığımız sırada çalan kapıyla Han ayağa kalkmıştı. Artık ona Mirza demek içimden gelmiyordu, çünkü o Han'dı. O bulut adam'dı...

"Mecnun gelmiştir, Leyla'dan senin kıyafetlerini istemiştim." diyerek mutfağın kapısına adımlarken bir anda durup tekrar bana baktı. "Sakın bu kılıkta buradan çıkmayı düşünme." dediğinde gözlerimi devirerek önüme dönüp çayımdan bir yudum almıştım. Mecnun'un karşısına 'hey bak biz seviştik' diye bağıran üstümle çıkacak değildim herhalde!

Mutfaktan çıkarak kapıya ilerlediğinde gelen seslere kulak asıldım.

"Arayacağın zamanı sikeyim kardeşim." diyen Mecnun'la kaşlarım havalanmıştı. Türkçesi gayet düzgündü.

"Boş yapma amcık, ver şunu." dediğinde hafifçe kıkırdamıştım, çok küfürbazdı ama garip bir şekilde ona yakışıyordu.

"Niye istedin lan sen kıyafetleri? Bak bizim kızı sinir edecek bir şey daha yaparsan diğer gözünü daha beter morartırım, haberin olsun." diyen Mecnun'la gidip ona sarılmak istemiştim. Aslında onları öyle çok özlemiştim ki fakat bir güç beni tutuyormuş gibi hissediyordum. Mecnun tıpkı bir abi gibi olmuştu bana küçükken. Herkesten korurdu yada Han yanımda olmadığı zamanlar ağladığımda beni sakinleştirmeye çalışırdı, onu sahiden özlemiştim.

Ve kader yine saçma bir şekilde iki kardeşimi de buluşturmuştu, Leyla ve Mecnun'a bir kez daha şaşırdım o an. Aşk tesadüfleri severdi işte...

"Ne yapsın kız Mecnun? Benim kıyafetlerimi giyip mi gelsin karargaha?" dediğinde içtiğim çay boğazımda kalırken öksürmeye başlamıştım. İyiki çıkma demişti, sanki böyle farklı anlaşılırmış gibi!

"NE? NÜHA BURADA MI?" diye haykıran Mecnun'la ellerimi hızla yüzüme kapatarak sabır çekmiştim, kesin yanlış anlamıştı.

"Ne bağırıyorsun götünü sikiyorlarmış gibi sığır?"

"Ne ettun ula kıza? Bayultup eve mi attun?" dediğinde gelen Karadeniz ağzıyla kahkaha atmak istesemde kendimi tutarak dinlemeye devam ettim.

"He Mecnun, gazozuna ilaç attım amına koyim." dedi Mirza sert çıkan sesiyle, sabrının son demlerinde gibiydi.

"Göreceğum, nerda?"

"Geri bas, göremezsin kimseyi. Üstü müsait değil." dediğinde kafamı duvara çakarak patlatmak istemiştim. Öyle bir şekilde söylüyordu ki Mecnun'un yatmadığımızı düşünme ihtimali sıfırdı.

"NE?!"

"Ya ver şu poşeti, siktir git ya!" dedikten sonra çarpan kapı sesiyle yüzüne kapattığını anlamıştım. "Mahalle karısı gibi amına koyim, ne ne ne deyip durdu."

Son sözleriyle kahkaha atmaya başlarken mutfağa tekrar girdiğinde kendimi tutamıyordum. Ne ne ne derken sesini inceltmesi zihnimde yankılanırken daha çok gülmeye başlamıştım, aşırı komikti.

"Bakıyorum da sinirlenmem hoşuna gitti."

"Sinirlenen halin çok tatlı." diyerek kahkahalarımın arasında konuştuğumda bir an söylediğim şeyle gülüşüm bıçak gibi kesilmişti. Hassiktir! Böyle tam olmadı Nüha, dümdüz yürü istersen!

"Ya! Bak sen, öyle miymiş?" dediğinde öksürerek yerimden kalkıp elinde ki poşeti hızla aldığımda ona bakmadan mutfağın kapısına doğru adımlamıştım.

"Üstümü giyineyim, yeterince geç kaldık zaten." diyerek hızla mutfaktan çıkıp yukarıda ki odaya girdiğimde kalbim götümde atmaya başlamıştı. Bu kadar heyecanlanıyor olmam kesinlikle normal değildi!

Umursamamaya çalışarak poşette ki kıyafetleri hızla üzerime geçirdikten sonra dolaşan saçlarımı parmaklarımla açmaya çalışıyordum. Neyse ki Leyla sütyen de koymayı düşündüğü için minnettardım, yoksa dışardan çok belli oluyorlardı. Yeterince açılan saçlarımı ensemde sıkı bir topuz yaptıktan sonra yüzüm dikkatimi çekmişti, dünkü makyajımdan eser yoktu. Ee ben çıkarmadığıma göre geriye tek bir seçenek kalıyordu, sahiden bunu düşünerek çıkarmış mıydı?

İşimi bitirdikten sonra köşedeki elbisemi ve ayakkabılarımı poşete koyarken son olarak çantamda ki dalin kolonyasından da sıkarak postallarımı elime alıp aşağıya indim. Odasını ben işgal ettiğime göre şimdi gidip giyinme sırası sanırım ondaydı ama emin olamıyordum, odada ki dolabı çok küçüktü. Her an bir yerden elbise odası çıkabilirdi.

Aşağıya indiğimde onu salonda hazır bir şekilde bulmuştum. Tam da düşündüğüm gibi elbise odası vardı adamın! Adım seslerimle bana döndüğünde dudakları kıvrılmıştı.

"Kamuflaja şükürler olsun." dediğinde gözlerimi devirerek kapıya doğru ilerledim. Dua etsin şoktaydım yoksa ben gösterirdim ona kamuflajı! Buluşmaya giderken giyermiş, bak yine aklıma gelmişti! Götüne girsindi buluşmalar!

Dışarıya çıkarak sinirle arabaya ilerlediğimde belimden tutarak beni başka bir yöne yönlendirmişti. Karşımda gördüğüm motorla kaşlarım havalanırken bakışlarımı arkamda ki Han'a çevirdim.

"Motorla gidiyoruz." dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum. Bende motoru görünce uçarak gideceğiz sanmıştım!

"Motor kullandığını bilmiyordum." diyerek ilerlemeye başladığımda o da ardımdan beni takip ediyordu.

"Bilmediğin daha ne çok şey olduğunu duysan şaşarsın." dediğinde motorun yanına gelmiştik. Aniden ellerini belimden geçirip beni motora oturttuğunda yaralı olmayan omzuna bir tane geçirmiştim.

"Bebek miyim ben Han?" dediğimde attığı kahkahayla gözlerim kısılmıştı. Çok güzel gülüyordu namussuz!

"Bebeğim olsan?" diyerek gülüşünü kesip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında derince yutkunarak önüme dönmüştüm.

"Saksı falan mı düştü senin başına?"

"Başka bir şey düştü ama neyse." dedikten sonra elinde ki kaskı başıma geçirdiğinde bakışlarım hızla ona dönmüştü. Elinde ki diğer kaskıda kendisine takarken uzun bacağını diğer tarafa atarak hızlıca motora binmişti. Bu ilk kez motora binişim değildi, hızı sevdiğim için aldığım ilk ehliyet motor ehliyeti olmuştu ama hiç almayı düşünmemiştim. Belki bundan sonra düşünebilirdim...

Hareket eden motorla hiç düşünmeden beline sarıldığımda elimin altında ki kaslarının gerildiğimi hissedebiliyordum. Biraz daha gaza bastığında neredeyse uçarak ilerlemeye başlamıştık, tahmini 15 dakikanın ardından da karargaha geldiğimizde motorla beraber içeri girmişti. İçeri...bahçeye...askerlerin etrafta olduğu yere...

Motoru durduğunda ellerimi bir süre çözememiştim, bence abartıyordum. Sonuçta aynı timdeydik ve tabiki de arkadaştık, birlikte gelebilirdik. Beni yolda görmüş ve almış olabilirdi, aynı evde uyuduğumuz alnımda yazmıyordu ya!

Kollarımı çekerek doğrulduğumda o ise kaskını çıkartarak motordan aşağıya inmişti, hafif uzun olan saçlarını eliyle dağıtırken bakışları hala öylece duran bana dönmüştü. Etrafa bakındığımda kimsenin olmadığını görüp derin bir nefes alarak kaskımı çıkartıp ona uzattığımda bir yandan da motordan iniyordum. Kaskı aldığında hızla saçlarımın önünü düzeltirken o ise kaskları koltuğun açılan kısmına koyarak bana dönmüştü.

"Evdeyken Melike albay aradı, sanırım yeni görev var." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak tam arkamı dönecekken duraksamıştım. Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey vardı ve ben daha fazla ertelemek istemiyordum. Bakışlarımı gözlerine değdirmeden hızla ona doğru adımlayarak kollarımı beline sardığımda şaşkınlıktan bir süre hareket edemese de ardından o da kollarını sıkıca bana sarmıştı.

"Hoşgeldin bulut adam..."

~~~~~~~~~~~~~~

Ve karşısınızda heyecanlı bir bölüm sonu dahaaa!

Şöyle ki bölüm hakkında konuşmadan önce ufak bir duyuru yapmak istiyorum, önümüzde ki hafta sonu üniversite sınavına gireceğim için o hafta bölüm atamayacağım lakin sonrasında eğer yapabilirsem haftada iki bölüm atmayı düşünüyorum. Lütfen sınav için bana dua edin olur mu??🥹

Şimdi gelelim bölümeee

Mirza beyciğimiz bodoslama daldı konuya!

Söylemek gerekirse benim çok hoşuma gitti ya sizin???

Sizce bölüm nasıldı???

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennnn!

Seviliyorsunuzzzz

🤍❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.