İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 7 · 23 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 7

6. RÜYA

~Bölüm Şarkıları~

Ayfer Vardar~Dayan Yüreğim

Öykü Gürman~Kül Oldum

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim.

Nasılsınız bakalımm???

Ben yine ve yine heyacanlıyım...

"Ne büyük izdıraptur, bakarsum eller gibi... dayan yureğum dayan, dayan yureğum..." diyerek sizi yeni bölüme uğurluyorum.

Yorum ve vote atmayı unutmayalım lütfeenn!

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🤍❤️

~~~~~~~~~~~~~~

Tenim ateş misali yanarken elimin altında ki yorganı daha sıkı kavradım, zihnimde hala sesi yankılanırken bulunduğum yeri anlamaya çalışıyordum. Gözlerimin önünde gülümseyen yüzle kalbim daha hızlı çarparken nefes alış verişlerim sıklaşmaya başladı, neler oluyordu?

"Bulut adam bana geldin." diye mırıldandığımda daha da yaklaşan gri gözlerini izlerken omzumda bir el hissetmeye başlamıştım.

"Geç kaldığım için özür dilerim güzelim."

"Nüha uyan hadi!" diyerek haykıran sesle hızla gözlerimi açarak doğrulduğumda kocaman gözlerle etrafa bakmaya başladım, koğuştaydım. Siktir! Rüya mıydı? "Aha bu sefer gerçekten rüyalandın, gördüm."

Bakışlarım hızla sırıtan Nehir'e döndüğünde gözlerimde gördüğü sinirden dolayı gülüşü gittikçe solmaya başlamıştı. Zorlukla yutkunarak geriye doğru bir adım attığı sırada arkamda ki yastığı alarak hızla ona fırlattım.

"Ebenin amını gör Nehir, duydun mu?" diye haykırdığımda kahkaha atarak attığım yastığı havada yakalamıştı. "Bir de gülüyor, hepsi senin yüzünden!"

"Ben ne yaptım ayol?" derken hala gülmeye devam ediyordu. Bir süre daha gözlerimi kısarak ona baktığımda gülüşü kesilirken gözleri büyüdü. "Siktir! Mirza komutanla mı?!"

"Bağırma salak! Senin yüzünden tüm askeriye duydu, ayrıca düşündüğün gibi bir şey değil fesat kraliçe! Yatmadan önce Han diye zırvaladığın için bilinçaltımda kalmış olmalı." dediğimde bu sefer gözlerini kısan taraf o olmuştu.

"Şimdi boşver senin rüya fantezilerini de sen Mirza komutanın ikinci adını biliyorsun dimi?" diye sorduğunda gözlerimi devirerek yataktan kalkıp dolaba ilerlemeye başlamıştım.

"Hala fantezi diyorsun Nehir, ya sabır!" derken dolaptan kamuflajı çıkarttım. "Bilmiyorum Nehir hanım, neymiş?"

"Mirza Han Yalçıner." dediğinde elimdeki kıyafetlerle olduğum yerde duraksamıştım. İkinci adı Han mıydı? Bakışlarım hızla ona dönerken hızlanan kalbimi sakinleştirmek için derin bir nefes almam gerekmişti.

"İkinci adı Han mı?"

"Evet ve Leyla'yla o Han olabileceğini düşündük." diyerek bana doğru yaklaştığı sırada tam itiraz edecekken buna izin vermemişti. "Bir düşün Nüha, bu kadarının tesadüf olması imkansız. Anlattığın gibi gri gözlü, Trabzonlu ve adı Han! Anlattığın çocuk Mirza komutan Nünü."

"Bu imkansız Nehir... aynı kişi olmaları imkansız." derken elimdekileri yatağın üzerine bırakarak hazırlanmaya başladım.

Bir zamanlar yaralarımı saran insanla, kelimelerini bıçak misali bana saplayan kişi aynı olamazdı. Olmamalıydı...

"Ama Nüha..."

"Yeterli Nehir, aynı kişi olamaz dedim. Konu kapandı." diyerek sözünü kestikten sonra üstümdekileri çıkartarak hızla kamuflajı giydim. Saçlarımı ensemde sıkı bir topuz yaptıktan sonra ayağıma da postallarımı geçirerek Nehir'in konuşmasına izin vermeden koğuştan ayrıldım.

Dışarıda ki yakıcı sıcağa rağmen hava almam gerekiyordu, aklımı toparlamam için bu şu an oldukça gerekli gözüküyordu. Kapıdan çıkarak dışarı doğru adımladığımda hafiften esen rüzgar tenimi yalayarak yanımdan esip geçmişti. Gözlerimi kapatarak kendimi sessiz bahçeye doğru bıraktım, henüz çoğu asker kahvaltı için yemekhane de olmalıydı ve bu yüzden sessizlik hakim olmuştu karargaha.

Lanet rüyada ki hiçbir kare gözlerimin önünden gitmiyordu. Bana yaklaşması, dokunuşu, kokusu, sesi... öyle gerçekçiydi ki bir ömür boyu uyumak istemiştim, bir ömür o rüyada kalmak...

Lakin sadece saçma bir rüyaydı işte. Benim tanıdığım Han asla birini tanımadan yargılamazdı, o karıncayı bile incitemezdi ama Mirza öyle değildi. Mirza fevriydi, sonunu düşünmeden herkesi kırabilecek kadar gaddardı. Ve en önemlisi bakışları... çok ruhsuzdu, eğer olurda o Han çıkarsa yaşadıklarını düşünmek bana kafayı yedirtebilirdi. Onun acı çekmiş olması... sanırım o çıkmaması için dua edecektim, çünkü aksine dayanamazdım.

Bahçede biraz daha ilerlediğimde ileride ki bankta tek başına oturan Özgür'ü fark etmiştim, kollarını önünde bağlamış ve baktığı zemine odaklıydı gözleri. Yanına doğru adımladığımda ona yaklaştıkça gözlerinden akan damlaları görmemek imkansızdı, ağlıyordu. Tam onu yalnız bırakıp geri dönecekken bana dönen siyah bakışlarıyla duraksamak zorunda kalmıştım. Görür görmez ellerini yanaklarına atarak göz yaşlarını sildikten sonra ayağa kalkıp hazır ola geçti.

"Affedersiniz komutanım, geldiğinizi duymamışım." dediğinde başımı olumla anlamda sallayarak az önce Özgür'ün kalktığı banka oturdum.

"Sorun değil Özgür, rahat olabilirsin." dediğimde kendini yanıma bırakmıştı, gözlerinin altındaki morluğa bakılırsa uzun süredir uykusuz kalmış olmalıydı. Bakışlarında ki hüzün etrafımızı çepeçevre sararken sebebini merak etmemek elimde değil. "Bir sorun mu var?" diye sorduğumda kızaran bakışlarını sol tarafında oturan bana çevirdiğinde gözlerinin içinde ki o acıyı da fark etmiştim.

"Boş verin komutanım, başınızı ağrıtmama değmez."

"Rica etmedim, soru sordum." diyerek sert bir tonda konuştuğumda bakışlarını tekrar önüne çevirmişti. Derince yutkunduğunda sanki söyleyeceklerinin altında kalmış gibi bir hali vardı, onun canını bu denli yakan şey ney olabilirdi?

"Sevdiğim kadın beni terk etti." dediğinde ona bakmayı sürdürmüştüm, tek sebebin bu olmadığı her halinden belliydi. Bakışları yavaşça bana döndüğünde gözünden bir damla yaş daha firar ederek yanaklarına süzüldü. "Onu öyle çok seviyordum ki yanımdayken bile kalbim özlemiyle sıkışıyordu. Saçının tek bir teline ömrümü yakar ayaklarının önüne sererdim ama o..."

Sözlerinin devamını getirebilmek için derin bir nefes almıştı. Bu kadar seviyorsa niye terk edilmişti?

"Ama o benim en büyük arzumu yerle bir etti." derken artık göz yaşları sayamadığım kadar fazlaydı. Gözlerinde ki acı yüreğime yerleşirken ne yapacağımı kestiremiyordum fakat bir yandan da ona yardım etme isteği ruhumu bir halat misali sarıyordu. "Baba oluyormuşum komutanım ama bunu o bebeğimizi aldırdıktan sonra öğrenebilmek kalbimi deşti geçti." diyerek acı bir şekilde gülümsediğinde ruhum hissettiği acıyla kavrulmaya başladı.

Duyduklarım karşısında dilim tutulurken istemsizce bakışlarımı ondan kaçırmıştım, neden bir kadın bu kadar önemli bir olayı saklardı ki? Ellerini yüzüne sarıp ağlamasına devam ettiğinde bakışlarım tekrar ona dönerken elimi güç vermek istercesine omzuna koyup hafifçe sıktım. Baba sevgisine öyle uzaktım ki nasıl moral verilir onu bile kestiremiyordum.

"Ben baba olmayı hak edemeyecek kadar kötü biri miyim komutanım?"

**

"Sen ilk doğduğun vakit gebertecektim, sırf para edesin diye bu zamane kadar yaşatmışam. Şimdi kes zırlamayı!"

**

Zihnimin içinde dönen sesler birbirine kaşırken derince bir nefes aldım. Bu hayatta herkes baba olmamalıydı, bunu biliyordum fakat Özgür onlardan biri değildi. Böylesine kutsal bir görevi haketmeyenler yaşarken hakedenlerin acı çekmesi de hayatın boktan bir zırvalığıydı işte...

Dolu gözlerini bana çevirdiğinde içimde ki dürtüyü daha fazla durduramayarak onu kendime çekip göğsüme yasladım. Bana karşı çıkmadan kafasını yasladıktan sonra belime dolanan kollarıyla hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Benimde gözlerim dolarken ne diyeceğimi bilemiyordum, bu denli acı çeken birine alelade sözler söylenmezdi.

Bir müddet daha o şekilde kaldıktan sonra bakışlarım eskaza karargahın kapısına döndüğünde kollarını göğsünde bağlayarak bizi izleyen bir adet Mirza'yla karşılaşmayı beklemiyordum. Kafamın içinde bana kuğu diye hitap ettiği sesi dönerken hızla bakışlarımı kaçırdım, kesinlikle en azından birkaç gün onunla muhattap olmamalıydım.

Ağlaması sakinleşen Özgür kendisini geri çektiğinde ellerimi bedeninden çekerek doğrulamasına izin verdim. Onunla henüz az bir zaman geçirmiş olmamıza rağmen nedense çok iyi bir baba olabileceğini hissedebiliyordum, peki o kız nasıl bilememişti? Kafamın içinde onu aklamaya çalıştığım binbir türlü senaryo kuruyordum lakin hepsi beni aynı çıkmaza götürüyordu, en azından söyleyebilirdi!

"Teşekkür ederim komutanım, bir omuzda ağlamayalı seneler olmuştu." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak hafifçe gülümsedim.

"Acın olduğu için detayları sormuyorum fakat sonra dinlemek isterim, tamam mı?" diyerek ayağa kalktığım sırada o da hafifçe tebessüm ederek karşıma dikilip başını onaylar anlamda salladı.

"Artık en best ablam sizsiniz komutanım, hiç nedeniniz yokken beni dinlediğinizi ölsem unutmam." derken kollarını hızla bana sardığında gözümün önünden geçen sahnelerle bedenim kasıldı.

**

"Buraya gel kız, birazda tadına bakalım. Büyümişsen, güzelleşmişsen ha." diyerek bana sarılmaya başladığında küçücük ellerime rağmen onu itmeye çalışmıştım. "Kaç yaşındaydi bu Raho?"

"Bilmiyem ağam, babası genç kız olmıştır dedi." dediğinde karşımda ki yaşlı adamın gülümsemesi daha çok genişlemişti. On iki yaş genç kız mı demekti?

"Tam tadında desena Raho."

**

Dedikten sonra beni yatağa ittiğinde attığım çığlık zihnimin duvarlarında çınlayarak nefesimi kesti. Hayır, onlar çok eskidendi! Ben artık güçlüydüm...

"Ne zaman istersen gelebilirsin Özgür." diyerek kollarımı zorlukla ona doladıktan bir süre sonra onun dikkatini çekmeden hafifçe kollarından ayrıldığımda ciğerime tekrardan hava dolmaya başlamıştı. Derince bir nefes alıp yüzümde ki hafif tebessümle bakışlarımı Özgür'ün siyah gözlerine çevirdim. "Hadi yemekhaneye gidelim, kurt gibi açım."

"Ben bu halde gelmesem şimdi komutanım, sonra bir şeyler alır atıştırırım." dediğinde yüzünde ki kızarıklıklardan bahsettiğini anlamıştım, ağladığı her halinden belli oluyordu.

"Peki, sen nasıl istersen." dedikten sonra tam arkamı dönecekken duraksayıp bakışlarımı tekrar ona çevirdim. "Evet, yaşadığın çok acı bir durum Özgür fakat hayat inanki yaşadığımız acılarda takılı kalmak için çok kısa, özellikte biz askerlerin hayatı daha da kısa." diyerek göz kırptığımda burnunu çekerek hafifçe gülmüştü.

"Haklısınız komutanım, elimde olmayan durumlar için daha fazla kendimi üzmemeye çalışacağım."

"Aferin asker." diye gülümserken arkamı dönerek karargaha ilerlemeye başlamıştım, Mirza hala kapının girişinde az önce ki pozisyonunu koruyordu. İyi ki bir muhattap olmak istememiştim, şimdi her yerden çıkardı! Umursamamaya çalışarak yanından geçerken bir anda önüme doğru adımlasıyla ona çarpmamak için duraksamak zorunda kalmıştım.

Hayır Nüha, bakma gözlere bakma!

"Nesi var Özgür'ün?" diye sorduğunda derince yutkunarak bakışlarımı omuzlarına kitledim. Sesi rüyamın daha fazla canlanmasına neden oluyordu. O bana değen dudakları...

DÜŞÜNME NÜHA!

"Özel bir durum." diyerek yanından geçmeye çalışmıştım ki bir adım daha atarak tekrar önüme geçtiğinde kokusunu almamak için tam şu an nefesimi kökten kesebilirdim.

"Ne kadar özel bir durum ve bu özel durum seni ne kadar kapsıyor?" dediğinde kaşlarım çatılırken bakışlarım istemsizce gözlerine dokundu.

"Sizi ilgilendirmeyecek kadar." dediğim sırada gözlerinden çıkan ateşlerle bana bir adım daha yaklaştığında derin bir nefes almıştım heyacanla. Kahve kokusunu bastıran başka bir koku daha vardı bu sefer, traş losyonu kokusuna benziyordu. Nanemsi bir kokuydu ve hoştu.

Lanet olsun Nüha, k9 gibi adamı kollamayı kes!

"Ona ben karar veririm, sen soruma cevap ver." diyerek bana üstten bir bakış attığında geriye doğru çekilip kafa atma isteğimi göz ardı etmeye çalışıyordum. Adamla aramızda neredeyse otuz santim vardı, o kadar uçamazdım.

"Özel bir sorunu var dedim komutanım." derken dişlerimi kasmaktan çenemin ağrıdığını o an fark etmiştim. Kahretsin! Bu kadar yakınımda durmamalıydı.

"Sevgilisi onun haberi olmadan bebeği aldırmış, onu biliyorum. Ben sana niye sarıldı onu soruyorum." dediğinde kaşlarım biraz daha çatılmıştı. Acaba Cem haklı olabilir miydi?

"Sizi alakadar etmez." diyerek gözlerimi devirdiğimde hala resmiyeti korumaya çalışıyordum lakin biraz daha böyle devam ederse üstüne atlayarak sağ yumruğumu suratına geçirdiğim sırada pek bir resmiyet kalmayabilirdi. Bana biraz daha yaklaşarak başını eğdiğinde kulağıma çarpan nefesiyle yanağımın içini ısırmak zorunda kaldım, çok berbat bir zamanlaması vardı!

"Delirmiş halimi görmek istemezsin Nüha, o yüzden sorumu cevaplamanı öneririm." diye kulağıma nefesini vererek konuştuğunda kasıklarımda ki sızıyı görmezden gelmeye çalıştım. İsmimi öyle naif bir şekilde söylemişti ki zihnimde ki kuğu dediği ses tekrar çınlamıştı. Yeni traş olduğu belli olan pürüzsüz yanağı yanağıma yaslanırken şu anki pozisyonumuz kesinlikle yanlış anlaşılmaya çok müsaitti ve kesinlikle ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Hayır, onun büyüsüne giremezdim.

Nüha, kızım kendine gel!

Gözlerimi sıkıca kapatıp açtıktan sonra bende aynı onun gibi boynuna yaklaştığımda nefes almayı kestiğini hissetmiştim. Parmak ucuma kalkarak kulağına yaklaştım.

"Delirmezsen adam değilsin." dedikten sonra hızla yana çekilerek karargaha doğru koştuğumda nefesim adeta götüme kaçmış gibiydi. Yüce Allah'ım bir rüya nasıl bu kadar gerçekçi olabilir? Yemekhaneye gitmeden önce tekrar koğuşa uğradığımda yatağımın yanında ki küçük çekmeceye ilerledim. Gözlerime o kadar dikkatli bakıyordu ki bu beni çok fazla rahatsız etmişti, burada ki yedek lensimi takacaktım.

Lensi taktıktan sonra vakit kaybetmeden yemekhaneye ilerleyerek içeri girdiğimde bizimkilerin birlikte oturduklarını görmüştüm. Yemeğimi aldıktan sonra yanlarına geçerek Nehir'in yanına oturduğumda hepsinin bakışları bana döndü.

"Günaydun komutanum." diyen Mecnun'a hafifçe kafamı salladığımda yandan gelen kıkırtıyla elimde ki tepsiyi kafasına geçirmemek için kendimi tutmuştum.

"Bize çifte date ayarladım." diyerek kulağıma fısıldayan Nehir'le bakışlarım ona döndü. Gözleri manalı bir şekilde bakarken az önceki kıkırtısının eseri olarak dudakları hala kıvrıktı. "Bu akşam yedi de ortalığı yakıyoruz Nünü."

"Hay dilimi eşşek arısı soksaydı da söylemeseydim. Ne ara buldun kızım?" diye bende ona fısıldadığım sırada diğer yanımda ki boş olan taraf ağırlıkla çöktüğünde bakışlarım hala Nehir'deydi fakat o benim aksime sırıtarak arkama bakıyordu.

"Şu ahir ömrüme de seninle birlikle bir çifte date sığdırdım ya, ölsem de gam yemem Nünü." diyerek sesini yükseltip konuştuğunda bir yandan da arkama kaçamak bakışlar atıyordu. Bu hareketleriyle arkamı dönmeden de kimin geldiğini anlamak zor değildi, niye yanıma oturmuştu ki? Tamam Nüha, yer olmadığı için oturdu. Sakin ol!

"Biraz daha çığlık at, tüm askeriye duymadı. Hatta megafon verelim tüm Hakkari'ye canlı yayın yap, ne dersin?" derken sertçe ona baktığımda hiç umursamadan gülmeye devam ediyordu. Arsız kraliçe!

"Dünya da bir ilk yaşanınca işte." dediğinde bu sefer fısıldayarak önüne dönmüştü. Masaya çarpan sertçe bir çatal sesiyle yerimden ufak bir zıplarken yavaşça önüme dönerek çatalımı elime almıştım. Bedenimin sol tarafı neredeyse tamamen onunla temas halindeyken yemek yemek çok zor bir eylemdi. Rüyam hala beynim içinde çınlarken önümde ki tepsiyi bu sefer kendi kafama çarpmak istiyordum.

"Komutanım iyi misiniz?" diyerek bana bakan Cem'le bakışlarımı ona çevirmiştim.

"Evet, niye?" diye sorarken kaşlarım çatılmıştı.

"Yüzünüz kızarmışta ateşiniz mi var acaba?" derken gözlerinde ki ciddi ifadeye bakılırsa gerçekten yüzüm kızarmış olmalıydı. Hepsi lanet rüya yüzündendi, kesin domatese dönmüştüm. Kahrolsun beyaz tenli olmak!

Aniden çeneme değen parmaklarla başım sola dönerken alnıma temas eden dudaklarla nefes almayı kesmiştim, hatta o an zaman bile akmayı durdurmuştu sanki. Rüzgar esmiyordu ya da çevremizde ki hiç kimse konuşmuyordu, sadece alnıma temas eden dudakların sahibi ve ben vardık o an orada. Kalbim adeta ağzımda atarken gözlerimin irice açıldığını o an fark ediyordum. Onu itebilmek bir yana dursun ben yaşamayı bile kesmiş olabilirdim, işte tam olarak öyle bir andı...

"Hayır, ateşin yok. Yanakların kızarmış sadece." dediğinde hala gözlerim kocaman bir şekilde ona bakıyordum. Bu... bu çok ani olmuştu! Gri gözleri gözlerimi turladığında kaşları hızla çatıldı. "Lens mi taktın sen yine?"

"Komutanım biz çıkalım isterseniz?" diyen Barkın'ın sesi kulağıma ulaşmıştı fakat yine de gözlerimi grilerinden ayırmak istemiyordum.

"Beyinsiz bir kapa çeneni!" diyerek fısıldar bir şekilde bağıran Nehir'le bakışlarım gözleri ve dudakları arasında mekik dokuduğunda lanet rüya yine zihnimdeydi.

"Yemekhanedeyiz Nehir, bu şekilde kalırlarsa dedikodunun alası çıkar." diye Barkın da fısıldar halde bağırdığında o an beynime dank etmişti. Siktir! Etrafımız asker doluydu ve ben komutanımla çok yakındım. Gözlerimi kırpıştırarak sertçe başımı çevirmek istediğimde çenemde ki elleri buna müsade etmeyerek daha sıkı tutmaya başlamıştı.

"Lensi çıkar. Hemen!" dediğinde elimi çenemde ki eline atarak yüzümden sertçe ayırdım.

"Sana ne Yalçıner? Rütbenin farkına var ve bir daha sakın bana yaklaşmaya kalkma!" dedikten sonra Nehir'e doğru dönerek başımla kalkmasını işaret ettim. Tam ayaklanacakken Mirza'nın sesiyle duraksamak zorunda kalan Nehir'le gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalıştım.

"Kalkmayı aklından bile geçirme Nehir."

"Kalk şuradan Nehir!" diyerek fısıldadığımda gözlerimi açarak şaşkın bakışlarla bizi izleyen Nehir'e baktım. Bir bana bir de arkama bakarak derince yutkunduğunda kararsız kalmış gibi bir hali vardı. Ee haklıydı, arkamda ki manyağın ne yapacağı belli olmazdı.

"DÖNÜN LAN ÖNÜNÜZE!" diye tam anlamıyla kükreyen Mirza'yla bakışlarım ona dönerken onun sert bakan grilerinin hedefinde de benim olduğumu görmüştüm. Haykıran sesiyle birlikte yemekhanede ki neredeyse bütün askerler dışarı çıktığında gözlerimi devirerek ellerimi yumruk yaptım. "Mantıklı bir karar." diyerek çıkanlara bakıp arkasına yaslandığında elimi yandan sertçe Nehir'in bacağına çarptım, kalkması gerekiyordu.

"Ulan bir çekirdek eksik he, çok heyecanlı." diyen Cem'le sert bakışlarım aniden ona döndüğünde gülümsemesi yüzünde donmuştu. Sinirim yavaş yavaş artarken şu an oldukça tehlikeliydim, bunu daha fazla arttırmaya gerek yoktu.

"İnfirat, siz neyi bekliyorsunuz?" diye soran Mirza'yla içimden bir şükür çekmiştim. Çok şükür paşam hazretleri gitmemize izin vermişti!

"Ne yapalum komitanum? Amuda mu kalkalum?" derken ters ters bakan Mecnun'la yanımda ki beden kolumu sürtünerek öne doğru eğilmişti. Bakışlarımı inatla ona çevirmezken bu lanet yerden gitmeyi bekliyordum, doğru düzgün yemekte yiyememiştim zaten.

"Dua et meşgulüm Mecnun, şimdi gidin hadi!" dediğinde herkesin bakışları ona döndüğünde ben ise ayaklanmayı bekliyordum. Nehir hala kalkmamıştı!

"Nasıl gidelim?" diyerek şaşkın bakışlarla Mirza'ya bakan Cem'i boğmak istiyor olabilirdim.

"Siktirin gidin! Hayde, ne boş yaptınız amına koyayım!" dediğinde ben bile yerimden biraz zıplamıştım. Sinirlenince gerçekten korkunç biri olabiliyordu. Tam ayaklanan Nehir'le ayağa kalkacaktım ki bacağımın üst kısmına dolanan parmaklar beni tekrar kendisine çekerek yerime sabitledi. "Sen değil."

Bize sırıtarak bakan Cem ve diğerleri hızla ayağa kalkarak çıkışa yöneldikleri sırada sinirden kudurmak üzereydim. Umarım yaptıklarımdan sonra rütbem düşürülmezdi.

Yemekhanede ki herkes dışarı çıktığında bacağımda ki parmaklarını umursamayarak hızla sola dönüp elimi boğazına sardıktan sonra dizlerimin üzerine gelerek kafasını arkaya doğru yatırmasını sağladım.

"Amacın ne lan senin?" diye boğazdan gelen bir sesle hırladığımda bakışlarında ki sinirin yerini hayranlık almıştı ya da ben sinirden halüsinasyon görüyordum, kesinlikle ikinci seçenek doğru olmalıydı. Elimi biraz daha sıkılaştırarak ona yaklaştığımda lanet olası losyonunun kokusu daha çok ciğerlerime dolmaya başlamıştı. "Önce bağır çağır, düşmanız palavraları sık sonra gel götümden ayrılma. Hayırdır aşık mı oldun yüzbaşı?"

Sorduğum soruya evet derse ne yapardım hiçbir fikrim yoktu lakin sinirden gözüm dönmüş bir haldeydi, dilimin kemiğine mukayyet olamıyordum. Grileri dudaklarıma sabitlendiğinde aptalca hızlanan kalbime içerden küfürler savururken başını biraz daha geriye yaslayarak arkada ki duvara sabitlenmesini sağladım.

"O şekilde konuşmamı haketmemiştin, özür dilerim." diye kısık sesle konuştuğunda boğazında ki elimi biraz hafifleterek ona bakmayı sürdürdüm.

"Özrün umrumda değil Yalçıner, acın vardı ve acını yaşaman için vaktin yoktu. Sende sinirini benden çıkardın ama bu şu an ki saçma davranışlarını açıklamıyor. Sorduğum soruya cevap ver!" dediğimde dudakları kıvrılırken elini boğazında ki elimin üstüne atarak hafifçe üstünü okşadığında kaşlarım daha çok çatılmıştı.

"Beni hatı..." dediği sırada dışarıdan gelen bağırış sesleri sözünü yarıda kesmişti. Cümlesini tamamlamalıydı! Tekrar bir bağırış sesi geldiğinde bakışlarımız kapıya dönerken boğazında ki elimi çekerek ayağa kalkmıştım, siktiğimin yerinde olay çıkaracak zamanı bulmuşlardı!

O da benim gibi ayağa kalktığında bakışlarımız kesişirken ikimizde kapıya yöneldik. Bir kız haykırarak ilerlemeye çalışıyor fakat yanında ki arkadaşları onu tutuyordu, bakışlarım hemen yan tarafta izleyen Barkın, Cem ve Nehir'e kaydığında göz kırparak ne olduğunu sordum. Nehir de gözleriyle Mirza'yı işaret ettiğinde boş bakışlarla ona bakmaya devam ediyordum, Mirza ne alakaydı?

"Ne oluyor burada?!" diye haykıran Mirza'yla bakışlarım tekrardan haykıran kıza döndüğünde hepsinin hazır ola geçtiğini fark etmiştim. İçlerinden az önce haykıran ise sert bakışlarla bana bakıyordu. Bir saniye yoksa...

Anladığım olayla gözlerimi devirirken yaradandan sabır diliyordum. Eğer anladığım olay doğruysa Mirza'ya karşı bir şeyler hissediyordu ve az önce yemekhane de yaşanan olaylar yüzünden çıkan dedikodulara sinirlenmişti. Bakışlarım yanımda ki adama döndüğünde ruhsuz bakışlarının tekrar geri geldiğini görmüştüm, bunun beni sevindirmesi normal miydi?

"Bir şey yok komutanım." dedi az önce haykıran kızın hemen sağında duran başka bir kız.

"Burası sizin aile yuvanız değil, salak saçma triplerinizi burada yansıtamazsınız. Tek bir amacınız var o da vatanınızı korumak, yapamıyorsanız hemen şimdi defolun gidin." diyen Mirza'yla bakışlarımı bana sertçe bakan kızdan ayırmamıştım. Ondan hoşlanma fikri neden beni germişti? Midemde ki bu salak saçma hissin sebebi de neydi?

"Askeriye de aşk yaşamak ne kadar doğru komutanım?" diyerek bana bakmaya devam eden haykıran kızla tek kaşım havaya kalkmıştı.

"Ay götüm." diyen Nehir'le kahkaha atmamak için yanağımın içini ısırmam gerekmişti.

"Bana hesap sormak sana mı düştü asker?" diyerek sert sesiyle cevap veren Mirza'yla istemsizce bakışlarım ona dönmüştü. Aşk yok dememişti!

"Arkadaşınızı koğuşa götürün." dedim bakışlarımı onlara çevirirken, olay fazlasıyla büyümüştü ve daha fazlasına gerek yoktu. Sözlerimle birlikte Mirza'nın da bakışları bana dönerken benim bakışlarım bana sertçe bakan kızın üzerindeydi.

"Muhattabım sen değilsin." dediğinde kaşlarım hızla çatıldı ve onlara doğru birkaç adım atarak yaklaştım.

"Laflarına ve rütbene dikkat et asker, sen bana zarar veremezsin ama ben seni tek lafımla yakarım. Burası bir askeriye ve sende bu vatanın askeri olmak için geldin, lisede ki bir ergen gibi davranamazsın." dediğimde hepsi bakışlarını benden kaçırarak başlarını önlerine eğmişlerdi. "Şimdi derhal kaybolun!"

Sözümün ardından hepsi arkasını dönerek gözden kaybolduğunda arkada birleştirdiğim ellerimi çözerek geriye döndüğümde Mirza'nın kıvrılan dudaklarıyla beni izlediğini fark etmiştim. Ellerini pantolonunun ceplerine sokarak bir manken edasıyla poz verdiğinde onu süzmemek için hızla arkamı dönerek ilerlemeye başladım. Kızın dediğini reddetmemişti, niye reddetmemişti? Belki de umursamadığı için reddetme gereği duymamıştı. Ah! Düşünmekten kafayı yiyecektim. Umarım şu Nehir'in ayarladığı date biraz olsun kafamın dağılmasını sağlardı.

"Kız beni bekle, uçtun gittin." diyerek omzuma sarılan Nehir'le duraksayarak ona baktım. "Hadi eve geçelim, daha hazırlanacağız."

"Nehir saat daha on iki." dediğimde gözlerini devirerek arkasına dönerken beni de döndürmüştü.

"Geç bile kalmışız." dediğinde gözlerimi devirerek beni sürüklemesine izin vermiştim.

"Kim bari bunlar?"

"Hayatım konuştuğum çocuk çok tatlıydı, aynı zamanda oldukça da kibar. Seninle dışarı çıkacağımı söyledim ve o da abisiyle gelip gelemeyeceğini sordu. Dedimki işte bu fırsat, yapıştır geç." diyerek heyecanlı bit şekilde anlattığında tiksinen bakışlarla onu izliyordum.

"Daha önce hiç buluşmadın mı?" diye sorduğum sırada arabasının önüne gelmiştik.

"Birkaç kez buluşmuştum ama sonra göreve gidince aramıza bir soğukluk girmişti, şimdi tekrar yazınca değerlendirdim." dediğinde iğrenen bakışlarımı fark ederek gözlerini devirdi. "Bunlar flört olarak konuştuklarım bebeğim, sevgili yaptığımda gözüm bir tek onu görür biliyorsun."

Aslında haklıydı, bundan 5-6 yıl kadar önce birine aşık olmuştu ve adam onun hayatını darmaduman ederek defolup gitmişti, ondan sonra Nehir de böyle birine dönüştü.

"Tamam bebeğim, bugün sen ne dersen o." dediğimde inanmayan bakışlarını bana çevirdi.

"Harbi mi?"

"Harbi."

"Git Mirza'yı öp." diyerek bana baktığında kafasına yandan bir tane geçirmiştim.

"Mal mal konuşmada sür." dediğimde gözlerini devirerek önüne dönmüştü.

"Adımın Nehir olduğu kadar eminim ki sen o adama bir şeyler hissediyorsun."

"Nehir çarpacağım şimdi ağzına." diyerek cırladığımda çenesini kapatmayı başarabilmişti. Takmıştı bir Mirza'ya, dilinden düşürmüyordu.

"Barkın'a yapalım o zaman seni." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. "Geçen ateşli ateşli dans ediyordunuz ya."

Sözleriyle birlikte gözlerim kısılırken dudaklarım yavaşça kıvrıldı.

"Sen Barkın'dan hoşlanıyorsun." diye aniden söylediğimde bakışları hızla bana döndü.

"Yok ebenin amı artık Nüha, yok öyle bir şey." diyerek sertçe konuştuğunda kahkaha atmaya başlamıştım. Gereksiz ciddileşmişti ve bu da haklı olduğumu gösterirdi.

"Demek aşık oldun ha akarsu?" dediğimde yanakları sinirden kızarmaya başlamıştı.

"Nüha dellendirme beni, ne aşık olacağım o maymuna be!"

"Tamam o zaman bir anlaşma yapalım. Sen Mirza'yı söyleme bende Barkın konusunu açmayayım." diyerek elimi uzattığımda başını olumlu anlamda sallayarak uzattığım elimi tutup sıktı.

"Kabul!" derken eve geldiğimizi fark etmiştim. "Bu akşam delicesine eğlenip ortalığın içinden geçiyoruz."

"Kabul!" dediğimde el sıkışarak arabadan inip apartmana doğru ilerlemeye başlamıştık. Evin kapısına geldiğimiz de Vesile teyze neyseki etrafta gözükmüyordu, bir de onu çekemezdim. "Leyla yine mi alışverişte?"

"Evet ya bir denk gelemedik onunla." diyen Nehir kapıyı açarak içeri girdiğinde bende peşine takılmıştım. "Yarın gelinlik provası varmış, bizim de gelmemizi istiyor."

"Gideriz zaten hiç yardım edemedik ona da, ayıp oldu." diyerek odama geçecekken Nehir'in omuzlarımdan itmesiyle onun odasına girmiştim.

"Sende güzel kıyafet yok, şimdi gider kot tişört giyersin. Ben veririm sana." dediğinde gözlerimi devirerek yatağına oturmuştum. Aslında tam olarak kafamda onlar vardı ama dillendirmeye gerek yoktu. Sanırım bugün daha kadınsı giyinebilirdim.

***

"Nehir altı üstü bir yemek, bu olmaz." diyerek üstümde ki siyah mini ve dar elbiseyi işaret ettim. Vazgeçiyordum, ben kadınsı falan giyinemezdim. Şimdiden kamuflajı özlemiştim bile!

"Çıkartırsan tavayla kafana çakarım Nüha, cinnet ettirdin ya! Bu gayet güzel oldu." dediğinde eteği biraz daha aşağı çekiştirmeye çalışarak aynadan kendime baktım. Göğüslerim zaten büyükken elbisenin darlığından dolayı daha da göz önüne çıkmışlardı, aynı şey kalçam içinde geçerliydi. Ayağımda ki siyah topuklular ise tamamen eziyetti, Çin işkencesinden halliceydi!

"Vermeye gidiyormuş gibi bir halim var."

"E zaten." dediğinde kafam öyle bir hızla ona dönmüştü ki boynumdan gelen kütürtüyü duymuştum. "Şaka yaptım sadece, sakin ol." dedikten sonra sırıtarak ayağa kalktığında o da hazır olmuştu. Benimkine benzer bordo elbisesi ve koyu göz makyajıyla gerçekten çok güzeldi. Tekrar aynaya döndüğümde yüzüme odaklandım.

"Kırmızı ruju silsek bari?" diyerek aynaya biraz daha yaklaştım. Saçlarımı hafif dalgalı bir halde sırtıma dökülmesini sağladıktan sonra bana da koyu bir göz makyajı yapmış ve lenslerimi zorla çıkarttırmıştı. Değişken gözlerim aynadan bana göz kırparken tekrardan rahatsızca eteği aşağıya doğru çekiştirdim.

"Nüha hayır dedim ve saat altı buçuk, çıkmamız gerek." dedikten sonra odadan ayrılarak kapıya ilerlediğinde el mecbur onu takip etmiştim. Hava serin olduğu için deri trençkotumu da üstüme geçirdiğimde biraz olsun rahatlamıştım, en azından elbiseden daha uzundu!

Evden çıkarak arabasına yerleştiğimiz de yüzümün turşu sattığına neredeyse emindim. Elbise çok rahatsızdı ve kesinlikle vermeye gidiyormuşum gibiydi! Bildirim gelen telefonumla çantamdan çıkartarak elime aldım.

İnfirat Siker Atar

Cem: Allah'ın adını verdim yardım edin

Cem: Bu delirdi

Cem: Özgür'le Mecnun da kaçtı zaten

Cem: Tamamen bize dadandı

Barkın: Mal o da grupta ya hani

Barkın: Beynini zıngıldatayım ben senin Cem

"Ne oluyor kız, ne diyorlar?" diyen Nehir'le bakışlarımı telefondan kaldırarak ona çevirdim.

"Anlamadım ki." derken tekrar telefona döndüm.

Cem: Biliyoruz herhalde amcık

Cem: Ama sakinleştiricisi de burada

Mecnun: Ne deysunuz ula delu gibin

Barkın: Sen bir sus laz uşağı burada anamız sikildi

Barkın: Sakinleştiricisi kim la???

Cem: Mecnun ben sonra sana altyazı geçeceğim bir dur sen kardeşim

Cem: O kendini biliyor :)

Cem'in attığı son mesajla gözlerimi devirirken derin bir nefes aldım, o salak yüzünden yanlış anlıyorlardı.

Barkın: Siktir lan

Barkın: Harbi misin

Barkın: Mirza komutan ve Nüha komutan manita mı?????

Nüha: Boş boş konuşma Barkın!

Mecnun: Sonda ki ünlemin anlamınu anlatmayalum istersan kardaşum

Barkın: Saol kardeşim ben anladım

Mecnun: Şimdi Nehir bacum ha buraya olaydı hayret anlayabilecek beynun olmadığunu sanaydum derdi

Barkın: Harbiden nerede ki o

Mecnun: Hayırdur ula sende mi sevdalandun yoksa

Barkın: Boş boş konuşma Mecnun!

Cem: Tamam biz anladık Barkın :)

"Aha seninki seni sordu." diyerek Nehir'e döndüğümde kaşlarını çatarak bana dönmüştü.

"Ne anlaşmıştık biz?"

"Tamam tamam, sustum." derken sırıtarak tekrar telefona döndüğüm sırada arabayı park etmişti.

Mirza Yalçıner: Evet Barkın

Kaşlarımı çatarak mesaja baktığımda aklım karışmıştı, neye evet? Dümdüz ortaya evet yazmıştı, çıldırmamak elde değildi.

"Kızım hadi, geç kaldık zaten." diyen Nehir'le bakışlarımı telefondan ayırmak zorunda kalmıştım. Telefonu çantama atarak arabadan indiğimde aklım hala son mesajındaydı, neye evet demişti ki? Barkın onunda içinde geçtiği tek bir soru sormuştu, o da manita olup olmadığımızdı. Ona mı evet demişti?

Yanıma gelip koluma giren Nehir'le Hakkari de nadir bulunan bir restorana gelmiştik, şık görünüyordu.

"Şimdi ufak bir detayı vermem lazım Nünü." dediğinde bakışlarımı ona çevirdim, bakalım ne yumurtlayacaktı? "Şu şeyler var ya hani?"

"Neyler Nehir, geveleme de söyle!"

"Aslanoğlu aşireti var ya hani?" dediğinde mekandan içeri girerken duraksamıştım. Hakkari'nin en belalı ve aynı zamanda en zengin aşiretiydi, tanımayan yoktu.

"Ee!" dedim sinirle.

"Heh işte seninki oranın yeni ağası." diyerek hızlıca konuştuğunda gözlerim irice açıldı.

"Nehir sen beni delirtecek misin? İki asker olarak aşiret ağasıyla date mi çıktık biz?"

"Öyle düşünme Nünü, bunlar çok modernler. Hem öyle olmasa bu kadar köklü olurlar mıydı?" dediğinde saçımı başımı yolmak istiyordum. Tabiki her insanı aynı kefeye koyamazdık ama herkesin bir kültürü vardı sonuçta, biz onlara ayak uydurabilecek insanlar değildik.

"Senin gibi beyinsizler yaşadığı sürece olurlardı." diyerek sert bir tonda alay ettiğimde gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.

"Aşk olsun ama kırıyorsun beni."

"Kafanı kırmadığıma dua et Nehir." derken tam arkamı dönmüştüm ki Nehir önüme geçerek izin vermemişti.

"Hadi ama Nüha bu gece eğleneceğiz demiştik, ayrıca masumca bir yemek sadece. Zorla evlenecek halimiz yok ya!" dediğinde ona doğru bir adam atarak dibinde durdum.

"Senin dediklerini kulağın duyuyor mu acaba?"

"Yemin ediyorum sadece yemek yiyip gideceğiz, hadi lütfen!" diyerek ellerimi tuttuğunda derin bir nefes alarak sabır çekmeye başlamıştım, şayet bu gece çok ihtiyacım olacaktı. Çekiştirdiği elimle içeri geçtiğimizde mekanın çok dolu olmadığını görmüştüm, tek tük masa doluydu. Nehir beni cam tarafında ki bir masaya çekiştirirken oturanların ayağa kalktığını fark etmiştim, sanırım malum kişiler onlardı!

Daha genç gözükeni Nehir'e doğru ilerlediğinde Nehir de elimi bırakarak adama sarılmıştı, yılışık! Gözlerimi diğer ayakta duran adama çevirdiğimde onun dikkatli bir şekilde beni süzdüğünü fark etmiştim, rahatsız ediciydi fakat söylemek gerekirse adam çokta fena sayılmazdı. Uzun boylu ve tam anlamıyla esmer güzeli denilecek kadar yakışıklıydı.

"Merhabalar, siz Nüha hanım olmalısınız." diyerek elini bana uzattığında düzgün türkçesine şaşırmadan edememiştim.

"Evet ve siz..." diye duraksadığımda gülümseyerek bakmayı sürdürmüştü. Ne var yani tanımak zorunda mıydım?

"Hasan Aslanoğlu, memnun oldum Nüha hanım." diyerek eline bıraktığım elime hafifçe dudaklarını değdirdiğinde içimde ki iğrentiye engel olamıyordum. Tamam yakışıklıydı ama içimde ki bir ses bunu umursamıyordu. Doğrulduğunda elimi hafifçe kendime çekerek gülümsedim.

"Bende memnun oldum Hasan bey." dedim tıpkı onun gibi resimi konuşarak. En azından ilk dakika da yavşamamıştı, buna da şükürdü.

"Hadi masaya geçelim artık." diyen Nehir'le masaya oturduğumuz da ben cam kenarındaydım ve hemen karşımda ise Hasan oturuyordu. Kahretsin ki aşırı gerilmiştim! Bir süre sonra gelen garsonlar önlerimize menüyü koyduklarında oyalanacak başka bir şey çıktığı için neredeyse sevinçten çığlık atabilirdim.

Tam menüye odaklanırken gelen bildirim sesiyle telefonuma uzanarak elime almıştım. Kızlarla ortak olan grubumuzdan mesaj gelmişti.

Üçlü Olsun Güçlü Olsun :)

Leyloş: Kızlar napıyonuzzz

Leyloş: Kaç gündür konuşamadık ya soracağım soracağım soramıyorum

Leyloş: Geçen Mirza komutanla evde neler yaptınız bakalım Nünü :)

Leyloş: Hiç itiraz etme Vesile teyze Mirza'yı eve girerken duymuş, hatta onunla konuşmadığın içinde kızgınmış sana

Gördüğüm mesajla gözlerim açılırken menüyle yüzümü gizlemeye çalışmıştım, ne demek eve gelmiş? Lan ne ara gelmişti? Şaşkın bakışlarım Nehir'e döndüğünde onunda elinde ki telefonla sinirli bir şekilde bana baktığını görmüştüm. Söylemediğim için kızmış olmalıydı. Rüya sandığım bir zaman gerçek mi demek oluyordu bu? Hangisi gerçekti?

Salak Nüha en son ki gördüğünde koğuştaydın ama önceki...

Siktir! Hemde koca bir siktir!

Hava sıcak diye yarı çıplak uyuduğum zaman rüya olduğunu sandığım sahne zihnimde canlandı. Kapının önündeydi ve elinde kolyemi tutuyordu. Elim hızla boynuma giderken yokluğunu yeni fark ettiğim kolyemi aradım, annemin kolyesiydi ve hiç boynumdan çıkarmazdım. Ben ona o şekilde kapıyı mı açmıştım? Siktir, hiçbir bok hatırlamıyordum.

Önümde ki menüyü kapatarak yerine koyduğum sırada önümde oturan Hasan'ın bakışları arkamda ki bir yere kaymıştı ve eşzamanlı olarak omzuma dokunan parmaklarla hızla başımı arkaya çevirdim.

Karşılaştığım yüzle gözlerim irice açılırken nutkum tutulmuştu.

Kahretsin, Mirza'nın burada ne işi vardı?!

~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bir bölüm sonu dahaaa!

Kıskanç Mirza'mız sizce Hasan'a ne yapmayı düşünüyordur?

Peki Nüha'nın inatla gerçeği görmemesi....

Sizce bölüm nasıldıııı??

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn!

Seviliyorsunuzzzz

🤍❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.