~Bölüm Şarkıları~
Kazım Koyuncu~Ben Seni Sevduğumi
Carlos Gardel~Por Una Cabeza
Deniz Toprak~Diz Dize
Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!
Heyacanlı bir bölüm dahaaaa!!!
"Kayık gelir uzaktan dalgalara karişmiş, daha kavuşamadan mevlam ayrıluk yazmiş..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzzz
❤️🤍
~~~~~~~~~~~~~~~
Gözlerimin önünde şaşkın griler peşpeşe dönerken kafamı biraz daha yastığa bastırdım, garip rüyalar peşimi bırakmıyordu. Alarmı beşinci kez kapattığımda artık kalkmam gerektiğinin farkındaydım fakat iki gündür tek yaptığım eylemi sonlandırmak hiç içimden gelmiyordu.
Nehir bir oda da bende diğer odada iki gündür hiç çıkmamıştık ve bugün kalkıp karargaha gitmemiz gerekiyordu, tatil bitmişti. Leyla'nın ise alışverişten pek eve geldiği yoktu, düğününe bir aydan biraz fazla kalmıştı sadece ve bu yüzden telaşlı bir şekilde alışverişle uğraşıyordu.
"Nüha kalk şu yataktan! Geç kaldık zaten." diyerek haykıran Nehir'le tek gözümü açarak etrafa baktım. Kapıya öyle bir vuruyordu ki biraz daha vurursa üst katta ki Vesile teyze deprem oluyor sanabilirdi. Elimi uzatarak yanda ki telefonuma uzandıktan sonra saate baktığımda gördüğüm rakamlarla iki gözümde anında açılmıştı. Siktir! Çok geç kalmıştık.
Ayağa öyle hızlı kalkmıştım ki kararan gözlerimle bir süre beklemem gerekmişti, sanırım yemek yemem gerekiyordu. Bir süre öyle durduktan sonra dolabıma yönelerek üniformamı çıkartıp hızla üzerime geçirdim, saçlarımı da ensemde sıkı bir topuz yaptığımda hazırdım. Tam çıkacakken aynadaki bakışlarımla karşılaşınca gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum. Arkamı dönerek şifoniyerin üzerinde ki lenslere uzanmıştım ki karşılaştığım boşlukla kaşlarım çatıldı, buraya koyduğuma emindim. Daha yeni almıştım, bitmesi imkansızdı. Çekmeceleri hızla karıştırmaya başladım ama yoktu, sanki yer yarılıp içine girmişti altı kutu lens.
"Nüha ben iniyorum, iki dakika içinde gelmezsen bu sıcakta yürüyerek gelmek zorunda kalırsın." diye haykıran Nehir'in ardından kapa çarpma sesi evi doldurduğunda sinirle saçımı başımı yolmak üzereydim. Kızlardan biri almış olmalıydı, eve başka kimse girmemişti. Masamda ki güneş gözlüğümü takarak kapıya adımlayıp önce odamı ardından da hızlıca evi terk ettim. O iki cadıya günlerini gösterecektim, lanet olası lenslerim yoktu.
Tam merdivenlerden inecekken duyduğum sesle duraksamıştım.
"Kız Nüha, bir bak hele." diyen Vesile teyzeyle gözlerimi devirmiştim, yine bana koca bulma derdindeydi kesin.
"Geç kaldım Vesile teyze, sonra." dedikten sonra hızla merdivenleri inmeye başladığımda arkamdan beni durdurmaya çalışmıştı ama umursamamıştım. Buraya taşındığımızdan beri getirmediği erkek kalmamıştı, iyi kadındı aslında ama işte evlilik programından halliceydi. Binadan ayrılarak hemen karşıda bekleyen arabaya biner binmez hareket etmiştik.
"Gelmeseydin Nünü, zahmet oldu." diyen Nehir'le tekrardan göz devirdim. Bugün ne çok devirmiştim ya!
"Boş yapmada sür şunu, zaten kaç gündür abuk sabuk rüyalar görüyorum." dediğimde meraklı bakışlarını bana çevirmişti.
"Hih! Sapık." diyerek sırıttığı sırada gözümde ki gözlükleri hafifçe aşağı indirip sert bakışlarımı ona yolladığımda öksürerek tekrar önüne dönmüştü. "Ee ne gördün o zaman başka?"
"Senin mart ayın bir geçmedi zaten anasını satayım, beni de kendin gibi sanıyorsun."
"Mırrrr!" diye kedi taklidi yaparak bana göz kırptığında dudaklarım kıvrılmıştı, bu kız düzelmezdi.
"Mirza komutanı gördüm nedense ya, o kadar tartıştık tabi. Haliyle bilinçaltımda kalmış olmalı." dediğimde bakışlarını tekrar bana çevirmişti.
"Bilinçaltıdır dediğin gibi bebeğim. Ha bu arada geçen Mecnun'a seni sormuş Mirza komutan." diyerek sırıttığında bedenimi tamamen ona çevirmiştim. Niye sormuştu ki beni?
"Sebep?"
"Ben ne bileyim Nünü, gidince sorarsın." dediğinde çatık kaşlarımla önüme döndüm. Son konuşmamızda da beni rahatsız etmiyorsun falan diye zırvalamıştı, acaba onun hakkında mı konuşacaktı? Gerçi yaptıkları için özür dilemişti zaten, şimdi niye onun hakkında tekrar konuşsundu ki?
Ben düşüncelere dalmışken karargaha da varmıştık. Arabayı park ettikten sonra içeri geçerken Nehir de hemen yanımdan geliyordu.
"Hayret, lenslerini takmamışsın." diyerek omzumu dürttüğünde bakışlarımı hızla ona çevirdim.
"Niye acaba? Birileri lenslerimi ortadan kaybettiği için olabilir mi?"
"Vallahi ben yapmadım, Leyla'ya sor." derken iki elini de yukarı kaldırarak gözlerini büyütmüştü. Ee! Leyla da benden izinsiz böyle bir şeyi yapmazdı aslında ama ortada başka seçenek kalmıyordu. Belki de toplarken başka bir yere kaldırmıştı ve ben bulamamıştım, hemen günahını almasam iyi olurdu. Karargahtan içeri girdikten sonra önce koğuşa geçerek beremi almam gerekmişti, canım bordo berem!
Tam koğuştan çıkacakken çalan telefonumla elimi cebime atarak telefonu çıkardım, mesaj gelmişti.
Mecnun kişisi sizi PornoHub grubuna aldı.
Mecnun: Uy nenem (11.30)
Mecnun: Yanliş oldi
Mecnun kişisi sizi gruptan çıkardı.
Gördüğüm grupla gülmeye başlarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Mecnun kişisi sizi İnfirat Siker Atar grubuna aldı.
Cem: Mecnun yapacağın işi sikeyim kardeşim (11.32)
Mecnun: Benim değil ha bu azgun tekenün suçi
Mecnun: Poh yiyen bizi de günaha sürükley
Barkın: Zorla tutuyoruz sanki amcık (11.33)
Mecnun: Bu grupta hanumlar da var yalnız beyinsuz gardaşum
Barkın: Kusura bakmayın hanumlar (11.34)
Barkın: Elimden kaçmış :)
Nehoşum: O elini dür bük :) (11.35)
Barkın: Sende mi buradaydın akarsu
Barkın: Aa ne kadar ayıp sözler bunlar akarsu tekinoğlu
Nüha: Mecnun, Leyla'yla bir konuşmam gerek sanırım (11.37)
Mecnun: Haberi var komutanum
Mecnun: Ondan bir şey saklamam (11.38)
Nüha: Aferin ;)
"Neyi söyleyeceksin kız?" diyen Nehir'le bakışlarımı telefondan çekerek ona çevirdim.
"Önemli bir şey değil, boşver." diyerek omzumu kaldırdığımda o da beni onaylayarak koğuştan dışarı çıkmıştı. Tam onun peşine takılacakken gelen bildirimle tekrar bakışlarımı telefona çevirdim, mesaj yine gruptan gelmişti.
Mecnun: Ula ben size neyi söyliyceğum (11.41)
Mecnun: Bu Mirza'ya noldi da
Mecnun: Sabahtan beri pişmiş kelle gibin sırıtiy
Mecnun: Bünyem alişuk değül bir garipsedum (11.42)
Mirza Yalçıner: Canın 200 şınav çekti sanırım Mecnun (11.43)
Mesaj attığını gördüğümde hızla telefonu kapatarak cebime atmıştım, sanki rüyamda ki gözleri tekrar zihnimde canlanıyormuş gibiydi. Derin bir nefes alarak koğuştan çıkarak Nehir'i takip etmeye başlarken bir yandanda beremi kafama geçiriyordum, ne boktan iştir bu yarabbim!
Erkeklerin koğuşuna doğru ilerlerken ruhum heyecanla bir kez daha kasılmıştı. Nüha sanki adamı çıplak gördün he rüyanda! Altı üstü şaşkın bakışlarla sana baktı, ne bu stres?! Kendine gel!
Koğuştan içeri ilk Nehir girdikten sonra ardından da ben geçtiğimde içerde sadece bizimkilerin olduğunu görmüştüm, o ve Özgür yoktu. Derince bir nefes alırken içimden şükürler yağdırmaya başlamıştım, vücudum salak saçma tepkiler verip duruyordu. İçeri girdiğimiz sırada Leyla'nında burada olduğunu görmüştüm.
"Nünü seni bir göremedim ben ya!" diyen Leyla'yla sırıtarak içeri ilerleyip ranzalardan birine yaslandım.
"Neden acaba?" diyerek sırıttığımda Nehir de yanıma gelmişti.
"Ev aramaktan canım çıktı Nünü." dediğinde yanında ki Mecnun'un başı hızla ona dönmüştü.
"Hani yorulmamuştun?" diyerek kaşlarını çattığında kolunun altında ki Leyla tatlı bir şekilde gülerek ona döndü.
"Azıcık yoruldum sadece aşkım."
"Ben sağa kıyamiyrum ama güzelum, biliysun. İnternetten ararız tamam mı?" dediğinde son cümlede hiç ağız olmadığını fark etmiştim. Mecnun ciddileşince Karadeniz ağzı kayboluyordu.
"Gidip görmeden olmaz Mecnun." diyerek kaşlarını çatan Leyla'yla Mecnun'un dudakları kıvrılmaya başlamıştı. Ardından yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldadığında yanakları kızaran Leyla'yla gülmemek için yanağımın içini ısırarak hızla kafamı çevirdim. Bakışlarım aynı benim gibi gülmemek için kafasını çeviren Nehir'e çarptığında gözlerimi de kapatmıştım.
"Kardeşim biz çıkalım istersen?" diyen Cem'le öksürerek kendimi toparlamaya çalıştım.
"Olur." diyerek Leyla'yı daha çok kendine çeken Mecnun'la kaşlarım istemsizce havalanmıştı.
"Mecnun!" dedi Leyla hızla ona dönerek.
"Ne dedum?" diyerek sırıtan Mecnun'la kafamı olumsuz anlamda sallamıştım, çok fazla tatlılardı ve sanırım biraz daha görürsem kusacaktım.
"Leyloş siz dans işini ne yaptınız?" diye durumu kurtarmaya çalışan Nehir'le bakışlarımı ona çevirmiştim. An itibariyle Leyla morarmak üzereydi, bu yüzden Nehir el atarak konuyu değiştirmişti.
"Kafamda tango var aslında ama işte bu kadar kısa sürede nasıl öğreneceğiz bilmiyorum." dediğinde yüzü yavaşça normale dönmeye başlamıştı. "Dün gittik öğrenmeye ama işte birileri yüzünden atıldık." diyerek sert bakışlarını Mecnun'a çevirdiğinde Mecnun tavana bakmaya başlamıştı.
"Ne yaptın lan?" diye soran Barkın'la bende merak etmiştim.
"Hoca öğretmeye çalıştı diye yumruk attı." diyen Leyla'yla tek kaşım havalanmıştı.
"Ula elun herifi öğreteceğum ayağina her yerune dokundi." dedikten sonra bakışlarını Barkın'a çevirmişti. "Bende önce gayet kibar bir şekülde koniştum ama şerefsuz kötekten anlaysa bu benum sorunum değul."
"Ama illaki birkaç hareket öğrenmişsinizdir, bir gösterin bakalım." diyen Nehir'le Leyla heyacanlı bir şekilde Mecnun'un elini tutarak ortaya getirdi. Arka fondan şarkıyı açan Nehir'le birlikte hareketleri yapmaya başladıklarında sorun çok açık bir şekilde belliydi. Tango bir aşk dansıydı bana kalırsa ve bu şekilde put gibi durarak asla yapılmazdı. Nehir'in zoruyla üniversite de bir süre dans eğitimi almıştık, çünkü o zamanki manitası gittiğimiz kursun hocasıydı!
"Kardeşim biraz daha donuk dans edersen taş kesileceksin." diyen Barkın'la bakışlarım ona dönmüştü, sanırım o da biliyordu.
"Sen neradan biliysun?" dedi Mecnun hareketlerini durdurup Barkın'a bakarak.
"Tango eğitimi almıştım." dediğinde yanımdan gelen bir 'hıh' sesiyle istemsizce Nehir'e döndüm. Gözlerini devirerek elinde ki telefona bakmayı sürdürmüştü.
"Barkın haklı, çok put gibi duruyorsunuz. Daha esnek olmanız lazım." dediğimde hepsinin bakışları bana dönmüştü.
"Komutanum ayıptır sorması içerde niye güneş gözlüğü takiysinuz?" diyen Mecnun'la gözlerim ona döndü.
"Canım öyle istiyor Mecnun." dedim sert bir tonda.
"Salak çünkü." diyerek gözlerini deviren Nehir'le arkadan kafasına bir tane geçirmiştim. "Ne var kızım, yalan mı? Güzelim gözlerini saklamak için bin tane takla atıyorsun." dedikten sonra kafasını çevirdiğinde bu sefer ben gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm.
"Bir şey anladıysam Arap olayım." diyen Cem'le bakışlarımı ona çevirerek gözlüğü hafifçe aşağıya indirdim. Değişken gözlerimi fark ettiğinde gözleri büyürken kaşları havalandı. "Ee komutanım çok güzeller."
"Çirkin diyen olmadı zaten asker." dedim tekrardan sert bir tonda. Bakışlarım ezkaza Mecnun'a çarptığında kaşlarının hafifçe çatıldığını fark etmiştim.
"Evet komutanum, çıkartun ha bu gözlükleri da! O ne oyle delu gibin." diyen Mecnun'la hafifçe gülerek gözlükleri çıkarttım.
"Oh sonunda be Nünü, özlemişim." diyerek sırıtan Leyla'ya göz kırparken gözlüğü de yakalarıma asmıştım.
"Konuyu değiştirmeyin, çok donuk dans ediyorsunuz." dedim hızla konuyu değiştirerek. Gözlerimin ana konu olmasını istemiyordum.
"Nasıl yani?" dedi Leyla meraklı bakışlarını bana çevirerek.
"Daha kıvrak yani canım." diyerek hafifçe sallandığımda önüme uzatılan elle bakışlarımı Barkın'a çevirdim.
"İzniniz olursa bir gösterelim mi komutanım?" dediğinde avucumu uzattığı eline bırakarak başımda ki bereyi çıkartıp arkamda ki yatağın üzerine attım.
"Elbette." dediğim sırada müzik başa sardığında yavaşça Barkın'a yaklaşarak diğer elimi omzunun üzerine bıraktım. Elini sırtıma yasladığı sırada adım atmaya başlamıştık, kendimi müziğin ahengine bırakmayı seviyordum. Hızlanan müzikle gözlerimi kapatarak hareketleri yapmaya devam ettim, arkadan açılan kapının sesini duymuştum fakat umrumda değildi.
Müzik tekrar yavaşladığı sırada ellerimizi ayırarak birkaç adım atıp tekrar birleştikten sonra hızla adımlamaya başladık, üzerimde ki kamuflaj ve ayağımda ki postallar her ne kadar şu anda sırıtsa da umursamamıştım. Müzik tekrar hızlanırken beni etrafımda döndüren Barkın'la bir anda boşta kalan elimden tutup çekilmemle bedenim dönerken başka bir bedene doğru savrulmuştum. Belimde ki kollar sayesinde geriye doğru savrulurken gözlerimi açtığımda karşılaştığım gri bakışlarla istemsizce nefesimi tutmuştum.
Gözlerim büyürken sanki dilim tutulmuş gibi öylece gözlerine bakıyordum, acaba gözlerinden geçen bulutların farkında mıydı? Yada o bulutların ne kadar güzel hissettirdiğinin...
O şekilde ne kadar durduk bilmiyordum, gözlerine bu denli yakınken zaman kavramını fark edebilmek çok zordu. Bu hissettiklerim çok yanlıştı, biliyordum fakat kendimi durduramıyordum. Ardından gözlerim yüzünün sağ tarafında ki morluğa çarpmıştı, yeni olduğu her halinden belli oluyordu. Kavga mı etmişti?
Belimde ki elinin uyguladığı baskıyla bedenim dikleşirken bakışlarımı hala ondan çekememiştim, iki elimde omuzlarına sıkıca tutunmuş sanki gitmesinden korkarcasına parmaklarımı üstünde ki kamuflaja geçirmiştim.
"İğrenç dans ediyorsun." diye fısıldamasıyla kaşlarım çatılırken gerçek hayata sonunda dönebilmiştim. Omuzlarında ki elimi çekerek hızla geriye çekildiğimde belimde ki elini de çekmek zorunda kalmıştı.
"Komutanım göz var izan var, kuğu gibi süzüldü Nüha komutanım." diyen Barkın'la bakışlarım ona döndüğünde dudağım kıvrılırken kafamı hafifçe eğerek teşekkür ettim.
"Sana şurdan bir çakarım asker, oturur kafanın üstünde dönen kuğuları seyredersin." diyerek o sert sesiyle konuşan Mirza'yla kaşlarım çatılırken bakışlarımı ona çevirdim. Şimdi niye sinirlenmişti ki?
"Ben ne dedim şimdi komutanım?" diye aynı bizim gibi şaşıran Barkın'la Cem sırıtarak onu dürttü. Hala aramızda bir şey olduğunu sanıyordu fakat palavraydı. Mirza sert bakışlarını Barkın'a yönelttiğinde adeta öfkesi tüm koğuşu sarmış gibiydi, sahi sebebi neydi?
Mirza'nın disiplin hastası olduğunu duymuştum. Ondan dolayı olmalıydı. Sert bakışlarını aniden bana çevirdiğinde gözleri birkaç saniye gözlerim arasında mekik dokumuş ve sanki sonrasında dudağı çok hafif şekilde sağa doğru seğirmişti, fakat bu öyle kısa sürmüştü ki sanırım ben hayal kurmuştum.
"Sende gel benimle, işimiz var." dedikten sonra arkasını dönerek kapıya doğru ilerlediğinde hala olduğum yerde durarak ardından bakıyordum.
"Ne işimiz var?" dedim hala yerimden kıpırdamadan. Sözlerimin ardından başını hızla arkaya çevirerek çatık kaşlarıyla bana baktığında elimde olsa kafamı kuma gömmek istemiştim.
"Ne çok konuşaysun, hadi!" dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. Ağız mı yaptı o az önce?!
"Ağız mı yaptın sen az önce?" derken çoktan koğuştan çıktığı için bende peşine takılmak zorunda kalmıştım, birlikte ilerlemeye başlamıştık.
"Hadi üsteğmen, hadi!" diyerek ilerlediğinde saçımı başımı yolmak istiyordum. Ağız yaparken niye bu kadar tatlı olmuştu ki? Nüha kızım kendine gel!
"Nereye gittiğimizi söyle bari yüzbaşı?" dediğimde durarak bakışlarını bana çevirdi. Bir süre bana baktıktan sonra sanki bir şeyler düşünüyormuş gibi bir hali vardı.
"Gittiğimizde görürsün. Ne konuşkan şey çıktın sende!" diyerek beni terslediğinde gözlerimi devirerek yanından ilerleyip önüne geçtim.
"Allah'ım sabır!"
"Amin, cümlemize." dediğinde arkamı dönüp suratına bir tane geçirmek istemiştim. Uyuz herif!
Dışarı eğitim alanına çıktıktan sonra ikimizde duraksamıştık. Hava olabildiğine sıcakken şimdiden tenimin ısındığını hissedebiliyordum. Gelen güneşten gözlerim kısılırken bakışlarımı ona çevirdim.
"10 turla başla." diyerek ellerini cebine sokarak bana baktığında kaşlarım çatıldı.
"Ne?" dedim istemsizce sorgulayan sesimle.
"Anlamanda mı kıt Ertunç, koş diyorum." dediğinde çığlık atarak üstüne atlayabilirdim. Ben bir de bunun tatlı olduğunu mu düşünmüştüm? Ben boşuna salağım demiyordum!
"Sebebini anlayamıyorum Yalçıner?" dedim dişlerimi birbirine geçirip adeta tıslayarak.
"Keyfim öyle istedi asker, bir sıkıntı mı var?" diyerek sırıtmaya başladığında derin bir nefes alarak bu sefer dilimi ısırdım. Hayır, ona sövemezdim!
"Yok komutanım."
"Koş o zaman! Geceye kadar seni mi bekleyeceğiz. Düşman beklemez asker, anında mermi seni deler geçer." diyerek haykırdığında çatık kaşlarımla ona bakıyordum. "KOŞ!"
Son emrinin ardından bakışlarımı çevirerek koşmaya başladığımda şimdiden alnımdan terin süzüldüğünü hissediyordum, bok herif! İkinci turun ardından dayanamayarak üstümde ki kamuflajı çıkartıp içimde ki atletle kalırken elimde ki ceketi ona doğru fırlatarak koşmaya devam ettim. Hava gavur amı gibi yanarken neredeyse pişmek üzereydim, her an ikinci dereceden yanık olabilirdim.
Beşinci tura başlamak üzereyken kolumdan çekilerek savrulduğum bedene çarpıp durduğumda acıyla inleyerek alnımı tuttum, bu herif neyle besleniyordu böyle! Omuzlarıma bırakılan ceketimle gözlerimi ona çevirdim, yanarak kül olmamı istiyordu sanırım.
"Tamam, yeter bu kadar." diyerek etrafa sert bakışlarını yolladığında bende bakışlarımı etrafa çevirmiştim. Yeni mezun olan çömezler etrafımızı sararak izlemeye başlamışlardı, bu gayet doğaldı. Eğitim alanındaydık çünkü.
"Ama on tur..."
"Yeter dedim Nüha." diye hızla sözümü kestiğinde kaşlarım daha çok çatıldı. Karşımda ki başka biri olsa beni kıskandığını düşünebilirdim ama o Mirza komutandı. Duygularının varlığından bile şüpheliyken beni kıskanması imkansızdı. "İçeri geçebilirsin, bir saat sonra hepiniz burada olun." dedikten sonra önümden çekilerek kapıyı işaret ettiğinde gözlerimi devirerek önünden geçecekken eli tekrardan koluma sarılmıştı. İyi alıştı bu da he! "Bana göz devirme!" diyerek kaşlarını çattığında hızla kolumu kendime çekerek elinden kurtardım.
Gözlerine bakarken abartılı bir şekilde gözlerimi devirerek arkamı dönüp karargaha ilerlerken arkamdan gelen erkeksi bir kıkırtı sesiyle ardıma dönüp bakmamak için adeta kendimle savaşmıştım, o gülmüş müydü? Dayanamayarak yerimde durup arkama baktığımda kıvrılan dudaklarıyla bana baktığını gördüm, gülebiliyormuş...
Gri bakışları gülmenin etkisiyle kısılırken tek kaşı havalanmıştı, lanet olası herif niye bu kadar yakışıklıydı?!
Hızla tekrardan arkamı dönerek ilerlediğimde kafamı bulduğum en yakında ki duvara çarpmak istiyordum. Gülüşü gözlerimin önünden silinmezken aklımı aniden bulut adam doldurdu, ona ihanet mi etmiş oluyordum böyle düşünerek? Bu düşünceyle kalbim sızlarken kapıdan içeri girip sırtımı duvara yasladım.
Ondan sonra uzun bir süre hayatımda kimse olmamıştı, hatta her gece camdan onun gelişini beklemiştim. Çünkü geceleri kabus görerek uyandığım zamanlar hep yanımda o olurdu, kulağıma fısıldadığı türkülerle sakinleşmemi sağlarken ben uyuyana kadar yanımdan ayrılmazdı. Yetimhaneye gittikten sonra kimse bana türküler mırıldanmamıştı, kimse onun kadar önemsememişti. Geceleri kabus görerek uyandığım zamanlar pencerenin kenarına geçip ağlardım, sonra tüm türküleri ben söylemeye başlardım.
Üniversite zamanlarında birkaç kişi olmuştu ama onlarda çok uzun sürememişlerdi, çünkü kimse onun gibi hissettirememişti. Unuttuğumu düşünürdüm aslında ama nedendir ki şu aralar hep zihnimdeydi, acaba bulut adam da istediği gibi asker olmuş muydu? Gözlerimden süzülen damlayı hızla silerek yerimden doğrulup ilerlemeye başladım, belki de evlenmiştir hatta çocukları bile olabilirdi.
Seneler önceki birini düşünerek daha fazla ne kadar kendimi sakınabilirdim ki! Kapıyı açarak koğuşa girip kendimi yatağa bıraktığımda gözlerimi tavana diktim. Belki de Nehir'e bana birisini bulması için izin vermeliydim, o artık yoktu ve ne kadar istemesem de buna alışmak zorundaydım.
Özür dilerim bulut adam ama ben artık seni bekleyemiyorum...
~~~~~~~~
Mirza Han Yalçıner...
Onun evinden ayrıldıktan sonra hızla motora binerek kendimi her zaman geldiğim bu uçurumun kenarına getirmiştim yine. Aklım öyle bulanıktı ki ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. Ben nasıl ona bu kadar kötü davranırdım? Nasıl, nasıl, nasıl?...
Uçurumun kenarında otururken dirseklerimi dizlerime yaslayarak ellerimi yüzüme kapattım. Kalbim hiç olmadığı kadar sızlayıp kendini belli ederken kendime bir kez daha lanet ettim. Gözlerimi sıkıca kapattığımda tek yaptığım ağlamamak için kendimi kasmaktı fakat pek bir yararı olmuyordu. Gözlerimden süzülerek ellerime damlayan gözyaşıyla bakışlarımı karanlık gökyüzüne çevirdim.
"Baba..." diye mırıldandım gökyüzüne bakarak. "Bu yüzden mi sakladın onu benden? Daha çok kırarım diye mi? O zaman niye onu benim zalimliğime bırakıp gittin baba?"
Sözlerimin ardından arkamdan gelen araba sesiyle buraya gelmeden önce çağırdığım Mecnun'un geldiğini anlamıştım. Ne kadar atışsakta o benim için kardeşten öteydi.
"Bayadur gelmeydim ha buraya, eyi oldu." derken yanıma oturduğunda bakışlarını bana çevirmişti. Her ne kadar etrafımız karanlıkta olsa arabasının ışığından dolayı yüzümü net bir şekilde görebiliyordu. "Sağa noldi ula?"
"Ebenin amı oldu Mecnun." dedim bakışlarımı gökyüzünden bir saniye bile ayırmadan. Hala babamdan ufak bir mesaj bekliyordum ama imkansızdı, biliyordum. Kızsın istiyordum bana yine, sen askersin disiplinli olmak zorundasın desin istiyordum. Kızsın, sövsün ama yanımda olsun istiyordum.
"Dayımı anıyoruz sanırım. Ağla kardeşim, hakkındır." dediğinde bakışlarımı ona çevirebilmiştim.
"Kuğu..." diyebildim sadece. Dudaklarım sanki farklı isim için açılırsa nefesim kesilirmiş gibi hissediyordum.
"Olum ağlamak kafamı yaptı sana, döndün yine on beş sene öncesine." dediğinde o da bakışlarını bana çevirmişti. Aslında sırf Leyla seviyor diye ağız yapıyordu, normalde nefret ederdi Karadeniz ağzıyla konuşmaktan. Kaç sefer diksiyon dersi aldığının haddi hesabı yoktu.
"Nüha kuğuymuş." dediğimde gözümden bir damla daha süzüldü. "Ve ben ona siktiğimin bir orospu çocuğu gibi davrandım Mecnun."
"Ne? Ne demek kuğuymuş?" diyerek çatık kaşlarıyla bana baktığında bir süre sonra gözleri büyümüştü. "Nüha komutan Nujin miymiş?" dediğinde bakışlarım sertleşmişti. Sikik durum anlaşılmayacak kadar da zor değildi amına koyayım!
Bakışlarımın ardından hızla ayağa kalkarken elini sarı tutamlarının arasından geçirdi ve ardından bana döndü. O da kardeşi gibi görürdü Nüha'yı, benimle birlikte çok aramıştı ama senelerce hiçbir sonuç alamadığımızda bırakmıştık. Öyleki ben bile hayatıma bakmıştım...
"Bunu nasıl anladın?" dedi bakışlarını bana çevirerek.
"Ona hediye ettiğim oyuncağı odasında saklıyor hala." dediğimde derin bir nefes alarak kalbimde ki sızıyı yok etmek istedim ama yine hiç bir işe yaramamıştı.
"Ona ne yaptın da bu haldesin Mirza?" diye sert bir ses tonuyla sorduğunda bende ayağa kalkarak karşısına dikildim.
"Şöyle en sertinden bir tane geçirsene." dediğimde hiç beklemeden karnıma geçirdiği yumruklu nefesim kesilirken öksürerek öne doğru eğildim.
"Ona ne yaptın?!" diye haykırdığında sesi karanlık gece de yankılanmıştı.
"Babası gibi şerefsizin teki olduğunu söyledim." dediğim sırada sağ yanağıma çarpan sert yumrukla sendelemek zorunda kalmıştım. Bunu çoktan haketmiştim.
"Nasıl dersin lan ona bunu?" dediğinde parmağımı kaldırarak kanayan burnumu sildim.
"O olduğunu bilmiyordum."
"BU BİR SEBEP Mİ AMINA KODUĞUM?!" diyerek haykırdıktan sonra elleri ceketimin yakalarını kavrayarak beni sarsmıştı. "Halil albay bile orada tanıdığını belli ederek kızdan özür diledi lan. Vurdun, dedik ki; göremedi, yanlış anladı, acısı vardı. Peki ulan sonra ne bok yemeye gittin kızın yarasını deştin? Ona benzese o halde mi bulurduk kızı? Nerde lan senin vicdanın?" dedikten sonra tekrar yumruğunu yüzümle buluşturduğunda artık dayanamayarak dizlerimin üzerine düştüm. Ne dese haklıydı, ben vicdansız bir orospu çocuğuydum.
Karşımda nefes nefese sinirden volta atan Mecnun'a baktım tekrardan, içimin yangını geçmiyordu.
"Söylesene bana, o geberttiğimiz puştlardan ne farkın kaldı?" dediğinde tek kelime edememiştim. Kalbim hala acıyla kasılırken tekrar ve tekrardan yanımda babam olsun istemiştim. Sanırım o da Mecnun'la aynı tepkiyi verirdi. "Haberi var mı bari?" diye sorduğunda kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Uyuyordu."
"Ula sen benü deli mi edecesun?" dediğinde bakışlarımı ona çevirdim.
"Ona ben söyleyeceğim Mecnun, o zamana kadar sakın ağzını açayım deme." dediğimde derin bir nefes alarak tekrar saçlarını çekiştirdi. "Zaten özür diledim o yaptığım şerefsizlik için."
"Uy paşam zahmet olmuş." diyerek gözlerini devirdiği sırada ayağa kalkarak karşısına dikildim. Aramızda neredeyse 10 cm kadar olduğu için ona yukardan bakıyordum.
"Eyvallah." derken omzuna hafifçe vurduğumda sert bakışlarını bana çevirdi.
"Ona kendini affettirmezsen siker atarım seni Mirza." dedikten sonra omzunda ki elimi iterek hızla arabasına yönelip gözden kayboldu.
~~~~~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç...
Nüha: Herkes eğitim alanına, yüzbaşının emri (15.12)
Gruba attığım mesajdan sonra telefonu cebime koyarken koğuştan ayrılarak yavaşça dışarı doğru adımladım. Bir saattir beynim allak bullaktı ve sonunda Nehir'e izin vermeye karar vermiştim. Bakalım neler yapacaktı...
Bir anda omzuma atılan kolla bedenim gerilirken tam temas eden kişinin bileğini çevirmek üzereydim ki gördüğüm yüzle duraksadım, Cem'di. Tehlike arz etmiyordu ve gerilmemeliydim, sanırım psikolog seanslarına tekrar başlamalıydım.
"Ee komutanım aşk işleri nasıl gidiyor?" diyerek sırıttığında kaşlarım çatılmıştı.
"Ne aşkı Cem?" dedim dert bir tonda.
"Mirza komutanımla..."
"Öyle bir şey yok ve asla da olamaz. Kapat şu konuyu!" diyerek sertçe sözünü kestiğim sırada dışarı çıkmıştık.
"Size göre öyle olabilir ama yüzde yüz eminim ki Mirza komutana göre değil komutanım." dediğinde sessiz kalarak ona bakmıştım. Ne demek istiyordu bu? "Barkın'la dans ederken sizi öyle bir çekti ki, resmen yüzünden kıskançlık akıyordu."
"Hayır, sadece laubalilik sevmiyor." dedim net bir şekilde.
"Tamam, onu da sevmiyor ama bu başka. Bağırarak uyarmak yerine seni dışarı çıkardı." dediği sırada eğitim alanına gelmiştik ve kolu hala omzumdaydı. "Bak şimdi iyi izle, benim nasıl ağzıma sıçacak?" diyerek karşıda dikilen Mirza'yı gösterdiğinde ona inanmaz bir bakış attım.
"Umrunda bile olmayacak."
"Komutanım bu mallık doğuştan mı yoksa sonradan mı oldu?" dediğinde dirseğimi hızla karnına indirmemle öksürerek öne doğru eğilmişti. "Tamam, valla sustum komutanım ama sadece bir bakın, lütfen."
Sözlerinin ardından umursamadan yerimde dikilirken omzumda ki kolunu atmak içinde hiçbir çabaya girmemiştim. Bakışları yavaşça bize dönen Mirza'nın kaşlarının hızla çatıldığını fark ettim, normal de ruhsuz bakan gözleri şu anda omzumda ki ele odaklanırken baktığı yeri deşmek istiyor gibiydi. Hayır, sadece ben yanlış anlıyor olmalıydım. Sonuçta aynı ekipteydik ve kardeşi gibi gördüğü içinde bu kadar temkinli olabilirdi.
"CEM!" diyerek bir anda haykırdığında Cem de bende yerimizden ufak bir sıçramıştık. Kesinlikle gözleri çok korkutucu bakıyordu.
"Sana belli edeceğim diye selamı okuttum, kurtarın beni komutanım." diyerek Mirza'ya bakmamaya çalışan Cem'le benimde gözlerim kısılmıştı. Acaba olabilir miydi? Omzumda ki elini çekerek yavaşça Mirza komutana ilerleyen Cem'in bakışları bana dokunup duruyordu. Ne olacağını merak ederek izlemeye devam ettim.
"Mecnun Barkın'la, Nehir Nüha'yla, Cem de benimle. İlk pes eden kaybeder." diye haykıran Mirza'yla Özgür'ün hala burada olmadığını fark etmiştim, sanırım izin almıştı. Bana yardım dilenen bakışlar atan Cem'le Mirza'nın onu ensesinden tutarak ilerletmesi bir olmuştu. O sırada karşımda pozisyon alan Nehir'le bakışlarımı ona çevirmek zorunda kaldım.
"Kesin paslanmışsındır." diyerek sırıttığında bende sırıtarak pozisyon almıştım.
"Rüyanda görürsün asker." dediğim sırada hızla bana atılarak tekme atmaya çalışmıştı ki sağa doğru kayarak kolayca önlemiştim. Bu seferde zıplayarak etrafında dönüp tekme atmaya çalıştığında bir adım geriye çekilerek ona bakmayı sürdürdüm. "Sadece bu kadarcık mı?"
"Bir askerin ödlek gibi kaçtığı nerede görülmüş üsteğmen?" dediğinde kollarımı göğsümde bağlayarak onu izlemeye devam ettim.
"Kaçmak bize yakışmaz başçavuş." derken hala onu izliyordum. Hızla bana doğru atılarak yumruğunu savurduğunda elini tutup ters dönerek omzumun üzerinden takla atıp önüme düşmesini sağladım. Eğitim alanında olduğumuz için yerlerde süngerler vardı bu yüzden acısız bir düşüş sağlamıştı. Hızla ayaklarının üzerine zıpladıktan sonra bana dönüp belime sarılarak geri ittiğinde ikimizde yere düşmek zorunda kalmıştık.
Beline sardığım bacaklarımla yerimi değiştirirken elimi kaldırıp yavaş olmasını sağladığım bir yumruğu yüzüne geçirdikten sonra dalgınlığından yararlanarak ayağa kalktım. Amacımız eğitimdi, dayak atmak değil. Tekrardan ayağa kalktığında elini çenesine götürerek ovalamasıyla benimde bakışlarım oraya kaymıştı, sert mi vurmuştum?
Üzerime doğru koştuğunda sırıtarak kafamı salladım, asla durmuyordu. Salladığı yumruğuna vurarak geri ittikten sonra karnına attığım tekmeyle geri savrulurken kendini çabuk toplayıp o da bana tekme atmıştı. Attığı tekmeyi kolumla savuştururken salladığı yumruktan hızlıca kaçındım. Onunda dudakları kıvrılırken bir adım geriye kaçtıktan sonra hızla bana doğru atılıp sırtıma atladığında bacaklarını belime sararak kollarını sıkıca boynuma sarmıştı.
Elimle sert olmayacak bir şekilde burnuna vurup dikkatini dağıttıktan sonra kolundan ve bacağından tutarak hızla yere fırlattığımda ikimizde artık kahkaha atmaya başlamıştık.
"Seni yenebileceğimi düşünmeyi özlemişim." diyerek yere uzandığında alnımdan akan teri silerek ona bakmayı sürdürdüm.
"Delisin çünkü." dedim tek kaşımı bilmiş bir şekilde yukarı kaldırırken.
"Sende hala gavura vurur gibi vuruyorsun." derken elini çenesine götürmüştü. Ardından bakışlarını arkamda ki bir yere çevirerek elini kaldırdı. "Pes komutanım, bu öküz yenilmiyor."
"İlk kez akarsuyu yenen biri var, aman tanrım didim." diyen Barkın'la bakışlarımı onlara çevirmiştim. Hepsi bitirmiş ve bizi izliyorlardı. Bakışlarım Mecnun'a kaydığında dudaklarında ki hafif bir sırıtışla izlediğini görmüştüm, gözlerinde ki ifade gurur muydu? Anlayamamıştım...
"Kaybedenler şınava geçsin." diyerek yanıma gelen Mirza'yla Barkın, Cem ve Nehir şınav pozisyonu almışlardı. Gördüğüm kadarıyla Cem'in kaşı ve dudağı patlamıştı.
"Eğitimde bu kadar sert vuramazsın." dedim yanımda ki Mirza'ya dönerek. Sert bakışlarını hızla bana çevirdiğinde bir adım daha atarak neredeyse dibime girmişti.
"50 şınav. Başla!" diye haykırdığında bakışlarını bir an olsun benden ayırmamıştı. Sert bakışlarım hala grilerine dokunurken geri adım atmaya hiç niyetim yoktu. "İşime karışma üsteğmen."
"Aynen karışma, ona vuran vurmuş zaten." diyerek diğer tarafımdan mırıldanan Mecnun'la Mirza'nın bakışları hızla ona döndü.
"Canın çekti herhalde Mecnun." diye şınav çekenleri gösterdiğinde erkeksi bir şekilde gözlerini devirerek önüne dönen Mecnun'la kaşlarım çatılmıştı. Araları mı bozuktu bunların? Sabır çekerek tekrar bana dönen Mirza'yla bakışlarımı çevirerek önüme döndüm. Sol tarafımda ki başını hafifçe bana yaklaştırdığını hissettiğimde yanda ki elim yumruk olmuştu. Derince bir nefes çektikten sonra geri verdiğinde ıslanan saç diplerim çarpan rüzgarla hafifçe savrulmuşlardı.
Nefesim kesilirken kalbim hızla çarpmaya başlamıştı, o garip kahve kokusu her yanıma sararken umursamamaya çalıştım. Boğazım kururken sadece karşımda ki şınav çekenlere odaklanmaya çalışıyordum ama mümkün olmuyordu. Kahretsin! Çok fazla yakınımdaydı.
"Şınav bitti, dağılabilirsiniz." dediğinde kulağıma çarpan nefesiyle derince yutkunarak hızla arkamı dönüp karargaha ilerlemeye başladım. Her hareketi nasıl böyle kendimden geçmemi sağlıyordu ki? Nefesimi düzene sokmaya çalışırken koluma giren Nehir'le bakışlarımı ona çevirdim.
"Bu Mirza komutan ne iş?" diyerek sırıttığında gözlerimi devirerek kolunu itip revire doğru ilerledim. "Ya kızım bir soru sordum."
"Aptal aptal şeyler sorma!" dedim sinirle. Mirza ve ben diye bir şey söz konusu değildi.
"O aptal şeylerden dolayı şu an kıpkırmızısın Nünü." dediğinde duraksayarak ona döndüm.
"Hava 35 derece Nehir, ondan dolayı olabilir mi?" diyerek kızdığımda 'hehe' dercesine kafasını sallamıştı. "Ayrıca sana ne diycem? Eğlenecek birisini bulsana bana." dediğimde bakışları hızla bana döndü.
"Ama sen istemiyordun."
"Artık istiyorum Nehir." dedikten sonra ilerlemeye devam ettiğimde kıkırdayarak koluma girmişti.
"Ay bebeğim sen yeter ki iste, ikimize hemen bir çifte date ayarlayacağım." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak ilerlemeye devam ettim. Aklımı bu denli meşgul etmesine izin vermeyecektim!
Leyla izin alarak Mecnun'la çıkmıştı bu yüzden bir süre kendi halimizde takıldıktan sonra artık saat epeyce ilerlediğinde hepimiz koğuşlara dağılmıştık. Üzerimden tır geçmiş gibi uykum varken üstümdekileri çıkartarak siyah pamuklu pijamalarımı zor bela giydikten sonra yatağa oturduğumda üstünde ki kırmızılı gecelikle kendi yatağına geçen Nehir'e çevirdim bakışlarımı. Yürüyen libido!
"Bak kaç saattir kaçıyorsun, söylesen ölür müsün?" diyen Nehir'le yorgan'ı açarak içine girmiştim. Her ne kadar gündüz kavrulsakta gece dondurucu bir soğuk vardı. Sorduğu tek şey Mirza'yla aramda ne olduğuydu.
"Anlatılacak bir şey yok." derken gözlerimi kapatmıştım.
"Nünü bu Mirza komutan senin Han olabilir mi?" dediği sırada bastıran uykuyla ona cevap veremeden kendimi uykuya bıraktım.
*****
Çalan kapıyla gözlerimi devirirken elimde temizlemeye çalıştığım silahı hızla bırakarak ayağa kalktım, her kimse binayı yıkmayı hedefliyordu sanırım.
"Çatlama, geldim." derken hızla kapıya ulaşarak açtığımda pervaza yaslanarak bana bakan bir adet Mirza'yı beklemiyordum. "Mirza..."
Şaşkınlıkla gözlerim açılırken hızla içeriye adımlayan Mirza'yla yutkunarak geriye doğru adımladım, burayı nasıl bulmuştu? Bakışlarımı gözlerine çıkardığımda gördüğüm grilerle bir kez daha yutkundum, göz bebekleri öyle bir büyümüştü ki grilerini neredeyse yok etmek istercesine sarmıştı.
"Burada ne işin var yüzbaşı?" dediğim sırada neden nefes nefese kaldığımı anlamaya çalışıyordum. Bana doğru bir adım daha attığında duvara çarpan sırtımla ona bakmayı sürdürdüm. Kolları iki yanıma dayanırken dudakları sağa doğru kıvrılmıştı. Bana doğru yaklaşan başıyla nefesimi tutarken kalbimin nasıl delice attığını hissedebiliyordum.
"Kuğu..." diye fısıldadığında gözlerim kocaman açılırken ne dediğini anlamaya çalışıyordum. "Seni çok özledim."
"Sen... nasıl?" dedim şok içinde kalarak. Sağ tarafımda ki elini duvardan ayırarak yavaşça belime dokunduktan sonra beni kendine çekerken ellerim aniden omzuna sarıldı. "Han, sen misin?"
"Benden başka kim sana dokunabilir ki Van kuğusu?" diyerek tek kaşını havaya kaldırdığında bende sırıtmaya başlamıştım. Bulut adamım gelmişti, o yanımdaydı. "Söz verdiğim gibi geldim."
"Geldin..." diye fısıldadığım sırada dudağıma sürtünen dudaklarıyla derin bir nefes alarak istemsizce titremiştim. "Bulut adam bana geldin."
"Geç kaldığım için özür dilerim güzelim." dedikten sonra dudaklarıma bastırılan dudaklarla inleyerek ona karşılık vermiştim.
O dönmüştü...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve işte heyacanlı bir bölüm daha...
Ufak bir şey söylemek istiyorum, haziran da üniversite sınavına gireceğim. Bu yüzden sınava kadar ne yazık ki hafta bir bölüm atabiliyorum lakin sonrasında her iki kitabım içinde hafta da iki bölüm atmaya ve biraz daha uzun yazmaya başlayacağım.
Şimdi geçelim bölüme...
Sizce nasıldı bölüm?
Pişman Mirza'yı nasıl bulduk? ;)
Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayınnn!!!
Seviliyorsunuzzzzz
❤️🤍
