~Bölüm Şarkıları~
Kahraman Deniz~Böyle Sever
Canozan & Deniz Tekin~Aşkın Bu Sarhoşluğu
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimmm!!
Nasılsınız???
“Ayrılık bir son tabiki, değilse ben neden oldum mağdur? Ellerimden tuttun, bir anlık durdu karanlık… Aşkın bu sarhoşluğu, nolur içimde ki boşluğu doldur. Aşkım bu sarhoşluğu, nolur içimde ki boşluğu doldur…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
Karakolda yine her zamanki gibi sesler yükselirken koridordan geçen polisler için bu alışılagelmiş bir durumdu artık. Bir olay olduğunda Melih komiserin sesini duymazlarsa asıl o zaman korkarlardı, sakinken daha tehlikeli olduğunu hepsi bilirdi.
Melih komiser sorgu odasında karşısında ki üç şerefsize bakarken adeta avuç içleri kaşınıyordu, yakın dostu olan Özgür onu arayıp durumu anlattığında hiç beklemeden adamları bulup karakola getirtmişti ve şimdi ise inkar etmelerini dinliyordu. Yüzlerini dağıtmak varken dinlemek ise Melih komiseri daha fazla sinirlendirmekten başka hiçbir işe yaramıyordu ama yönetmelik böyleydi, en azından dinlemeden vuramazdı.
Oturduğu sandalyesinde biraz daha geriye yaslanırken hemen karşısında omzu sargılı olan adama baktı, Özgür’ün bir özel kuvvetler askeri olduğunu biliyordu ve bir sivile zarar verdiği öğrenilmesi onun için sorun yaşatabilirdi ama Melih buna izin vermezdi. Birkaç it yüzünden dostunun mesleğini tehlikeye atmazdı.
“Bir daha sormayacağım, öğretmene saldırdığınız doğru mu?” diyen Melih’in sesi sertti, avucunun içinde sıktığı tespihinin sesi odada yankılanırken mavi bakışları sadece adamlardaydı.
“Yalandır komiserim, biz sadece konuşmaya çalışıyurduk.” diyen sağda ki adamla Melih’in kaşlar biraz daha çatılırken adama döndü.
“Evet komiserim, bizim yeğeni okulda dövmüş bayan. Bizde konuşmaya gittiydik.” diyen solda ki adamla elindeki tespihi daha fazla sıkmaya başlamıştı.
“Kadın.” dedi Melih solda ki adama bakıp söylediği kelimeyi düzelterek. Adamın yutkunuşu odada inlerken korku dolu bakışlarla başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Biz şikayetçiyiz komiserim, o adamı sürüm sürüm süründüreceğim.” diyen omzu yaralı adamla Melih’in bakışları onu bulmuştu. “O karıyı da si…” derken duraksamıştı ama Melih söyleyeceği şeyi anlamıştı. Masanın altından yumruk yaptığı elleri titrerken sadece ortadaki adama bakıyordu.
“Devam et, çekinme.” dedi Melih ama kendini biraz daha tutarsa bu akşam da baş ağrısından uyuyamayacağı bir kesindi. Melih’in sözleriyle ortadaki adam derin bir nefes verirken öne doğru eğilmişti.
“Bu karı az şeytanın gözü değildir komiserim, siz bilmezsiniz.” demesiyle Melih de öne doğru eğilmişti ki iki yanında dikilen polisler hızla yaslandıkları yerden dikleşmişlerdi.
“Bak sen, başka?” diyerek yalandan meraklı gözüken komiserle ortadaki adam daha çok sırıtırken kelepçeli ellerini masaya yaslamıştı.
“Bizim yigene kızmış, bizde onun için gitmiştik aslında ama kısacık giydiği kıyafetiyle bizi ayartmaya çalıştı. Yani bizde erkeğiz sonuç olarak komiserim, yok öyle hem gösterip hem elletmemek…” demesiyle Melih’in hızlıca adamın boğazına sarılması bir olmuştu. Tesbihi tuttuğu eli adamın boğazına sarılıyken hızla ayağa kalkarak boşta ki eliyle önünde ki masayı sertçe yana doğru savurup önünü açmıştı.
“KİMSİN LAN SEN PUŞT?!” diye haykıran sesiyle polisler öne doğru atılsalarda korkudan dokunamıyorlardı.
Boğazını sıktığı adamın yüzü nefessizlikten kızarmaya başlarken iki yanında ki adamlar ise hızla ayaklanarak geriye kaçmışlardı. Melih elini biraz daha sıkılaştırarak adamın yüzüne eğildiğinde gözlerinden bile nefreti akıyordu.
“KİMSİN DE BİR KADINI YARGILAMAYA HAK BULUYORSUN KENDİNDE AMINA KODUĞUM?!” derken sertçe geriye doğru savurduğunda oturduğu sandalyesiyle birlikte sertçe yere devrilen adam düştüğü yerden yuvarlanıp öksürerek kendi gelmeye çalışıyordu.
Melih hiç beklemeden yerde öksüren adama ilerleyip yakalarından tuttuğu gibi ayağa kaldırıp sertçe duvara yaslamıştı. Zihninde durmadan tuttuğu şerefsizin sesi dönerken Melih’in gözü çoktan kararmıştı, hiçbir şey umrunda değildi. Sağ eli sertçe adamın yüzüne çarparken düşmesine izin vermeden tekrardan yakasına sardığı parmaklarıyla duvara yaslayıp ayaklarının yerden kesilmesini sağladı.
“SENİN ERKEKLİĞİNİ DE SENİ DE SİKERİM LAN!”
Tuttuğu adamı bir çöp gibi odanın ortasına savurduğunda sertçe yere düşen adam acıyla haykırmıştı, Melih umursamadan yanına giderken yaralı omzunun üstüne sertçe tekmesini geçirerek daha çok bağırmasını sağladı. Hızla ilerlediği bedenin üstüne çıkarken yumruklarını sertçe yüzüne savurmaya başlamıştı, öyle ki omuzlarından tutmaya çalışan polisleri bile hissetmiyordu.
“AMINA KODUĞUMUN OROSPU ÇOCUĞU!”
Adamın yüzü kan içinde kalırken Melih hala umursamadan yumruklarını geçirmeye devam ediyordu ki kollarına sarılan polislerle sertçe ikisini de iterek ayağa kalkıp bilincini kaybetmek üzere olan adamı da ayağa kaldırmıştı.
“KADIN KADINDIR, İSTEDİĞİNİ GİYİNİR İSTEDİĞİNİ SÖYLER LAN! KARIŞAMAZSIN!” derken tekrardan duvara yasladığında bayık bakan adamın korku dolu gözleri ona dönmüştü ki Melih cebinden çıkardığı çakısıyla adamın üzerinden elini çekerek geri çekildi. “İndirin şu itin pantolonunu!”
“Komiserim bu kadar yeterli be…”
“İNDİR DEDİM LAN!” diye haykıran Melih’in sesi hızla polisin konuşmasını kestiğinde diğer adamlar ise bir köşeye sinerek korku dolu gözlerle komisere bakıyorlardı.
“Komiserim… vallah suçumuz yoktur, dokunmamışam.” diye zorla konuşan adamla Melih’in sinirleri daha çok gerilirken hala yerlerinde duran polisleri umursamadan adama atıldı.
“Koskoca Türk askeri yalan mı söylüyor lan?!” derken boynuna sarıldığı adamın elleri can havliyle eline sarılmıştı. “MASAYI YERİNE GETİRİN!” diye polislere bağırdıktan sonra hiç beklemeden elindeki bıçağı adamın bacaklarının arasına sapladı. “BİR KADINA İZNİ DIŞINDA DOKUNAMAZSIN! YAŞATMAM!”
Bıçağı sertçe geri çektiğinde adamın haykırışları daha da artmıştı, kayan gözlerinden birazdan bayılacağı belli olurken umursamadan polislerin yerden kaldırdığı sandalyeye adamı oturtup kelepçeli ellerini masaya dayadı. Elindeki bıçağı sağ eline sertçe sapladığında acı içinde bağıran adam daha fazla dayanamayarak bayılmıştı.
“DOKUNDURTMAM!” diye haykıran Melih diğer adamlara döndüğünde ikisi de daha fazla duvara sinmişti. “Bir de askeri yalancı çıkartacaksınız öyle mi lan?!” derken kanlı elleri ve öfkeden delirmiş gibi bakan mavileriyle adamların üstüne yürüdüğünde ikiside ağlamaya başlamışlardı. “HER KUŞU SİKMİŞLER, GÖZÜ LEYLEĞE DİKMİŞLER! AMINA KODUKLARIM!”
“Komiserim affedin, biz cezamız neyse çekeriz. Vallah bir şey demiyoz.” diyen adamla Melih komiserin dudakları düşündüğü şeyle yavaşça kıvrılmıştı. Biraz da olsa attığı siniriyle bedeni sakinleşirken yerde korkudan altlarına işeyen adamlara baktı.
“Yok, size ben dokunmayacağım. Dostuma bu iyiliği çok göremem.” diyen Melih arkasını dönüp odadan ayrılırken çıkmadan son kez şok içinde bakan polislere dönmüştü. “Sizde temizleyin lan şurayı! Sözümü dinlememenizi de sonra konuşacağız.”
Odadan çıkarak sertçe kapattığı kapıyla karakolda ki tüm polisler ona dönsede umursamadan tuvalete doğru ilerlemişti, şerefsiz kanı midesini bulandırıyordu. Ellerini yıkayıp dostunu aramalıydı, dudakları kıvrılırken onunda en az kendi kadar manyak olduğunu hatırlamıştı ve anladığı kadarıyla bu kadına önem veriyor olmalıydı. Yoksa yer zaman anlamadan hepsini gebertirdi, elinden kaçırması imkansızdı.
Kadın’ın görmesini istememişti sadece ve Melih de tam bu yüzden adamları ona bırakmıştı, olayın aslını duyduğunda Özgür’ün öfkesi yeri göğü inletecekti. Melih bunu çok iyi biliyordu…
~~~~~~~~
Nalan Aksu…
Omuzları çökmüş ve benim gizli yerimde oturan adamı farkettiğimde kaşlarım çatılmıştı, gizli yerim ifşa olmuştu işte. Şimdi nerede oturacaktım ben? Sinirle yanına giderken öylece uçurumdan aşağıyı izlediğini görmüştüm, ayaklarının altındaki Mardin’e bakıyordu.
Hiçbir şey demeden yanına oturduğumda bakışları beni bulsa da tek kelime etmemişti, sadece bakmıştı. Benimde bakışlarım onu bulduğunda siyah bakışları hızla beni içlerine çekerken öylece gözlerine bakakaldım, kara delik gibiydi. Baktıkça daha çok dibe çekiliyordum sanki.
“Burası benim yerim.” diye mırıldandığımda sonunda sesimi bulduğuma sevinmiştim. O an gözlerinin kızarmış olduğunu farketmiştim, üzgün gibiydi. “Ama şu anlık oturmana izin verebilirim.” dediğimde umursamadan tekrar önüne dönmüştü.
“Kalkarım birazdan.” dediğinde kalın sesi sanki beynimde çınlamıştı, sesi de kendi gibi çok güzeldi. Bedeni çok iri sayılmazdı ama aşağı sarkan bacaklarından uzun olduğuna emindim, manken olabilir miydi acaba?
“Oturabilirsin dedim ya işte.” derken bende önüme dönmüştüm. “Kimsin sen? Daha önce burada görmemiştim, tanıyamadım.” dediğimde kendime gülesim gelmişti. Çoğunlukla çarşıya gitmeme bile izin verilmezdi, dağların arasında ki evimizde bir nevi tutsakken kimi görecektim acaba?
“Burdan değilim ama boşver, tanıyanların da bir faydasını görmedim.” demesiyle acısı olduğuna emin olmuştum. Bir elim yavaşça omzuna giderken başımı eğip yüzüne bakmaya çalıştım.
“Belki ben faydalı biriyimdir.” diyerek gülümsediğimde onunda bakışları beni bulmuştu. O an ne yaptığımı farketmiştim, benim yabancılarla konuşmam yasaktı. Adını sormuştum ama ben adımı veremezdim, onların bizi bulmaması gerekiyordu.
“Kim olduğumu söylersem sende korkup kaçarsın benden.” demesiyle gözlerim korkudan büyürken elimi çekip hızla ayağa kalkarak geriye doğru adımladığımda şaşırarak bana dönmüştü.
“Buradan olmadığını söylemiştin.” dememle o da ayaklanmıştı.
“Sakin ol, buradan değilim zaten.” dediğinde adımlarım duraksarken onu izlemiştim.
“O zaman neden korkacakmışım?” dediğimde bakışları beni süzerken susmayı tercih etmişti. “Söylesene!”
“Emin ol buradan olsam tanırdın.” diyerek tekrardan arkasını dönmesiyle kaşlarım çatılmıştı. Niye böyle demişti ki? Genelde buralarda çok tanınan kişiler ağanın akrabası olurdu ve annem çoğunun resmini göstermişti bana, görürsem hemen kaçmam için ama bu adamı görmemiştim.
“Ağa mısan?” dememle uçuruma doğru ilerleyen adımları hızla duraksamıştı, doğru tahmin. O zaman net buradan değildi, olsa görürdüm. “Kimlerdensin o zaman?” dediğimde omuzlarının gerildiğini buradan bile farkedebilmiştim.
“Bu şehirdekilerle bir bağlantım yok, bunu bilsen yeter.” derken az önce kalktığı yere geri oturmuştu. Aslında arkamı dönüp gitmem gerekirdi ama nedensizce onu merak ediyordum, kimdi bu karanlık bakışlı adam? “Ama korkmakta haklısın, o yüzden erkenden git.” dediğinde kaşlarım çatılırken tekrardan ona doğru adımlayıp yanına oturdum.
“Buradan değilsen kaçmama gerek yok.” dediğimde gözleri beni bulduğunda bakışlarım siyahlarında gezinmişti. “Baştan söyleyeyim adımı söylemem yasak ama sen söyleyebilirsin.” dememle tek kaşı havalnırken dudakları kıvrılmıştı.
“Beni tanımaman senin için daha hayırlı olur.” dediğinde gözlerim kısılsada önüme dönmüştüm.
“O zaman bende Aslan derim.” dedim elinde çevirdiği zippoyu işaret ederek, üstünde aslan simgesi çiziliydi. “Sende bana Nazlı dersin, babam genelde kızdığında öyle der.” derken tekrardan ona döndüğümde başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı.
“Ne der kızdığında?” diye sormasına şaşırmıştım, umursamaz görünüyordu oysa ki.
“Nazlı kız, aynı anası diyor. Sonra annemle birlikte ona trip atıyoruz.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü ama daha çok hüzünlü bir gülüştü. Aile konusu geçince gözlerinden bariz bir hüzün geçmişti, sanırım onlarla arası pek iyi değildi.
Elimi aramızda duran elinin üstüne koyduğumda bakışları önce oraya ardından da gözlerime çıkmıştı.
“Sende birilerinden kaçıyorsun değil mi? Merak etme anlarım ben, bilirim. Konuşmak istersen de dinlerim.” derken elini biraz daha sıkmıştım. “Her aşiret ailesi kötüdür ama bu seninde kötü olacağın anlamına gelmez, gözlerinden bile belli. Sen kötü biri değilsin.”
“Bunu bilemezsin.” derken dolan gözleriyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bilemem ama hissederim, ayrıca kötü adamlar ağlamazlar.” dememle onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Onun kötülükle alakası yok, erkek adam ağlamaz.” diyerek önüne dönüp derin bir nefes aldığında gözlerinde ki yaşları geri itmişti ama eli ala avucumun altında duruyordu, geri çekmemişti.
“Her neyse ama haberin olsun, bundan sonra benden kurtuluşun yok Aslan.” diye gülerek önüme döndüğümde yandan bana baktığını farketmiştim.
“Öyle olsun bakalım Nazlı.” demesiyle onu duymazdan gelerek Mardin’in güzelliğini izlemeye devam etmiştim.
Kalbim hızla göğsüme çarparken bu hissi annemin anlattıklarına benzetmiştim, babamdan her bahsettiğinde o da böyle mi oluyordu? Peki neydi bu his?…
***
Gözlerim yavaşça aralanırken sadece zihnimde dönen anıları görebiliyordum, her saniye değişen anılarla öylece donakalırken aldığım yoğun limon kolonyasının kokusu bile umrumda değildi.
Sanki kaybettiğim anılarım aniden zihnime doluyormuş gibi hissediyordum ve her başka anı daha fazla canımı yakıyordu.
***
“Nazlı, gelmişsin.” diyen sesiyle gülerek yanına gitmiştim.
“Geleceğimi söylediğim halde ne zaman gelmediğimi gördün ağam?” diyerek onunla dalga geçtiğimde sinirli bir bakış atmaya çalışsa da o da gülmüştü.
“Bilmem, sanırım ilk defa birini kaybetmek istemediğim için korkuyorum.” demesiyle nefesim boğazıma düğümlenmişti. Günlerdir her gün buluşsakta beni arkadaşı olarak gördüğü için her defasında kalbime kızıyordum, bu kadar hızlı atmamalıydı. Bir şeyler hissetmemeliydi.
“Neden ki? Arkadaş her yerde bulunur.” dediğimde dudakları kıvrılırken bana doğru bir adım atmasıyla kalbim neredeyse göğsümden dışarı çıkacaktı. Tuttuğu elimi yavaşça göğsüne yaslamasıyla onunda benden bir farklı olmadığını farketmiştim, kalbi avucumun içinde hızla atıyordu.
“İnsan hiç bir arkadaşını gördüğünde bu kadar heyecanlanır mı?” dediğinde gözlerimi elimden çekerek gözlerine çevirmiştim. “Hiç bir arkadaşını kaybetmekten ölesiye korkar mı?” derken diğer eli yanağıma yaslanırken heyecandan nerdeyse olduğum yere bayılacaktım. “Sen benim arkadaşım değilsin Nazlı, sevdiğim kadınsın.”
***
“Nalan!” diye haykıran sesle yanağımda hissettiğim tokatla başım hızla sağa doğru dönerken kaşlarım çatılmıştı, gözlerim çevrede gezindiğinde herkesin tepemde durduğunu anlamıştım. “Ah! Allah’ım sonunda!” diyen Nüha’yla bana vuran kişinin o olduğunu anlamıştım. Elim sızlayan yanağıma giderken kaşlarım biraz daha çatıldı, eli ağırdı namussuzun.
Her yanımdan leş gibi limon kolonyası kokusu gelirken yüzümü buruşturarak çevreye bakındığımda gözlerim tek bir kişiyi arıyordu, zihnimde hala anılar dönerken dudaklarım kıvrılmıştı. Hatırlıyordum, hepsini hatırlıyordum.
“İyi misiniz hanımefendi?” diyen hostesle bakışlarım ona döndüğünde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“İyiyim, teşekkürler her şey için.” derken hala çevreye bakınıyordum. Cevabımla hostes geriye çekilirken bizimkilerde derin bir nefes alarak yerlerine çekilmişlerdi.
“Nalan ödümüzü kopardın.” diyen Nehir’i umursamadan hala çevreme bakıyordum.
“As… Hasan nerede?” diyerek tepemde dikilen kızlara baktığımda hepsi sırıtmaya başlamıştı ki belimde hissettiğim elle kaşlarım çatılırken nerede oturduğumu o an anlamıştım.
Bakışlarım yavaşça sağıma döndüğünde yan bir şekilde Hasan’ın kucağında oturduğumu sonunda farkedebilmiştim, endişeli bakışları yüzümdeyken dudakları hafifçe kıvrılmıştı. O… çok değişmişti. O sıska çocuğun yerine iri yarı bir adam gelmişti, bakışları daha da sertleşmişti ama yine de zihnimde dönen anılarda ki adamdı. Ne kadar sertleşirse sertleşsin siyahları hala aynıydı, o hala kötü biri değildi.
“Aslan…” diye mırıldanmamla gülüşü solarken gözlerinde ki endişeli bakış yavaşça dağılmaya başlamıştı.
“Aslan mı? Güzel fanteziymiş.” diyen Nehir’in bir süre sonra inlediğini duymamla Nüha’nın dirsek attığına nerdeyse emindim.
“Bir sus kız, yeri mi şimdi?” dedi Nüha sinirle.
Bana doğru yaklaşan yüzüyle aniden ayağa kalktığında kollarım omuzlarına sarılmıştı ki kalktığı yere beni oturttuktan sonra kollarımı sertçe geri omuzlarından ayrılıp geri çekilmişti.
“Hayret, hatırlayabildin mi?” diyen sert sesiyle cevap vermemi beklemeden ilerleyerek tuvaletlerin orda gözden kaybolmuştu. Öylece arkasından bakakalırken ne diyeceğimi bilememiştim, haklıydı. Olan şeylerden haberinin olmadığına emindim, ailemin ölüm raporlarını bile seneler sonra ben sisteme girmiştim. Gözünde ondan kaçan bir kadından farksızdım…
Bunu düzeltmem gerekiyordu, ona anlatmalıydım. Hızla yerimden kalkmıştım ki duyduğum sesle tekrardan oturmak zorunda kalmıştım, inişe geçmek üzereydik ve kemerlerimizi bağlamamız için anons yapılmıştı. Yanımdan geçerken omzuma dokunan Nüha’yla başımı kaldırıp ona baktığımda soran bir ifadeyle bana baktığını görmüştüm, hatırlayıp hatırlamadığımı soruyordu.
“Hatırlıyorum.” diye mırıldanmamla dudakları kıvrılırken omzuma hafifçe vurarak yerine geçtikten birkaç dakika sonra da Hasan gelmişti. Bakışlarım ondan ayrılmazken onun gözleri ise sadece karşısına odaklıydı, bana bakmıyordu.
Onun gözünde sebepsiz yere terk edip giden bir kadından farksız olduğuma emindim, gitmem deyip gitmiştim. Olayların hiçbirini bilmezken böyle düşünmesini yargılayamazdım ama anlatacaktım, iner inmez her şeyi söyleyecektim.
Sevdiğim adamı bir kez daha kaybetmeyecektim…
~~~~~~~~
Nüha Yalçıner…
İniş yapan uçakla hızla taksilere atlayarak evin yolunu tutmuştuk, hala uçakta yaşananların etkisindeydim. Aniden bayılan Nalan’la hepimiz korkmuştuk ama en çok deliren Hasan olmuştu, geçmişleri olduğunu biliyordum ama bu kadarını beklememiştim. Hasan Nalan’a deli divane aşıktı…
“Hala şaşkınım.” diye mırıldanmamla Han’ın bakışları beni bulmuştu. Sol yanımda Han otururken sağ yanımda Berrak ve ön tarafta da Özgür oturuyordu, diğerleri ise taksilere dağılmışlardı.
“Belliydi.” diyen Han’la düşünmeye devam etmiştim. Nalan bayılır bayılmaz Hasan hızla onu kucağına alıp koltuğa oturduktan sonra hosteslere bağırıp kolonya istemişti, öyle çok korkmuştu ki biz bile geri planda kalmıştık.
“Nalan iyi mi acaba?” diyen yanımda ki Berrak’la ona döndüm.
“İyidir, kan şekeri düştü sadece. Sabah bir şey yemedi kesin yine, şekeri düştü. Oluyordu ona öyle ara ara.” dediğimde anladığını belli ederek başını sallamıştı ki çalan telefonla bakışlarımız Özgür’e dönmüştü.
“Efendim?” diyen sert sesiyle kaşlarım istemsizce havalanmıştı, Özgür’ün hep kibar halini gördüğüm için bir tuhafıma gidiyordu. “İki gün tut elinde, şimdi gelemem.” demesiyle Han’ında bakışları ona dönmüştü. “Eyvallah tertip.” diyerek telefonu kapattığında baktığımızı hissetmiş olacak ki bakışlarını bize çevirmişti.
“Hayırdır?” diye soran Han’la Özgür’ün bakışları ona dönmüştü.
“Sonra anlatırım abi, önemli bir şey değil.” diyen Özgür’le Han uzatmayarak başını olumlu anlamda sallayıp geriye yaslanmıştı ama benim aklım onda kalmıştı, ne olmuştu acaba?
“Benim yüzümden bir sorun mu oldu?” diyen Berrak’ın telaşlı sesiyle Özgür başı hafifçe yana dönse de tekrar önüne dönmüştü.
“Senin yüzünden bir sorun olamaz, o kadar önemli değilsin.” diyen soğuk sesiyle gözlerim açılırken şok içinde Özgür’e bakıyordum, ne yapıyordu bu mal?!
“Doğru.” diye mırıldanan Berrak arkasına yaslanırken yüzünün düştüğünü görmüştüm. Ulan Özgür, yapılacak iş miydi şimdi?
“Özgür.” dedim sert sesimle, o esnada duran arabayla Özgür’ün bakışları beni bulmuştu.
“Emredin komutanım.” demesiyle aramıza kalın bir duvar çekmişti. Kısaca karışmamam için resmi konuşmuştu, anlamıştım.
“Karudan da asker yapmışlar, ülkeyi eyice ellerune veriyler.” diyen taksiciyle bakışlarım sertçe ona dönerken Han hızla yerinden doğrulup elini öne atmasıyla adamın arkadan yakasını kavrayıp geriye çektiğinde giydiği gömleğin daralan yakası boynunu sıkmaya başlamıştı.
“Seni öyle bir sikerim ki bir daha kadın lafını bile ağzına alırken iki kez düşünürsün piç!” diyen Han’ın sert bakışları dikiz aynasından adamın kızarmış suratına bakarken elimi dizine koyup hafifçe sıktım.
“Sorun yok, ilk kez duymuyorum.” diye mırıldanmam onu sakinleştirmek yerine daha da kızdırmıştı sanki, yakayı tuttuğu eli daha da kasılırken adam can havliyle elinden kurtulmaya çalışıyordu.
“Emredin komutanım.” diyen Özgür’e döndüğümde silahını adamın çenesine yasladığını farketmiştim.
“YETER!” diye haykırmamla hepsinin bakışları bana dönmüştü. “Askersiniz siz, haydut değil. İndir şu silahı!” dediğimde bakışlarında şaşkınlık gezdiğini görmüştüm, beklemiyorlardı.
Özgür emin olamasa da silahını yavaşça geri çektiğinde Berrak’a dönerek başımla kapıyı işaret ettiğimde hızla kapıyı açıp çıkmasıyla bende peşinden inip şoförün kapısına doğru ilerledim. Bana o sözleri ettiği için sırtını okşayıp bırakacak değildim tabiki, sadece kadının gücünü göstermek için bizimkilerin şimdilik zarar vermesini engellemiştim.
Açtığım kapıyla Özgür’ün kıvrılan dudaklarını farketmiştim, anlamıştı. Umursamadan içeri doğru eğilip adamın yakasını kavradığım an arkadan tutan Han elini geri çekip sırıtarak arkasına yaslanmıştı.
“Sadece ülke değil canınızda elimizde, bilmem anlatabildim mi?” derken elimi sıkılaştırdığımda korku dolu bakışlarıyla başını sallamıştı. “Tek bir emrimle elimi bile kirletmeden gebertirim seni.” diyerek yakasını biraz daha sıktım. “Beni haydut yapmak istemezsin.” Sertçe başını geriye itip çekildim. “Şimdi siktir git, sivil öldürtme bana.”
Arabadan geriye çekildiğimde Han ileri doğru eğilip adamın kulağına bir şey söyledikten sonra arabadan indiğinde Özgür’de inmişti, birkaç saniyenin ardından adam hızla gazlarken yanıma gelen Han’la bakışlarım onu bulmuştu. Sırıtan dudaklarıyla karşılaştığımda tek kaşım havalanırken grilerine bakmamaya devam etmiştim.
“Komutanım sadece bir an olsun öylece bırakacaksınız sanmıştım.” diyen Özgür’le bakışlarım onu bulduğunda hızla kaşlarım çatılmıştı.
“Bende bir an olsun kız yanlış düşünüyordur sanmıştım Özgür, ne diye öküzlük yapıyorsun lan?” dedim ilerde Beril’le konuşan Berrak’ı işaret ederek. Onunda bakışları kıza döndüğünde derince yutkunmuştu.
“Öyle olması gerekiyor komutanım, lütfen sizde karışmayın.” diyerek arkasını dönüp ilerlemeye başlamasıyla tam sinirle arkasından gidecekken kolumdan tutulmamla hızla Han’a dönmüştüm.
“Ya Han, sırf önceki kız yüzünden kendini kapatıyor. Kızı da üzüyor kendisini de.” dediğimde o da derin bir nefes almıştı.
“Yaşadığı kolay şey değildi yavrum, sende gitme üstüne. Eğer hisleri varsa er ya da geç farkeder zaten.” dediğinde her ne kadar içimden gitmek gelse de ona hak vererek başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Umarım o zamanda çok geç olmaz.” diyerek arkasından baktığımda tek bakanın ben olmadığımı farketmiştim, Berrak da onun arkasından bakıyordu.
“Kız iki arada bir derede ne oluyor?” diyen Nehir Barkın’la birlikte bize doğru gelirken derin bir nefes alarak bizde onlara doğru giderek ortada buluşmuştuk.
“Bir sorun mu var komutanım?” diyen Barkın Han’a bakarken Nehir’in de kaşları çatılmıştı.
“Sorun vardı ama Nüha komutan halletti.” demesiyle bakışlarım yandan Han’ı bulurken dudaklarım kıvrılmıştı.
“Ne sorunu?” diyerek araya giren Nehir’le bakışlarımı zor bela grilerinden alarak ona dönmüştüm.
“Boş konuşan taksiciydi, bir şey yok yani.” dediğimde bakışları Barkın’a dönerken ikisi de sırıtarak tekrardan bize dönmüşlerdi, aralarının düzelmiş olmasına çok sevinmiştim. Mutlu olmayı hak ediyorlardı.
“Ee biz gidelim o zaman, malum uzun bir süre tek kalamayacaksınız. Samanlık şu tarafta.” diyerek yan tarafı gösteren Nehir’le dudaklarım kıvrılırken gözlerimi devirdiğimde tam başına vurmak için atılmamla hızla geriye çekilip Barkın’la birlikte kaçmaya başlamışlardı ki bahçeyi o an farkedebilmiştim.
Koca bir siktir!
“Yok artık!” Mırıldanışım dudaklarımdan istemsizce dökülürken hazırlanmış bahçede bakışlarımı gezdirmiştim. Kırmızı süsler her yanda asılırken bahçe tam bir kına gecesi için hazırlanmıştı, gözlerim yaşadığım şokla aralanırken öylece bakakaldım.
“Kızum, hoşgeldinuz.” diyerek ileriden bize doğru gelen Melek abla kollarını sıkıca bana sardığında kendimi gülmeye zorlamıştım.
“Hoşbulduk abla da bu ne böyle?” dedim bahçeyi göstererek.
“Biraz küçük bir şey oldu kızum ama ileride daha güzelinu yaparuz.” diyen Melek ablayla ortama iğrenerek bakmamak için yüksek bir çaba harcamıştım, kına gecelerinden nefret ederdim.
“Abla gerçekten hiç gerek yoktu, bu…” derken duraksayarak bakışlarımı bahçede gezdirdim. “Bu çok fazla.”
“E gı neresi fazladur? Şimdu acele diye he böyle oldi, seneye daha güzelunu ederuk.” diyerek kolunu omuzlarıma saran Gülşen halayla istemsizce bakışlarımı dehşet sarmıştı, asla böyle bir şey yaşanmayacaktı.
O esnada ardımdan gelen erkeksi kıkırtıyla bakışlarım omzumun üzerinden grilerle kesiştiğinde kaşlarım çatılmıştı, Gülşen hala ve Melek abla bir şeyler söyleyerek yanımdan ayrılmışlardı fakat onları duymayacak kadar karşımdaki sırıtan adama odaklanmıştım.
“Komik mi Han? Kına gecesi diye bir detay söylenmemişti.” dediğimde bizimkilerden içeri geçerek bizi bahçede yalnız bıraktıklarında kırmızı süslerin arasında başabaş kalmıştık.
“Benimde haberim yoktu kuğu’m ama fena da olmaz sanırım, bindallını bile hazırlamış olabilirler.” diyerek yanıma yaklaşmasıyla yüzümde mimik bile oynamamıştı.
“Sevmem ben kına gecesi falan.” dediğimde gülüşü solarken bakışları yüzümde gezinmişti. “O aptal şarkıyı da kına gecesini de istemiyorum.” dememle Han derin bir nefes alırken kaçırdığı bakışlarından neden istemediğimi anladığını farketmiştim.
“Ben yanındayım biriciğim, o şarkıyı açmalarına izin vermem. Sadece küçük bir eğlence olur.” derken yanağımı bulan parmaklarıyla grilerine bakmaya devam etmiştim.
“Kına gecesinde erkek olmaz.” diye mırıldandığımda dudakları hafifçe kıvrılırken diğer eli de yanağımı bulmuştu.
“Sence adetler çok mu umrumda kuğu?” diyerek yüzüme doğru eğildiğinde ılık nefesi tenimi yalamıştı. “Sana söz veriyorum, ne o şarkı çalacak ne de senin ağlamana izin vereceğim. Birkaç eğlenceden fazlası olmayacak kuğu’m.” dediğinde bakışlarım istemsizce çevreye kaymıştı, her ne kadar yalnız olmakta çevrede buraya bakan evlerin camları vardı ve köylü halkı dedikoducu olabiliyordu.
“Kına gecesinin amacı gelini ağlatmaktır bulut adam.” derken geriye çekilmeye çalıştığımda yanağımda ki eli enseme giderek beni yerime sabitlemişti.
“Gözünden akan tek bir damlayla orta da ne düğün kalır ne kına gecesi, herkesi toplar geri dönerim kuğu ve beni hiç kimse durduramaz.” demesiyle bakışlarım gözlerine tutunurken sözlerine tüm kalbimle güveniyordum, yapacağını biliyordum. “Hatta bunu da istemiyorsan yaptırmam, hemen şimdi toplarlar. Her şey senin istediğin gibi olmalı.” dediğinde gözlerim dolsada dudaklarım kıvrılmıştı.
“Damatlığına da pembe alabilir miyiz?” dememle yüzü hızla düşerken bakışları çevreye kaydıktan sonra dudaklarıma hızlı ama oldukça etkili bir öpücük bırakarak geri çekilmişti.
“Bokıni da çıkartma.” demesiyle gülmeye başladığımda omzuma attığı koluyla ikimizi de eve doğru ilerletmeye başlamıştı.
“Buraya geldiğimizde bir şiven kayıyor komutan, havası mı dokunuyor acaba?” diyerek güldüğümde yandan bir bakış atarken onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Dalga geçmeye de başladığımıza göre moralimiz düzeldi sanırım.” dediğinde sırıtarak başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Hep yanımda duracaksan tamam, kına gecesi yaparım.” dediğimde onunda dudakları kıvrılırken başımı biraz daha kendine çekerek dudaklarını saçlarıma bastırdı.
“Yanındayım biriciğim, bir an bile ayrılmayacağım.” dediği sırada içeri girdiğimiz de herkesin bakışları bizi bulmuştu, buna Fuat amca da dahildi. “Karım.” diyerek aniden beni daha çok kendisine çekip sarılan Han’la gülen yüzümü gizlemek için başımı göğsüne saklamıştım. “Canım karım.” derken adeta Fuat amcaya nispet yapıyordu. Uyuzdu ama çok tatlıydı.
“Tovbe tovbe.” diyerek içeri geçen Fuat amcayla içerde ki herkes gülmeye başladığında kolunu gevşeten Han’la başımı kaldırıp ona bakmıştım, sırıtıyordu.
“Bir şey demedim yavrum, karım dedum. Yalan mı dedum?” diye gözlerini büyütüp konuşmasıyla bir çocuk masumluğunda dudaklarını büzmüştü, yüzü tam ısırmalık duruyordu.
“Uyuz.” diyerek sırıttığımda onunda dudakları daha çok kıvrılırken yüzüme doğru eğilmişti.
“Senin uyuzun.” derken burnunu burnuma dokundurmuştu.
“Babababa! Halleri göriy misun? Cilve de yapay.” diyen Mecnun’la Han’ın yandan bakışları ona döndüğünde hafifçe geri çekilmişti.
“Şu iti hemen bir sikip gelebilir miyim karım?” dediğinde cilveli bir edayla başımı olumlu anlamda sallamamla Han’da sırıtarak alnıma dudaklarını bastırdıktan sonra geri çekildiği an yüzü hızla sertleşmişti. Ruh hali öyle ani değişmişti ki daha çok gülesim gelmişti, hızla Mecnun’a doğru adımlamasıyle Mecnun’un gözleri büyürken Leyla’nın arkasına saklanmıştı.
“Ballim kori beni.” demesiyle daha çok gülerken Leyla ise omuzlarının üstünden ona bakmıştı.
“Onu kaşınmadan önce düşünecektin kocacım.” dediğinde Mecnun hayretle ona dönmüştü.
“Aşk olsun ama ballim, ne dedum ki ben?” dediği sırada Han hızla masadan bir elmayı kaparak Mecnun’a fırlatmasıyla alnına çarpan elmayla Mecnun geriye doğru adımlamıştı. “Uiy! Kafam yaruldu!”
“Bir de asker olacaksın, pabucumun askeri.” diyen Han gülerek başka bir elmayı alıp koca bir ısırık aldığında gülerek onları izliyorduk.
“Gözlerimun görmediğini nasul tutayum ula?” diyerek sinirlenen Mecnun’la aniden yüzüme savrulan elmayı hızla havada yakaladığımda bakışlarım Han’a dönmüştü, sırıtarak Mecnun’a bakıyordu.
“Böyle.” dediği sırada gülerek elimde ki ısırılmış elmadan bende bir ısırık almıştım, nasıl olsa kocamdı.
“Öh artuk! İki komutan hava ataysunuz da. Bir şey de Gülşen sultan, bizi eziy ha bunlar da.” diyerek annesine sarılan Mecnun diğer bir kolunu da Leyla’ya sarmıştı. “Hayur yane babayum ben, ha bunlar yüzünden bir ağurluğum kalmadi.”
“Kıçımın babası.” diye mırıldanan Cem’le yanında ki Beril hafifçe dirseğini ona geçirmişti. Gülerek elimde ki elmadan bir ısırık daha aldığımda elime sarılan parmaklarla bakışlarım Han’a döndüğünde kendisine yaklaştırdığı elmadan büyükçe bir ısırık almıştı.
“İşte şimdi tadı güzelleşmiş.” diyerek göz kırpmasıyla sırıtarak önüme dönmüştüm. Romantik uyuz!
“Hayurdur Türkoğlu, bir şey mi dedun?” diyen Mecnun imalı bir ifadeyle Cem’e döndüğünde bizimde bakışlarımız ona dönerken Han’ın kolu tekrardan omzuma sarılmıştı, çenesini başıma yaslayarak Cem’e bakmaya başladı.
“Söylerdim de…” derken yanında gözlerini büyüterek ona bakan Beril’e dönmüştü. “Bazı sarı şekerlerin gerilmesini istemiyorum.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı. Beril’in yanakları kızarırken önüne dönmesiyle hepimizin bakışlarını farketmişti.
“Allah’ını seven beni kurtarsın.” diyerek merdivenlerden inen Nalan’la ona dönmüştük, arkasında ki nineyi farketmemle daha çok şaşırmıştım. Hasan’la olduğunu düşünmüştüm. E o zaman Hasan nerdeydi?
“E gı bir dur da, ha buni de ye.” diyen Sultan nineyle anlam veremesemde gülesim gelmişti.
“Ya geldiğimizden beri şekerim düştü diye dayadı macunları, başım daha çok dönüyor.” diyen Nalan’la hepimizi bir gülme almıştı.
“Bir şey olmaz da, eyi gelir. Güç kuvvet verur.” derken bakışlarını bize çevirdiğinde elindeki kutuyu göstermişti. “Uşaklar siz de alun da, eyi gelur.” diyerek sırıtmasıyla kaşlarım havalanmıştı.
“E gı ana ne macunudur o?” diyen Gülşen halayla nine ona ters bir bakış atmıştı.
“Mesir macuni.” demesiyle gözlerim büyümüştü.
“Ana sen ne ara aldin oni? Neydecesun mesir macununi?” dedi Gülşen hala.
“Sağa ne ula, uşaklara vermek için alduydum.” dedikten sonra tekrardan bize döndüğünde gözleriyle kutuyu işaret etmişti.
“Yok yok, hiç gerek yok.” diyerek hızla atılmamla bakışlar beni bulduğunda ne dediğimi o an anlamıştım. Hassiktir! Bildiğiniz yeteri kadar azgın, fazlasına gerek yok demiştim. Koca bir hassiktir!
“E gı uşağa dedum zate.” diyen ninenin bakışları Han’ı bulduğunda dudakları kıvrılmıştı. “Alun birkaç tane, uçağı hızlu kaldurur.”
“Uiy! Tovbe tovbe! Fuat efendu anan azdi.” diyerek salona geçen Gülşen halayla şaşkınlık içinde nineye bakıyordum, gerçekten bunu beklememiştim.
“Bir dur nine, uçağın indiği yok zaten.” diyen Han’la daha da fazla şok içinde ona dönmüştüm, sırıtarak bana bakıyordu. Hem uyuz hem sapıktı!
“Bağa ne bakiysunuz? Tekte…”
“Mecnun!” diyen Leyla’nın sesi hızla Mecnun’un lafını kestiğinde Leyla’nın da benden bir farkının olmadığını farketmiştim, iki kırmızı yanak birbirimize bakıyorduk.
“Nine ben niye yedim o zaman?” diyen Nalan’ın şok içinde ki sesiyle ona döndüğümde nine de sırıtarak ona dönmüştü.
“E senunda biraz ateşun sönmüş gibiydu, harlayayum dedum.” demesiyle Nalan’ın gözler kısılırken ters ters nineye bakmıştı.
“Onun çırası dışarda nine, alev alır birazdan.” diyen Nehir’le Nalan’ın bakışları hızla ona dönmüştü. Bakışları çevrede gezinirken kimi dediğini anladığında hızla kapıya doğru adımlamasıyla konunun bizden uzaklaşması derin bir nefes almamı sağlamıştı.
“Uçağın indiği yok ne Han?” diye yanımda ki adama sinirle mırıldandığımda bana doğru yaklaşan başıyla nefesi boynuma çarpmaya başlamıştı.
“Karım yanımdayken macuna gerek yok mu deseydim yavrum?” derken kulağıma çarpan dudaklarıyla derince yutkunmam gerekmişti.
“Sadece sussan da olurdu.” diye mırıldandığımda erkeksi kıkırtısı kulağımda yankılanmıştı.
“Doğru, karım gerek olmadığını söylemişti zaten.” demesiyle yüzüme çarpan rezilliğimle kafamı deve kuşu misali kuma gömesim gelmişti. Ben onu nasıl söylemiştim ya!
“Sanırım bunu görmeniz lazım.” diyen Nalan’ın sesiyle başı benden uzaklaşırken kolunun altında ki benimle kapıya doğru ilerlediğinde ileride ki Hasan’ı görmüştük, arkasında ki bir tomar adamla!
Nalan’da olan bakışları bize dönerken Han’a odaklanmıştı. Kolunun altında ki benle ilerlemeye devam eden Han’la alttan ona bakmaya başlamıştım, ne yapıyordu bu?
“Her yere böyle süs köpeğin gibi beni de götürecek misin?” dememle kaşları çatık olsa da sıratarak aşağıda ki bana bakmıştı. E malum boy farkı! 1.98 koca kolay değildi! Boyunu da merak edip belgelerini araştırarak öğrenmiştim, gerçekten 1.98’di. Uyuz sırık!
“Estağfirullah canım, ne köpeği?” demesiyle gözlerimi devirerek önüme döndüğümde bakışlarım Hasan’ı bulmuştu.
“Senden de özür dilerim Nüha, her şey için.” demesiyle omzumdaki kol tarafından hızla geriye çekilmem bir olmuştu.
“Sen yine de çok yaklaşma.” diyen Han’la gözlerimi devirerek yandan hafifçe omzuna vurduğumda sert bakışları beni bulsa da ses etmemişti.
“Kalbim de tek bir isim vardı, giderken tüm yüreğimi de kendisiyle götürdü. Korkma yani kardeşim, sevmek gibi bir gücüm artık yok.” demesiyle bakışlarım Hasan’ı bulurken bu sözlerini arkamızda dinleyen Nalan’ın da duyduğuna emindim.
“Sorun değil Hasan, ben unuttum.” diyerek gülümsediğimde yan tarafımdan her ne kadar sinirli bir homurtu gelse de bir şey dememişti. “Aileye hoşgeldin abi.” dememle dudakları hafifçe kıvrılırken bakışları Han’a dönmüştü.
“Şu abi meselesi hoşuma gitti.” dediğinde benimde bakışlarım Han’ı bulmuştu, her ne kadar sert baksa da artık gözlerinde nefret yoktu. Bunu görebiliyordum.
“Boşver bunları da bu adamlar neyin nesi? Ben korumalık yap diye değil abim olarak gel dedim.” demesiyle Hasan’ın bakışları arkasına dönerek neredeyse 30 küsür kişi olan adamlara baktı.
“Abin olarak burada dururken seni korumasız mı bırakacaktım?” dediğinde bakışlarım ikisi arasında gezinmişti. Her şeye rağmen güzel bir abi kardeş olmuşlardı.
“E oğlum sen mimarum dememiş miydun? Nerden çıktu ha bu kadar adam?” diyen Gülşen halayla yana çekildiğimiz de Hasan ve arkasında ki adamları daha çok gözler önüne serilmişti.
“Mimarım efendim ama aynı zamanda ağayım.” derken adamlarına baktıktan sonra tekrardan döndüğünde omuzları dikleşmişti. “Aslanoğlu aşiretinin ağası Hasan Aslanoğlu, tekrardan memnun oldum.”
Bahçeye koca bir sessizlik çökerken herkes ne diyeceğini şaşırmıştı, öylece adamlara bakıyorlardı. Duruma bir el atmak farz olmuştu artık.
“E hadi o zaman, kınaya geçmiyor muyuz?”
Sözlerimle herkes bana dönerken gülüşerek onaylayıp içeri geçmeye başlamışlardı.
Bakalım şu iki günde başımıza neler gelecekti…
~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuu…
E gı o nasul bölümdü öyle?? Gülmekten yanak kaslarım ağrıdı! :)
Hasan’ıma ayrı Mirza’ma ayrı düştüm!!!
Peki peki Melih komiserim!!! Aman aman nerelere geldik!!!
Peki nineye ne demeli? Gülmekten öldüm!!!
Sizce bölüm nasıldı peki???
Sizce Nalan kendini affettirebilecek mi?
Peki Özgür Berrak’tan ne kadar uzak durabilecek?
Lider sizce sessiz kalacak mı?
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️
