~Bölüm Şarkıları~
Sezen Aksu~Kaçın Kurası
Aynur Aydın~Bana Aşk Ver
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız???
“Nasıl solmuşsa kalbim, kalmadı senle derdim. Sevseydim yine yerdim göz göre göre yalanlarını… Bana ver, bana aşk ver tanrım…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar :)
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~~
Nehir Aladağ…
Bedenimdeki tüm hücrelerime kadar yayılan korkuyla adeta gözlerim karanlığa bürünmüştü, nefes almak bir hayli zordu. Havayı delen kurşunun sesi kulaklarımda çınlarken yüreğim korkuyla sıkıştı. Zihnim kötü senaryoları peş peşe sıralarken korkumdan gözlerimi bile açamıyordum, ya ona gerçekten zarar geldiyse?
Ne kadar süre geçti bilmiyordum fakat belimde hissettiğim elle sonunda nefes almayı başarabilmiştim. Gözlerim yavaşça aralanırken bakışlarım öncelikle üzerine koşup atladığımda yere düşen ve ardından patlayan silaha kaydı, tam zamanında yetişmiştim ama ya yetişemeseydim? Gerçekten kendini vuracak mıydı? Bu bencillik değil miydi?
Sert bakışlarım hızla ona dönerken yüzüme çarpan nefesiyle aslında onunda sarhoş olduğunu anlamıştım, kafası yerinde değildi. Bu yüzden elaları kızarıktı. Bakışlarım eskaza dudaklarına düşerken sırıttığını farketmemle kaşlarım daha çok çatılmıştı, ayı mı oynuyordu burada? Bu mal neye gülüyordu?
“Aptalsın Demiroğlu, aptalın önde gidesin.” diye sinirle söylenerek üstünden kalkmaya çalıştığımda belimde ki kolları daha fazla sıkılaşırken bacakları da bacaklarıma dolanarak beni kıskıvrak yakalamıştı.
“Senin gibi iyi bir askerin bunu fark etmemesi için ya kör ya da aşık olması gerekir akarsu, sence hangisi?” demesiyle sinirlerim daha çok gerilirken kollarının arasında çırpınmayı keserek bakışlarımı gözlerine çevirdim.
“Ne saçmalıyorsun sen? Bırak beni.” dememle belimde ki ellerinden biri enseme giderek yüzümü yüzüne yaklaştırdığında dudaklarımızın arasında bir nefes kalmıştı, fazla yakınımdaydı. Aklımı bulandıracak kadar yakın…
“Silah kurusıkıydı.” demesiyle içten koca bir siktir çekerek bakışlarımı tekrardan yerdeki silaha çevirdiğimde haklı olduğunu farketmiştim, gerçekten kurusıkıydı.
Yani en fazla cildini zedelerdi ama öldürmesi imkansızdı ve ben bunu bir saniye olsun görememiştim bile. Öylesine korkmuştum ki kendine zarar vermesinden, silahın ne olduğuna bile bakamamıştım. Sorduğu soru tekrardan zihnimde çınlarken bakışlarım tekrardan elalarını bulmuştu, ona aşık mıydım? Sanırım bu su götürmez bir gerçekti. Yanımda yokken dahi aklımı ondan alamıyordum ve ne kadar denersem deneyeyim bir türlü unutamıyordum. Ben sahiden ona aşıktım…
“Şimdi seni küçük bir şoka soktuğuma göre konuşabilirim.” dediğinde kaşlarım çatılırken zihnim kendine gelmeye başlamıştı. Piç kurusu bana oyun yapmıştı!
“Sen…” derken konuşmama izin vermeden ensemde ki elini dudaklarımın üstüne kapatarak sözümü yarıda kesti.
“Özür dilerim bebeğim, defalarca kez özür dilerim. Yüzde yüz kusurlu olduğumu biliyorum ama bu sana aşık olan kalbim nankör puştun teki, sensizlik düşüncesi bile onun nevrini döndürüyor.” demesiyle çatık kaşlarım hafifçe düzelirken dinlemeye devam etmiştim. “O karaktersize gelirsekte eğer ölümünün üstünden seneler geçmiş olmasaydı cesedini bile topraktan çıkarır sikerdim.”
Gözlerini saran öfke öyle canlıydı ki iliklerime kadar titrediğimi hissetmiştim ama bu his korkudan daha çok güven doluydu, ona hiç kimseye duymadığım kadar güveniyordum. Elim yavaşça dudaklarımın üstündeki eline giderek aşağıya indirdiğinde bakışları dudaklarıma odaklanmıştı.
“O geberdi de seni ne yapacağız?” diye mırıldanmamla bakışları tekrardan gözlerime çıkarken hafifçe sırıtmıştı.
“Ölmeme izin vermeyen bir karım var.” demesiyle kalbim sertçe göğsümü dövmeye başlamıştı.
Karım…
Bu kelime neden heyecanlanma mı sağlamıştı?
“Durduranda kabahat, sık kafana.” derken hızla üstünden kalkmaya çalıştığımda iki eli de sıkıca belime tutunup kendisine sabitlemişti. Lanet olası yerde yatıyordu ve biraz daha durursa hasta olacaktı, kafasından ne geçiyordu?
“Konuşmamız gereken bir konu daha var.” diyen ciddi sesiyle konunun oraya geldiğini anlamıştım, bebek meselesi.
“Gerek yok…”
“Evet, senden bir çocuğum olsun isterim ama ilk önce seni isterim güzelim. Bu senden vazgeçmem için bir seçenek değil, bunu o aşık olduğum kafana sok.” diyerek hızla sözümü kestiğinde öylece gözlerine bakakalmıştım. “Bu durum ne dünyanın ne de sana olan hislerimin bir sonu değil güzelim. Hem Nüha ve Leyla da yetimhane de büyümediler mi? Neden biz de vakti geldiğinde evlatlık almayalım ki?” demesiyle istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı.
“Alır mıyız gerçekten?” diye mırıldanmamla adeta onunda yüzü aydınlanmıştı.
“Sen yeterki iste Nehir’im, ben senin için dünyaları bile alırım.” dediğinde dudaklarım biraz daha kıvrılırken zihnimde sinirli olmam gerektiği çakmıştı. Ulan benim sinirli olmam gerekiyordu, iki saniye de erimiştim herife! Gülüşüm hızla kesilirken kaşlarımı tekrardan çattım.
“İyi, kendi başını edinirsin. Çünkü ben artık yokum.” diyerek yine kalkmaya çalışmıştım ama iri cüssesini iymek bir hayli zordu. Kim bilir içerideki adam ne haldeydi?
Siktir! Ben onu tamamen unutmuştum. Bu salak benim yüzümden sivil dövmüştü, umalım da herkes hatırlamayacak kadar sarhoş olsundu. Yoksa başı büyük bir dertteydi. Mirza komutan belasına kadar sikerdi.
“Senin olmadığın bir hayatta bende yokum güzelim.” derken başını hafifçe kaldırarak burnunu boynuma dayayıp derin bir nefes aldı. “İki koca hafta be akarsu, özleminden kafayı yediğim tam tamına 14 gün 2 saat ve tahminimce 6 dakika.” Başını geriye çekerek tekrardan taşa yaslarken bana alttan bakış atmıştı. “Gebersin mi bu adam yokluğunla?”
“Oh olsun ona.” derken başımı karşıya çevirerek boş yola baktım. “Bırakıyor musun? Yoksa karşıdan gelen araba ikimizi de ezsin mi?” dememle bakışları boş yola kaydığında hızla şaşkınlığından istifade ederek bollaşan kollarının arasından sıyrılıp ayağa kalktım.
Bakışları hızla bana dönerken o da yavaşça ayağa kalkarak karşımda dikilmişti.
“Çok özledim be bebeğim, lütfen affet artık beni.” derken gözleri dolduğunda istemsizce benimde ağlayasım gelmişti. En son o evden üzerimde bornozla çıkarken bu halini görmüştüm ve şimdi yine öyleydi, gerçekten kaybetmekten korkuyor olabilir miydi?
“Düşünmem lazım.” diye mırıldandığımda yüzü düşerken bakışları yeri buldu.
“Çok uzun sürecekse biraz daha kokunu alabilir miyim? Hayatı hissetmeye ihtiyacım var.” demesiyle kalbimde ki buzların paramparça olduğunu hissetmiştim. Şimdi bu adama nasıl kızgın kalınırdı ki? Bakışları yüzüme döndüğünde bakışlarında ki acılı çocuğu görebilmiştim, annesinin ölümünü izleyen o küçük çocuk buradaydı. Elalarına saklanmıştı.
Tek kelime etmeden parmak ucuna yükselerek kollarıma boynuna sardığımda elleri hızla belime sarılmıştı, başını boynuma sokarak derin nefesler almaya başladığında ben ise anlattıklarını düşünüyordum. Küçük bir çocuğa göre çok şey yaşamıştı fakat buna rağmen hiç belli etmemişti ya da ben görmek istememiştim, bilmiyordum.
“Hemen affetmem ama eve dönerim.” dememle boynuma temas eden dudaklarının kıvrıldığını hissetmiştim. Belimde elinin sıcaklığı üstümde ki ıslak kıyafetlere rağmen tenime geçerek beni yakarken hafifçe okşamaya başlamasıyla kasıklarım çığlık atarcasına kasılmıştı. Tamam, bende biraz özlemiş olabilirdim.
“Sana kurban olsun bu adam.” diye mırıldanırken dudaklarını derince tenime bastırmıştı. “Söz veriyorum kendimi affettireceğim bebeğim, yemin ederim.” demesiyle aklıma gelen şeyle dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı.
“Beni boşver de Nüha komutanın gazabından kendini nasıl koruyacağını düşün.” dediğimde sesi çıkmamıştı.
Ağzına sıçarken köşede durup keyifle izleyecektim!
~~~~~~~~~
Nalan Aksu…
Oturduğum koltukta öylece etrafı izlerken kendimi sorguluyordum, acaba buraya gelirken aklımdan ne sikim geçiyordu? Onun evinden bana neydi ki?!
“Ee?” diyen Nüha’nın sesiyle bakışlarım ona döndüğünde tek kaşını kaldırmış bir şekilde bana baktığını görmüştüm. Sanırım bir anda evine gelip sana acil bir yer sormam gerek dedikten sonra salona geçtiğim için meraklanmıştı.
“Ne ee?” dememle bu sefer kaşları çatılmıştı. O sırada içeri giren Mirza komutanla aklıma neden geldiğim canlanmıştı, lanet olsun!
“Bir sorun mu var yavrum?” diyen Mirza komutan kolunu Nüha’nın omzuna atarak bakışlarını bana çevirdiğinde derince yutkunmam gerekmişti. Nasıl söyleyecektim ben şimdi bunu?!
“Bilmiyorum hayatım, sana acil bir yer sormam lazım dedi ama ağzını bıçak açmıyor.” diyen Nüha’yla bakışlarımı tekrardan önüme çevirmiştim. Ne zor işmiş bunlar ya!
“Birine bir şey mi oldu Nalan?” diye soran Mirza komutanla kafamı duvarlara vurmak istiyordum.
“Hayır.” dediğimde içten içe evet diye haykırasım vardı. Olan bana olmuştu, beynimi kaybetmiştim.
“Nalan sinirlenmeye başlı… yoksa…” diye aniden duraksayan Nüha’yla bakışlarım tekrar ona döndüğünde sırttığını görmüştüm. Anlamıştı!
“Çokta acil değilmiş aslında.” derken hızla ayaklanmıştım. “Ben sonra şey ederim.” diyerek kapıya doğru yönelmiştim ki Nüha’nın parmakları hızla koluma sarılarak beni durdurdu.
“Merkezin ilerisinde ki konak.” demesiyle bakışlarım çakışmıştı. Lenslerini çıkarmıştı ve değişken gözleriyle bana sırıtarak baktığında her ne kadar ürkütücü dursa da gülesim geliyordu, bu gözler bir tek ona yakışıyordu.
“Aklına bitiyorum kadın.” diye mırıldanmamla ileriden bir öksürük sesi yükselmişti. Bakışlarım oraya kaydığında bana kötü kötü bakan Mirza komutanı farketmiştim, dudaklarım daha çok kıvrılırken Nüha kolunu omzuma dolayarak kapıya yöneldi.
“Bende sana hayranım elticiğim.” diyen Nüha’yla adım hızla duraksarken kaşlarım çatılmıştı. Tam yana dönerek onu yakalayacakken hızlıca kolunu benden çekip ters takla atması bir olmuştu. Bu karı hep böyle esnek miydi lan?
“Boş yapma Nünü, geçmiş olsuna gideceğim sadece.” dediğimde Nüha sırıtarak Mirza komutanın arkasına geçip kollarını onun beline sararken çenesini omzuna dayayıp bana bakmıştı.
“Hastane de yanında duran ebem miydi?” demesiyle kaşlarım daha fazla çatılırken ona doğru bir adım attığımda yerinde dikleşen Mirza komutanla hızla geriye çekildim, götüm yememişti.
“Gitmiyorum lan.” dememle sinir bozucu kahkahası yükselmişti. Uyuz karı!
“Gideceksin Nalancım.” diyerek imalı bir şekilde sırıtıyordu. “Evine.” derken dilini içerden yanağına bastırmasıyla ima ettiği şeyle gözlerim büyümüştü. “Neler geçiyor aklımdan tövbe tövbe.” demesiyle şok içinde ona bakıyordum. Evlilik bu kızı çok değiştirmişti, adeta yer değiştirmiştik amına koyayım!
Yanda elime gelen küçük çantayı hızla ona fırlattığımda başına çarpmadan Mirza komutan aniden yakalamıştı, bununda refleksi çok iyiydi. Ağız tadıyla zarar bile veremiyorduk lan!
“Sen illaki çıkarsın kocanın arkasından.” diyerek parmağımı salladığımda gülerek bana uzaktan öpücük yollamıştı.
“İntikam soğuk yenen bir yemektir beybi.” demesiyle yüzüm daha çok düşerken sertçe arkamda ki kapıyı açmıştım. Vakti zamanında Mirza komutan üstünden onu sinir ettiğim için hıncını alıyordu sözde.
Tek kelime etmeden dışarı çıktığımda ardımdan seslerini işitmiştim.
“Nereye gidiyor ki?” diyesi Mirza komutan.
“Hasan’a gidiyor.” diyen Nüha’nın sesinden bile güldüğü belli oluyordu. Daha fazla sinirlerim bozulmadan hızla yola koyulmuş ve çağırdığım taksiye binerek konumu söylemiştim.
O gün uyuyakalmasının ardından çalışanları geldiği için bende çıkmıştım ve üstünden iki hafta geçmişti. Geçen hafta ise eve geçtiğini öğrenmiştim kapısında bekleyen askerlerden. O günden beri ise içim içimi yiyordu, iyi olup olmadığını kendi gözlerimle görmek istiyordum ama kendime bir sebep veremiyordum.
Neden onu böylesine merak ediyordum? Neden ona zarar gelme düşüncesi kalbimi yaralıyordu ve en önemlisi neden onu daha öncesinde tanıyormuşum gibi hissediyordum?
~~~~~~~~~
Özgür Yıldırım…
Derin bir nefes alarak elimde ki biten sigarayı köşede ki çöp konteynırına attıktan sonra yavaşça ağzımın içinde ki dumanı dışarı üflemiştim. Uzun süredir içmediğim halde şu son iki haftadır tekrardan başlamıştım bu merete.
Bakışlarım süzülen dumana giderken gökyüzünde ki güneş yüzümü ısıtıyordu, yazın son zamanlarında olmamıza rağmen hava güzeldi. Yüreğim ise havaya kıyasla buz gibiydi, canım bile acımıyordu artık. Hatta düşününce rahatladığımı bile söyleyebilirdim, kaybettiğim benim çocuğum değildi sonuç olarak.
Ece ise… o kalbimde kabuk bağlayan bir yara olarak kalmaya devam edecekti. Şimdilerde düşünüyordum da sanki o benim için bir zorunluluktu, beni sevdiğini söylediğinde ona tutulmuştum ve sonrasında hiçbir zaman bırakmayı düşünmemiştim. Bu aşk mıydı bilmiyordum ama kalbimde büyük bir boşluk yarattığı kesindi.
Şimdi ise Mirza komutanımın azarıyla Mecnun abilerin evine gidiyordum, iki haftadır ortada gözükmediğim için arayıp bir posta kızmıştı. Ne olduğunu anlattığımda ise Nüha komutanım biraz zorla yanlarına çağırmıştı, şimdi ise yaylana yaylana yanlarına gidiyordum.
O esnada önünden geçtiğim ara sokaktan gelen seslerle adımlarım bıçak misali kesilmişti.
“Şhh! Güzellik nereye böyle? Bir tadına bakmamıza izin yok mu?” diyen sesle bakışlarım hızla sokağa dönerken kaşlarım çatılmıştı. Üç tane it bir kızın çevresini sarmıştı.
“Yine naz mı edeceksin bebeğim? Hadi inat etme.” diyen diğer sesle sokağa doğru bir adım atmıştım ki kız en son konuşana sertçe yumruğunu geçirdi.
Kaşlarım istemsizce havalanırken durup izlemek gelmişti içimden fakat bu istek diğer iki şerefsizin kızın kollarından tutmasıyla son bulmuştu. Az önce vurduğu it cebinden çıkardığı bıçağı açarak kızın yüzüne doğru getirdiğinde adımlarımı hızlandırmıştım.
“Sana kibarca geldiğimde kabul edecektin ögretmen hanım, şimdi ya seve seve ya da si…”
“Bırakın lan kızı!”
Haykırışım ara sokakta çınlarken kız hariç hepsinin bakışları bana döndüğünde kız çok tanıdık gelmişti, nerden tanıyordum ben bu yüzü?
“İşine bakasın, kız bize ait…” demesine kalmadan kız hızla tekmesini konuşan itin karnına geçirdiğinde içten içe hayran olmuştum, korkmuyordu.
“Sivil dövdürmeyin bana şimdi, hadi!” dediğimde kızın bakışları bana dokunmuştu. Bu gözler… Berrak…
Hastane de gördüğüm kızdı ama neden ismi bile zihnimde bu denli netti? Gözlerimi hızla çevirerek aklımdaki saçma düşünceleri kestim, gözleri yüzünden aklımda kalmıştı işte. Tuhaf gözleri vardı.
“Ulan uza dedik, duymaz mısın?” diyen diğer itle az önce tekme attığı adam sinirle kıza doğru yürüme başlamıştı ki birkaç adımla ona yetişip önüne geçerek elimi boğazına doladığım gibi bedeninin yerden ayrılmasını sağladım.
“Kadına kalkan elleri sikerim.” derken hızla elimin altında çırpınan bedeni geriye savurduğumda sertçe yere yapışmıştı. Hızla arkamı döndüğümde yüzüme çarpan kokuyla gözlerimi kapatıp derin nefesler almamak için kendimi zor tutmuştum, çok güzel kokuyordu.
O sırada kızın kolunu bırakan bir it bana atıldığında hızla kızın boştaki kolundan tutup kendime çekerek diğer itin elinden de kurtarmıştım. Hızla arkama sakladığım bedeniyle bana doğru gelen şerefsizin karnına sertçe tekmemi geçirerek geriye savrulmasını sağladıktan sonra diğer yandan gelenin suratına sertçe yumruğumu geçirmiştim.
“Dikkat et.” diyen naif ve telaşlı sesle bakışlarım hızla arkama dönerken az önce yere attığım itin elindeki silahla bana baktığını fark etmiştim. Ondan daha hızlı davranarak belimdeki silahı çıkartıp kızı belinden tuttuğum gibi refleksle kendime yapıştırmıştım.
Hızla topuğumla silahın emniyetini kapattıktan sonra silah doğrultan iti omzundan vururken belindeki elimi ensesine getirip görmemesi için yüzüne göğsüme bastırmıştım. Acıyla haykıran şerefsiz yere düşerken diğer itleri de yanına gitmişti.
“Bir daha sizi bu kızın yanında görürsem birkaç yarayla kurtulamazsınız.” derken ayaklarının dibine tekrardan ateşlediğimde çığlık atarak geriye kaçmışlardı “Şimdi ya siktirin gidin ya da belanıza kadar sikeyim.”
Üçü de hızla ayaklanarak koşmaya başlamışlardı ama atladıkları bir şey vardı, görsel hafızam oldukça iyiydi. Yüzlerini unutmayacaktım.
Bakışlarım koynumdan gelen güzel kokuya kaydığında derin bir nefes almaktan kendimi alıkoyamamıştım, ne kokusuydu bilmiyordum ama çok güzel olduğu kesindi. Hareket eden başıyla hızla ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerimi açarak elimi yumuşacık saçlarından sanki ateşe değmişim gibi çekmiştim, içim niye bir garip olmuştu lan şimdi?
Bana dönen bakışlarıyla hafifçe öksürerek elimdeki silahımı tekrardan belime yerleştirdim.
“İyi misin?” diye sorduğumda bana şok içinde bakan bakışlarıyla başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı. “Güzel.” diyerek arkamı döndüğüm gibi ilerlemeye başlamıştım. Belki hızlıca peşlerinden gidersem yetişip içimdeki siniri atabilirdim, yanımda kız var diye çok vuramamıştım.
“Sen o’sun.” diyen sesiyle adımlarım duraksarken bakışlarım omzumdan ona dönmüştü. “Hastanede ki askersin.” demesiyle kaşlarım istemsizce havalanmıştı, beni nasıl unutmamıştı?
“Aynen.” dedikten sonra tekrardan arkamı dönmüştüm ki koluma sarılan küçük bir el beni duraksatmıştı.
Bakışlarım ele kaydığında bir süre koyu yeşil ojelerine bakakaldım. Nedensizce o an üstümde tırnaklarıyla uyumlu olan kamuflajımın olmasını istemiştim. Hızla aklımdan bu saçma düşünceyi atarak başımı yüzüne çevirdiğimde bakışlarım bir süre gülümsemesinde takılı kaldı.
“Kim olduğumu sormayacak mısın?” dediğinde hafifçe öksürerek bakışlarımı hızla önüme çevirdim. Aklımı bulandıran bir sese sahipti.
“Gerek duymadım, şimdi kolumu bırakırsan işlerim var.” dedim soğuk çıkan sesimle. Parmakları yavaşça kolumdan ayrılırken görüş açıma giren yüzüyle önüme geldiğini farketmiştim.
“Bana bak asker bozuntusu, bende sana çok meraklı değilim. Canımı kurtardın ve ben kimseye borçlu kalmam, o yüzden ne istediğini söyle ve defol git.” demesiyle bu sefer gerçekten şaşırmıştım.
Boyunun iki katı cesaret taşıyordu bu küçük hanım!
Ona doğru bir adım attığımda geri çekilmek yerine dimdik karşımda durmaya devam etmişti, her ne kadar sırıtmak istesem de ciddi durmaya devam ettim.
“Benim görevim bu küçük hanım, borçlu falan değilsin. Şimdi yol al.” dediğimde kaşları daha çok çatılmıştı. Küçük suratıyla yaptığı bu eylem sadece tatlı duruyordu.
“Mirza abimin timindesin değil mi?” demesiyle kaşlarım çatılmıştı, doğru tahmin etmişti. “Kod adın ne? Öküz mü?” Tek kaşım havalanırken kızgın suratına baktım, yok ne olursa olsun ona sinirlenemiyordum.
“Aynen ve üstündeki kırmızıyla uzak durması gereken biri var karşımda.” derken üstünde ki kırmızı elbisesini işaret etmiştim ama daha çok bakışlarım kırmızı dudaklarına çarpıp duruyordu. Gözlerimi zorla elbisesine çevirdim, uzun uçuş uçuş bir elbise gibi duruyordu, beyaz tenine yakışmıştı. Ne diyorum lan ben? Kendine gel Özgür!
Bakışları kendi üstüne dönerken kaşları hafifçe havalanmıştı.
“En azından teşekkür etmeme izin ver.” demesiyle gözlerimi devirerek geri çekilip elimi saçlarımın içinden geçirdim, aldığım derin nefesle az önce itlerin gittiği yöne bakmıştım. Çoktan kaçmışlardır.
“Kaçtılar amına koyayım.” diye ağzımın içinde mırıldanarak kıza döndüğümde baktığım yöne bakarak tekrar bana dönmüştü.
“Merak etme, bu korku onlara yeter de artar zaten.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Ne istiyorlardı senden?” dediğimde yüzünü yine öfke sarmıştı.
“Bir öğrencimin ailesi, sarkıntılık yapıp duran abazalardan biri yani.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken cebimden telefonumu çıkartarak karakolda ki arkadaşım olan polisi aradım. Birkaç çalışta açılmıştı.
“Üç tane, tahmini 30’lu yaşlarda, birinin omzunda kurşun yarası var.” dememle Melih hızla durumu anlamıştı.
“Yer ve zaman?” diye soran sesiyle dudaklarım kıvrılmıştı. Anında anlamıştı.
“Meydanın yakınlarında ki çıkmaz sokaktan kaçtılar az önce.” derken yola doğru adımlamaya başladığımda tekrardan önüme geçen kızla yine gözlerimi devirmeden edememiştim. Hızla konuşmasına izin vermeden elini tutarak yola doğru yürümeye devam ederken onu da peşimden sürüklüyordum.
“Tamamdır, bir mağazanın güvenlik kamerasından buldum. Bende bu iş.” demesiyle yola bakınmaya başlamıştım.
“Eyvallah.” diyerek telefonu kapattıktan sonra gördüğüm taksiyle hızla parmaklarımı dudaklarıma yaslayarak çaldığım ıslıkla taksi anında önümüzde durmuştu.
Arka kapısını açıp kızı hafifçe içeriye ittiğimde şaşkın bakışlarıyla oturduğu yerden bana bakıyordu. Elimi arabanın üstüne yaslayarak içeri eğildiğimde o güzel koku tekrardan burnuma çarparken gözleri şaşkınlıkla irileşmişti, berrak mavileri daha da belirginleşmişti.
“Teşekkür etmek istiyorsan güvenli bir şekilde evine ulaş.” dedikten sonra öndeki şoföre döndüm. “Hanımefendiyi istediği yere bırak.” diyerek geri çekildikten sonra cüzdanımdan fazlaca para çıkartarak ön camdan şoföre uzatmıştım. Tam kız itiraz edecekken hızla kapısını kapatıp geri çekilmemle şoför anlayarak gaza yüklenmişti.
Arka camdan bana dönen bakışlarıyla dudaklarım kıvrılırken hafifçe elimi kaldırarak sallamıştım. Tatlı siniri buradan bile belli oluyordu. Gülerek giden taksinin ardından bir süre bakarken zihnimde çınlayan durumla hızla gülüşümü yok edip hafifçe öksürmüştüm. Noluyordu lan bana? Ne tatlısı şimdi?
Özgür, oğlum kendine gel! Aynı hataya bir kez daha düşemezsin!
~~~~~~~~~~~
Nüha Yalçıner…
Dudaklarımda ki gülümsemeyle arkama yaslanırken gözlerim sadece grilerdeydi. Geçen iki hafta bize öylesine iyi gelmişti ki tekrardan yaşadığımı hissedebiliyordum ve buna her geçen gün şükretmekten kendimi alıkoyamıyordum. Bir daha asla görmek istemediğim günler şükür ki geride kalmıştı.
“Böyle izlemeye devam edersen arabayı köşeye çekerim kuğu.” diyen sesiyle izlemeye devam ederken hafifçe gülmüştüm. Nalan’ın çıkmasının ardından bizde çıkarak Mecnun’lara gitmek için yola koyulmuştuk, Gülşen hala davet etmişti. Zaten çoğunlukla günlerimiz orada geçiyordu.
“Şu an zamanı değil bulut adam, halam bizi bekliyor.” dememle yandan bir bakış atmıştı.
“Yorgun olmasaydın diğer seçenek umrumda olmazdı yavrum.” dediğinde hafifçe gülmüştüm. Gece pek uyutmamıştı uyuz!
“Birileri bir türlü doyamadığı için tabi.” dememle o da hafifçe gülmüştü.
“Birileri bu kadar güzel olmasaydı doyabilirdim.” derken bana dönerek göz kırpmasıyla kendimi liseli ergenler gibi hissetmeye başlamıştım, yanaklarım ısınmıştı.
“Azgınlıktan demiyor da.” diyerek sırıttığımda duran arabayla geldiğimizi anlamıştım. Aniden enseme sarılan elle bakışlarım tekrardan yakınımdaki grileri bulmuştu. Dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla bunu beklemediğim için dudaklarımdan kaçan inlemem onun dudaklarının arasına sıyrılmıştı.
Ensemde ki eli saçlarımın içine dalarken benim elim ise yüzünü bulmuştu, sıcak dudakları kendimden geçmemi sağlarken elimi saçlarının içine daldırarak daha çok ona yaklaşmıştım ki arkamda ki cama sertçe vurulmasıyla adeta yerimden zıplamıştım. Han’ın ağzının içinden yaptığı küfürlere sırıtırken hafifçe arkamı dönüp cama baktığımda Fuat amcayı görmüştüm, neyse ki o bizi göremiyordu ama arabayı bildiği için vurmuş olmalıydı.
“Azdıran güzelliğim utansın.” diye mırıldanan Han’la tekrar ona döndüğümde dudaklarıma küçük bir öpücük bırakarak alnını alnıma yaslamıştı. “Akşam döneriz dimi?” demesiyle daha çok gülesim gelmişti.
“Döneriz bebeğim.” derken bende dudaklarına küçük bir öpücük bırakarak geriye çekilip kapıyı açmıştım.
“Neydiysunuz ula iki saattür arabada?” diyen Fuat amcayla Han’la elindeki baklava kutusuyla yanıma gelmişti. Yürümesi artık tamamen normale dönmüştü, yaraları gitgide iyileşiyordu.
“Karı kocalar ne yaparsa onu.” diyen Han’la yanaklarım daha çok ısınırken dirseğimi hafifçe karnına geçirmiştim.
“Ula bu da çıktu terbiyesizun teki.” diyen Fuat amca ilerlemeye başladığında Han ise gülerek elini belime atıp ilerlememizi sağlamıştı. Tam uyuzdu bu adam!
Yanda duran başka bir arabayla Barkın’ın geldiğini görmüştüm, iki haftadan beri ilk kez görüyordum. Kaşlarım çatılırken yavaşça Han’ın belimdeki elini itmemle sebebini anlayarak ses etmeden geri çekilmişti. Arabadan ilk başta inen Nehir’le şaşırsam da yüzümde ki ciddiyetini silmemiştim, bu Edirne de değil miydi lan?
Sırıtarak bana doğru gelen Nehir’i umursamadan Barkın’a bakmaya devam ettiğimde o da bakışlarını kaçırarak birkaç adım ötemde durmuştu. Nehir anlattığında orta yolu bulmaya çalışabilirdim ama hiç kimse kardeşimle bu şekilde konuşamazdı.
Barkın’a doğru attığım birkaç adımla konuşmasına izin vermeden yumruğumu sertçe yüzüne geçirdiğimde başı hızla yana dönmüştü. Yakasından tutup doğrulmasını sağladıktan sonra diğer yanağına da aynı şekilde yumruğumu geçirmiştim, yakasında ki elimi çekmeden belimdeki silahı çıkartıp alnına yasladım.
“Bir daha onu üzdüğünü görürsem kendine mezar seçmeye başlarsın Demiroğlu.” dedikten sonra elimdeki silahla başına yandan bir kez daha geçirmiştim.
“İşte benim karım.” diyen Han’la yakasında ki elimi çekerek arkamı döndüğümde sırıtsa bile gözlerinde ki endişeyle bakan Nehir’i farketmiştim.
“Demek Edirne.” dememle gözleri beni bulurken genişçe sırıtmıştı.
“Son anda vazgeçtim be Nünü.” demesiyle elimdeki silahı belime yerleştirip elimin tersiyle başına hafifçe vurmuştum.
“İkinizde suçlusunuz, git affet çocuğu.” diye mırıldanmamla gülerek başını olumlu anlamda sallamıştı. Affetmişti bile yani.
Bende sırıtarak ileride bizi izleyen Fuat amca ve Han’ın yanına ilerlediğimde Han hızla kolunu omzuma sardıktan sonra dudaklarını başımın üstüne bastırmıştı. Apartmana doğru yönelirken boştaki eliyle ellerimi yakalayıp görüş açısına çıkarttıktan sonra yavaşça vurmanın etkisiyle kızaran yerleri okşayıp dudaklarına götürdü. Ruhum adeta erimiş dondurma kıvamı alırken mırlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Küçük öpücükler kondurduğu ellerimi aşağıya bıraktıktan sonra evin önüne geldiğimizi anlamıştım, iyice salak etmişti bu adam beni! Kapıda sırıtarak bize bakan Leyla’yla tek kaşım havalanırken içeri girip kollarımı bedenine sarmıştım.
“Nasılsınız Leyloşum?” diye mırıldanmamla geriye çekilip derin bir nefes almıştı.
“İyiyiz de Mecnun hemen gelirse daha iyi olacağız.” demesiyle anlamaz bakışlarımı ona atmıştım.
“Yaban mersini aşermişte Leyla.” diyen Han’la bu sefer ona dönmüştüm. O nerden biliyordu?
“Sen nerden biliyorsun?” dememle sırıtarak beni salona yönlendirmişti.
“Beni arayıp gelirken alın dedi.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Ee? Almadık.”
“Siktir git kendin al dedim, yaparken bana mı sordu? Çalışsın şimdi pezevenk.” demesiyle kendimi tutamayarak gülmüştüm.
“Yazık ama ya, manav bizim eve yakındı.” dediğimde beni umursamadan ninenin elini öpmek için eğilmişti. Onun sonrasında da ben öptüğümde şaşırtıcı bir şekilde Sultan nine geri çekilmeme izin vermeden kollarını boynuma sararak sıkıca sarılmıştı, hızla karşılık verdiğimde içim bir hoş olmuştu. Bunu beklemiyordum.
“Hoşgeldun gelun kizum.” demesiyle ikinci bir şok gelse de belli etmeden gülümseyerek başımı salladım.
“Hoşbulduk nine.” derken Han’ın yanına geçip oturmuştum ki gelen sesle bakışlarım kapıyı buldu.
“Nüha yenge.” diyen Beril başıyla içeriyi işaret ettiğinde başımı sallayarak yanımda ki Han’a döndüm.
“Ben bir mutfağa bakayım hayatım.” dediğimde gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı. Bu duruma benimde gülesim gelmişti, gerçekten evli çiftler gibi olmuştuk. Ayaklanarak salondan çıktığımda Beril hızla kolumu yakalayıp odaya çekiştirdi.
“Nüha yenge ocağına düştüm, yardım et.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.
“Noldu Beril?”
“Cem inat etti, babana bizi söyleyeceğim diyor.” diye mırıldanırken bir yandan da içeri bakmayı ihmal etmiyordu.
“Sende söylerse seni geri götürmesinden korkuyorsun.” diyerek durumu özetlediğimde hızla başını sallamıştı.
“Hay ağzını öpeyim yenge, evet ama işte Cem anlamıyor. Abim yüzünden odama da giremiyor zaten.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı. Aslında Cem’in pek umrunda olmazdı ama baba figürü ağır basmıştı demek ki.
“Odana niye giremiyor?”
“Cama demir parmaklıklar taktırmış salak abim, hapishane gibi resmen.” derken siniri her halinden belli oluyordu.
“E herkes uyurken kapıdan sok.” dememle ben bile kendime şaşırmıştım, Han duysa bir güzel ağzıma sıçabilirdi.
“Aslında mantıklı, ben bunu bir düşüneyim.” diyen Beril’le gülmeden edememiştim, bu zamana kadar cidden bunu düşünmemiş miydi?
“Düşün, diğer konuya gelirsekte babanın seni götüreceğini söylersin. Hem daha çok yeni, önce bir birbirinizi tanıyın.” dediğimde Beril olumlu anlamda başını sallamıştı.
“Haklısın yenge, ben bunları bir düşü…” derken çalan kapıyla hızla başı kapıya dönerken koşmaya başlamıştı. “Dev adamım geldi.” diyerek kapıyı açmasıyla adeta yüzü aydınlanmıştı. Belli ki doğru tahmin etmişti, gelen Cem’di. Gülerek yanlarına ilerlediğimde Mecnun, Cem ve Özgür üçlüsü de içeri girmişlerdi. “Hoşgeldin.” diyerek sırıtan Beril’le Cem’de sırıtmıştı.
“Hoşbulduk miniğim.” diyen Cem’le Mecnun sertçe omzuna vurarak onu itmişti.
“Çekul ula azgun teke.” diyen Mecnun dolu elleriyle içeri girmişti. “Yettum ballim.” diyen Mecnun hızla mutfağa yönelirken elindeki poşetlerin hepsini masaya bırakmıştı. “Manavda ne var ise hepsunden aldum.”
“Mecnun sadece yaban mersini istemiştim.” diyerek gülen Leyla’yla Mecnun da sırıtarak elini Leyla’nın karnına koyup hafifçe okşamıştı.
“Vitamindur güzelum, yersinuz. Babasunun birtanesinin canı çekmuş, hepsinden almaz mıyum?” demesiyle Beril’de yanıma gelerek izlemeye başlamıştı.
“İnsan biraz özeniyor dimi yenge?” diyen Beril’le derince bir iç çekmiştim.
“Hem de nasıl ama şu an mümkün değil Beril’im.” dediğimde bakışları bana dönmüştü.
“Niye yenge? Hadi biz evli değiliz ama siz evlisiniz.” dediğinde bakışlarımı ona çevirmiştim.
“Evli ve askerim maviş, daha yakalamamız gereken şerefsizler varken yapamam. Hem Mirza abini ben hamileyken düşünebiliyor musun? Evden çıkartmaz.” dememle Beril gülerek başını sallamıştı.
“Adım mı geçti?” diyen Han’la hızla arkamı döndüğümde salonun kapısına yaslanarak bizi izlediğini fark etmiştim.
“Evet bebeğim, yarın gel dinleme cihazı olarak işe başla.” diyerek dalga geçmemle kaşları havalanırken ileriden odaya giren Cem’i görmüştüm, yanımda ki Beril Han’a bakarak kıvranıyordu. Belli ki gitmesi gerekiyordu.
“Tercihim başka cihazlardan yana.” diyerek sırıtan Han’la ona doğru ilerleyip elini tuttuktan sonra mutfağa çekiştirmiştim.
“Boşver şimdi cihazı, Mecnun manavı eve taşımış. Kayısı var mı diye bakmamız lazım.” dememle gülerek kolunu omzuma atıp dudaklarını yanağıma bastırmıştı. Ne var biraz kayısı seviyorsam? Herkes severdi!
“Var Nünü, koş.” diyen Leyla’yla mutfağa yönelmiştik. Bakışlarım masaya kayarken gerçekten manavı eve taşıdığını görmüştüm.
“Uiy benum yavrularım gelmuş da.” diyerek mutfağa giren Gülşen halayla kollarımı hızla ona dolayarak sıkıca sarılmıştık. “Açsunuz da, hemen masayi hazırlayalum. Yemekler oldi.” derken yanda fare gibi yaban mersini yiyen Leyla’yı farketmişti. “Bak ha bunin ettuğune, kızum daha yemek yemedun da ne meyvasu?”
“Ama anne çok canımız çekti.” diyerek karnını tutan Leyla’yla ben bile yanaklarını ısırmak istemiştim.
“Sen daha yemek yemedun mu ballim? Haydi o zaman yemeğe, kalanini sonra yersun.” diyen Mecnun Leyla’yı kaldırdıktan sonra bakışları çevrede gezinmişti. “Ula o ırz düşmanı nerde da? Ula kapıdan koviyrum bacadan giriy, bacadan koviyrum tünel kazup gene geliy. Kurtulamayrum da.” derken Leyla’yla içeri geçen Mecnun’la gülerek ağzıma bir kayısı daha atmıştım ki kalçamda hissettiğim elle gözlerim büyürken hızla Han’a döndüm. Neyse ki Gülşen halanın arkası dönüktü de görmemişti.
“Sen yedin mi yemek? Hadi masaya, hayde.” derken tekrardan kalçama vurduğunda sırıtarak elimdeki son kayısımı da gözlerin içine bakarak ağzıma attıktan sonra koşarak salona kaçmıştım. O esnada çalan telefonla bakışlarım koltuğun köşesine kaydığında Han’ın telefonu olduğunu farketmiştim. Telefona adımlayarak elime aldığımda gördüğüm isimle açıp kulağıma götürdüm, Bahriye teyze arıyordu.
“Alo. Mirza abi, benim Berrak.” diyen Berrak’la hafifç gülümsemiştim. O da tatlı kızdı, sevmiştim.
“Mirza abin değil ama ben varım, uygun mudur?” dememle Berrak’ta gülmüştü.
“Selam Nüha abla, nasılsın?”
“İyiyim Berrak, sen nasılsın?” dememle Özgür’ün masanın köşesinde duran sürahiye çarpması bir olmuştu. Hızla eliyle sürahiyi düşmeden yakalayarak tekrar yerine koyarken gözleri bendeydi. Allah Allah, bu senaryo bir yerden tanıdık geliyordu.
“Bu durum çok tanıdık geldi.” diyen Cem adeta zihnimi okumuştu, kapıya yaslanıp sırıtarak Özgür’e bakıyordu.
“İyiyim bende ama size bir şey soracaktım Nüha abla, timinizde ki bir askerle ilgili.” demesiyle tek kaşım havalanırken salonda beni izleyen timin üzerinde bakışlarımı gezdirdim. Umarım boşta olan birini soracaktır, yoksa yazık olurdu kıza.
“Dinliyorum Berrak.” dememle Özgür tamamen bana odaklanmıştı.
“Sizin timde uzun boylu, koyu kahve gözlü ve siyaha çalan kumral saçlı, kasları iri yarı biri var mı? Ayrıca beyaz tenli.” demesiyle bakışlarım anında Özgür’ü bulmuştu. Dudaklarım kıvrılırken kaşlarım havalandı.
“Var da sen niye onu sordun?”
“Ha şey… bana onun numarası lazım da Nüha abla.” dediğinde daha çok sırıtmıştım, Özgür ise gittikçe kızarıyordu.
“Hmm! Bir kendisine sormam lazım ama, hatta şöyle yapalım. Sen müsaitsen çık gel, kendisi burada zaten. Ondan istersin numarasını, olmaz mı?” dememle Özgür’ün kaşları çatılmıştı, bakışları etrafında dönerken anlam vermeye çalışıyordu sanki.
“Ay yok Nüha abla, ben o adama yüzyüzeyken katlanamıyorum.” demesiyle daha çok şaşırmıştım. Normalde en ılımlı olanımız Özgür’dür, acaba ben mi yanlış anlamıştım.
“Hayırdır, bugün mü karşılaştın?” dedim ağzını yoklamak için.
“Ya bugün birkaç tane abaza bana saldırdı Nüha abla, o da sağolsun yardım etti. Kurtardı beni ama sonrasında teşekkür etmeme bile izin vermedi. Öküz öküz konuştu.” dediğinde daha çok şaşırmıştım. Kesin yanlış anlamıştım.
“Üstünde ne vardı bu adamın?”
“Siyah bir Polo yaka tişört, altında da mavi kot.” demesiyle bakışlarım Özgür’de gezindi, birebir aynısıydı. Bizim Özgür’e de bakın siz, kıza soğuk atmıştı he.
“Tamam, tahmin ettiğim kişiymiş. Haklısın, bir teşekkür etmeden olmaz Berrak’cım. Çık gel, konumu atıyorum.” dedikten sonra konuşmasına izin vermeden kapattığımda dudaklarımda ki sırıtışla Özgür’e bakmaya devam ediyordum.
“Bir sorun mu varmış komutanım?” diyen Özgür’le kollarımı göğsümde bağlayarak ona bakmaya devam ettim.
“Berrak buraya geliyor, bugün onu kurtaran adama teşekkür edecekmiş.” dememle kaşları çatılmıştı.
“Ben gitsem iyi olacak.” diyerek hızla salondan çıkan Özgür’le benimde kaşlarım çatılmıştı. Bende hızlıca peşinden çıktığımda kapının önünde yakalayabilmiştim.
“Özgür.” derken kolunu yakaladığımda bana dönmüştü.
“Nüha abla gerçekten yeri değil.” demesiyle sinirini farketmiştim.
“Çık dışarı, konuşacağız.” derken arkamı dönerek izleyen Han’a döndüğümde olumlu anlamda başını sallamıştı. Dudaklarım kıvrılırken arkamı dönüp Özgür’ün peşinden kapının önüne çıktım.
“Konuşulacak bir şey yok abla.” demesiyle arkadan kafasına bir tane geçirmiştim.
“Oğlum siz bu kızla ne zaman ayrıldınız?” dediğimde bakışlarını kaçırmıştı.
“6 ay kadar ama öncesinde de aylarca ayrı kalıp barışıyorduk.” dediğinde kafasına bir tane daha vurmuştum.
“Kız ondan nefret etmen için daha ne yapsın lan? Çocukta senden değilmiş işte, sahiden bu kadar ihanete rağmen hala onu seviyor musun?” dememle bakışları hafifçe beni bulmuştu.
“Bilmiyorum abla ama çok canımı yaktı, ben burada onu üzdüğüm için üzülürken o o sıralarda beni aldatmakla meşgulmüş.” dediğinde derin bir nefes almıştım.
“Demek ki doğru insan değilmiş, bir paket pirincin içinden bir tane taş çıktı diye tüm paketi çöpe atamazsın.” dediğimde tamamen bana dönmüştü.
“Belki ama bunun için zaman geçmesi lazım abla, hemen her şeyi yok sayamam.” demesiyle ona hak vermiştim.
“Onu sonra düşünürüz aslanım, şimdi yukarı çıkalım hadi.” diyerek omzuna hafifçe vurmuştum. “Kıza da öküz gibi davranma lan.” derken apartmana girerek yukarı çıkmaya başlamıştık.
“Yine öküz mü dedi bana?” demesiyle gülesim gelmişti.
“Yüzüne de mi söyledi?” derken gülmeye devam ediyordum. “Esaslı kızmış, kaçırma.”
“Ya abla gülme, öküz müyüm ben?” dediğinde evin önüne gelmiştik.
“Bize değilsin ama kıza nasıl olduğunu nerden bilelim oğlum.” derken eve girmiştik.
“Ona da değilimdir.” diye mırıldanan Özgür düşüncelere dalarak salona geçmişti. Hayırlı uğurlu olsundu, çoktan tutulmuştu bile!
“Nüha kızum, bir gel sen da ha buraya.” diyen Fuat amcayla hızla salona geçtiğimde Han elini yanındaki boşluğa vurmuştu. Yüzümdeki gülümsemeyle yanına oturduktan sonra Fuat amcaya döndüm.
“Buyur Fuat amca.” dediğimde Fuat amca gülerek yanında Gülşen halaya baktıktan sonra tekrardan bize döndü.
“İki gün sonra Trabzon’a gidiyruk.” demesiyle anlam verememiştim, buna niye bu kadar sevinmişlerdi ki?
“Gidin enişte.” diyen Han gerçekten iç sesime tercüman olmuştu.
“Hep birlikte gidiyruz, düğününüzü edeceğuk da.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı.
“NE?!”
Odadaki herkes aynı anda haykırırken hepimiz şok içinde kalmıştık, şimdi nerden çıkmıştı düğün?!
~~~~~~~~~
Vee bölüm sonuuu…
Ah dramsız bölüm yazmayı özlemişim!!!
Bence oldukça tatlı bir bölüm oldu…
Nüha bu bölüm biraz Güzin ablaya döndü :)
Sizce bölüm nasıldı???
Sizce Özgür ne kokusuna tutulmuştur?
ÖzBer hakkında neler düşünüyorsunuz :) ?
Ve en önemlisi düğünümüz vaaaaaarrrr!!!!
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum…
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️

