~Bölüm Şarkıları~
Duman~Senden Daha Güzel
Model~Antidepresan Gülümsemesi
Müslüm Gürses~Kaç Kadeh Kırıldı
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efendim!!!
Nasılsınız???
Yorum ve beğenileri unutmayalım lütfennnn!!!
“Kimseyi görmedim ben senden daha güzel, kimseyi tanımadım ben senden daha özel. Kimselere de bakmadım aklımdan geçen, kimseyi tanımadım ben senden daha güzel…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~
Günlerin ardından gelen huzurun damarlarımda bıraktığı etkiyle kendimi sarhoş gibi hissetmeme engel olamıyordum, öyle ki zihnim bile kendini sakinleştirerek susturmuştu. Aldığım her nefeste burnuma dolan o aşina olduğum mentol kokusu gözlerimi aralamak bir hayli zordu. Başımı çevirerek yüzümü yatağa bastırdığımda yana giden elim sadece soğuk çarşafla karşılaşmıştı.
Az önce bedenimi saran huzur hızla yok olurken gözlerim aniden açılmıştı, bakışlarım boş yatakta dolanırken yüreğime batan korku nefesimi kesmeye başladı. O yoktu, nerdeydi?
Hızla yataktan çıkarak çevreme bakındığımda dönen başım bile umrumda olmamıştı, her şey sadece bir rüya mıydı? Bakışlarım deli gibi çevrede gezinse de herhangi bir kıyafete bile takılmamıştı. Onun burada olduğuna dair hiçbir kanıt yoktu. Gözlerim dolarken odanın ortasına adımladığımda ellerim sertçe saçlarımın içine dalarak çekiştirmişti.
“Hayır… Han…” diye mırıldanırken bakışlarım hala odayı tarıyordu. “HAN!”
Çığlığım kulağımda çınlarken tam kapıya doğru ilerleyecekken belime sarılan kollar beni kendisine çekerek bedenine yasladı. Aldığım yoğun mentol kokusuyla omuzlarım çökerken ne zaman tuttuğumu anlamadığım nefesimi bırakarak ellerimi yüzüme yasladım, korkudan kalbim durmak üzereydi.
“Buradayım biriciğim, sakin.” diye kulağıma mırıldanan sesle bir süre hareketsizce kalıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Yanımdaydı ve her şey gerçekti, rüya değildi. Peki o niye bu kadar erken uyanmıştı?
Belime sarılan kollar beni çevirirken yüzümde ki ellerimi yavaşça aşağıya indirerek sert bakışlarımı grilerine çevirdiğimde bana büyümüş gözleriyle baktığını farketmiştim. Hayır Nüha, hemen eriyemezsin! Hayır!
“Ödüm koptu aptal!” diye haykırırken sertçe belimdeki kollarını itip geriye çekilmiştim, temas ettiği her an sinirim uçup gidiyordu ve şu an sinirli kalmak istiyordum. “Her şeyi kafamda uydurdum sandım, seni kurtaramadık sandım!” diye sinirle bağırmaya devam ederken bana doğru bir adım attığında hızla geriye çekilmiştim.
Bakışlarım bedenini tararken sakallarını traş ettiğini ve duş aldığını farketmiştim, daha da çok yoğunlaşan mentolün sebebi buydu demek ki. Belki bu kadar telaşlanmasaydım banyoda olduğunu anlayabilirdim ama bir an yanımda göremeyince aklım durmuştu.
“Ama buradayım kuğu’m. Bak, yanındayım.” diyerek elini tutmam için uzattığında bakışlarım eliyle gözleri arasında gidip gelmişti. Gözlerimi devirip başımı çevirirken elim tekrardan saçlarımı bulmuştu.
“Yaralı halinle duş almak ne Han? Yaraların iltihap kapsın mı istiyorsun? Beni bile uyandırmıyorsun, ya düşseydin içeri…” derken hızla elime sarılan parmakları beni sertçe kendisine çektiğinde sözlerim yarıda kesilmişti.
“Sende gelseydin sadece duş alamazdım.” diyerek elini yanağıma yasladığında sinirimin azaldığını hissediyordum, tek dokunuşuyla aklımı alıyordu uyuz komutan!
“Hata bende, seni hiç hastaneden çıkartmamam gerekiyordu.” dediğimde tek kaşı havalanırken dudaklarında çapkın bir sırıtış belirmişti.
“Beni Elif’in eline mi bırakacak…” demesiyle sözünü bitirmesine izin vermeden elim üstündeki tişörtünün yakasına giderken yumruğumun içine aldığım kumaşla yüzünü daha çok kendime çekmiştim. Bakışları elime kayarken dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“O sözünü bitir de bak nasıl beynini dağıtıyorum.” dediğimde tek kaşı havalanırken az önce biraz da olsa sakinleşen tüm hücrelerim tekrardan gerilmişti.
“Sustum.” derken hala gülmeye devam ediyordu.
“Maşallah bakıyorum da çıkartamadın aklından gelmesini, bıraksaydım da bir hasret giderseydiniz keşke.” diye sinirle çıkışmamla eli yakasını tutan elimin üzerine giderken yavaşça elimin üstünü okşamaya başlamıştı.
“Sana bir hikaye anlatmama izin ver.” dediğinde sinirimden yüzüne yumruğumu geçirmemek için kendimi zor tutuyordum. Niye hayır demek yerine konuyu değiştiriyordu ki?!
“Ne hikayesi şimdi Mirza Han, konuyu değişti…”
Hızla dudaklarıma yaslanan eliyle sözlerim yarıda kesilirken aniden beni çevirmesiyle sırtım duvarla temas etmişti. Diğer eli ensemi kavrarken saçlarımın arasında hissettiğim parmakları adice sinirimi benden söküp alıyordu, işte bundan nefret ediyordum!
“Bir gün genç bir delikanlı babasının kurtardığı kıza deli divane aşık olur ama kader buna izin vermez, önlerine duvarlardan bir set çeker.” derken yüzüme yaklaşmasıyla kalbim hızlanmaya başlamıştı. “Kız gitmek zorunda kalır ve aradan seneler geçer, delikanlı büyüyüp adam olur.”
Elim havalanırken dudaklarımın üstündeki elini tutup yavaşça aşağıya indirdim, diğer elim ise hala yakasındaydı.
“Adamın kalbinde ise sadece tek bir kişi için yer var, bu kadın için. Adam yıllardır bu kadından başka kimseyi düşünemiyor.” diyerek yüzüme düşen tutamı kulağımın arkasına iterken dudaklarım kıvrılmıştı.
“Biraz saplantılı bir adama benziyor.” dediğimde onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Öyle.” derken burnunu burnuma sürterken dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Az önce neye sinirlendiğimi bile unutmuştum!
Küçük bir öpücüğün ardından geri çekilerek alnını alnıma yaslarken ensemde ki parmakları boynumun yan tarafına gelmişti, baş parmağı yanağımı okşuyordu.
“Sadece seni sinirlendirmek hoşuma gidiyor kuğu’m, çok tatlı oluyorsun.” diye mırıldanırken burnunu tekrardan burnuma sürttüğünde cevap verme yetimi çoktan kaybetmiştim. Sahiden ben az önce neye sinirlenmiştim?
Dudakları dudaklarıma tekrardan küçük bir öpücük bıraktıktan sonra yanağıma da öpücükler bırakarak kulağıma ilerlediğinde sağ eli boynuma sarılırken diğer eli ise belime inerek beni daha çok kendisine çekmişti.
“Sesin nereye kayboldu biriciğim?” derken dudaklarını kulağımın altında ki hassas noktaya bastırmasıyla inlememek için sertçe dudağımı ısırmam gerekmişti. Benim bedenimi beden bile iyi tanıyordu, sinirimi iki saniyede yerle bir etmişti.
“Yaralarına bakmamız lazım.” diye hızlıca konuştuğumda sesimi bulabildiğim için şükür etmiştim, nevrim dönmüştü. Dudakları yavaşça boynuma inerken bir yandanda boynumda ki eliyle başımı geriye yaslamamı sağlamıştı.
“Ben baktım, bir sorun yok.” diyen net sesiyle dudakları boynuma küçük öpücükler kondurmaya devam ederken elimin hala yakasını sıkı sıkıya kavradığını farketmiştim, sanki elimi ordan çekersem tasmasını bırakacakmışım gibi hissediyordum. Her an saldırmaya hazırdı!
“İyi, o zaman şey…benimde duş almam lazım.” diye zor bela konuştuğumda dudakları tenimden ayrılırken burnunu boynumdan çeneme kadar kaydırarak derince bir nefes çektiğinde ruhumu da içine çektiğine nerdeyse emindim.
“Gerek yok.” derken kulak mememde hissettiğim diliyle gözlerim kapanmıştı. Bacaklarım titrerken kasıklarım sızlıyordu, onu deli gibi istiyordum ama yaralıydı. Şimdi olmazdı. Mantıklı davranmak zorundaydım.
“Ama…rapor!” diyerek son anda hatırladığım şeyle sesim biraz yüksek çıkmıştı. “Rapor vermem gerekiyor, gitmeliyim.”
“Bu evden çıkabileceğini mi sanıyorsun?” dediğinde çıkan boğuk sesiyle neredeyse inleyebilirdim! Az önce dilini hissettiğim yere dişlerini geçirerek hafifçe çekiştirdiğinde bacaklarımı birbirine bastırmam gerekmişti. Daha hiçbir şey yapmamıştı bile ve ben neredeyse kendimi kaybetmek üzereydim.
“Bu bir görev yüzbaşı, emirlerin dışına çıkamam.” dediğimde dudakları tenimden ayrılırken boynumdan uzaklaşan başıyla gözlerimi aralamıştım ki bakışlarım oldukça yakınımda duran grilerle çakışmıştı.
“Biz o görev için karargaha gideriz.” derken tane tane, sanki beynime kazımak istemiş gibi konuşuyordu. “Albaya rapor verdikten sonra biriken belgelere bakmak için odama gitmemiz gerekir.” Kendini bana biraz daha yasladığında duvarla onun arasında sıkışıp kalmıştım, karnıma temas eden şişliği düşünmemeliydim! “Sonrasında seni o masaya yatırıp sen kendinden geçene kadar tüketirim seni ve doymadan asla bırakmam.” diyerek burnunu tekrardan burnuma dokundurduğunda yakasını tutan elim gevşemeye başlamıştı. “Ve bilirsin, konu sen olunca doymak nedir bilmem.”
Kalbim göğsümü delercesine atarken boğazım hızlı soluklarım yüzünden kurumuştu, gözlerimi içlerine kazınan şehvet yüzünden koyulaşan grilerinden alamazken elim yakasından tamamen çözülmüş, yavaşça boynuna doğru yol almıştı. Belki de ben çok abartıyordum, kendine güvenmese yaklaşmazdı değil mi?
“O zaman görev sonraya kalsın.” diye mırıldandığımda dudaklarında ki çapkın sırıtışı büyüdüğünde yavaşça dudaklarını dudaklarıma sürterken tam ona atılmıştım ki hızla geriye çekilmesiyle aniden yere çakılmıştım sanki. Şok içinde ona bakarken o ise sırıtarak elimi tutup beni kapıya doğru çekiştirmeye başlamıştı.
“Hadi yemek yiyelim kuğu’m, kurt gibi açım.” demesiyle neye uğradığımı şaşırmıştım, iştah mı kalmıştı bende?! Aklımdan geçen her şey müstehcen hallere bürünürken midem son düşündüğüm şey bile değildi.
Kaşlarım yavaşça çatılırken ne yaptığını anlamıştım, ilk başta kaçtığım için uyuz aklınca misilleme yapıyordu. Gösterirdim ama ben ona, bok görürdü gözlerimi!
“Tamam, hazırlarım ben hemen bir şeyler.” derken sanki hiç etkilenmemişim gibi normal bir ses tonuyla konuşmuştum, en azından onu denemiştim. Merdivenlerden yavaşça inmesine yardım ettikten sonra elimi avucundan çekerek mutfağa yönelecektim ki parmakları elimi daha sıkı sararak buna izin vermemişti.
“Gerek yok yavrum, ben pizza aldım bize.” diyerek gülen dudaklarını yanağıma bastırıp bize mutfağa yönlendirmişti. Gerçekten dediği gibi ortadaki tezgahın üzerinde pizza kutuları vardı.
“İyi o zaman.” diye mırıldanırken kendimi sandalyeye bıraktığımda o ise karşıma geçmek yerine yanıma oturmuş, sandalyemi de iyice kendisine yapıştırmıştı. Ciddi bir temas bağımlılığı sorunu vardı ve bu çok hoşuma gidiyordu.
Kutulardan birini önüme getirip açtığında tıpkı sevdiğim gibi mantarsız ve bol mısırlıydı, tabiki bunu da unutmamıştı. Gördüğüm kadarıyla hiç birinde sucuk yoktu, sadece sosisli almıştı ama bana farketmezdi. Genel olarak hepsini severdim. Dudaklarımın kıvrılmasına izin verirken pizzamdan bir dilim alıp ısırdığımda guruldayan karnımın sesi odayı doldurmuştu. Tamam, birazcık acıkmış olabilirdim.
“İçindeki küçük canavarı hemen doyursak iyi olur, yoksa hepimizi yiyecek gibi.” diyerek dalga geçen Han’la bakışlarım ona bulurken dudaklarımda ki sırıtışla gözlerimi devirip tekrardan önüme dönmüştüm.
İçimdeki küçük canavar…
Sözlerini o anlamda kullanmadığını bilsemde aklımda nedensizce bu yankılanmıştı, acaba gerçekten karnımda küçük tatlı bir canavar olsa nasıl olurdu? Ona bakabilir miydik? En önemlisi de koruyabilir miydik?
Kaşlarım hafifçe çatılırken hızla başımdan bu düşünceyi def etmiştim, daha başımızda ki dertleri halledememişken bir bebeğin sorumluluğunu alamazdık. Buna ikimizde hazır değildik.
Hızla yemeğimi yemeye devam ederken bir yandanda kolamdan yudumlar alıyordum, kola ve pizza sevdiğim bir ikiliydi. Her ne kadar bizim için kas ve güç ikilemleri doğru orantılı olsa da bazen küçük kaçamaklar yapmaktan bir zarar gelmezdi. Kutunun nerdeyse çoğunu sessizce yerken bakışlarım Han’a kaydığında onun çoktan bitirip beni izlediğini farketmiştim, grileri öyle yoğun bakıyordu ki tek bir bakışı bile başımı döndürebilirdi.
“Bitirdin mi?” diye sorduğunda girdiğim transtan çıkarak başımı olumlu anlamda sallamıştım, birkaç dilim kalmıştı ama boğazıma kadar doymuştum. Daha fazla yiyemezdim. “Sesini duyamıyorum biriciğim.” demesiyle gülsem de gözlerimi devirmekten geri duramamıştım.
“Bitirdim komutanım, şimdi izniniz olursa kalkıp çöpleri toplayabilir miyim?” diye dalga geçerek ayaklanmıştım ki kolumdan hızla çekilmemle tekrardan yerime oturmam bir olmuştu.
“Hayır, izin yok.” demesiyle bakışlarım onu bulurken gülmemek için kendini kastığını görebiliyordum.
“Şu anda komutanın ben olduğumu çok çabuk unutuyorsun Yalçıner.” derken parmağımı salladığımda bakışları parmağıma düşerken bedenini tamamen bana doğru çevirerek bacaklarımı bacaklarının arasına hapsetmişti.
“Ona ne şüphe karım, her zaman komuta sende.” diyerek yüzüme doğru eğildiğinde bende sırıtmıştım. “Evin her bir köşesinde sende ama tek bir yer dışında.” derken ellerini kalçamın iki yanında sandalyeye dayayarak daha çok üzerime eğilmişti. “Yatak odamız ve şimdi oraya gidiyoruz.”
Sesi tüm bedenimde can bulurken derince yutkunmam gerekmişti, her geçen saniye itiraz etme gücümü daha çok kaybediyordum. Bakışlarının büyüsüne kapılmamak elde değildi, özellikle göz bebekler böylesine grilerini sarmışken…
“Hayır.” dediğimde tek kaşı tehlikeli bir edayla havalanmıştı. Bir anda söyleyivermiştim ama neye hayır dediğimi ben bile bilmiyordum. “Yaralısın.” dedim son anda zihnimde çınlayan sebeple.
“Evet ve ilacım benden kaçmaya devam ederse iyileşemeyeceğim de.” diye adeta fısıldayarak konuşmasıyla bacaklarımı birbirine bastırmıştım, kasıklarım zonkluyordu.
“Han inat etme işte, daha düzgün bile yürüyemezken onu nasıl yapacaksın?” dediğimde dudaklarında ki gülüşü büyürken yavaşça geri çekildiğinde bakışlarım temkinlice hareketlerini izliyordu. Ayağa kalktıktan sonra gülüşü solarken cama kayan bakışlarıyla kaşları çatılmıştı, bu hareketiyle benimde bedenim gerilirken hızla bakışlarımı cama çevirdiğimde aniden dünyayı tersten görmem bir olmuştu.
Uyuz beni omzuna almıştı!
“Mirza Han aptal aptal davranma, bacağın yaralı. İndir beni.” Omzunun üstünde çırpınırken sanki hiç beni taşımıyormuş gibi merdivenlere doğru ilerlemeye başlamıştı. “Han tamam, geleceğim. İndir, dikişlerini zorluyorsun.” diyerek çırpındığımda kalçama inen eliyle dudaklarımdan küçük bir çığlık firar etmişti.
“İki tane dikiş için ağlayacak adamı dağda sikerler güzelim, bunu özel kuvvetler eğitiminde öğretmediler mi?” demesiyle bu sefer ben onun kalçasına elimi geçirdiğimde merdivenleri çıkmayı tamamlamıştı ama pek umursamışa benzemiyordu.
“Tek sorun iki tane dikiş mi sence? Göğsün sargı bezlerinden görünmüyor be adam!” diye haykırdığım sırada sertçe yatağa bırakılmam bir olmuştu.
“Ben özleminden deli oldum diyorum, sen bana yara diyorsun kuğu. Sence umrumda mı birkaç kesik?” derken bana doğru yaklaştığında bakışlarım gözlerine tutunmuştu.
“Umrunda olmak zorunda, canını yakacak hiçbir şey yapmıyoruz.” diyerek yine parmağımı salladığımda bakışları tekrardan parmağıma düşerken tek kaşı havalanmıştı.
“Lensleri çıkartırsan düşünürüz.” derken yavaşça sağlam bacağını yatağa yasladıktan sonra üstümde ki yerini aldığında kaşlarım çatılmıştı.
“Çıkarmayacağım, onu unut.” dediğimde dirsekleri başımın iki yanına yaslanırken yüzü bir nefes kadar uzağımdaydı. Bu halde odaklanmam kesinlikle imkansızdı!
“Emin misin?” derken dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde kendimi tamamen yatağa bırakarak ondan uzaklaşmaya çalıştım.
“Evet.” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken eli saçlarımda gezinmeye başlamıştı.
“Bu aptalca ceza ne zaman bitecek peki?” diyerek az önce açtığım mesafeyi yavaşça kapatarak yüzüme eğildiğinde dilim damağım kurumuştu.
“Ben istediğim de.” dedim yutkunmaya çalışarak. Bu denli yakınımdayken bırakın konuşmayı düşünmek bile zordu.
“Hmm! Ama bu kanunlara aykırı.” diye fısıldarken her kelimesinde dudaklarıma çarpan dudaklarıyla her şeyi siktir etmeme gerçekten çok az kalmıştı. “Süre belirtmeyen hiçbir durum gerçek sayılmaz.” Dudaklarımdan sıyrılan dudakları boynuma ilerlerken derince nefesler alıyordu, kokumu ciğerlerine hapsetmeye çalışıyor gibiydi.
“Hangi kanunmuş bu?” dediğimde sesim bile içime kaçmış gibi mırıltı halinde çıkmıştı. Kahretsin ki onu çok özlemiştim!
“Yalçıner kanunları.” diye mırıldanırken elleri iki yanımda çarşafı kavrayan ellerime giderek yavaşça başımın yanına kaldırmıştı.
“Çokta önemli gözükmedi.” derken dudaklarımın kıvrımlarına engel olamamıştım. Ellerimi başımın üstünde birleştirip tek eliyle olduğu yere sabitlediğinde bakışlarım saniyelik olarak ellerime kaymıştı. “Ellerimi rahat bırak Han, yaralı olduğunu ne zaman algılayacaksın acaba? Dikişlerini zorladığının farkında…”
Sertçe dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla sözüm yarıda kesilirken eli bileklerimi sıkı sıkıya tutmaya devam ediyordu. Sıcak dudakları aklımı döndürürken son kalan zihin kırıntılarımla ellerimi kurtarmaya çalışmıştım ama nafileydi, parmakları demir misali sarılmıştı bileklerime.
Boştaki eli çenemi yakalarken hafif bir baskı uygulayarak dudaklarımı araladığında dili dudaklarımdan içeriye süzülmüştü. Boğazdan gelen hırıltısı kulaklarımı doldururken çırpınmayı kesip ağzımın içinde ki diline dişlerimi geçirerek karşılık vermeye başlamıştım. Zihnim benliğimden uzaklaşırken komutayı tamamen kasıklarımdaki sızıya bırakmıştım.
Yandan duyduğum demir şıngırtısıyla her ne kadar kaşlarım çatılsa da dudaklarından kopamıyordum, bağımlı olduğum o tada ulaşmışım gibi hissediyordum. Dudakları hafifçe geriye çekildiğinde uzaklaşmasına izin vermeden tekrardan dudaklarına atıldığımda kıvrılan dudaklarıyla karşılık vermişti ki bileklerimde hissettiğim soğuk metalle gözlerim hızla açılırken zihnim aniden çığlık atmıştı.
Bileklerime lanet olası kelepçeler takmıştı!
Bakışlarım hızla yukarı kayarken bileklerime iki ayrı kelepçe takıp boşta kalan kısımlarını da yatak başlığına sabitlediğini görmüştüm. Bu adamın benim ellerimle ciddi bir alıp veremediği vardı!
“Senin benim ellerime garezin mi var?” dediğimde dudaklarından erkeksi bir kıkırtı dökülürken kolundan destek alarak hafifçe benden uzaklaşıp bakışlarını yüzüme çevirdi.
“Ellerine hayranım biriciğim ama yapacaklarım için bir süre bağlı kalmaları gerekiyor.” derken gözleri yavaşça bedenimde gezindikten sonra griler tekrardan gözlerimle buluşmuştu. “İstemiyorsan hemen şu an dururum yavrum ve sadece uyuruz, yemin ederim.” dediğinde kasıklarım aksini iddia etmem için adeta çığlık atarcasına kasılmıştı.
Doğru olan şu anda bu soruya evet diyerek ellerimi çözmesini sağlayıp sadece uyumaktı ama bana böylesine istek dolu bakarken aksini iddia edebilmem mümkün değildi. Onu öyle çok özlemiştim ki üstüne atlamak istiyordum, delicesine ve düşüncesizce!
“İstiyorum ama…” derken dudakları tekrardan hızlıca dudaklarımı bulurken derince bir öpücük bırakıp geri çekilmişti.
“Gerisini merak etmiyorum yavrum.” diyerek dudaklarını boynuma bastırdığında bakışlarım tekrardan elime kaymıştı. Uyuz açmamam için iki elimi de ayrı ayrı takmıştı bide, tam uyuzdu!
“Han yaraların…” dediğimde eli hızla dudaklarımın üstüne kapanırken boynumdan ayrılan başıyla grileri gözlerime tutunmuştu.
“Sesinin her bir notasına bayılıyorum ama bir daha yara konusu geçerse çığlık atmaktan o güzel sesinin kısılmasını sağlarım kuğu.” demesiyle gözlerimi devirerek başımı çevirmeye çalışmıştım ki dudaklarımın üzerinde ki eli buna izin vermemişti. Bakışları gözlerime odaklanırken iyice burnumun dibine girerek gözlerime yakından bakmaya başlamıştı.
Bu yakınlıktan grilerinin çevresini saran koyu halka daha belirgindi, çok güzeldi. Büyüyen göz bebeği daha net gözükürken istemsizce avucunun içinde gizli olan dudaklarım kıvrılmıştı, böylesine yakınımda olması çok hoşuma gitmişti. Ara ara burnunun dibine girip gözlerine baksam izin verir miydi acaba?
O sırada boştaki eli hafifçe göz altıma dokunarak aşağıya çekiştirdiğinde öyle nazikti ki dokunmaya bile korkar gibiydi. Yüzüme biraz daha yaklaştığında burnu burnuma çarpıyordu ama o daha çok lenslere odaklanmış gibiydi. Gözlerimi bu kadar çok mu görmek istiyordu? Değişken irislerimin nesini seviyordu ki?
Başımı hareket ettirerek burnumun burnuna sürtmesini sağladığımda gözleri gözlerime odaklanırken çatılan kaşları anında gevşemişti, kıvrılan dudaklarıyla burnumun küçük bir öpücük bırakarak geriye çekildiğinde dudaklarımın üstündeki elini de çekmişti.
“Gözüne zarar vermekten korkuyorum.” derken yalancı bir ifadeyle dudaklarını büzmüştü. “Senin çıkarman lazım.” diye mırıldandığında tek kaşım havalanmıştı.
“Ve çıkartmayacağım.” dediğimde suratı hızla düşerken ben ise gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ceza durumu çoktan geçmişti aslında ama sadece uğraşmaya çalışmasını görmek istiyordum.
“Öyle mi üsteğmen?” dediğinde kararlılıkla başımı sallamıştım. En fazla ne yapabilirdi ki?! Üstüme tekrardan eğilerek bu sefer bel altını bana doğru bastırmıştı. “Lensler çıkana kadar eller açılmayacak küçük komutan.” derken dudakları yanağımda bir yol çizerek kulağıma ulaşmıştı. “Yalvarmaya hazır ol.”
(Bazı sahneler mevcuttur, bilginizeeee :) )
Sözleriyle boğazım daha çok kururken elinde kurbanlık koyun gibi bekliyordum, ellerimin bağlı olmasına rağmen fazla mı iddialıydım acaba? Neyse, iddialı olmaktan zarar gelmezdi. Yani, sanırım.
Aniden boynuma geçen dişleriyle dudaklarımdan küçük bir inleme dökülürken eli hızla üstümdeki tişörtün eteklerine gidip yukarı sıyırmıştı. Göğüslerimin üstüne kadar çıkan tişörtle derince yutkunduğumda dudakları boynumun sağ tarafından boğazıma doğru yavaşça gelerek dilini adem elmamın üzerinde gezdirmesiyle başımı olabildiğince geriye yatırmıştım.
Elleri belimin kıvrımlarında nazikçe gezinirken yavaşça göğüslerimin altına kadar gelip beni çıldırmak istercesine tekrardan aşağıya iniyordu. Geriye çekilen başıyla nefesimi tutmayı keserek hızlanan soluklarımla bakışlarımı yüzüne çevirmiştim ki yukarı sıyırdığı tişörtümü tutup başımdan geçirdikten sonra kollarımın üzerine bıraktı.
“Bir de bana inatçı dersin uyuz komutan.” diye mırıldandığımda dudaklarıma küçük bir öpücük bırakarak ellerini sırtıma doladıktan sonra tek bir hamleyle kopçayı açıp göğüslerimi serbest bırakmıştı. Bakışları sanki çok önemli bir işle uğraşır gibi sütyenime odaklanırken kol kısımlarını da açtığında tamamen bedenimden ayrılan sütyeni çıkartıp yere fırlattı.
Grileri göğüslerimde gezinirken utanç duygusunu artık aştığımı hissediyordum fakat yerini daha güçlü bir duygu almıştı, şehvet… Bana dokunması için gerçekten söylediği gibi yalvarabilirdim!
Yüzünü göğüs oluğuma yaklaştırarak başını yaslarken derince nefesler almaya başlamıştı, boğazdan gelen hırıltısı kulağımı doldururken ellerinin sıkıca çarşafı avuçladığını farketmiştim. Neden bana dokunmuyordu?
“Of, sikeyim! Terapi tam olarak burası.” derken başını hareket ettirdiğinde istemsizce göğsümü ona doğru kaldırmıştım. “Kokun en güçlü ağrı kesicilerden bile daha etkili.” Dudaklarını göğüs oluğuma bastırarak başını kaldırdığında tuttuğum nefesimi verebilmiştim. Gözleri yavaşça yüzümde, dudaklarımda ve bedenimin geri kalanında gezindiğinde dudakları kıvrılırken tekrardan gözlerime odaklanmıştı. “Vazgeçtim, terapi bedenin her bir noktası.”
Bir eli tekrardan belimi bulurken yavaşça gezinmeye başladığında dudaklarını göğüslerimin çevresinde gezdirmeye başlamıştı ama asla asıl bölgeye dokunmuyordu, uçlarının yaşadığım şehvetle sertleşirken sızladığını hissedebiliyordum. Ne kadar süre sadece dudakları ve elleriyle bana işkence çektirdi bilmiyordum ama alnımda terler birikmeye başlamıştı.
Hafifçe geriye çekilerek şişmiş göğüs uçlarıma nefesini üflediğinde inleyerek başımı yastığa bastırmıştım.
“Han!” diye inleyerek sert bakışlarımı ona çevirdiğimde sırıtan yüzüyle beni izlediğini farketmiştim, beni çıldırtmaya çalışıyordu uyuz!
“Efendim biriciğim.” diye sırıtarak diğer göğsüme de üflediğinde dişlerimi dudaklarıma geçirerek inlememi son anda durdurmuştum. “Bir şey mi söylemek istemiştin?”
Dudaklarında ki çapkın sırıtışıyla kasıklarım daha çok sızlarken bacaklarımı hareket ettirip yanlışlıkla yaralı bacağına çarpmamak için kendimi kasıyordum. Madem tamam dedim o zaman dikkat etmem gerekirdi, tabi zihnim yerinde kalırsa!
“Sanırım söylemeyeceksin.” derken dudaklarını göğüs ucuma hafifçe dokundurduğunda ayak parmaklarıma kadar kasılmıştım. Dişlerimi ağzımı açıp yalvarmamak için dişlerime daha sert geçirdiğimde eli hızla çenemi bulmuştu. “Kendine zarar vermek yok kuğu, beni sinirlendirme.” diyerek dudağımı çekiştirip dişimin esaretinden kurtardıktan sonra bakışları bileklerime kaymıştı.
Kelepçeler normal polis kelepçeleri olduğu için sert bir harekette yaralayabilirlerdi fakat buna izin vermemek için kelepçelerin sabitlendiği yatak başlığına sarmıştım parmaklarımı. Bunu fark ettiğinde dudaklarında ki sırıtışı daha çok büyümüştü.
“Aferin benim uslu karıma.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra aniden göğüs ucumu kavrayan parmaklarıyla dudaklarına doğru inlemiştim. “Seni hemen rahatlamamı sağlayabilirsin, lensleri çıkartarak.” demesiyle gözlerine sert bir bakış atmıştım.
Suskunluğum daha çok sinirini bozmuş olacak ki hafifçe kaşları çatıldığında alt dudağımı dişlerinin arasına alarak hafifçe çekiştirmişti.
“Sesin nereye kayboldu biriciğim?” dediğinde sırıtarak tek kaşıma kaldırmıştım. O beni çıldırtıyorsa bende onu çıldırtırdım. “Demek kısasa kısas öyle mi?” demesiyle gözlerimi kırparak evet cevabını vermiştim. “Öyle olsun bakalım ama bu iddiayı ben kazanırsam hem lensleri çıkartırsın hemde istediğim bir şeyi yapmak zorunda kalırsın, tamam mı?” dediğinde başımı olumlu anlamda salladıktan sonra çenemle hafifçe kendimi gösterdiğimde dudakları kıvrılmıştı. “Sen kazanırsan bende senin istediğin bir şeyi yaparım.” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım.
Onun kazanacağını tabiki biliyordum ama şu an inatlaşmak daha çok hoşuma gidiyordu.
Kıvrılan dudaklarıyla gözlerini gözlerimden ayırmadan taytımı tutarak aşağıya indirdiğinde bakışlarım yaralı bacağındaydı, aşağıya doğru kayarken bacağını kıvırıyordu ve her ne kadar despot suratından acı çektiği anlaşılmasa da acıdığına emindim. Bacaklarımı birleştirip kaldırarak ona yardım etmemin ardından elleri tekrardan bacaklarımı aralayıp arasına kurulmuştu.
Bakışları bacaklarımın arasında gezinirken bir eli oraya yaklaştığında inlememek için tüm bedenimi kasmıştım, parmaklarının iç çamaşırımın üstünde gezinmesiyle gözlerim hızla kapanırken başımı yana çevirip yüzümü koluma yasladım. İnadına parmakları yavaşça gezinirken diğer bir eli ise göğsümü bulduğunda yalvarmama gerçekten çok az kalmıştı.
“Siktir, çok ıslaksın.” diye mırıldanan boğuk sesiyle iç çamaşırımı tutarak ıslaklığımdan ayırıp kenara çektiğinde yüzümü sakladığım için sertçe dudağımı ısırmıştım, şu an hiçbir şey umrumda değildi. Cezayı bile unutmuştum. “Sularının kalçana doğru nasıl aktığını görebiliyorum. Sikeyim, bu harika.” dediğinde sesi daha çok tahrik olmalı sağlıyordu. Harika olan neydi bilmiyordum ama gördüğü manzara onun için tatmin edici olsa gerekti.
Göğsümde ki eli sertleşirken artık bedenimi kasmaktan başıma ağrılar girmişti ama hemen pes edemezdim, en azından şimdilik!
“Ah, sikeyim! Cezanın canı cehennem.” diye boğuk sesiyle mırıldanan Han’ın elleri bacaklarıma sarılırken dudaklarını aniden bacaklarımın arasında hissetmemle kendimi daha fazla tutamayarak derince inlerken başımı kaldırarak ona bakmıştım.
Dilini en gizli noktalarımda hissederken kendimi ona bastırıp inlemekten kendimi alıkoyamıyordum, bu hissiyat çok iyiydi.
“Mirza Han, lütfen!” diye yalvarırken bulmuştum kendimi bir anda. Kendimi ona daha çok bastırırken beni tüketmesine izin veriyordum ve bundan zerre pişman olamıyordum.
Dili, dudakları ve dişleriyle beni tüketmeye devam ederken titremeye başlayan bedenimle hızla kendini geriye çekmişti. Çıkmak üzere olduğum zirveden sertçe yere çakılırken itiraz edercesine inleyip ne zaman kapattığımı anlamadığım gözlerimi açarak ona dönmüştüm.
“Konuştun ve yalvardın, kazandım.” demesiyle tıpkı benim gibi nefes nefese kalan yüzünü izledim bir süre. Dudakları parıldarken göz bebekleri ise grilerini şehvetle sarmıştı.
“Tamam, çıkartacağım ama lütfen.” derken bende nefes nefeseydim. Düzgün bir cümle kurabildiğime bile emin değildim.
Dudakları kıvrılırken sözlerimin hemen ardından başı tekrardan kadınlığıma gömüldüğünde bu sefer işin içine parmakları da girmişti. Aniden içime giren parmaklarla hızlıca zirveye çıkarken bedenim titremelerle kasılmaya başlamıştı. Yükselen bedenim sertçe yatağa geri düşerken bedenim pelte kıvamı almıştı, kadınlığımdan ayrılan dudakları bedenimde gezinerek yavaşça yukarı çıktığında bıraktığı öpücüklerle beni sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi. İşe de yarıyordu.
İçimden çıkan parmaklarıyla hafifçe inlerken yüzüme yaklaşan grilerini izledim, eli yana uzanarak anahtarları aldıktan sonra ellerime yönelip kelepçeleri açmıştı. Odanın bir köşesine fırlatılan kelepçelerle ellerimi aşağıya indirerek hafifçe kızaran bileklerime dudaklarını bastırdı, ardından elimin üstünü çevirerek zedelenmiş yumruklarımın üstüne de dudaklarını bastırdığında orada öylece onu izliyordum.
(Biraz mola.)
“Canını yaktığım her an için özür dilerim.” diye mırıldanmasıyla bedenim doğrulurken o ise yaralı bacağını uzatarak yanıma oturmuştu.
“Canımı bile isteye yakmayacağını biliyorum bulut adam, özür dileme.”
Ellerim yandaki çekmece de duran boş lens kutusuna uzanırken alarak hızlıca aşina olduğum lenslerimi çıkartıp kutusuna koyduktan sonra tekrardan yerine bırakmıştım. Bakışlarım grilerini bulurken gözleri sadece gözlerime odaklanmıştı, başka hiçbir yere bakmıyordu. Eli yavaşça yanağımı bulurken elini tutarak başımı avucuna yasladım.
“Asıl işkence şu gözlerini göremediğim her saniye.” diye mırıldanırken dudaklarıma yaklaştığında hızla dudaklarına atılarak kollarımı boynuna sarıp ona karşılık vermiştim. Öpücük anında hızlanırken kendini geriye yatırıp bacağıma sardığı eliyle de beni kucağına çekmişti.
(Devam ediyor, henüz bitmedi.)
Ellerim başının iki yanına yaslanırken saçlarım şelale misali çevremize dökülmüştü, kalçamı hafifçe yukarı kaldırdıktan sonra kendi eşofmanını indirdiğinde yardım etmek için geri çekilmeye çalışmıştım ki hızla enseme sarılan parmakları beni daha çok dudaklarına yaslamıştı. Elleri yavaşça kalçamı bulurken nefes almak için geri çekilmek zorunda kalmıştım ki hissettiğim varlığıyla az önce baksırını da çıkarttığını anlamıştım.
Bakışlarım üstündeki tişörtüne kayarken eteklerinden çıkartmak için tuttuğumda elleri hızla bana engel olmuştu.
“Sargıları her gördüğünde üzülüyorsun, şimdi olmaz.” dediğinde ters bakışlarım grilerine çarpmıştı.
“Üstte olan benim yüzbaşı, şu anda benim sözüm geçer.” diyerek ellerini ittiğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Bak sen.” diye mırıldanırken hafifçe doğrulup çıkarmama yardım ettiğinde bakışlarım sargılarına kaymıştı. Göğsünün üst tarafını kaplayan su geçirmez sargılarla eski sargılarını değiştirmişti, sabah yapmış olmalıydı.
Daha fazla göğsüne bakmayarak dudaklarımı dudaklarına bastırdığımda geri uzanmasını sağlamıştım. Elleri kalçama uzanırken tenimi avucunun içine alarak sıktığında öpüşü de şiddetlenmişti, altımda ki erkekliğinin damar gibi attığını hissedebiliyordum. Kendini zor tutuyordu.
Aniden parçalanan kumaşın sesi odaya doldururken kadınlığıma vuran rüzgarla hafifçe inleyerek geri çekildim.
“İç çamaşırlarımı parçalamaktan vazgeç.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılmıştı.
“Dandikmiş zaten yavrum, yenisini alırız.” derken dudaklarını tekrar dudaklarıma bastırdığında kalçamdaki eli beni hafifçe kaldırarak erkekliğini girişime yaslamıştı. “Bu biraz acıtabilir.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılmıştı, her seferinde aynı uyarıyı yapıyordu ve bu çok tatlıydı.
“Severiz.” diye fısıldarken dudaklarına dişimi geçirmemle aniden içime girmesi bir olmuştu.
Hissettiğim dolulukla derince inlerken bir süre alışmayı bekledikten sonra hareket etmeye başlamıştım. Belimdeki ellerinden destek alarak doğrulduktan sonra git gel yapmaya başladığımda her aşağı inişimle bedenim daha fazla titriyordu.
Aniden kendimi yatakta bulurken dudaklarını dudaklarıma yaslayarak hızlanmasıyla inlemelerim ağzının içinde kayboluyordu. İkimizde öylesine tahrik olmuştuk ki son ikimizi de hızlıca çarpmıştı. Bedenim orgazmın etkisiyle titrerken üzerimdeki Han daha da hızlanmaya başlamış ve en sonunda içime akan sıcak sıvıyla kendini üzerime bırakmıştı.
Nefes nefese kalan bedenlerimizle dudaklarım kıvrılırken göğsümdeki başının üstüne dudaklarımı bastırmıştım.
“İsteğini söylemedin.” dedim soluklarımın arasında. İddiayı sonuçta o kazanmıştı.
“Hakkımı sonraya saklıyorum.” diyen boğuk sesiyle hafifçe gülmüştüm. Yüzünü göğüs oluğuma bastırdığı için sesi boğuk çıkıyordu. “Ben uzunca bir süre sadece burada yaşasam olmaz mı?” diyerek derin soluklar almaya devam ettiğinde yavaşça saçlarını okşamıştım.
“Yaraların acıyor mu?” dediğimde başı göğsümdeyken olumsuz anlamda sallamıştı. “Niye erken uyandın bu sabah bulut adam?” diye sabahtan beri aklıma takılan soruyu sorduğumda yavaşça kalkan başıyla grileri gözlerime tutunmuştu.
“Bir sorun yok.” derken tekrardan başını yaslayacakken elimi çenesine koyarak izin vermemiştim.
“Niye diye sordum bulut adam?” dediğimde çenesinde ki elimi tutarak yanağına yaslamıştı.
“Biraz tetikte uyuyorum ama geçer.” demesiyle gözlerim istemsizce dolmuştu. Bunun farkındaydım ama yanımdayken uyuyabileceğini sanmıştım.
“Rüyalar mı görüyorsun?” diye sorduğumda derin bir nefes daha çekerek üstümden kalkıp elimden tuttuğu gibi de beni kaldırmıştı.
“Önce duş sonra sorular.” derken banyoya doğru çekiştirmesiyle ona itiraz etmemiştim.
Sıcak ve huzur dolu bir banyonun ardından ikimizde gülüşerek çıktıktan sonra hızlıca üstümüzü giyinmiştik ki çalan zille bakışlarım kapıya kaydı. Esasında kimse bizi rahatsız etmezdi ama nineye pek güvenmiyordum, baskın yapabilirdi.
“Ben bakarım.” diyerek yanağına büyük bir öpücük bıraktıktan sonra kapıya yöneldim.
“Kuğu.” diye seslenen sesiyle arkamı döndüğünde elinde tuttuğu silahı bana doğru fırlatmasıyla hızla havada yakalayarak sırıtmıştım.
Havalı bir şekilde göz kırparak elimdeki silahla aşağıya inip kapıyı açmamla gözlerim yaşadığım şokla aralanmıştı.
“Nüha rahatsız ettiğim için özür dilerim ama ben…nereye gideceğimi bilemedim.” diyen Nehir ağlamaktan şişmiş gözleri ve üstünde ki bornozuyla karşımda duruyordu.
“O nasıl laf canım benim, gel buraya.” diyerek kollarımın arasına çektikten sonra kapıyı kapattığımda ağlayarak kollarını bana sarmıştı.
“Nünü ben çok kötüyüm.” derken ağlamaya devam etmesiyle ellerim hızla saçlarını bulurken hafifçe okşamıştım.
“Ne oldu güzelim, anlat.” dediğimde bakışları beni bulmuştu.
“Barkın, öğrendi.” dediğinde neyi kastettiğini anlamıştım. Hayatını zindan eden o şerefsizi biliyordum, hatta bizzat canını ben almıştım.
“Ve?” dedim soran bir sesle.
“Aslında sorun bu değil.” derken derin bir nefes alıp gözyaşlarını sildi. “Barkın bana bu görevden önce evlenme teklifi etmişti.”
“Ne?!” diye haykırmam bir olmuştu.
“Bende reddettim.” demesiyle gözlerim daha da irileşmişti.
“Ne?! Neden?”
“Of! Nünü ne’leyip durma.” demesiyle derin bir nefes alarak sert bakışlarımı ona yollamıştım. “Barkın baba olmayı en çok hak eden insanlardan biri Nüha, onun elinden bunu alamazdım. Bende hayır deyip kaçtım, sebep veremedim ilk başta.” derken yine ağlamaya başlamıştı.
“Tamam, dur. Şu üzerine giyecek bir şeyler getireyim sonra anlatırsın.” dediğimde el elimi sıkı sıkıya tutmuştu.
“Dün de kavga ettik, sebebini sordu. Yine söyleyemedim, o da… başka birisinin imâsını yaptı. Canım çok yandı Nüha, beni onu böylesine severken nasıl bunu düşünebilir? Hiç mi sevgimi belli edemedim ben?” demesiyle derin bir nefes alarak yanaklarında ki yaşları sildim.
“Evet, yaptığı hayvanlık olmuş ama sen neden en baştan anlatmıyorsun be güzelim? Sebepsiz yere reddedilince aklına tabiki bu gelir.” dememle kaşları çatılırken ellerimi sertçe üzerinden itmişti.
“Bana onu koruma Nüha, seninle de külahları değişmeyelim.” diyerek arkasını dönüp salona ilerlemişti. “Ben Nehir Aladağ’ım tamam mı? Bir erkek için üzülmek bünyeme ters.” demesiyle gözlerim devirerek kapıdan ona bakmıştım. “Sadece biraz şok etkisi yarattı, hepsi bu. Birkaç gün içinde unuturum.” dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum. Aşık olduğunu ne zaman çakacaktı bakalım.
“Ben sana giyecek bir şeyler getirmeye gidiyorum, sonrasında bu konuyu detaylıca konuşacağız Nehir hanım.” diyerek arkamı dönüp odaya doğru ilerlemiştim.
İnsan aşık olunca aradan seneler geçse bile unutmak imkansız bir hal alıyordu, tecrübeyle sabitti ve bunu o da anlayacaktı…
~~~~~~~~~
Cem Türkoğlu…
Kör bahtımı sikeyim!
Ne güzel iki haftanın ardından rahatça miniğimle hasret gidereceğimi düşünürken ailesinin baskın yapası tutmuştu. Amına koyayım böyle kaderin!
Şimdi ise koğuşta boş boş yatıyordum. Barkın iti Nehir’i bulmak için çıkmış, Mecnun ise bana nispet yaparak eve gitmişti. Yalnızlığımla öyle koğuşta yatarken zihnimin sarı tutamlara kaymasına engel olamıyordum, gül kokusu burnumdan bir an olsun ayrılmıyordu. Aptalca bulduğum bu his nasıl olmuştu da beni böylesine sarmıştı? Demek ki haklılarmış, büyük konuşmamam gerekiyormuş ama buna asla pişman değildim.
Yatakta diğer tarafa dönerken yandaki telefonuma tekrar bakmıştım, bir gün olmuştu ailesi geleli ve yalnızca birkaç kez mesajlaşabilmiştik. Deli gibi özlemiştim, bir günde bile nasıl bu şekilde onunla konuşmak için çıldırır hale gelmiştim bilmiyordum. Telefonu tekrardan komidinin üzerine bıraktım, ailesiyle zaman geçirmesi için bırakmalıydım. Benim aksime onun güzel bir ailesi vardı.
Benim ise sadece annem vardı, ona canım fedaydı ama buna rağmen, gitmemem için yalvarmasına rağmen asker olmuştum. Tıpkı abim gibi, şehit olan abim…
Babamla annem ben küçükken boşanmıştı, sonrasında babam başkasıyla evlenmiş bizimlede iletişimi kesmişti. Sanırım en son seneler önce abimin cenazesinde görmüştüm, asker olduğumu bildiğini bile sanmıyordum. Dediğim gibi çokta aile kavramını bilen biri değildim, bu yüzden onu rahatsız etmek istemiyordum.
O sırada tıklatılan kapıyla gözlerimi kapatarak iç çektim, sarı şekerim hariç kimseyi görmek istemiyordum.
“Gir!” diye sert sesimle haykırırken gözlerimi bile açmamıştım, giren her kimse konuşup gidebilirdi. Açılan kapıyla içeri girdikten sonra ardından kapıyı kapatan kişiyle yüzümde mimik bile oynamamıştı, bizimkilerden biriydi o zaman. “Barkın konuşacaksan siktir git birader, çekemem şu an seni.” dediğim sırada kafama bir şey dank etmişti, Barkın niye kapı çalmıştı ki?
Aldığım derin nefesle gözlerimi açacakken burnuma dolan gül kokusuyla kalbim göğsümü dövmeye başlamıştı. Evet, burnumdan hiç gitmiyordu kokusu ama bu sefer daha yoğundu. Sanki yanımdaymış gibi…
“Ben kalabilir miyim peki?” diyen tatlı sesiyle dudaklarım kıvrılırken hızla açılan gözlerimle yerimden doğrulup karşısına dikildim. Mavileri parıldarken dudaklarında her gördüğümde kalbimi durduran gülümsemesi vardı, yanıma gelmişti. Ailesine rağmen bana gelmişti.
“Nasıl geldin? Sizinkiler salmaz sanmıştım.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken hafifçe kıkırdadığında oturup saatlerce bu manzarayı izleyebilirdim.
“Ben burada çalışıyorum ya şapşik.” demesiyle bende hafifçe gülmüştüm. Doğru, kız burada çalışıyordu. Beynini sikeyim Cem!
“Doğru ama ailenle vakit geçirirsin diye düşünmüştüm.” dediğimde elleri göğsüme yaslanırken daha çok yaklaştığında gözlerinde ki gökyüzünde çoktan kaybolmuştum.
“Şimdide ailemle vakit geçiriyorum.” diyerek sırıtmasıyla kalbim sıcacık olmuştu, bir elim hızla ensesine giderken sertçe kendime çekip dudaklarımı bal dudaklarına yasladım. Şaşkınlıkta ilk birkaç saniye nefesi kesilse de ardından boynuma doladığı kollarıyla hızla karşılık vermeye başlamıştı.
Diğer elim belini bulurken hızla daha çok kendime çekip alt dudağını dudaklarımın arasına hapsettim. Ensesinde ki elim pamuk saçlarına girerken dudaklarımın içine hafifçe inlemesiyle parmaklarım tenine daha çok gömülmüştü, hızla çevirdiğim bedenini ranzanın kenarına yaslarken derinleşmeye başlayan öpücüğü zor bela durdurmuştum. Siktiğimin askeriyesinde olmak zorunda mıydık?!
Alnımı alnına yaslarken soluklanmasını izlemeye başlamıştım, onu her öptüğümde nefesini tuttuğu için hızlıca soluklanıyordu. Hala utansada alışmıştı ve bu hali beni daha çok mest ediyordu.
“Sana bir şey sormak istiyorum.” diyen nefes nefese kalmış sesiyle dudaklarım biraz daha kıvrılırken başımı olumlu anlamda sallayarak dudaklarına küçük bir öpücük daha bıraktım. “Şey…annem seninle tanışmak istiyormuş.” diyerek hızlıca konuştuğunda kızaran yanaklarını izlemeye devam ediyordum.
“Tanışırız güneşim.” dediğimde mavileri kahvelerime tutunurken hafifçe geri çekilmişti.
“Ama o anlamda tanışmak istiyor Cem.” dediğinde hafifçe kaşlarım çatılmıştı, şimdi niye ismimi kullanmıştı ki? Dev adam demesi daha tatlıydı. Hem öyle seslenirken gözlerini büyütüp sırıtması aklımı yerle bir ediyordu, daha çok hoşuma gidiyordu. “Hemen kızma, yemin ederim ben söylemedim. Kendisi anlamış.” diye telaşlanmasıyla yanağına kayan elimi hafifçe dudaklarına bastırırken kaşlarımı hızla düzeltmiştim, bir an ciddi bakınca söylediği şeye sinirlendiğimi sanmıştı miniğim.
“Hani, dev adama ne oldu?” dediğimde anlamak ister gibi bir süre baktıktan sonra neye bozulduğumu anlayarak o kalbimi ısıtan gülüşünü atmıştı.
“Dev adamım.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında bende gülmüştüm.
“Tabiki de tanışabiliriz güzelim, annenin bu en doğal hakkı. Hatta babanla da…”
“Hayır, o henüz olmaz.” diyerek hızla sözümü keserken mavileri irileşmişti. Gözlerinde ki korkudan çok babasını üzmekten çekinme gibiydi.
“Miniğim daha ne kadar bekleyeceğiz söylemek için, bir baban kaldı zaten.” dediğimde iç çekerek bakışlarını kaçırmıştı.
“Babamı bilmiyorsun dev adamım, bana çok düşkündür o. Abimin verdiğinden on kat daha fazla tepkiyi düşün.” dediğinde parmaklarım çenesine kayarken bakışlarını tekrardan bana çevirmesini sağlamıştım.
“Sorun değil benim için, işin sonunda sen varsan her şeyi yaparım.” dememle mavileri dolduğunda kaşlarım çatılmıştı. Kötü bir şey mi demiştim ben?
“Seni çok seviyorum dev adamım, iyi ki vazgeçmek yerine beklemişim.” diyerek ellerini yanaklarıma yasladığında başımı kedi misali eline sürttüm, bir gırlamadığım kalmıştı zaten. Onu yapmam da yakındı.
“Bende sana deliler gibi aşığım güneşim ve bu dev adam bir günde bile sensizlikten delirebiliyor, daha ne kadar ayrı kalacağız?” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken parmak ucuna yükseldiğinde ona yardım etmek için bende eğilmiştim.
“Gece tek yatıyorum.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım da bir sırıtış oluşmuştu. Gülüşümle yanakları daha çok kızarırken konuşmama izin vermeden dudaklarını dudaklarıma yasladığında inleyerek öpüşüne hızlıca karşılık vermiştim.
Bir gizlice eve girmediğim kalmıştı, onu da yapacaktık. Neyseki miniğim için değerdi, umrumda bile değildi…
~~~~~~~~~
Nehir Aladağ…
Bir insanın kalbinden kaçması neden bu kadar zordu? Neden ne olursa olsun aklımdan çıkartamıyordum? O şerefsizi unutmak bile bundan daha kolay olmuştu, en azından birkaç kadeh sonrasında aklımdan uçup gidebiliyordu ama şimdi her şey farklıydı. Kaç kadeh içtiğimi sayamamıştım bile ama buna rağmen aklımda sadece onun ela gözler vardı.
Üstünden tam tamına iki hafta geçmişti, herkes kendi hayatına dönse de ben boşlukta takılıp kalmıştım. Nüha’ya o gün atıp tutmuştum hemen unuturum diye fakat onunla geçirdiğim tek bir saniyeyi bile atamıyordum zihnimden, ne yapacaktım ben böyle?
“Bir tane daha. Aynısından.” diyerek bardağımı barmene ittiğimde karşımdaki adamın dudakları kıvrılmıştı. Sarhoş olmamı beklediğine o kadar emindim ki, daha çok beklerdi göt herif!
“Bu kadar fazla çarpmasın güzellik.” diyen itle onu umursamadan doldurduğu bardağımı alarak büyükçe bir yudum aldım. Boğazımı yakarak geçen alkolle bakışlarımı çevrede gezdirdim, Hakkari de nadir bulunan barlardan birindeydim. Üniversiteye yakın olduğu için daha çok genç tarzına uyumluydu, içerde çalan dubsted parça beynimi sikse de durmaya devam ettim.
Ne Nüha’nın yanına ne de eve gidemiyordum. Nüha kocasıyla zaman geçirsin istiyordum, evde ise Mecnun’ların ailesi olduğu için hiç kalabalığı çekemiyordum. Nüha’ya da bir süreliğine Edirne’ye döndüğümü söylemiştim ama tamamen yalandı. Burada bir oteldeydim ve ondan kaçmak için karargaha bile gidememiştim.
Bardağımdaki son yudumu da kafama diktikten sonra tekrardan barmene doğru ittirdiğimde tam barmen dolduracakken bardağımın üstüne kapanan elle bardağım hızla geriye çekilmişti. Sert bakışlarım hızla elin sahibine dönerken gözlerim aniden elalarla çakıştı, günlerdir unutmaya çalıştığım elalar…
Göz altları onu gördüğüm andan beri daha da çökmüştü, zaten uzun bir görevden döndüğümüz için yorgunduk ama sanki o sonrasında hiç dinlenmemiş gibiydi. Sakalları uzamıştı, onu ilk kez uzun sakalla görüyordum. Çökmüştü sanki…
“Hanımefendi daha içmeyecek.” diyen sesiyle kendime gelerek hızla bakışlarımı barmene çevirdim. Sözleri zihnimde birer birer çınlarken sinir hızla tüm benimi ele almıştı.
“Şişe ver, hemen.” dediğim barmenin bakışları yanımda ki adama kaydığında hareket etmeden kalakalmıştı. Bakışlarım benden izinsiz yine ona dönerken donuk bakışlarının barmende olduğunu görmüştüm, adeta gözleriyle kafasına tüm şarjörü boşaltmıştı.
“İçmeyecek dedim.” diyen salağın bakışları beni bulduğunda gözlerimi devirerek çantamdan çıkardığım birkaç banknotu barmene atıp hızla çıkışa yönelmiştim ki kolumu yakalayan parmaklar beni sertçe kendisine çekmişti. Teninin beni bertaraf etmesine izin vermeden kolumu sertçe kendime çekip elinden kurtardım.
“Sakın bana dokunmaya kalkma Demiroğlu.” dedim sert sesimle.
“Beni dinleyeceksin.” dediğinde dudaklarımdan histerik bir gülüş dökülmüştü.
“Neden? Birkaç kez daha nasıl bir orospu olduğumu söyle diye mi?” diye haykırdığımda tavanda dönen ışığın yüzüne vurmasıyla elaların kızarık olduğunu görmüştüm ama umrumda değildi. O iyi değilse bende iyi değildim, ne yaşadığı beni ilgilendirmezdi.
“Ben sana öyle bir şey söylemedim.” demesiyle adeta sinirimden kahkaha atmaya başlamıştım. Yavaş yavaş kanıma karışma başlayan alkol zihnimi ele geçirirken gülmemi durduramıyordum.
“Ya öyle mi? Başka birisi mi var ne anlama geliyor o zaman Demiroğlu?” dediğimde gözleri kapanırken elleri iki yanında yumruk olmuştu.
“Özür dilerim. Biliyorum, bok herifin tekiyim ama yalvarırım geri dö…”
“Hayır, beni dinleyeceksin.” diyerek hızla sözünü kestiğimde çalan şarkı yüzünden bağırarak konuşuyorduk. Elimdeki çantamı sertçe bar tezgahına fırlattıktan sonra tekrardan ona döndüm. “Başka birisi yoktu ama artık birileri olacak.”
Hızla onun konuşmasına izin vermeden dans eden kalabalığın içine daldığımda bakışlarım çevrede gezinmişti, alkolden artık gözlerim çift görmeye başlasa da umrumda değildi. O esnada elimi tutup dans etmeye başlayan yabancı adamla bakışlarım Barkın’a dönmesiyle bize doğru yaklaşırken gözlerimiz kesiştiğinde duraksamıştı, ne yapacağımı anlamaya çalışıyordu. Belki de içten içe karşımda bana sarılarak dans etmeye çalışan sarhoşun ağzına sıçmamı istiyordu.
Yapmayacaktım, madem gözünde orospunun tekiydim o zaman öyle davranacaktım. Gözlerimden yaşlar süzülürken hızla karşımdaki adımın ensesinden tutup dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Adam karşılık vermeye çalışırken o kadar sarhoştu ki dudaklarını bile hareket ettiremiyordu, aldığım bira tadı midemi daha çok bulandırırken kolumdan sertçe çekilmem ve adamın yüzüne sertçe bir yumruk yemesi bir olmuştu.
Yere düşen adamın üzerine çıkarak vurmaya devam eden Barkın’ı umursamadan arkamı dönüp tezgahtan çantamı aldığım gibi dışarı çıkmıştım. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur yüzüme çarparak aklımı biraz da olsa yerine getirirken hızlanarak yola çıktığımda kolum tekrardan tutulmuştu. Sinirden bedenim tir tir titrerken daha fazla dayanamayarak arkamı dönüp yumruğu sertçe Barkın’ın yüzüne geçirdim.
“SİKTİR GİT LAN HAYATIMDAN!”
Haykırışım ıssız sokakta yankılanırken yağmurdan ikimizde ıslanmaya başlamıştık.
“YAPAMIYORUM! SENSİZ YAŞAYAMIYORUM!” diye haykırmasıyla gözlerimden akan yaşlar yağmura karışmıştı. “Tekrardan kimsesiz kalamıyorum!”
Konuşmak için aralanan dudaklarım duraksamıştı, neden öyle demişti ki? Ailesi hakkında ne kadar soru sorsam da hep kaçmıştı, sadece annesinin öldüğünü biliyordum.
“Bilmiyordum, yoksa yemin ederim ısrar etmezdim Nehir.” diyerek bana doğru bir adım attığında onunda ağladığını farketmiştim. “Kendini benim yerime koy yalvarırım, sebepsizce reddetsem ne düşünürdün?”
“Başkısının olduğunu düşünmek listede son sıralarımda bile olmazdı Barkın.” dediğimde bakışlarını yere eğerken su damlaları saçlarından yere damlamaya başlamıştı. Ellerim o tutamlara girmek için kamaşırken hızla yumruk yaptım.
“Bitti mi şimdi?” diye mırıldanırken bakışları tekrardan beni bulduğunda yağmur sanki bu anı daha net görmem için yavaşlamıştı. İçimden çok kuvvetli bir ses hayır diye çığlık atsada…
“Evet.” diye mırıldandım. “Benden uzak dur Barkın Demiroğlu, kendine daha güzel bir hayat kur. İçinde çocuklarınla olabileceğin daha güzel bir hayat.” diyerek konuşmasına izin vermeden hızla arkamı döndüğümde duyduğum sesle adımlarım bıçak misali kesilmişti.
Silah emniyeti kapanmıştı.
Bakışlarım hızla arkamı dönerken gözlerim gördüklerimle irileşmişti, emniyetini kapattığı silahını başına dayadığında dudaklarında bir gülümseme vardı.
“Hayır… hayır Barkın, bir aptallık yapmadan indir şunu.” dedim korkuyla. Yapmazdı değil mi? Sadece blöftü değil mi? Yalvarırım öyle olsundu…
“Babam annemi terk ettiğinde henüz 5 yaşındaydım.” dediğinde bakışlarım hala silahtaydı. “Evi terk ettiğinde annem yıkıldı, uzun süreli bir depresyona girdi. Sevdiğinin terk etmesini kaldıramadı.” derken silahı biraz daha bastırdığında yağmur da hızlanmıştı.
“Yemin ediyorum seni dinleyeceğim Barkın, lütfen indir şunu.” desemde beni umursamadan silahı şakağına daha çok bastırmıştı.
“Babam iyi adamdı, hafta sonları benimle dışarıda buluşur oyunlar oynardı. Yine bir gün hafta sonu babamla kaldıktan sonra eve döndüğümde kapıyı kimse açmadı, uyuduğunu sanıp anahtarımla içeri girdim.” derken duraksayarak derin bir nefes almıştı. “Evin her yerine baktım ama yoktu, belki dedim belki komşuya gitmiştir. Üstümü çıkarmak için odama girdiğimde…” demesiyle anladığım şeyle dudaklarım şaşkınlıkla açılırken kalbim acısıyla sızlamıştı. “Odamda ki salıncağın olması gereken yerde bedeni sallanıyordu.”
Hıçkırıklarımla omuzlarım sarsılırken bakışlarım hala silahtaydı.
“Barkın lütfen indir şunu. Bak ben gitmedim, buradayım. İndir.” derken ona doğru bir adım attığımda elini kaldırarak hızla beni durdurmuştu.
“Ben sevdiğin tarafından terk edildiğinde nasıl yaşanır bilmiyorum canımın içi.” Yüreğim korkuyla sıkışırken başımı olumsuz anlamda salladım. “Hiç kimseyi sevmeyeceğime yemin etmiştim, gün gelir de anneme benzerim diye hep kaçtım ama başaramadım. Ben delicesine bir çift zümrüte aşık oldum.”
“BARKIN İNDİR ŞU LANET SİLAHI!”
Haykırışımla sanki yağmur bizi duymuş gibi kesilirken görüşüm netleşmişti. Dudaklarında ki canlı gülümsemesiyle parmağını tetiğe götürdüğünde gözlerim korkuyla büyüdü.
“Seni çok seviyorum canımın içi.”
Tetiğe baskı yapan parmağıyla hızla ileri atılarak ona doğru koştuğumda boş sokağı patlayan silahın sesi doldurmuştu…
~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Son sahnenin etkisinden çıkamadım, bir süre de çıkamayacağız sanırım…
Duygudan duyguya geçtik yine!!
Sizce bölüm nasıldı??
Mirza sizce durumu atlatabilecek mi?
Beril babasına anlatabilecek mi?
Ve son sahne… sahne için düşünceleriniz neler?
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum…
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️


