~Bölüm Şarkıları~
Manga~Dursun Zaman
Melis Kar~Yatıya
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!
Nasılsınız???
“Yeter artık, naza çekme. Kendi bana bir teslim et be. Senin o güzel yüzü suyu hürmetine amadeyim emrine…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum!!
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~
Duygu karmaşası tam olarak nasıl bir şeydi? Zihnimi bulandırıp yerini şaşkınlığa bırakabilir miydi? Şu an tam olarak hissettiğim buydu, şaşkınlık ve olabildiğince yorgunluk…
Elimdeki telefonla öylece kalakalmıştım, onca işin arasında Fuat amcalar nerden çıkmıştı şimdi? Derince bir nefes alarak konumu Fuat amcaya yolladıktan sonra hızla Beril’i aramaya koyulmuştum, Cem’le birlikte çıkmışlardı ve basılmalarını hiç istemezdim. Telefonumu kulağıma yaslayarak artık yorgunluktan, uykusuzluktan ve uzun süreli açlıktan nevri dönen bedenimi yatağın kenarına bıraktım.
“Alo, efendim yenge?” diyen Beril’le ağrıyan başımı hafifçe ovaladım.
“Beril nerdesiniz?” dediğimde arkadan Cem’in sesi gelse de ne dediği anlaşılmıyordu.
“Eve geldik şimdi Cem’le yenge, bir sorun yok değil mi?” dediğinde sesinde endişe kırıntıları oluşmaya başlamıştı.
“Aa ayıpsın, sorunsuz geçen zamanımız olur mu yengem?” derken başımın ağrısından dolayı gözlerimi kapatmam gerekmişti fakat bu daha çok canımı acıtmıştı, lensler batıyordu.
“Ne olmuş miniğim? Mirza komutanım iyi mi?” diyen Cem’in sesi arkadan duyulurken gözlerimi tekrar açtığımda görüşüm lenslerden dolayı bulanıktı, çıkarmam gerekiyordu artık.
“Bilmiyorum aşkım. Bir saniye, öğreneceğim.” diyen Beril’in Cem’le konuştuğunu anlamıştım. “Yenge ne oldu? Çatlatmasana insanı.”
“Cem’i gönder hemen, sizinkiler sürpriz yapmak için buraya gelmişler. Eve varmak üzeredirler.” dememle Beril’in çığlığı adeta kulağımı çınlatmıştı.
“NE?!” demesiyle etrafta koşuşturma sesleri duyulmuştu. “Eyvah! Basıldık!”
“Noluyor lan?” diyen Cem’le her ne kadar gülmek istesemde başım daha fazla bu çığlıklara katlanamazdı, hızla telefonu kapatarak derin bir nefes aldım.
“Baştan söyleyeyim hiçbir şeyi gizlemem.” diyen Han’la ters bakışlarım onu bulmuştu. Koyun can derdinde kasap et derdindeydi!
“Aynen Mirza Han, gizlice evlendiğimizi söyleyelimde sıçsınlar ağzımıza.” derken bakışlarım grileriyle buluşmuştu. Onunda her ne kadar verilen ilaçlar yüzünden gözlerinden uyku aksa da bilerek kendini tutuyordu.
“Hiçbir bok yapamazlar.” derken parmakları elime sarılırken dudakları hafifçe kıvrılmıştı. “Hem halam sana kıyamaz.” demesiyle gözlerimi devirerek önüme döndüğümde bu hareket daha çok başımı ağrıttığı için yüzüm istemsizce büzüşmüştü. “İyi misin yavrum?”
“Başım ağrıyor sadece yorgunluktan, iyiyim yani.” dediğimde parmakları yavaşça elimin üstünü okşamaya başlamıştı.
“Görev bitti, çıkar artık şunları.” demesiyle bakışlarım ona döndüğünde anlamayarak kaşlarımı çatmıştım. “Toprağımı, denizimi göremediğim her an delirdim zaten, çıkar şunları.” dediğinde anlayarak yerimden dikleşmiştim. Belki bu yapacağım saçmaydı ama bunu hak ettiğini düşünüyordum.
“Görmeyeceksin Han.” dememle kaşları hızla çatılmıştı. “Bile bile kendini ateşe atmanın cezası, gözlerimi görmeyeceksin.” dediğimde tuttuğu elimden beni sertçe kendine çekecekken hızla elimi parmaklarından kurtararak ayağa kalkıp bir nevi ondan kaçmıştım.
“Kuğu zaten kafayı yemişim özleminden, ne cezası?” dediğinde hafifçe dudaklarım kıvrılmıştı.
“Ben günlerce sensizlikle sınanmışım, sen bir gözlerimi görememişsin. Çok mu?” derken geriye doğru birkaç adım attığımda gözlerinde ki acıyı görebilmiştim, onu ilk bulduğumda bile irislerini süslemeyen bir acıydı bu.
Gözlerimi görememek bu denli yaktıysa canını ceza için doğru noktaya parmak bastığım anlamına gelirdi. Bu kadar yara almışken bir de benim ceza vermem ne kadar doğruydu bilmiyordum fakat bir şekilde yüreğimin soğumasını istiyordum. Kendini bile bile onların eline atmıştı, bu ceza çektiklerimin yanında solda sıfır bile kalırdı.
“Şimdi sen burada uslu uslu iyileşeceksin, bende önce rapor vermeye sonrasında da halamların yanına geçeceğim.” diyerek konuşmasına izin vermeden kapıyı açıp etrafıma bakındım. İlerde hemşireler sohbet ediyorlardı. “Hemşire hanım, buraya bakar mısınız?!” dediğimde içlerinden kısa boylu olanın bakışları bana dönerken hızla yanıma gelmişti. “Uyumakta zorluk çekiyor, sakinleştirici verilmesi lazım.” dememle hemşirenin bakışları arkaya kayarken kaşları havalanmıştı.
Hızla arkama döndüğümde gözlerime inanamamıştım. Sinirden artık başım çatlama seviyesine çıkarken hızla tekrardan içeri girdim. Han yattığı yerden doğrularak oturmuş ve kolundaki serum iğnesini çıkartmaya çalışıyordu.
“Ne halt ediyorsun Han, yat şuraya.” dedim hızla yanına giderek.
“Ben burada bir saniye daha kalmıyorum ve sende o siktiğimin lenslerini çıkartıyorsun.” demesiyle oturup sinirden ağlama kıvamına gelmiştim. İki hafta boyunca işkence görmüştü ama uyuzluğundan ne yazık ki gram kaybetmemişti.
“Çıkartmayacağım ve sende hemen geri yatıyorsun.” diyerek omuzlarından geri itmeye çalıştığımda elleri hızla bileklerimi yakalarken gözlerini gözlerime dikmişti. Çatık kaşları ve içlerinde şimşeklerin çaktığını gördüğüm grileri öyle yakınımdaydı ki etkisine girmemek mümkün değildi.
“Sensiz bir saniye daha duramam kuğu, bunu o tatlı kafana sok.” demesiyle her ne kadar ruhum pamuk şeker kıvamına gelse de eriyemezdim. Yaralıydı ve tedavi olmak zorundaydı.
“Yaralısın Han, bacağından vurulmuşsun. Ayrıca günlerce besinsiz kalmışsın, burada durmak zorundasın.” derken bakışlarımı kapıdaki hemşireye çevirdiğimde sırıtarak bizi izlediğini görmüştüm. Allah’ım sen bana sabır ver! “Getirsene şu iğneyi!” diye haykırmamla hemşire adeta korkudan yerinden zıplarken hızla gözden kaybolmuştu ki ellerimin altında ki Han ayağa kalkmaya çalışıyordu.
Hızla bakışlarımı ona çevirerek omuzlarına baskı uygulayıp tekrardan yerine oturmasını sağladığım sırada parmakları çenemi sararken başımı kendisine çekmişti.
“Geçici olarak komutan sen olabilirsin asker ama senin komutanın benim, emirlerime karşı gelemezsin.” demesiyle kaşlarım çatılırken çenemde ki elini sertçe itip geriye çekildim.
“Öyle mi komutan?” derken elimle önümde ki boşluğu gösterdim. “Kalk şurada zıpla o zaman, bakalım iyi misin?” dememle kaşları daha fazla çatılırken elini kolundaki yarısı çıkmış seruma atıp sertçe yerinden söktükten sonra yavaşça ayaklanmıştı. Bakışlarım bacaklarına kayarken sağlam olan bacağına yüklendiğini farketmiştim, bana doğru bir adım attığında bakışlarım hızla yüzüne dönmüştü. Mimik bile oynamamıştı, kahrolası askerlik getirileri!
Bana doğru birkaç adım daha atıp sekerek yanıma geldiğinde içim cız etmişti, kesin canı yanıyordu ama inadından belli etmiyordu uyuz. O sırada hemşire kapıda belirirken elindeki iğneyle şok içinde Han’a bakıyordu. Bakışlarım tekrardan Han’a kaydığında tam zıplayacakken hızla ellerimi kollarına koyarak durdurdum.
“Dur başımın belası, dur. Bacağındaki dikişleri patlatacaksın.” dediğimde belime sarılan eli beni hızla kendine çekmişti.
“O zaman lensleri çıkar.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı. O inatsa ben daha inattım.
“İnat değil mi ula? Çıkarmayacağım.” derken bakışlarımı tekrardan hemşireye çevirmiştim. “Yan odadaki askeri çağırın bana.” dediğimde kız hızla yana doğru ilerlemişti.
“Kuğu delirtme beni.” diyen Han’la bakışlarım ona döndü.
“Bu delirmemiş halin mi?” diye sinirle konuştuğum sırada Nalan hızla içeri girmişti. “Git şunun çıkış işlemlerini yap Nalan, paşamız inat etti.” dememle parmakları kalçama inerken sertçe sıkmasıyla ters bakışlarım onu buldu, neyse ki eli Nalan’ın göremeyeceği bir açıdaydı.
“Yokluğumda terbiyen bozulmuş asker, seve seve hatırlatırım.” derken kalçamdaki eli biraz daha sıkılaştığında kasıklarımda adeta bir sancı döngüsü oluşmuştu. Siktir! Şu anda etkilenemezdim değil mi?!
“Hadi Nalan.” derken kalçamda ki elini umursamamaya çalışarak Nalan’a döndüm. “Bana yapışık ikiz gibi gezmezse olmuyor, emecek herhalde amına koyayım.” diye sinirle hızlıca konuşmamla Nalan’ın kaşları havalanmıştı ki söylediğim sözler bozuk plak misali zihnimde çınlamaya başladı. Hay çenemin bağını!
“Yani fanteziniz beni pek ilgilendirmiyor komutanım.” diyen Nalan’la burnumdan sinirli bir nefes vermiştim.
“Lan siktir git şu çıkışı yap!” diye haykırmamla hızla kendine gelerek asker selamı vermişti.
“Emredersiniz komutanım.” diyerek hızla ayrılmıştı ki Han’ın diğer eli de kalçamı bulduğunda bakışlarım anında onu bulmuştu.
“Küfürlerde dudaklarımıza yer etmiş, terbiye seansı iki oldu.” derken elleri sıkılaştığında ellerim hızla ellerinin üstüne gelmişti.
“Hastanedeyiz Mirza Han.” diyerek ellerini itmeye çalışsamda daha sıkı tutarak bana izin vermemişti. Neyse ki Nalan çıkarken kapıyı kapatmıştı ama bu birinin her an içeri dalmayacağı anlamına gelmezdi.
“Hmm, bu hitap şeklin hoşuma gitti.” derken dudakları çapkın bir edayla kıvrılmıştı. “Ayrıca kilo vermişsin, bunu sevmedim.” diyerek kalçamı tekrardan sıktığında istemsizce kendimi ona yapıştırmıştım.
“Sende vermişsin.” dediğimde alnını alnıma yaslayarak derin nefesler almıştı.
“O zaman birlikte geri alırız biriciğim.” derken dudaklarını yanağıma bastırdı.
“Han Nalan geri gelecek şimdi.” diyerek geri çekilmeye çalıştığımda asılan yüzüyle geri çekilmişti. “Çıkmak istedin çıkartıyorum işte, yine neye sinirlendin?”
“Teninin tenimden ayrı kaldığı her ana sinirliyim ve senin yüzünden aradaki açığı kapatamıyorum.” demesiyle her ne kadar sırıtmak istesemde kendimi tutarak buna izin vermemiştim, yumuşayamazdım.
“Ellerin şu an yeteri kadar tenimde yüzbaşı, hadi üstünü giydirmemiz lazım.” diyerek geri çekilmeye çalıştığımda yine bırakmamıştı.
“Teninde değil, üniformanda. Bu tenin değil.” derken tekrardan kalçamı adeta avuçladığında kafayı yememe gerçekten ramak kalmıştı. Belki de yemiş bile olabilirdim!
“Hadi Han, hadi!” derken bu sefer beni bırakmasıyla dolaba ilerleyip bakındım. Beril’ler gelirken kıyafet getirmiş olmalılar ki dolapta birkaç parça bir şey vardı. Çantayı dışarı çıkartarak yatağın üzerine bıraktığımda Han ise yavaşça yatağa oturmuştu, artislik buraya kadardı tabi.
İçinden ilk önce baksır ve atlet çıkarttıktan sonra geri Han’a döndüğümde masum bakışlarıyla beni beklediğini görmüştüm, grileri parıldarken onu ne kadar çok özlediğimi tekrardan farketmiştim. Bir daha asla ayrı kalmak istemiyordum, belki de bu yüzden burada kalması için çok fazla ısrar edememiştim.
Ona yaklaşarak ellerimi yanaklarına yasladıktan sonra dudaklarımı gözünün kenarında ki büyük morluğa bastırdım, ardından ise kaşında ki yaraya ve dudağının kenarındaki yaraya bastırmıştım.
“İşte bahsettiğim ilaç, çok iyi geliyor.” diye mırıldanmasıyla bu sefer dudaklarım kıvrılırken geri çekilip gözlerine baktım.
“Görende sen değil de ben işkence çektim sanar.” dediğimde dudaklarında acılı bir tebessüm oluşmuştu.
“Bedenimde ki yaralar değil sensizlikti benim işkencem, sana zarar gelip gelmediğini bilememekti. Seni bir daha göremeyeceğimi sanmaktı ve şimdi yanımdasın, işkence bitti.” demesiyle gözlerim dolarken ellerim narince yanaklarını okşadı.
“Sana öyle çok aşığım ki adam, sonsuz ve geri dönülemez bir şekilde delicesine hemde.” dediğimde grileri gözlerimi arşınlarken elleri belime sarılmıştı.
“Sana öylesine aşığım ki kadınım, deliliğime rağmen sırf senin için akıllı olacak kadar hemde.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı. “Ayrıca adam kim? Benim adım o değil.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Sana aşığım bulut adam.” dememle gözleri kapanırken derince bir nefes aldı.
“Adımı tekrar eder misin?” dediğinde hiç düşünmeden yapmıştım.
“Bulut adamım.” dediğimde gözleri aralanırken grilerinin kızardığını farketmiştim.
“Günlerdir bunu söylediğin sesin zihnimde çınladı, beni ayakta tuttu.” derken grilerinde aniden korku can bulmuştu. Belimde ki elinden biri yanağıma giderken elinin titrediğini görmüştüm. “Kuğu’m… bu da hayal değil dimi?” demesiyle yaşlar yanaklarıma süzülmeye başlamıştı, başımı hızla olumsuz anlamda sallarken kollarımı sıkıca bedenine sarıp yüzümü boynuna gömdüm.
“Yanındayım bulut adam, gerçeğiz.” diye mırıldanmamla omuzları gevşerken kolları tekrardan sıkıca belime sarılmıştı.
“Doğru, hayal olsan gözlerini görürdüm.” dediğinde burnumu çekerek geri çekildiğimde hızla gözlerimi silmiştim ki tamamen geri çekilmeme izin vermeden yüzünü göğsüme gömüp kollarını sıkılaştırdı. “Biraz daha böyle kalalım, lütfen.”
Derince bir nefes çekerek dudaklarımı saçlarına bastırdıktan sonra kollarımı başına sardım.
“Bırakmıyorum seni burada bulut adamım, korkma.” diye mırıldanırken başımı başına yasladım. Bir süre öylece durduktan sonra çalan kapıyla mecburen doğrulmak zorunda kalmıştım. “Gir!”
“Komutanım çıkış işlemlerini hallettim.” dediğinde başımı sallayarak onu onaylamıştım.
“Tamamdır Nalan, teşekkürler.”
“Rica ederim komutanım.” diyerek gerisin geri odadan çıkan Nalan tekrardan yana geçmişti. Bakışlarım göğsümde ki başına dönerken hafifçe gülümsedim.
“Hadi seni giydirelim yaralı kurt.” dediğimde sol elini göz hizasına kaldırıp eline baktığını farketmiştim. “Ne oldu Han?”
“Yüzüğüm yok.” derken bakışlarını yüzüme çevirdiğinde dudakları hüzünlü bir ifadeyle büzülmüştü, nerdeyse ağlayacak gibi duruyordu. “Son anda çıkartmıştım adın görülmesin diye.” dediğinde yüzüğünün aslında boynumdaki künyeme takılı olduğunu söylemek yerine sessiz kalmıştım, tepkisini merak ediyordum.
“Yüzüğünü mü kaybettin?” dediğimde suratı biraz daha düşerken başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı, tıpkı suçlu bir çocuk gibi bakıyordu ve bu hali yaralarına rağmen çok tatlıydı.
“Bizimkilere haber edeyim de hemen yaptırsınlar, o olmadan kendimi yarım hissediyorum.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı. Daha fazla role gerek duymayarak hafifçe geri çekilip kamuflajımın içine sakladığım künyemi çıkardım.
“Öyle kolay kurtulamazsın benden komutan.” derken künyemi tamamen çıkarttığımda gözleri ucunda ki kendi alyansına ve benim tek taşıma kaymıştı, kaybolmasın diye onu da buraya takmıştım. Yüzükleri künyemden çıkarttıktan sonra künyemi geri takıp Han’a döndüm. “Bir daha bu yüzük çıkarsa ölümlerden ölüm beğenirsin yüzbaşı.” diyerek yüzüğü uzattığımda hızla alıp sol elinin yüzük parmağına takmıştı, ben ise tek taşımı geri takmıştım.
Dudaklarında ki gülümsemesi büyürken baş parmağı bir süre yüzüğü okşadı, ardından bakışları beni bulurken başı hafifçe yana eğilmişti.
“Bu yüzüğü artık ölüm bile çıkaramaz yavrum, söz veriyorum.” dediğinde yüzüm düşerken başına varla yok arası vuruyormuşum gibi elimi dokundurmuştum. Başı ağrıyordur şimdi canımın, kıyamazdım.
“Ölüm yok Yalçıner, bir 70 sene daha senden bu kelimeyi duymak istemiyorum.” dememle gülerek başını sallamıştı.
“Emredersiniz komutanım.” diye gülerek geri çekildiğinde bende hafifçe sırıtarak yandaki atletine uzandım.
O üstündeki ameliyat kıyafetini çıkartırken bende atletini hazırlayıp ona dönmüştüm ki çıkardığı kıyafetin altında hiçbir şey olmadığı o an dank etmişti.
Bakışlarımı bel altına indirmeden atleti başından geçirdiğimde gözlerim göğsünde ki bandajlara kaymıştı, kollarını da geçirdikten sonra yaralarına dikkat ederek yavaşça aşağıya indirdim atletini.
Bandajlardan dolayı her ne kadar yaraları gözükmese de benim zihnimden o görüntüler silinmiyordu, başı eğik bir şekilde duvara bağlı hali dönüp duruyordu.
“Acımıyorlar yavrum.” derken parmaklarını çeneme yaslayıp başımı kaldıran Han’la bakışlarım grilerine dönmüştü. “Yara bu kuğu’m, iyileşir gider.”
“Benim…” Eli hızla dudaklarımın üzerine kapanırken konuşmama izin vermemişti.
“O cümleyi tamamlarsan işte o zaman kızarım kuğu.” derken kaşları çatılmıştı. “Hiçbir şeyin suçlusu sen değilsin. Ben istedim ve ben yaptım, sen değil.”
Parmaklarım dudaklarımın üzerinde duran eline giderken hafifçe aşağıya indirdiğimde bu konuşmayı şu anlık uzatmama kararı almıştım, suçlu olduğumu biliyordum ama şu an yeri değildi.
“Yarı çıplak durduğunun farkında mısın?” dememle çatık kaşları düzelirken ellerini benden ayırarak sırıtmaya başlamıştı. Yaralı da olsa sapıklığından ödün vermiyordu, uyuz komutan!
Yanda ki baksırına uzanarak tam önünde dizlerimin üzerine çökecekken elimden hızla alarak buna izin vermemişti. Kaşlarım hafifçe çatılırken niye böyle bir şey yaptığını anlamaya çalışıyordum, sonuçta karısıydım ve görmediğim şey değildi.
“Özlemin yeterince kafama vurdu zaten, bir de önümde diz çökmeni kaldıramam.” derken kendisi baksırını giymeye başladığında sırıtarak tekrardan ayaklanmıştım. Yaralı olduğu bilincine varması güzeldi tabi!
“Buradan çıktıktan sonra ben karargahta ineceğim, askerlerden biri de seni eve bırakacak.” diye anlatırken valizdeki siyah tişörtüne uzanıp elime almıştım. “Bende rapor verip üstümü değiştirdikten sonra gelirim.” diyerek bakışlarımı Han’a çevirdiğimde tek kaşını kaldırmış bir bir şekilde beni izlediğini fark etmiştim. “Ne? Yine ne oldu?”
“Senden ayrı kalmaya tamam olsaydım burada da dururdum kuğu, evdekilere hasretim kabarmadı.” demesiyle gözlerimi devirerek elimdeki tişörtü başından geçirip giyinmesine yardım ettim.
“Han eve gitmeden üstümü değiştirmek zorundayım, katliamdan çıkmış gibi duruyorum.” dediğimde tişörtünü aşağıya indirirken bakışları üzerimde gezinmişti.
“Çok seksi duruyorsun.” derken dudakları sözlerini doğrular nitelikte çapkın bir edayla kıvrılmıştı. Benimde dudaklarım kıvrılırken valizde ki eşofmanını akıp kucağına bıraktım.
“İşte asker adamın da fantezisi bu kadar oluyor.” diyerek sırıttığımda grileri gözlerimle buluşmuştu.
“Dedi asker karım.” diye mırıldanırken yavaşça ayağa kalkıp eşofmanı kalçasından geçirmişti. Gözleri gözlerimden bir saniye bile ayrılmazken öylece bir süre kalakalmıştık.
“Senin için seksi olabilir ama halanın karşımda bayılmasını istemem.” dediğimde eli yanağımı bulurken hafifçe okşamaya başlamıştı.
“Beni görünce her türlü bayılacak zaten, boşver.” diye mırıldanırken yanağımda ki eli yavaşça aşağıya kayarak yakama tutunmuştu. “Hem önce evimize gidersekte ortada bir sorun kalmaz.”
“Ama önce rapor vermem gerektiğini biliyorsun.” derken yakamdaki elini tutup dudaklarımı eline bastırdığımda eli tekrardan yanağıma çıkmıştı. “Arabada beni beklersin o zaman, olur mu?” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı. Deli gibi yorgun olduğunu biliyordum ama inat etmişti benimle gelmek için.
Onu bu konu için yargılayamıyordum bile, sinirliyken ağzından kaçırdığına göre benimle tehdit edilmişti oradayken. Sanırım korkması normaldi…
Gözlerim tekrardan yaralarına kayarken derin bir nefes alarak kolunu omzuma atmasını sağlayıp beline sarıldım, dolan gözlerimi geri iterken bakışlarımı alttan yüzüne çevirmiştim.
“Hadi gidelim bakalım koca oğlan.” diyerek sırıttığımda o da gülerek benden destek alıp yürümeye başlamıştı, yatağın kenarında duran terliklerini de giydikten sonra kapıya yönelmiştik. Kapıyı araladığım sırada karşımda elindeki tekerlekli sandalyeyle bekleyen Nalan’la karşılaşmıştım. Tabi ya, nasıl aklıma gelmemişti?
“Yardıma ihtiyacınız var mı komutanım?” diyen Nalan sandalyeyi bize doğru getirdiğinde yavaşça kolundan çıkarak sandalyeyi tuttum, Han’da şaşırtıcı şekilde ses etmeden oturmuştu.
“Çok sağol Nalan ama başka bir şey kalmadı, sen işine bakabilirsin.” dediğimde başını sallayarak hafifçe gülümsemişti. Tam gidecekken koluma sarılan parmaklarıyla Nalan kulağıma yaklaştı. “Elif burada, Mirza’yı götür hemen.”
Sözleriyle kaşlarım hızla çatılırken bakışlarım çevrede gezinmişti, görünür de kimse yoktu ama saklanmış olmalıydı. Kaşar demek ki yokluğumu kolluyordu!
“Sende durma burada, takıntılı ruh hastasının teki o. Hasan’ın vardır bakanı.” diyerek bakışlarımı tekrardan Nalan’a çevirdiğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.
“Bana bir şey yapmaya götü yemez onun, sen merak etme. İyiyim ben.” diye hafifçe gülerken omzumu sıvazlamıştı. “Sen kocana sahip çık yeter.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılırken kollarımı aniden bedenine sarıp sıkıca sarıldım.
“Teşekkür ederim, her şey için.” diye mırıldandığımda onundan kolları bana dolanırken hafifçe gülmüştü.
“Teşekküre gerek yok deli kız, bu bizim görevimiz.” dediğinde burnumu çekerek geri çekilmiştim. “Önce vatan sonra yanındaki adam, bunu hiçbir zaman unutmayız.” demesiyle dudaklarım biraz daha kıvrılırken başımı olumlu anlamda salladım.
“Haklısın asker. Dikkat et kendine, sen bana daha lazımsın.” diyerek bana yaptığı gibi omzuna vurduktan sonra arkamı dönüp Han’la birlikte ilerlemeye başlamıştık, bir yandan da bakışlarım çevrede geziniyordu. Kim bilir nereye saklanmıştı orospu!
“Nalan ne dedi?” diye soran Han’la bakışlarım ona döndürmüştü.
“Hayranların çevremizi sarmış, onu söyledi.” dememle başı geriye yatarken gözlerini bana çevirmişti.
“Ne hayranı?” demesiyle dudaklarım kıvrılırken asansöre binerek aşağıya inmeye başlamıştık.
“Sence bebeğim, kim olabilir?” dediğimde bir süre duraksasa da aklına gelen isimle kaşları hızla çatılmıştı.
“Buraya neden gelmiş?”
“Seni yalnız yakalayıp yine hakkımda yalanlar sıkmak istemiştir ya da aşık olduğu adamın ölüp ölmediğini görmek istiyordur, bilmiyorum.” dediğim sırada açılan asansör kapısıyla çıktığımızda Han’ım bakışları tekrardan bana dönmüştü.
“Hislerini umursadığım tek bir kadın var hayatımda ve geri kalanlar zerre sikimde değil.” dediğinde bakışlarım ona kayarken dudaklarım kıvrılmıştı.
“Biliyorum yüzbaşı, korkma.” dememle onunda dudakları kıvrılırken karşıdan gelen bir grup askeri farketmiştim, yüksek ihtimal Han’ın kapısında nöbet tutmaları için gönderilmişlerdi ama gerek kalmamıştı.
“Komutanım çıkıyor muydunuz?” dedi önlerinde duran asker.
“Yok, içerdeyiz hala.” diyen Han’la her ne kadar gülmek istesem de kendimi tutarak askere döndüm.
“Evet ama ikiniz Hasan Aslanoğlu’nun kapısına geçeceksiniz, Elif yüzbaşının içeri girmesi yasak. Emrimi çiğneyenin hayatını karartırım.” dedikten sonra hızla yanlarından ilerleyerek ileri de geldikleri askeri arabaya yöneldim. “Geri kalan ikinizde bizi karargaha bırakacaksınız, hadi.” derken arabanın önünde durarak bakışlarımı askerlere çevirmiştim.
“EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!” diye hepsi bir ağızdan haykırdığında bahçede ki herkes bize dönmüştü, bu durumu zerre umursamadan kilidi açılan kapıyı açarak Han’ın binmesine yardım ettikten sonra içeri girdim.
Araba yola koyulurken Han ise başını geriye yaslamış beni izliyordu, bakışlarım onu bulurken gözlerim grileriyle çakışmıştı. Yorgundu, yaralıydı ama buna rağmen o hala çok güzel bir adamdı. Kaşının ve dudağının üstünde ki küçük yara bantlarıyla, sol gözünün kenarında ki büyük büyük morluğuyla bile bu gerçek değişmemişti.
“Ne zaman çıkaracaksın şunları?” diye mırıldanmasıyla lenslerimi kastettiğini anlamıştım.
“Çıkarmayacağım.” derken önüme dönerek bende arkama yaslanmıştım.
“Ama yazık değil mi bana? Zaten canım acıyor, bir de kalbim mi ağrısın?” diye kulağıma fısıldamasıyla gözlerim tekrardan ona dönerken tek kaşım havalanmıştı.
“O zaman geri dönüp hastaneye bırakalım seni yaralı kurt, bir de kalbine baksınlar.” dediğimde eli yavaşça arkadan belime sarılırken başını biraz daha yaklaştırmıştı.
“Beni çakalların arasına mı bırakacaksın? Tekrar düşün.” demesiyle Elif iti tekrardan zihnimde can bulmuştu. Orospu bir de utanmadan hastaneye kadar gelmişti!
“Tamam, sus.” derken tekrardan önüme döndüm. Hala nasıl olurda tamamen askerlikten atılmazdı aklım almıyordu, gerçi vatanına yapılmış ciddi bir suçu olmadıkça atılmazdı ama o ruh hastası için bu da yakın gözüküyordu.
“Güzel, şimdi çıkar hadi.” demesiyle ters bakışlarım tekrardan onu bulmuştu.
“Tehdit mi ettin sen beni az önce?” dememle önden bir telefon uzatılması bir olmuştu.
“Komutanım albayım sizi istiyor.” diyen askerle telefona uzanıp kulağıma yasladım, benimkisinin şarjı yüksek ihtimal bitmiş olmalıydı.
“Üsteğmen Nüha Yalçıner dinlemede, buyrun albayım.” dedim net bir sesle.
“Üsteğmen nerdesiniz?” dediğinde yerimden hafifçe dikleşmiştim.
“Karargaha doğru geliyoruz albayım.”
“Duyduğuma göre Mecnun ve Mirza’nın ailesi gelmişler, doğru mu?” dediği sırada hafifçe yana doğru çekilmemle bakışlarım hızla Han’ı bulmuştu, beni kendisine doğru çekiyordu.
“Evet albayım, şu an evdedirler.” derken Han’a gözlerimi belerterek durmasını işaret ettiğimde dudakları kıvrılmıştı. Uyuz komutan!
“Tamam sende yanlarına geçebilirsin o zaman.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.
“Ama komutanım rapor…”
“Kafanı toparlayıp öyle gel bana, yarım yamalak bilgi vermeni istemiyorum üsteğmen.” diyerek hızla sözümü kestiğinde hafifçe gülmüştüm.
“Emredersiniz komutanım.” dedim tekrardan arkama yaslanarak.
“Yüzbaşı nasıl? Daha iyi mi?” dediğinde bakışlarım Han’ı bulmuştu.
“İyi olmaz olur mu komutanım? Hastane de durmamak için inat edecek kadar iyi.” dememle Han’ın tek kaşı havalanırken bana imalı bir bakış atmıştı, onu umursamadan önüme dönerken dudaklarımda hala bariz bir gülümseme vardı.
“Sevindim, gözün aydın üsteğmenim.”
“Sağolun komutanım.” dememin ardından odasına gelen bir askerle albay telefonu kapatmak zorunda kalmıştı. “Karargaha değil eve geçiyoruz.” diyerek askerlere evin konumunu verdikten sonra tekrardan arkama yaslanmıştım. Önce bir ve gidip üstümü değiştirmem gerekiyordu, bu şekilde gerçekten Gülşen halanın kalbine inebilirdi.
Geçen bir sürenin ardından evin önüne geldiğimizde askerlere teşekkür ederek aşağı inip yavaş adımlarla eve varmıştık, buraya en son gelişimi hatırlıyordum da eve girmeye bile cesaretim olmamıştı. Öylesine korkmuştum ki onu kaybedeceğimi sanarken resmen deliye dönmüştüm.
Derince bir nefes alarak evden içeri girdikten sonra Han’ı yavaş adımlarla salona götürerek koltuğa oturmasına yardım edip yaralı bacağını öndeki sehpaya yaslamasını sağladım. Bakışlarım evde gezinirken yeni temizlenmiş olduğunu farketmiştim, bildiğim kadarıyla eve aralıklarla temizlikçi geliyordu. Yine o gelmiş olmalıydı.
“Rahat mısın? Sana bir şey yapmamı ister misin? Çay, yemek, kahve…”
“Sen.” diyerek hızla sözümü kesmişti. “Sadece seni istiyorum, o yüzden hızlıca üstünü değiştirip gel.” dediğinde hafifçe gülerek başımı salladıktan sonra hızlıca yatak odasına ilerlerken dönen başımla korkuluklara tutunmak zorunda kalmıştım, sanırım gitmeden önce ağzıma bir şeyler atsam iyi olacaktı.
Odaya çıktıktan sonra hiç beklemeden üstümdeki her şeyden kurtulup kendimi suyun altına bırakmıştım, tenimde ki kandan arınırken gerginliğimi bir türlü atamıyordum. Ona zarar gelecek korkusu hala ruhumun içinde gezinerek beni sömürürken sakinleşemiyordum. Ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerimi aralayarak suyu kapatıp çıktığımda bakışlarım aynada ki yansımamla çakışmıştı.
Gözlerimin altı yorgunluktan mosmor olmuştu ve gerçekten ciddi bir şekilde zayıflamıştım, çökmüştüm. Bakışlarım ellerime kayarken üstünün hep yara içinde olduğunu fark etmiştim, onu ararken çoğu zaman sinirimi şerefsizlerden çıkarmıştım ve en çok hasarı ellerim almıştı. Gözlerimin önüne tekrardan ilk bulduğum zamanki hali gelirken gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım, o kurtulmuştu ve yanımdaydı. Her şey güzel olacaktı, ben onu koruyacaktım.
Gözlerim tekrardan aralanırken daha fazla beklemeden hızlıca banyodan çıkıp üstüme ilk bulduklarımı geçirmiştim, siyah bir iç çamaşırı takımı ve tayt ile tişört kombini. Klasik ama iyiydi. Saçlarımı havluyla kuruturken makyaj masamın önüne geçmiştim, görevde olduğumuzu bildikleri için çokta kötü görünüyor sayılmazdım aslında. Kimse bir askerden mükemmel görünmesi bekleyemezdi sonuçta.
Artık iyice batmaya başlayan lenslerimi çıkartarak bir süre gözlerimi kapatıp açmıştım, ardından tekrardan başka kahve lensimi taktığımda bakışlarım aynadaki yansımamla buluşmuştu. Gözlerim sanki taktığım için bana iğneleyici bakışlar atıyordu ama umrumda değildi, o bunu haketmişti.
Arkamı dönüp odadan çıktıktan sonra ilk işim mutfağa uğramak olmuştu, hızlıca dolabı açtığımda ağzına kadar dolu olduğunu görmüştüm. Gelen temizlikçi burayı da hallediyor olmalıydı. Gözüme kestirdiğim muzu alıp dolabı kapattıktan sonra kabuğunu soyarken salona girdiğimde Han’ın başını koltuğa yaslayarak uyukladığını görmüştüm.
Yanına doğru adımladığımda hızla gözleri açılırken irkilerek doğrulmuştu, adımlarım anında duraksarken öylece kalmıştım yerimde. Tetikte uyuyordu. Bakışları bana dönerken çatık kaşları düzelmiş omuzları gözle görülür şekilde gevşemişti, evde olduğunu anlamıştı. Yürümeye devam ederek yanına vardığımda başını tekrardan arkaya yaslamıştı.
“Ben arayıp haber veririm hayatım, yarın gideriz. Bir sorun olmaz.” derken elimi yanağında gezdirdiğimde elimi tutarak avucuma dudaklarını yasladı.
“Öyle halam daha çok endişelenir biriciğim, görsün ki rahatlasın.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
“Görürse rahatlayacağını sanmıyorum.” dediğimde yüzü buruşmuştu.
“O kadar mı berbat gözüküyorum?” demesiyle gözlerim hafifçe kısılırken başımı varla yok arası sallamıştım.
“Belki, biraz.” dememle bu sefer ters bakış atan taraf o olmuştu. “Şaka yapıyorum yüzbaşım, ne yazık ki yakışıklılığınızı birkaç yara elinizden alamıyor.” dediğimde dudakları tekrardan kıvrılırken tuttuğu elimle aniden beni kendisine çekmesiyle üstüne düşmeden son anda durabilmiştim. “Han şunu yapıp durma, üstüne düşeceğim.”
“O zaman sende yaklaş yavrum, daha kaç sefer tekrar etmem gerekiyor özleminden delirdim diye.” demesiyle gözlerimi devirerek dizimi koltuğun kenarına yaslayarak boşta ki elimi başının yanına sabitleyip yüzüne eğildim.
“Tek özleyen sen değilsin ama işimiz var kocam.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken bakışları saçlarıma sardığım havluya kaymıştı. Eli başıma uzanırken hızlıca çıkartıp umursamadan yere fırlattığında saçlarım yüzüne doğru savrulmuştu.
Gözleri kapanırken derin nefesler almaya başlamıştı, dudaklarında ki huzurlu gülümsemesiyle verdiği soluklar yüzüme çarparken gözlerimi bir saniye bile ondan ayırmıyordum, sanki ayırırsam tekrardan kaybetmekten korkuyordum.
“Tekrar söylesene.” diyerek gözlerini araladığında bakışlarım grilerinde gezinmişti.
“Neyi?”
“Son dediğini.” demesiyle neyi istediğini anlamıştım.
“Kocam.” diye mırıldanmamla dudakları daha çok kıvrılırken eli yanağıma dokunmuştu.
“Karım.” diye tıpkı benim gibi mırıldandığında gergin omuzlarım bir nebze de olsa gevşemişti. O yanımdaydı ve iyiydi, daha da iyi olacaktı.
“İstersen biraz uyu, sonra gideriz.” dediğimde başını olumsuz anlamda sallayarak yerinden dikleştiğinde bende geri çekilmiştim.
“Şimdi gidelim ki çıksın hemen aradan, sonra uzunca bir süre koynundan çıkmak istemiyorum.” demesiyle gülmeden edememiştim.
“Aman sapıklığından ödün verme yüzbaşı.” diyerek ayaklandığımda onunda kolundan tutarak kalkmasına yardım etmiştim ki son anda bir şey hatırlayarak geri oturmuştu.
“Önce bir şeye bakmam lazım.” diyerek beni bacaklarının arasına çektikten sonra tişörtümü kaldırmasıyla ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Bakışları çıplak tenimde gezinirken belime koyduğu elleriyle beni geriye çevirerek bu seferde belime ve sırtıma bakmıştı. O sırada aniden inen taytımla gözlerim açılırken hızla ellerini yakaladım.
“Oha Han! Şimdi zamanı mı?” dememi umursamadan taytımı dizlerime kadar indirdikten sonra beni tekrardan kendine çevirdiğinde çatık kaşlarımla onu izliyordum. Bakışları bacaklarımda gezindikten sonra gözlerimi bulmuştu.
“İyi, tek hasar eller de.” demesiyle gözlerime inanamayarak ona bakmaya devam ediyordum. Hasar kontrolü mü yapmıştı o bana?
“Sorsaydın da söylerdim Han, soymana gerek yoktu.” dediğimde taytımı tekrardan yukarı çekecekken eller hızla iki elimi de yakaladıktan sonra başı bacaklarıma yaklaşırken hissettiğim dişleriyle küçük çaplı bir çığlık atarak kaçmaya çalışmıştım. “Han ne yapıyorsun?!”
Beni umursamadan ellerimi daha sıkı tutup dişlerini tekrardan bacağıma geçirdiğinde çok acıtmasa da bir sızı oluşmuştu bacağımda. Bakışları bana dönerken ellerimi tekrardan geriye çeksem de öyle sıkı tutuyordu ki yine kurtaramamıştım, adamın yaralı hali bile güçlüydü.
“Çıkaracak mısın şu meretleri?” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Hayır ula, çıkartmayacağım.” dememle dişlerini diğer bacağıma geçirmesi bir olmuştu. “Of Han! Acıtıyorsun!” Dişlerini tekrar geçirdikten sonra ısırdığı yerlere öpücükler bırakarak bakışlarını tekrardan yüzüme çevirmişti.
“Bir de bana uyuz dersin inatçı keçi.” derken ellerimi bırakıp taytımı tekrardan yukarı çekerken kalçama hızla çarpan eliyle çığlık atmamak için kendimi zor tutmuştum.
“Uyuzsun tabi, değil misin? Isırarak istediğini yaptırmaya çalışıyorsun, yakında ağzından köpükler atmaya da başlarsın sen.” dememle eli tekrardan kalçama çarparken gözleri kısılmıştı.
“Biz eve bir geri dönelim görürsün o zaman köpükleri.” derken sağlam bacağından destek alarak doğrulurken hızla koluna girip yardım etmiştim.
“Hıhı aynen, yaparsın.” diyerek onu tiye alırken evden çıkıp arabasına binmiştik. Şoför koltuğuna geçerken hiç beklemeden yola koyulmuştuk.
“Bir küçük uyku molasından sonra tekrar konuşalım.” derken bakışlarını bana çevirmişti. “Yani ben konuşurum, senin ağzın dolu olabilir.” demesiyle tek kaşım havalanırken kasıklarıma giren sancıyı yok sayarak yanımda ki adama döndüm.
“O bacakla mı?” dediğimde dudaklarında piçimsi bir sırıtış oluşmuştu.
“Bacağım hasarlı yavrum, arasında sıkıntı yok.” demesiyle bakışlarım istemsizce alta kayarken hızla önüme dönmüştüm. Cidden bu haldeyken bile aklıma sokmayı becermişti! Kasıklarım sızlıyordu.
“Sapık.” diye mırıldanırken hafifçe gülüyordum. Bu hallerini bile özlemiştim.
“Orada öleceğimi düşünürken yapamadığımız her şeyden pişman oldum, bunların ilk başında da binbir farklı pozisyonda sevişmemek vardı.” dediğinde bakışlarım onu bulduğunda kaşlarım hafifçe çatılmıştı. “Tamam tamam, şaka yaptım. İlk sıra da kokunu son kez alamamak vardı ama sevişmekte listedeydi sonuç olarak.”
Sözleri her ne kadar kalbime ulaşsa da hafifçe gülmüştüm, her an bel altını düşünmeden duramıyordu sapık kocam!
“Çenemizde ölüm korkusuyla mı açıldı?” dediğimde eli bana uzanırken saçımı omzumdan geriye atmıştı.
“Sensizlik korkusuyla açıldı.” dediğinde bakışlarım hafifçe ona dönmüştü. “Bir gün gerçekten bu hayata gözlerimizi kapattığımızda seninle yaşayamadığım hiçbir andan pişman olmak istemiyorum kuğu’m, o yüzden doyasıya yaşayalım.”
“Yaşayalım bulut adam.” dedim hafifçe gülümserken. Geldiğimiz evin önüyle arabayı durdururken tamamen ona dönmüştüm.
“Mesela şu an bir şey yapmak istiyorum ve bu yaşandıktan sonra nasıl kızardığını hayal etmek yerine bizzat görmek istiyorum.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı. Yine nasıl fikirler vardı acaba?
“Ne gibi?” derken gözlerim kısılmıştı. Aniden beni kendisine çekerek dudaklarını boynuma bastırdığında dudaklarım kıvrılmıştı. “Bunu mu istiyo… Han, hayır!” diye son anda haykırarak tenime geçirdiği dişlerinden kaçmaya çalışmıştım. Gerçekten lakabını çok iyi hakediyordu! “Han morarıyor sonra.” derken elinden her ne kadar kaçmaya çalışsamda kolunu belime sararak daha çok izin vermemişti.
Esasında tenime dişlerini geçirmiyordu, sadece dişlerinin arasına alıp emerek morartıyordu. Vampirle kurtadam karışık bir şey olmuştu ama çözemiyordum. Geri çekilmesiyle omuzlarından ittirmeye çalışsam da geri çekilmemişti. Gözler yüzümde gezinirken dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı, uyuz keyif alıyordu utanmamdan!
“Off! Han moraracak şimdi.” derken ondan ayrılmadan dikiz aynasını kendime çevirerek omzuma baktığımda yer yer küçük kızarıklıklar olduğunu görmüştüm.
“Morarsın diye yaptım zaten.” demesiyle sinirli bakışlarım ona dönmüştü. “Lensleri çıkartıyor musun yoksa bunlara devam edeyim mi?” dediğinde daha çok sinirim bozulmuştu.
“Bok çıkartırım artık Yalçıner.” derken sertçe iterek kollarımı göğsümde bağlayıp arkama yaslandım. Üstümde tişört vardı ve omzu hafif düşse izleri hemen gözüküyordu, hiç rezil olamazdım.
“Göreceğiz.” diye sırıtarak kapıyı açıp çıktıktan sonra bakışlarını hala öylece duran bana çevirmişti. Yavaş adımlarla sürücü tarafına dolanarak kapıyı açtıktan sonra boştaki elini arabanın üstüne dayayıp içeri eğildi. “İniyor musun? İndireyim mi?”
“Dedi henüz yürümeyi bile beceremeyen kocam.” dememle hızla bana doğru atılmıştı ki aynı hızla geri çekildim. “Tamam tamam, ben kendim inerim.” dediğimde gülerek geri çekilmişti. “Delisin Yalçıner, hemde zır deli.” derken arabadan atlayıp hızla apartmana yönelmiştim.
“Soyadını tekrar hatırla Nüha Yal…” demesiyle sözünü bitirmesine izin vermeden hızla arkamı dönüp elimi dudaklarının üstüne yaslamıştım. Fuat amcalar yukarıdaydı ve henüz hiçbir şey bilmiyorlardı.
“Şhh! Fuat amcalar burada.” dediğimde kaşları çatılırken eli elimi yakalayarak dudaklarının üzerindeki elimi indirmişti.
“Şimdiden anlaşalım yavrum, ben sensiz kalmam. Her şeyi söylerim.” dediğinde tam itiraz edecekken kaşları daha fazla çağrıldığında susmuştum. Biraz haklı sayılırdı, bende onsuz kalmak istemiyordum.
“Tamam, hallederiz.” diye mırıldandığımda kaşları düzelirken kolunu omzuma sarmasıyla yürümeye başlamıştık. Apartmana girerek yavaş adımlarla yukarı çıkmıştık ki kapı hızla açılırken Gülşen nine bizi karşılamıştı. Gözlerinde ki korku dolu ifadeye bakılırsa Han’ın durumu söylenmişti.
“Uiy ben neralara gideyum? Benum kinali guzum ne ettular sağa?” diyerek ağlamaya başlayan Gülşen hala hızla Han’a sarıldığında içeri geçerek arkamızdan kapıyı kapatmıştım.
“Bir şeyim yok hala, abartma. Altı üstü birkaç çizik.” diyen Han geri çekilirken bakışlarını bana çevirerek yanında olduğumu teyit etmişti sanki, gözleri her an kaybolacakmışım gibi üstümdeydi.
“Ula poh yiyenun uşaği, birkaç çizuk için mu hastane de yataydun?” demsiyle ikimizinde bakışları arkada izleyen Beril’e takılmıştı, birileri çenesini tutamamıştı anlaşılan.
“Genel pansumandı o hala, bir şey yok.” derken Gülşen haladan ayrılıp elimi tutarak salona ilerlemişti.
“Koçari nasul bir şeyun yok da, sekeysun tavşan gibun.” diyen Sultan nineyle koltuğa oturan Han’ın bakışları onu bulmuştum.
“Çizik dedim nine, yerini söylemedim.” derken ayakta dikilen bana kaymıştı grileri. Bakışları oturmam için yanına işaret ederken ellerini yanaklarıma saran Gülşen halayla ona dönmek zorunda kalmıştım.
“Oy ben başumi alup nerelara gideyum? Kizumun surati kalmuş kaşuk kadar.” diyerek ağıt yakmaya devam eden halayla dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleştirmiştim.
“Halam iyiyiz biz, sadece görevden yeni döndük. Hepsi bu, birkaç güne kendimize geliriz.” diyerek yanağımdaki elini tuttuğumda hızla bu seferde kollarını bedenime sarmıştı.
“Yok ben anlarum, siz bizdan her boku saklaysunuz.” derken sıkı sıkıya sarılıp ger çekilmişti. “Ya şeyü öğrenup gelmeyeyduk nolacağdu? Yedu yılun yabancisi gibun söylemeyecek miydunuz?” demesiyle bakışlarım Han’a kayarken ikimizinde kaşları çatılmıştı.
“Yav Gülşen’um eyidir işte uşaklar, bir rahat birak da kizumu.” diyen Fuat amcayla Gülşen halanın bakışları hızla ona dönmüştü. Benimde bakışlarım ileride oturan Mecnun’la Leyla’ya kayarken bizden önce geldiklerini anlamıştım.
“Sen karişma Fuat efendu, zate sinurlerum tepamda.” diyen Gülşen hala kendini koltuğa bırakırken omzundaki yazmasıyla yüzüne hava yapmaya başlamıştı.
“Neyi öğrenip geldiniz hala?” diye soran Han düşüncelerime tercüman olurken Fuat amcanın sert bakışları hızla Han’a dönmüştü.
“Bir düşun bakalum neyü öğrenmiş olabiluruz Mirza efendu?” diyen Fuat amcayla hafifçe yutkunmuştum, kesin düğünü öğrenmişlerdi.
“Düğüni.” diyen nineyle bakışlarımız onu bulmuştu. Ulan hangi duğuni?! “Ne bakaysunuz ula? Ben size demedum mu başka köydan bulun diye, ha bizum köyünkinu getirmişsunuz. Poh yiyen ötmüş da kahve de.”
“Ula hadü hepsunu geçtum da benum değul de anamun bilmesi bilema kodu bağa.” diyen Gülşen halayla derin bir nefes alıp suçlu gözlerimi Fuat amcaya çevirirken Han’ım yanına oturmuştum.
“Bir sus da Gülşen’um, şu an derdumuz o mi?” diyen Fuat amca gözlerini bize çevirmişti. “Ula kimsesuz gibun kaçah köçeh imam nikahi kıydirmağa utanmadunuz mi?” demesiyle bakışlarımı kaçırmıştım. Gerçekten büyük bir hayvanlık yapmıştık.
“Resmiyi de kıydırdık.” diyen Han’la gözlerim irice açılırken hızla ona döndüm. Battı balık yan gider edasıyla her boku dökülüyordu uyuz!
“Ne?!” diye Gülşen hala ve Fuat amca aynı anda haykırsa da nine sessiz kalmıştı. Gülşen halanın bakışları ona dönerken bu sefer gözleri daha çok büyümüştü. “Ula buni da mi biliydun?!”
“Yo bunu bilmeydum ama tahmün etmesu çoh zor değuldu.” derken bastonunu bize doğru kaldırmıştı. “Ee firun kızgun kürek düzgun da, başka nolacağdu?” demesiyle gözlerim açılırken şok içinde nineye bakıyordum. Sözlerini doğru mu anlamıştım ben?! Yanımdan gelen erkeksi kıkırtıya bakılırsa doğru anlamıştım, sapıklık ırsi diyeceğim ama nineyle bir akrabalık yoktu bildiğim kadarıyla.
“E biz niya iki yıl bekleduk nine?” diyen Mecnun’la ninenin bakışlar onlara dönmüştü.
“Ee sizun firun kizgun değulse demek ki.” demesiyle Leyla’nın kaşları çatılırken öne doğru eğilmişti.
“Ona çok emin olma nine.” diyen Leyla’yla şu an ne yaşadığımı düşünüyordum. Konu nasıl buraya gelmişti?!
Herkesin bakışları aniden Leyla’ya dönerken Leyla ise ne dediğini anlayarak büyüyen gözleriyle arkasına yaslanmıştı ki Mecnun gülmemek için kendini zor tutuyordu.
“Öyle olaydi bir şeylar oluridi.” diyen nineyle Leyla’nın kaşları yine çatılırken gözlerinin dolduğunu görebiliyordum. Hamilelik hormonları!
“Olmadığını kim söyledi?” diyen Leyla’yla Gülşen hala hızla ayaklanmıştı.
“Hamile misun?!” diye haykıran halayla Leyla’nın bakışları Mecnun’a kayarken başını olumlu anlamda sallamıştı. “Ve bu da bağa yenu söyleniy!”
“Ana abartma da, biz da yenu öğrenduk.” diyen Mecnun kolunu Leyla’nın omzuna sararken cebinden bir ultrason görüntüsü çıkartmıştı. “Az önce da kontroli vardi, gayet iyi.”
Gülşen halanın tekrardan gözleri dolarken ultrason görüntüsüne uzanıp eline almıştı.
“Ha şimdi ben nine mi oliyrum?” diyen halanın bakışları Sultan nineye dönmüştü. “Allah korisun.” diyerek tekrar önüne döndüğünde gülmemek için kendimi zor tutmuştum.
“Bak işte anne herkes iyi, torunda geliyor. Rahatla artık.” diyen Beril’le Gülşen hala hızla gidip Mecnun’la Leyla’ya sarılıp tebrik etmişti. Fuat amcanın bakışları ultrasonda gezinirken adeta dumura uğramış gibiydi.
“Baba bir şey demeyecek misun?” diyen Mecnun’la Fuat amca onlara dönmüştü ama son anda gözlerinin dolu olduğunu seçebilmiştim.
“Hayırlu olsun oğlum, Allah sağluklu bir şekilda kucağunuza almayi nasip etsun.” dedi Fuat amca duygulu bir sesle.
“Amin.” Hepimiz aynı anda söylerken Fuat amcanın bakışları bize dönmüştü.
“Yoksa…” demesiyle gözlerim büyürken hızla sözünü kesmiştim.
“Hayır!” diyerek yükseldiğimde Han’ın dudakları kıvrılmıştı. “Yani yok öyle bir şey henüz.” dediğimde Fuat amca başını sallayarak arkasını dönüp kapıya ilerlemişti.
“Ben biraz hava alacağum, dönerum.” diyerek dışarı çıkmasıyla bakışlarımız halaya dönmüştü.
“Dede olmayi kaldiramadi, aluşsun gelur.” derken onunda bakışları beni bulmuştu. “Hiç mi yok?” demesiyle ters bakışlarımı halaya çevirmiştim.
“Yakundur onlarunki de.” diyen nine gülerek arkasına yaslanmıştı.
“Amin.” diyen Han’la sinirli bakışlarım onu bulduğunda gülerek ayağa kalkmıştı. “Çok yorgunuz hala, biz artık kalkalım.” derken elimi tutup beni de kaldırmıştı.
“Tamam oğlim, ha şimdu yorgunsinuz diye çok ses etmeyrum ama sonradan haşlayacağum sizu.” diyen halayla hepimiz gülmüştük.
“Bende sizunle çıkayum, Barkın karargaha çağırmış. Bakayum neymuş derdu.” diyen Mecnun’la kaşlarım çatılmıştı.
“Bir sorun mu varmış?” dedim içimdeki endişeyle.
“Bilmeyrum ama çokta sanmayrum, heduye falan alacaksa oni soracaktur bu hamsi kafali.” diye gülerken hepimiz evden çıkmıştık. Allah Allah, ne olmuştu acaba?!
~~~~~~~~~~
Barkın Demiroğlu…
Yüreğimde ki acı tüm beynimi sikip atarken öylece karargahta duruyordum. Nasıl böyle bir bok yemiştim de o sözleri söylemiştim? Sik herifin tekiydim.
“Ula bizu çağurdun ha buraya, mamudun malağı gibun duvarı izleysun. Noldi da?” diyen Mecnun’la bakışlarım onu bulurken zihnimden Nehir’imin yüzü gitmiyordu.
“Bak birader zaten sinirliyim, seni kum torbası olarak görmeden önce konuş.” dedi diğer tarafımda ki Cem. Nehir’im gittikten sonra ne yapacağımı bilememiş onları çağırmıştım, Özgür’ü de aramıştım ama açmamıştı. Keşke o gelseydi, bu iki maldan daha akıllı olduğu kesindi.
“Ben bir bok yedim.” derken yine duvara çevirmiştim bakışlarımı.
“Ee onu anladuk, ne bok yeduğıni söyle.” diyen Mecnun’la derin bir nefes almam gerekmişti.
“Ben Nehir’e evlenme teklifi etmiştim ama o reddetti.” dediğimde bakışlarım Mecnun’a dönmüştü.
“Olabilür, hazur değuldur. Kabul edena kadar edecesun, buna mı ağliysun?” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
“Ben…sinirlendim. Abuk sabuk konuştum…” derken devam edememiştim. Kim bilir şimdi o ne haldeydi? Sırf benim salaklığım yüzünden hemde.
“Sende başka birisi var îmâsı yaptın tabi.” diyen Cem’le bakışlarım ona dönse de sessiz kalarak haklı olduğunu kabul etmiştim. “Ben anladım kardeşim. Ee, Barkın hangi hastane de?” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Ne diyorsun lan?” dedim sinirli sesimle.
“Böyle bir durumda Nehir başkan Barkın’ın ebesine kadar siker, o da olayı anlat diye dublörünü yolladı kesin. Söyle hangi hastane?” demesiyle sabır dileyerek önüne döndüm.
“Sik sik konuşma Türkoğlu, zaten sinirim tepemde.” derken arkamda ki ranzaya bırakmıştım kendimi.
“Banane amcık, bok yemeye kıza iftira atmasaydın.” demesiyle ters bakışlarımı her ne kadar ona yönlendirsem de haklı olduğunu biliyordum. Gerçekten bokun tekiydim…
“Ha bu ırz düşmani bu sefer hakli, öyle konuşursan ha böyle da çekersun.” diyen Mecnun’la gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim.
“Ulan ne bok yediğimi bende biliyorum, devamında ne yapacağımı söyleyin.” derken gözlerime açarak onlara baktım. “Ben onsuz yaşayamam oğlum, yapamam.” dememle Cem’in eli sertçe kafama geçmişti.
“Mal bizi çağıracağını siktir git kıza yalvar, öküzlük ettiğini söyle. Affedeceğini pek sanmasam da o da seni seviyor, büyüklük gösterir belki.” diyen Cem’le gözlerim dolarken bakışlarımı yere çevirmiştim.
“Nerede olduğunu bilmiyorum, bir hışımla çıktı evden. Telefonunu da almadı.” dediğimde bakışlarım yine onları bulmuştu. “Belki sizinkilerin yanına gitmiştir diye düşünmüştüm.”
“Gelmedu ama sen merak etma, başınun çaresine bakar Nehir bacum. Biraz rahat birak da kafasini toplasun, sıçmışsun kızin ağzına da.” diyen Mecnun’a hak verirken bulmuştum kendimi.
“Tamam lan üzülme, haber alırsak söyleriz sana.” diyen Cem’le başımı hafifçe sallayarak bir nevi teşekkür etmiştim. Onsuz hiçbir şeye halim yokken konuşmaya harcadığım enerji de tükenmişti.
Bir kez daha anlamıştım onsuz nasıl bir hiç olduğumu. Ben eğer varsam onun sayesindeydi ve şimdi yoktu, kendi ellerimle onu kaybetmiştim. Kalbim tüm ruhumu acıya boğarken nefes bile alamıyordum, onsuz yaşamam mümkün değildi ve ne olursa olsun onu geri kazanacaktım. Bunu yapmak zorundaydım…
~~~~~~~~~~~
Nüha Yalçıner…
Kolumda ki Han’la eve girerken evde ki olayları düşündükçe gülesim geliyordu, neler yaşanmıştı öyle ya?!
Arkamızdan kapıyı kapatarak bu sefer salon yerine dümdüz merdivenlere yönelmiştim, Han’ın artık hiç hali kalmamıştı. Arabada uyuklayıp durmuştu.
“Beni odaya mı atacaksın terbiyesiz kadın?” demesiyle gülerek içimden sabır çekmiştim. Merdivenleri yavaşça çıkarken bir yandan da sıkıca onu tutuyordum, bastıran uykusuyla iyice ağırlaşmıştı.
“Evet, senden faydalanacağım. Nerden anladın?” derken sonunda merdivenleri bitirerek odaya yönelmiştik.
“Şansına küs, evlenmeden olmaz.” dediğinde bedenini yavaşça yatağa yatırmıştım.
“O zaman sen şansına küs yüzbaşı, çünkü benimle evlendin.” diyerek bende yanına girdiğimde hızlıca bana dönerek başını göğsüme yaslamıştı.
“Öyle şansa can kurban.” diye mırıldanırken kendisini çoktan uykunun kollarına bırakmıştı.
Günlerin yorgunluğu göz kapaklarımda birikirken bende daha fazla dayanamamıştım, kendimi karanlığın ve grilerin kollarına bırakıp derin bir uykuya daldım…
~~~~~~~~~
Vee bölüm sonu…
Bence bu sefer gayet tatlış bir bölüm oldu!!
Sizce nasıldı??
Nehir sizce nereye kayboldu?
Nine ve Gülşen hala çatışmalarını özlemiş miyiz???
Sizce liderin yeni planı ne olacak??
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum…
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️
