~Bölüm Şarkıları~
Seksendört~Aklımı Geri Ver
Emre Aydın~Beni Vurup Yerde Bırakma
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim.
Nasılsınız??
Gecikme için özür dilerim canlarım, düzenlemesi zor bir bölüm oldu…
“Mecburum biliyorsun dönüp gitmeye, içimde sensizlik biriktirmeye. Saçlarını yüzüme ser son bir kez daha, belki çare olur yaralarımı sarmaya…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~~
İçimde ki gücü tüm damarlarımda hissedebiliyordum. Göreve uzun süredir çıkmayan bedenim istekle kasılırken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım, ben tam olarak bu meslek için doğmuştum. Buna tüm hücrelerimle emindim…
Melike albay son kez planı anlattıktan sonra hazırlanmamız için bizi serbest bırakmıştı ve şu anda ise koğuşta üstümüzü giyiniyorduk. Bu sefer ne olursa olsun o Baho şerefsizini yakalayacaktım, daha fazla hayatını yaşamasına izin veremezdim. Tüm hayatımı alt üst eden o şerefsiz mutlu mutlu gezemeyecekti, vatanımı daha fazla mahvedemeyecekti.
Üstüme önce çelik yeleği giyerek üzerine de kamuflajı geçirmiştim, içime yerleştirdiğim kemere bıçaklarımı takarken bakışlarım aynadan arkamda ki Nalan’ın bakışlarıyla kesişmişti. Dudaklarında hafif gülümsemesiyle beni izliyordu.
“Hayırdır asker, aşık mı oldun?” diyerek dalga geçtiğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Seninle göreve çıkmayı özlemişim komutanım.” dediğinde kamuflajın önünü kapatarak arkamı döndüm.
“Görende yanımızda çatışıyorsun sanar göklerin kartalı.” dedi Nehir, o da üstünü giyiyordu.
“Ha yanınız ha birkaç fit üstünüz Nehir’im, ne farkeder?” dedi Nalan gülerek. O çoktan hazırlanmış bizi bekliyordu, üniforması bizimkinden farklı olduğu için onun işi daha kolaydı. En azından sırtında ağırlık yoktu.
“Ellerinde şerefsiz öldürmenin zevkini sana anlatamam Nalan’ım.” diyen Nehir bana yandan göz kırptığında gülerek saçımı toplamaya başlamıştım.
“Değerimi bilmiyorlar ama komutanım.” diyerek sitemkâr bir ifadeyle bana dönen Nalan’la saçımı örmeyi bitirerek ensemde topuz yapmıştım. Yandaki lensimi alarak tek gözüme kahve lensi taktığımda iki gözümü de eşitleyebilmiştim, ne yazık ki diğer görevlerden anladığım kadarıyla gözlerim kendilerini çok belli ediyorlardı. Lens takmak zorundaydım.
“Göremediğimiz göz olacaksın Nalan, hiçbir asker değersiz değildir.” diyerek tekrardan onlara döndüğümde zihnimde birkaç isim çınlamıştı. “Vatanını satmadığı sürece.”
“Nünü…” diyen sesle bakışlarım aynadan Nehir’i buldu. “O şerefsizi bugün yakalayacağız, söz veriyorum.” Dudaklarım hafifçe kıvrılırken çantamı ve kaskımı alarak Nehir’e döndüm.
“Biliyorum asker.” Çantayı omzuma taktıktan sonra cephaneliğe gitmek için kapıya yöneldim. “Siz de çabuk hazırlanın, gidip alalım şu şerefsizi.”
Odadan çıkarak cephaneliğe doğru ilerlerken gergin bedenimi gevşetmeye çalışıyordum. Zihnimde geçmişin anıları dönerken sinirlerim daha çok geriliyor ve onu yakalamaktansa bulduğum yerde acı çekerek gebermesini sağlamak istiyordu ama bunu yapamazdım. Onun devlete teslim edilmesi gerekiyordu.
Cephaneliğin önüne geldiğim sırada tam kapıya uzanmıştım ki açılan kapıyla bakışlarım aşık olduğum grilerle çakışmıştı. Dudaklarım anında kıvrılırken o da tıpkı benim gibi gülümsemeye başlamıştı.
“Hazır mısınız komutanım?” diyerek içeri adım attığımda ardımdan kapatıp kapıya yaslanmıştı.
“Her zaman asker.” derken dudaklarında ki o çapkın sırıtışı karnımın kasılmasını sağlamıştı. Çantamı köşeye bırakarak mühimmatlara ilerlediğimde dudaklarımdaki gülümseme hala yerini koruyordu.
“O zaman dışarda bekleyebilirsiniz.” diyerek bakışlarımı hafifçe ona çevirdiğimde kollarını göğsünde bağlayarak rahat bir pozisyon almıştı. Bu hareketiyle kasılan kolları kamuflajı bile zorlarken istemsizce boğazım kurumuştu, bu adam cidden bana zarardı!
“Bu manzarayı kaçıramam.” demesiyle gülerek önüme dönüp dolapta ki tüfeğimi elime almıştım. Esasında hepimizin şahsi silahları vardı fakat uzun süredir olmadığımız için temizlenirken buraya getirilmişlerdi. Tüfeğimin kabzasına kazıdığım küçük kuğuya kaydı bakışlarım, sanırım bu kadar benimsediğim tek hayvan kuğu olmuştu. Onu asla unutamamıştım.
Tüfeğimin içini ve mermilerini kontrol ettikten sonra bir sorun görmeyerek sırtıma geçirip glocklara uzandım, onlardan da ikişer tane alıp belimde ki yerlerine geçirdiğimde ellerim bu sefer bombalara uzanmıştı. Üstümdeki kamuflajın ceplerine ikişer tane yerleştirdikten sonra dört tane daha alıp çantama atmıştım. Birkaç bıçağı da botlarımın içine yerleştirdikten sonra tamamen hazırdım, tam bir ölüm makinesine dönmüştüm.
“Küçük bir detay dışında hazırsın.” diyen Han’a bakışlarım döndüğünde gözleri göğsümde ki soyismimi işaret ediyordu. Ertunç yazıyordu…
“O şerefsiz babamın soy ismiyle yakalanmalı Han, onu kimin bulduğunu bilmeli.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken yaslandığı kapıdan ayrılıp bana doğru yaklaşmıştı.
“Sen nasıl istiyorsan yavrum.” derken parmakları yanağımı bulurken hafifçe okşamıştı. “Gitmeden önce birkaç şeyi hatırlatmak istiyorum kuğum.” Parmakları çeneme kayarak hafifçe başımı kaldırmıştı. “Dağdayken sözümden çıkmak yok, emirlerime uyacaksın. Aynı zamanda komutanın olduğumu unutmayacaksın.”
Gözlerimi devirerek başımı çevirecekken çenemde ki parmakları buna izin vermemişti.
“Emredersiniz komutanım.” diyerek tekrar grilere döndüğümde gülmemek için kendini zor tuttuğu kasılan yanaklarından belli oluyordu.
“Ne emrediyorsam onu yapacaksın üsteğmen, aksi halde yönetmeliğe uymaktan asla çekinmem.” demesiyle tek kaşım havalanırken parmak ucuma kalkarak omuzlarına tutunup dudaklarına yaklaştım.
“Emredersiniz komutanım.” diye fısıldadığımda elimin altında ki omuzlarının kasıldığını hissedebilmiştim.
“Ve göreve gitmeden önce komutana güzel bir terapi sunacaksın.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken omuzlarında ki ellerimi ensesine çıkarmıştım.
“Bu hangi yönetmeliğe uyuyor tam olarak?” dedim sırıtarak. Dudakları dudaklarıma hafifçe dokunurken zihnim uçmak üzereydi.
“Yalçıner yönetmelikleri.” derken dudaklarını hızla dudaklarıma yaslamıştı. Parmaklarım saçlarına gömülürken alt dudağını dudaklarımın arasına almıştım, elleri bellimi bulurken bedenimi daha çok kendine yaslandığında bedenimi küçük çaplı bir titreme sarmıştı. Her şekilde ve her an etkilemeyi başarması hiç adaletli değildi!
Dili aralanan dudaklarımdan içeri süzülürken bana doğru bir adım attığında geriye doğru yürümek zorunda kalmıştım, ta ki sırtım mühimmatların olduğu dolaba çarpana kadar. Bir eli tekrardan yanağıma çıkarken aldığı hırıltılı nefesi kulaklarımı doldurmuştu.
“Kamuflajla bile nasıl bu kadar beni deli edebiliyorsun?” Derince aldığı nefesleri yüzüme çarparken benimde ondan pek bir farkım yoktu. Yaşadığım ihtirasla bedenim sıcaklamaya başlarken kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkundum.
“Ne yapmışım ki ben?” diye mırıldandığımda dudaklarımın üstünde ki dudakları kıvrılmıştı.
“Beni varlığında sarhoş etmişsin, daha ne yapacaksın?” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığı sırada hızla açılan kapıyla hızla geri çekilip omuzlarından itmiştim fakat belimde ki eli sıkılaşarak onu itmeme izin vermemişti.
“Oo! Hayırlı işler.” diyen Barkın’la bakışlarım kapıya kaydığında Cem ve Barkın’ın sıratarak bize baktığını farketmiştim. Zaten bir gün rezil olmasam dişimi kıracaktım!
“Ulan basan taraf olmaktan nefret ettim şimdi.” diyen Cem’in suratı ekşirken bakışlarını yere çevirmişti.
“Hayırdır, seni kim bastı Türkoğlu?” dedi Han sinirli bir sesle. Elinde olsa ikisini bir odaya koyup odayı da ateşe verecek gibi bakıyordu.
“Ona basan basmış komutanım.” diyen Barkın kahkaha atmaya başladığında Cem hızla yandan başına bir tane geçirmişti.
“Ben basacağım şimdi sana, göreceksin dünyanın kaç bucak olduğunu. Amına koduğum.” dedi Cem sinirle. Barkın hala gülmeye devam ederken parmağını yavaşça Cem’in kolunda gezdirmeye başlamıştı.
“Miniğin olayım sev beni Türkoğlu.” diyen Barkın’la Cem tam ona atılmıştı ki hızla içeri girerek arkama kaçan Barkın kahkahalarla gülmeye devam ediyordu. Cem tam içeri girip Barkın’a atıldığı sırada Han hafifçe öksürdüğünde duraksayarak bakışlarını Han’a çevirmişti.
“Ama puştluk yapıyor komutanım, bırakın sikeyim şu köşede belasını.” diyen Cem’le dudaklarım kıvrılırken başımı Han’ın omzuna gömerek gülüşümü saklamaya çalışmıştım.
“Gevşemeyin lan hemen, göreve mi gidiyoruz eğlenmeye mi belli değil.” diyen Han’ın sert sesiyle başımı omzundan kaldırdığımda sert grileri beni bulmuştu.
“Şerefsizleri sikmekten daha güzel eğlence mi var komutanım?” diyen Cem’in yüzünde ki sinir sakinleşirken dudakları kıvrılmıştı.
“Evet komutanım, tabiki de eğlenceye gidiyoruz.” dedi Barkın arkamda gülmeye devam ederek.
“Lan!” dedi Han sinirle haykırarak.
“Emredersiniz komutanım!” diye Cem ve Barkın aynı anda haykırdığında Han’ın bakışları yine beni bulmuştu.
“Senin niye sesin çıkmadı asker?” demesiyle dudaklarım kıvrılırken aşağıdan gözlerine bakmaya devam etmiştim.
“Ee henüz göreve gitmedik komutanım.” dediğimde gözleri kısılırken kendini gülmemek için zor tutuyor gibiydi. Kısaca emrine şimdi uymama gerek yok demek istemiştim ve bence haklıydım, yani birazcık!
“Ben sadece görevlik komutanın mıyım asker?” dediğinde dudaklarım kıvrılırken parmak ucuna yükseklerek kulağına yaklaştık.
“Ömürlük konutanımsın yüzbaşı.” diye mırıldanmamla belimde ki eli sıkılaşırken gülüşünü gizlemek için hafifçe öksürmüştü. Ardından bakışları hala yanımızda dikilen Cem ve Barkın’a kaydığında hızla kaşları çatılmıştı.
“Siz neyi izliyorsunuz lan hala?”
“Ya ama komutanım tam yerinde kesiyorsunuz sizde.” diyen Barkın’la Han hızla ona doğru bir adım atmıştı ki anında odanın diğer ucuna kaçması bir oldu.
“Hazırlanıp bahçeye gelmek için iki dakikanız var asker, yoksa gelir yedi ceddinizi sikerim burada. Hadi!” diyen Han hızla beni sürüklemeye başladığında son anda kaskımı ve çantamı alabilmiştim. O da tıpkı benim gibi eşyalarını alırken bahçeye doğru koyulmuştuk.
Bahçeye doğru adımlarken kolundan sıyrılıp çantamı sırtıma geçirmiştim, ardından başıma kaskı geçirmeden önce bandanamı takıp üstüne de kaskımı takmıştım. Bahçeye çıktığımız sırada bakışlarım köşede bizi bekleyen Leyla ile Beril’e kaymıştı. Kaşlarım hızla çatılırken yaralı haliyle buraya gelen Leyla’ya doğru adımladım.
“İnatçı keçi, ne işin var burada?” derken ikisininde gözlerinin dolu dolu olduğunu farketmiştim. “Çok güzel, birdi iki oldular. Beril sen de mi?”
“Yenge…” diye mırıldanırken gözyaşları hızla yanağına doğru yol almaya başlamıştı.
“Beril bizim mesleğimiz bu, gitmek zorundayız. Sende asker kardeşisin güzelim, ne bu koyvermişlik?” dememle bakışları beni bulmuştu.
“O zaman gözden ıraktı, anlamıyordum.” diyerek burnunu çekip bana doğru bir adım atmıştı. “Kimseye zarar gelmeyecek dimi? Cem çok uzun sürmez bu görev dedi, sürmez dimi Nüha yenge?”
“Hepsini sağ salim size getireceğime yemin ederim Beril, bir sorun çıkmayacak. Zamanı hakkında kesin konuşamam ama en kısa sürede döneceğiz.” dediğimde kollarını hızla bana sarması bir olmuştu.
“Kendini de sağ salim getir.” diyerek titreyen sesiyle konuşan Leyla’ya bakışlarım kaydığında kaşlarım çatılmıştı. “Hiç bakma bana öyle, ben hamileyim.”
“Sarı şeker…” diye mırıldanan Cem’in sesiyle Beril’in kolları bedenimden ayrılırken hızla arkasını dönüp gözlerini silmişti. Ardından tekrar bana döndüğünde bakışları gözlerimle buluştu.
“Eğer sağ salim dönmezsen bulur gebertirim seni.” diyen Beril’le dudaklarım kıvrılmıştı.
“Yaralandığım görevler oldukça azdır Beril, mesela en sonuncusunda beni Mirza abin vurmuştu.” dememle gözleri irileşirken anlamaya çalışıyor gibiydi.
“Bu metafor gibi bir şey sanırım dimi? Sol yanımdan vurdu bakışları gibi.” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Yok miniğim, basbaya kurşunladı.” diyen Cem kollarını Beril’e sardığında Beril kaşları havalanmıştı.
“Ne? Neden?” diyerek hayretler içinde kalan Beril’le tanıdık mentollü koku burnuma dolarken iri kolu omzuma sarılmıştı.
“Çünkü terörist kıyafetleri içindeydi ve o zamanlar tanımıyordum.” diyen Han’la bakışlarım onu bulmuştu.
“Sol yanımdan vurdun beni yakışıklı.” diyerek göz kırptığımda dudakları kıvrılmıştı.
“Ölürüm sol yanına.” demesiyle çevremizden sesler yükselirken benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Oo! Görev öncesi fanfinifonfon mu?” diyen sesle bakışlarım yanımıza gelen Özgür’e kaymıştı.
“Oğlum sana harbiden birini bulalım lan, iyice yedin kafayı.” diyerek Özgür’e ters bakışlar atan Cem’le onlara aldırmadan bakışlarımı Han’a çevirdim.
“Aman abi yok, ben hala tövbekarım. İstemez.” dedi Özgür. Kalbi hala yaralıydı, belliydi.
“Görev öncesi ölüm falan deme, gebertirim seni Yalçıner.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılmıştı.
“Senin elinden olacaksa ölümüm, razıyım.” demesiyle yüzüm daha çok düşerken dirseğimi sertçe karnına geçirmiştim. Yüzü hafifçe büzüşürken gülerek tekrar dikleşmişti.
“Biraz daha devam edersen elimden gelecek zaten.” diyerek önüme dönerken aklıma gelen durumla tekrar bakışlarımı ona çevirdim. “Görevdeyken herhangi bir durumda önüme atlamak yok yüzbaşı, anladın mı beni?” Kaşları çatılırken cevap vermeden önüne döndüğünde benimde kaşlarım çatılmıştı. “Anladın dimi Han?”
“Hayır. Hadi gidelim.” diyerek belimde ki eliyle beni çekiştirdiğinde hızla elini itip önüne geçtim.
“Bu rest çekebileceğin bir konu değil Han, önüme atlamayacaksın.” dediğimde bir adım atarak dibime girmişti.
“Aynı durumda ben kalsam atlamayacak mısın?” demesiyle her ne kadar dudaklarım aralansada tek bir kelime dökülmemişti. Ona bir zarar verilmek istense hiç düşünmez siper ederdim kendimi.
“Aynı şey değil Han, sen timin komutanısın. Bana zarar gelmesiyle sana zarar gelmesi aynı şey değil.” dediğimde bakışları yumuşarken elini yanağıma koyarak hafifçe okşamıştı.
“Sana zarar gelirse timin bir komutanı kalır mı sanıyorsun?” derken grileri gözlerime odaklanmıştı. “İkimize de bir zarar gelmemesi için elimden geleni yapacağım ama seni korumam gereken bir durumda kalırsam da hiç düşünmem yaparım kuğu.”
Tam söylediklerini reddedecekken gelen Melike albayla mecburen sıraya dizilmiştik. Geri dönüşte ağır bir tribi haketmişti, uyuz komutan!
“HAZIR MISINIZ İNFİRAT?!” diye haykıran Melike albayla hepimizin bakışları onu bulmuştu.
“HAZIRIZ KOMUTANIM!” dedik hep bir ağızdan.
“SİZ KİMSİNİZ İNFİRAT?”
“KALABALIĞIN İÇİNDEKİ YALNIZLAR!” dedik haykırarak.
“Siz o şerefsizlerin en büyük korkususunuz! Siz milletin koruyucu meleği, düşmanların azrailisiniz asker!” derken önümüzde dolaşmaya başlamıştı. “O şerefsizi avucumda istiyorum İnfirat, ANLAŞILDI MI?!”
“EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!”
“ŞİMDİ SAY BAŞTAN SAY!” diye haykırdığında tüylerim diken diken olurken içimdeki heyecanın harlandığını hissediyordum.
Ve sırasıyla saymaya başladık…
Yüzbaşı Mirza Han Yalçıner
Üsteğmen Nüha Ertunç
Asteğmen Cem Türkoğlu
Asteğmen kıdemli başçavuş Mecnun Koç
Astsubay kıdemli başçavuş Nehir Aladağ
Astsubay başçavuş Barkın Demiroğlu
Astsubay kıdemli üstçavuş Özgür yıldırım
Biz İnfirat Timi’ydik…
Her birimizin içindeki vatan aşkı geçtiğimiz her yeni günde daha fazla harlanırken yurdumuzu temizlemek için and içmiştik ve karşımızda kim olursa olsun bizi yolumuzdan döndüremeyecekti.
Biz İnfirat Timi’ydik, onca kalabalığın arasında sessizce gezinen yalnızlardık.
Bizi yıkmak hiçbir zaman kolay olmamıştı ve olamayacaktı da…
Hemen yanımızda ki büyük garaj kapısı açılırken f-16 ve içindeki Nalan yavaşça bize doğru geliyordu. Garajın çıkışında duran f-16’yla Nalan üstteki bölmeyi açarak yandaki askerlerin getirdiği merdivenle aşağıya inmiş ardından ise kollarını uçağa sarmıştı.
“Seni öyle çok özledim ki göklerin kartalı, burnumda tüttün.” diyen Nalan’la dudaklarım kıvrılırken gülmemek için kendimi kasmıştım. “Ah canım benim, ben sensiz ne yaparım!”
“Teğmen!” diye seslenen Melike albayla Nalan hızla kollarını çekerek bize dönüp tatlı tatlı sırıtmıştı.
“Ama içindeyken sarılamıyorum ki komutanım, özlemişim kızımı.” demesiyle Melike albay gözlerini devirerek tekrardan bize dönmüştü.
“Kulaklıklarınız daima takılı olsun ve telsiziniz yanınızda bulunsun. En ufak bir aksiliği bile öğrenmek istiyorum İnfirat!” dediği sırada Nalan da yanımıza gelmişti.
Asaf bu sabahki toplantının ardından olan olaylar yüzünden mesleğine ara verilen Elif yüzbaşı sebebiyle Yıldırım timine geri dönmüştü, geçici olarak komutan o olmuştu. Bunun nasıl olduğunu bende anlamasam da Melike albay sorgulamama izin vermeyerek sadece anlatıp yok olmuştu ve biz de hazırlanmaya gitmiştik.
“EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!” dedik haykırarak.
Bakışları hepimizde gezinen Melike albayın son olarak gözleri bende takılı kalmıştı. Dudaklarım kıvrılırken yavaşça baş selamı verdim. Onda hissettiğim anne sıcaklığı çevremi sararken gevşediğimi hissedebiliyordum, bazı zamanlar ona baktığımda sanki annem bana bakıyormuş gibi hissediyordum. Sanırım ona bu kadar bağlılığımın sebebi buydu…
“Önce Allah’a sonra da birbirinize emanetsiniz.” derken geri çekilmişti. “Yolunuz açık olsun aslanlarım.”
“SAĞOLUN KOMUTANIM!”
Yan tarafımızdaki arabaya yöneldiğimiz sırada Mecnun ve Cem ise arkamızda hala ağlayan ikiliye yönelmişlerdi.
“Ula kurban olduğum geleceğum diye tutturdin, pişman etma da beni.” dedi Mecnun Leyla’ya kollarını dolarken.
“Miniğim sadece bir görev, lütfen yapma böyle.” dedi Cem Beril’e sarılırken.
“İçimde bir sıkıntı var Cem, lütfen çok dikkat edin.” diyen Beril’in bakışları beni bulduğunda Cem’e sardığı kollarını çekerek hızla bana koşup kollarını boynuma sarmıştı. “Dikkat edin ablam.”
Ablam…
“Ölüme değil yurdu kurtarmaya gidiyoruz Beril’im, unutma askerler ölmez.” dediğimde geri çekilirken gözleri daha çok dolmuştu.
“Şehit de olmasanız olmaz mı?” demesiyle bakışlarım Han’a döndüğünde grileri beni bulmuştu. Bir eli Beril’i omuzlarından tutup kendine çekerken saçlarına dudaklarını bastırdı.
“Bir sorun olamayacak abim, geri geleceğiz hepimiz.” dediğinde Beril hala ağlamaya devam etse de başını sallayarak onaylamıştı. Arkasını dönüp Cem’e ilerlediğinde Cem hızla kollarına alarak sıkıca sarıldı.
“Ben bu kadar ağlamıyorum.” diyerek burnunu çeken Leyla’yla Mecnun bakışlarını ona çevirmişti.
“Daha az ağlaysun diye tebrik mi edeyum yeşillerine kurban olduğum?” diyen Mecnun’la önüme dönmüştüm. Garip bir sıkıntı ruhumu sararken Beril’in sözlerinden etkilendiğimi farketmiştim. Bir şey olamayacaktı, sadece o şerefsizi alıp gelecektik.
Bakışlarım savaş uçağına ilerleyen Nalan’a kaydığında onu izlemeye başlamıştım. Merdivenle yerine oturduktan sonra önündeki ayarlardan bir şeyleri kontrol edip hava maskesini başına geçirirken bakışları beni bulmuştu. Elini salladığında bende aynı şekilde baş selamı vererek önüme dönüp arabaya doğru ilerlemiştim ki Özgür’ün çoktan bindiğini farkettim, en önde oturuyordu.
“Hadi İnfirat, düşman beklemez!” diye haykıran Melike albayla arabaya bindiğimde hemen cam tarafına geçmiştim, Han ise hemen yanımdaydı. Sürücü koltuğuna geçen Barkın’la diğerleri de yavaşça arabaya doluşmuştu. Cem hemen karşıma geçerken Nehir onun hemen yanında, Mecnun ise Han’ın yanındaydı.
Herkesin yüzünden düşen bin parçayken yola koyulmuştuk. Bakışlarım camı bulduğunda hemen üstümüzden hızla geçen Nalan’ı duyabilmiştik, şu anda kendi kendine çığlık attığına emindim. Elimi yavaşça kulaklığıma götürerek aktifleştirdim.
“Ulan ne özlemişim be!” diyen Nalan’la hafifçe dudaklarım kıvrılmıştı. “Şhh! Dişi kurt, beni görüyor musun?” derken hemen görebileceğim bir yükseklikle uçağı çevirmişti.
“Görmemek ne mümkün.” dedim gülerek. Nalan’ında gülüş sesi gelirken hızla ilerlemişti.
“Dişi kurt…” diye yan tarafımdan gelen mırıltıyla bakışlarım grileri bulduğunda yanda ki elimim üstünde yavaşça gezinen parmaklarını hissetmiştim. “Kuğu kurt olmuş.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Kocam sağolsun.” dememle kaşları havalanırken onunda dudakları kıvrılmıştı.
“Oh tabi, sizin tuzunuz kuru.” diyen Cem’le bakışlarım ona döndüğünde ters bakışlarıyla karşılaşmıştım. “Bununda kuru.” derken elini arkaya atıp koltuğun aralığından Barkın’ın başına vurmuştu.
“Ne yapalım birader, sende asker manita yapsaydın.” dedi Barkın, sesi güler gibiydi.
“Gönüle söz geçseydi yapardık.” diyen Cem asık suratıyla göğsünde ki künyesini çıkartıp hafifçe okşamıştı.
“Gönlünü sikeyum.” diyerek ağzının içinde konuşan Mecnun’la Cem’in ters bakışları onu bulmuştu.
“Rütbene dikkat et asker, tatilde değiliz.” demesiyle arkama yaslanarak onları izlemeye başlamıştım ki bakışlarım sessizce oturan Nehir’e kaymıştı.
“Aladağ?” diye soran bir sesle seslendiğimde yere odaklı bakışları beni bulmuştu. “Ne oldu?”
“Ya şu bizimkilere üzüldüm, Beril fena oldu.” demesiyle Cem’in gözlerinin dolduğuna yemin edebilirdim. Bakışları hızla cama dönerken derin bir nefes almıştı.
“O da alışacak Leyla gibi Nehir, yapacak bir şey yok.” dediğimde gözleri bende gezinmişti.
“Nasıl hepimizden daha duygusal olup hepimizden daha iyi gizleyebiliyorsun?” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
Bir zamanlar ağladığımda daha fazla dayak yerdim diyememiştim…
“Kocamdan öğrendim.” diyerek ortamdaki havayı değiştirmeye çalışmıştım sadece. Han’ın bakışları beni bulurken sanki bakışlarımın gerisini de görüyor gibiydi. Korkularımı da görür müydü acaba? Yüreğimdeki amansız sıkıntıyı…
“Aman bu da kocamcı çıktı.” dedi Nehir ne yapmaya çalıştığımı anlayarak destek çıkmıştı.
“Kocamcılık kazanacak diyorlar Nehir komutanım, ne diyorsunuz?” diyen Özgür’le Nehir hafifçe arkaya dönmüştü.
“Sor bakayım yanındakine hangisi kazanıyormuş?” demesiyle Özgür’ün bakışları Barkın’ı bulmuştu.
“Hanımım da hanımım.” diyerek sırıtan Barkın’la hepimiz gülerken Mecnun ve Cem’in bile dudakları kıvrılmıştı.
“Peki sizce komutanım?” diyen Özgür Han’a döndüğünde benim de bakışlarım onu bulmuştu. Gözleri bana dönerken dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Karım da karım.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.
“Eh diğerlerinki zaten belli oluyor, hanımcılık kazanırmış.” diyen Özgür gülerek önüne dönmüştü.
Yolun geri kalanında sessizce devam etmiştik. Bakışlarım gökyüzüne dönerken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Gök yine ona bürünmüştü.
“Gökyüzü yine gözlerine özenmiş.” diyerek Han’a döndüğümde zaten beni izlediğini farketmiştim. Gri bakışları parıldarken hafifçe bana doğru eğilip cam baktığında yanağı tam dudağımın önüne gelmişti, kıvrılan dudaklarımla dayanamayarak yanağına küçük bir öpücük bıraktığımda bakışları beni bulurken sırıtarak tekrardan yerine geçmişti.
“Bu yüzden bulut adam diyordun değil mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Bulutlar gözlerinde saklı.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken adeta grileri ışıldamıştı.
“Keşke bende denizimi görebilseydim.” diyerek bakışlarını gözlerimde gezdirdiğinde lens taktığım mavi gözümü kastettiğini anlamıştım.
“Lens mecburi bulut adam, biliyorsun.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Bir süre katlanacağız artık.” demesiyle sırıtarak önüme dönmüştüm ki duran arabayla geldiğimizi anladım. Han’ın bakışları da önüne dönerken yüzü asker halini geri almıştı. “Verilen konumun oldukça yakınındayız İnfirat, bu yüzden ilerlerken sessiz olmalıyız.” derken kulaklığa hafifçe dokunmuştu. “Kartal duyuyor musun?”
“Kartal dinlemede komutanım.” dedi Nalan hızla.
“Görüş açını ilet.” dediğinde Nalan’ı beklemeye başlamıştık.
“Albay haklıymış komutanım, Bahoz burada.” demesiyle boştaki elim yumruk olurken dinlemeye devam ettim. “Bulunduğu evin çevresi gördüğüm kadarıyla adam doluydu fakat fark etmemeleri için çok yaklaşamadım, net bir sayı veremem.”
“İnfirat.” diyen albayın sesi bize ulaşırken ilerde yükselen Nalan’ı farketmiştim.
“İnfirat dinlemede, buyrun komutanım.” dedi Han hızla.
“Durum nedir yüzbaşı?”
“Şimdi geldik komutanım, yola koyulacağız.” dediğinde albay derince bir nefes almıştı.
“O şerefsizi yakalamadan geri dönmeyin İnfirat. Kendinize dikkat edin.” dedikten sonra kesilen sesle hattan çıktığını anlamıştık.
Hızla arabalardan aşağıya indiğimizde boynumda duran boyunluğu sadece gözlerimi açıkta bırakacak şekilde yüzüme yerleştirdim. Sırtımda ki tüfeğimi de elime aldığımda bakışlarım Han’a kaymıştı.
“Sessizce ilerleyeceğiz İnfirat.” dedi Han fısıldar bir sesle.
“Ne sessizi komutanım, patlatalım hepsini işte.” diye fısıldayan Cem’le Han’ın ters bakışları onu bulmuştu. “Emredersiniz komutanım.” diyerek susan Cem’le gülesim gelse de dinlemeye devam etmiştim.
“Önce vatan sonra yanındaki adam İnfirat, bunu unutmayın.” derken bakışları beni bulduğunda başımı olumlu anlamda sallamıştım. Arkasını dönerek ilerlemeye başlayan Han’la hepimiz peşine takıldık, ileriden gelen sesleri duyabiliyordum.
Dağa doğru çıkarak sessizce ilerledikten bir süre sonra görüş açımıza giren evle duraksamıştık, kapının önünde görebildiğim kadarıyla dört tane şerefsiz vardı. İçerisinin de şerefsiz kaynadığına emindim.
“Siper alın.” diye kulaklığa konuşan Han’la hepimiz saklanarak siper almıştık. Arkasına saklandığım iri kayayla bakışlarımı silahın dürbününe çevirdiğimde anında gözüme çarpan kişi Baho olmuştu, telefonla konuşuyordu.
“Komutanım girip sikelim işte, neyi bekliyoruz?” dedi Cem sinirle.
“Aynen komutanım, avucumuzun içinde işte.” dedi Barkın. Aklıma yatmayan durumda tam olarak buydu, neden bu kadar savunmasızdı?
“Sıkıntı da o zaten Demiroğlu, fazla avucumuzun içinde.” diyen Han’la bakışlarımı hemen sol çaprazımda duran ona çevirdim. Onunda gözleri beni bulurken aynı şeyler düşündüğümüzü anlamıştı. “Kartal çevrede aksi bir durum var mı?”
“Çevre temiz komutanım.” diyen Nalan’la bakışlarını benden ayırmadan başını olumlu anlamda sallamıştı. Birazdan içeri gireceğimizin haberini vermek istemişti.
“Barkın ve Nehir çevre sizde. Cem ve ku…Nüha benimle gelin, Özgür ve Mecnun sizde buradasınız. Anlaşıldı mı?” demesiyle son kez içeri bakarak yerimden hafifçe doğrulmuştum.
“Emredersiniz komutanım.” diyerek hepimiz mırıldandığımız da Nehir ve Barkın ayaklanarak iki yana dağılıp önde duran adamlara gizlice yaklaşmaya başlamışlardı.
Tüfeği elime alarak bende ayaklandığımda hemen önümde ki Han’ı takip etmeye başlamıştım. Nehir iki adamı da silah kullanmadan sessizce hallederken Barkın ise ucuna susturucu taktığı silahla ikisini de kafadan vurmuştu. İkisi de çevreyi dolanmaya başlarken biz ise sessizce eve yaklaşmaya başlamıştık.
“Sesleri duydular komutanım, geliyorlar.” diyen Özgür’le hemen Han’la kapının iki yanına geçmiştik fakat Cem hareket etmeden öylece karşı da dikiliyordu.
“Sizden korkanın amına koyayım.” diyerek silahını girişe doğrultan Cem’le Han sinirli bir nefes vermişti.
“Abe aske…” demeye kalmadan Cem’in tüfeğinden çıkan kurşunla geberen adamla Cem hızla içeri dalmıştı. Ardından Han’da içeri girerken bende peşlerine takılmak üzereydim ki arkada bekleyen araba dikkatimi çekmişti. Kaşlarım hızla çatılırken eve girmekten vazgeçip hızla arkaya yöneldiğimde arka kapıdan kaçan Baho’yu görebilmiştim.
Hayır, bu sefer elimden kurtulamayacaktı!
Hızla evin köşesine siper aldığım sırada evden de atış sesleri yükselmeye başlamıştı. Baho arkasında ki beş adamla arabaya koşarken silahıma odaklandım, arabanın lastiklerine doğru iki el ateş ettiğimde Nehir ve Barkın da sinyali alarak arkasında ki şerefsizleri vurmaya başlamışlardı.
Bakışlarım hemen yan evin köşesine saklanan ikiliye kaydığında sırıtmadan edememiştim, dip dibe çatışıyorlardı. Burası terk edilmiş köylerden biriydi, bu yüzden oldukça sessizdi.
Tekrardan silahıma odaklandığımda şerefsizler ise arabanın arkasına saklanmışlardı. Hızla iki tanesini indirdiğimde geri çekilerek mermilerden saklanmıştım, bakışlarım ilerdeki Nehir’le kesiştiğinde elini kaldırarak bir parmağını açık bıraktığını farketmiştim. Biri kalmıştı sadece.
Tüfeği omzuma geçirerek saklandığım yerden çıktığım sırada son adam da sertçe saklandığı yerden yana devrilmişti.
“Ula karadenuz adamindan gaçar mi da?” diyen Mecnun’la kimin vurduğunu anlamıştım. İlerden hızla koşmaya başlayan Baho’yla belimde ki glocklardan birini alarak nişan aldım.
“Bu hiç tanıyamadığım babam için.” diye fısıldayarak sol bacağından vurmamla haykırarak yere yığışmıştı ama korkusu fazla geliyor olacak ki tekrardan ayaklanıp sekerekte olsa ilerlemeye devam etmişti. “Bu doyamadığım annem için.” Diğer bacağına da sıkarken bir yandan da ilerlemeye devam ediyordum. Artık yürüyemeyecek bir halde yere düştüğünde arkasını dönmesiyle beni görmüştü.
“Komitan beni bırakırsan sağa hepisinin yerini derim, hepisini biliyem.” diye acıyla inleyerek konuşmasını umursamadan alnına nişan alarak ona doğru bir adım daha attığımda götün götün kaçmaya çalışmıştı. Bir elim yavaşça yüzümde ki boyunluğa giderken aşağı indirip yüzümü görmesini sağladım. Gözleri hızla tanıdığı yüzde irileşirken korkusu her yanımı sarmıştı.
Bundan zevk almam gerekirdi değil mi? Ama alamıyordum, çünkü onun sikik korkusu ne annemi ne de babamı geri getirmiyordu…
“Hayatımı siktin lan orospu çocuğu.” diyen sesim içimde ki küçük benle karışmıştı sanki. Dayak yemediği gün olmayan ve babası sandığı için hep sineye çeken o küçük kız… “Küçük kız büyüdü Baho ve sen onu satamadın.” Kurşunu namluya sürerek tekrardan alnına nişan aldığımda zihnimde annemin sesi can bulmuştu.
***
“Anne babam beni niye sevmiyor?” diye ağlayarak anneme döndüğümde elleri yanaklarımı bulmuştu.
“Baban seni çok seviyordu kızım.” diye mırıldanan annemle anlam verememiştim. Küçükken mi seviyordu acaba? Beni göğsüne çekerek sıkıca sarıldığında bende kollarımı ona sarmıştım. “O seni çok seviyordu.”
“Şimdi niye sevmiyor peki?” dediğimde bakışları camdan gökyüzüne kaymıştı. Gece vakti yıldızlar her yanı sarmıştı.
“O hala seni çok seviyor ve bir gün seni kurtaracak kızım, o hep kurtarır.” dediğinde geri çekilerek yüzüne bakmıştım.
“Baba kurtarmaz, baba acıtır.” dememle gözlerinden birkaç damla yaş süzülmüştü.
“Gerçek baba bir kahramandı güzel kızım, o kurtarır.”
***
Silahı tutan elim kasılırken kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Ölmeliydi, nefes alması bile zararken yaşayamazdı…
Tetikteki parmağım kasılırken hareket eden dudaklarından yalvardığını görebiliyordum fakat zihnime ulaşmıyordu, sadece ölüm istiyordum. Ailemi katlettiği gibi gebermesini istiyordum!
“Ben ettim sen etma komitan.” diyen sesi bana ulaşırken hızla tetiği çektiğim sırada havaya kaldırdığım silahla kurşun gökyüzüne savrulmuştu. Çıkan sesle gözleri sıkıca kapanan şerefsiz ölümü beklerken ona bu hediyeyi vermeyecektim, acı çekerek geberecekti.
Hızla arkamı döndüğüm sırada tüm timin beni izlediğini fark etmiştim, izlemelerine rağmen neden kimse beni durdurmak için gelmemişti? Çünkü bu şansı onlar da bana bırakmışlardı, sonucu ne olursa olsun susmuşlardı.
“Destek ekibi çağırın, gelip alsın şu iti.” diyerek yanlarından geçtiğimde Han’ın peşime takıldığını anlamıştım. Evin ön tarafına çıktığımız sırada koluma sarılan parmaklarıyla beni hızla tutarak göğsüne yaslamıştı.
“Doğru olanı yaptın kuğum.” diye fısıldarken eli sırtımı sardığında dolan gözlerimi hızla geri itmiştim, burada olmazdı.
“Biliyorum.” diyerek geri çekildiğimde grileri gözlerimi bulmuştu.
“Üçüncü it kaçıyor.” diyen Nalan’la kaşlarım hızla çatılırken anlam vermeye çalışıyordum. Üçüncü it olan Şeref burada mıydı?
Yan taraftan gelen sesle askeri bir araba bize yaklaştığında Cem Bahoz’u sürükleyerek getiriyordu. Hızla çoktan askerlerle dolu olan arabaya bindirildiğinde bakışlarım çevrede gezinmişti, Baho dışında geri kalan tüm şerefsizler gebermişti.
“Mekan belirt Kartal.” dedi Han hızla.
“Tahmini 600 metre ileride ki ormanın içine daldılar komutanım, ağaçlardan dolayı göremiyorum.” dediğinde gri bakışlar gözlerimle çakışmıştı. Esasında görev sadece Baho’yu yakalamaktı ama bir taşla iki kuş neden vurulmasındı ki?
“Anlaşıldı kartal.” derken bakışlarını hareket eden arabaya çevirdi Han. “Kartal Baho’nun içinde olduğu arabanın karargaha vardığına emin ol, aksi bir durumda atış serbest.”
“Emredersiniz komutanım.” diyen Nalan hızla üstümüzden geçtiğinde uçağın sesi kulaklarımın uğuldamasını sağlamıştı.
“Devam ediyoruz İnfirat, bekleme yapma!” diyen Han hızla ilerlemeye başladığında boyunluğu yüzüme geçirerek peşine takılmıştım. Cem ve Barkın’lar önümüze geçerken kolumdan hafifçe tutan Han geride kalmamızı sağlamıştı. “İyi misin?” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken başımı olumlu anlamda salladım.
“İyiyim komutanım.” diye mırıldandım. Sen yanımda olduğun sürece hep iyiyim…
“O zaman eve gittiğimizde bolca terapi istiyorum.” derken avucunu elime kaydırdığında gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm fakat dudaklarımda ki gülüş hala bakiydi. “Hem belki farklı şekiller de deneriz.” demesiyle bakışlarım onu bulurken gözlerimi büyüterek önümüzde yürüyen timi işaret etmiştim.
“Bu şekilde devam edersen anca rüyanda denersin komutan.” diyerek önüme döndüğümde biraz daha yakınıma girmişti.
“Rüyamda çok daha fazlasını…”
“Ula size bir şey diyeceğum.” diyerek ilerlemeye devam eden Mecnun Han’ın sözünü kestiğinde bakışlarımız onu bulmuştu.
“Deme.” dedi Cem Mecnun’a ters ters bakarak. Han’ında ondan pek bir farkı olduğu söylenemezdi.
“Sağa ne ula? Sağa mı sorduk? Diyeceğum.” diyen Mecnun arkasını dönerek ters bir şekilde yürürken bize bakmaya başlamıştı.
“Komutanım söyleyin artık, çatladık.” diyen Özgür’le ilerlemeye devam ediyorduk.
“Şimdu biz ha bu iti yakaladuk ya.” derken bakışları yanımda ki Han’ı bulmuştu.
“Evet asker, ee?” dedi Han bıkkın bir sesle. Konuşması bölündüğü için sinirlenmişti yine tatlı uyuz.
“Ne poh yemeye hala dağdayuk?” dediğinde bakışlarım Han’ı bulmuştu. Üçüncü it de buralardayken geri dönemezdik, üstelik lideri yakalamaya bu kadar yaklaşmışken olmazdı.
“Sen sor diye.” diyerek gözlerini erkeksi bir hareketle deviren Han’la dudaklarım kıvrılmıştı fakat dudaklarımda ki boyunluk yüzünden dışardan gözükmüyordu.
“Laz uşağı askerlik zor geliyorsa yol orda.” dedi Barkın, sesinden güldüğü belli oluyordu.
“Sizunda karilarunuz evde hamile beklesun görürum o zaman bende sizu.” diyen Mecnun’la Barkın’ın bakışları hemen yanında ki Nehir’i bulmuştu fakat Nehir sanki sırf ona bakmamak için başını önüne eğmiş gibiydi, konudan kaçıyordu.
“Amin.” diyen Barkın’ın mırıltısı kulağıma ulaşırken istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı.
Geri dönüşte Nehir’le bu konu hakkında dalga geçmezsem çatlardım. Gülmeye devam ederek ilerlerken ilerden gözüken ağaçları farketmiştim, oldukça büyük bir ormana benziyordu. Tam adım atacağım sırada Han’ın eli hızla önüme geçerek beni engellerken duraksayarak ona baktım, sert bakışları etrafı tarıyordu.
İleriye doğru adımlayarak hepimizin önüne geçtiğinde bakışları hala çevredeydi, o sırada duyduğum sesle benimde kaşlarım çatılmıştı. Sanki bir tür kurulu bombanın sesiydi. Bakışlarım hızla çevreyi tararken hemen birkaç metre altımızda yanıp sönen ışığı fark etmiştim, bu gerçekten bir bombaydı. Gözlerim üstünde hızla akan rakamlara kaydığında korku tüm bedenimi ele geçirmişti.
“SİPER AL! BOMBA!”
Avazım çıktığı kadar haykırarak geriye kaçtığım sırada üç dört adım atmıştım ki büyük bir gürültüyle bomba patlarken bedenim ileri doğru savrulmuştu.
Çıkan sesle kulaklarım uğuldarken etraf toz dumana karışmıştı, hiç kimseyi göremiyordum. Hızla öksürerek elimle önümdeki dumanı dağıtmaya çalıştığımda yanıma düşmüş olan Cem’i farketmiştim, o da öksürerek kendine gelmeye çalışıyordu.
Bakışlarım hızla çevre de dönerken bir şeyler görmeyi çalışıyordum lakin tekrardan patlayan bombayla ortalık daha çok dumanla kaplanmıştı, sanki birisi bilerek görüşümüzü engellemeye çalışıyordu. O sırada korku yüreğimi kaplamıştı.
“Pusu…” diye mırıldanırken elim hızla sızlayan kalbimi bulmuştu.
Pusuya düşmüştük…
~~~~~~~~~
Mirza Han Yalçıner…
Öksürerek düştüğüm yerden doğrulmaya çalışırken bakışlarım çevrede geziniyordu. Siktiğimin yerinde pusuya düşmüştük ve hiçbir şey göremiyordum. Benim hatamdı, bu kadar kolay Baho’yu aldığımıza inanmamalıydım.
Hızla yerimden doğrulduğumda gözlerim çevreyi tararken kalbim tek bir kişiyi görmek için çırpınıyordu. Kuğum nerdeydi? Kulaklarım hala patlamanın etkisiyle uğuldarken ileriye doğru adım atmamla alnıma doğrultulan silahı farkedebilmiştim. Dağılmaya başlayan dumanla bakışlarım çevreme döndüğünde hızla beklemeden alnımdaki silahı tutan elini çevirip silahı alarak alnına sıktım.
Arka çaprazımda koşan ite de bir tane sıktığımda bittiğini anladığım silahı atarak diğer iki tanesine dönüp elimde ki tüfeğin tersini birinin boynuna geçirdim. Diğerininde alnına ateşlediğimde tam arkamdakine dönmüştüm ki bir bomba daha patlamıştı, bu seferki uzağımda patladığı için tek sorun etrafımı saran toz dumanı olmuştu.
Geriye doğru bir adım atıp dumandan dolayı öksürdüğüm sırada alnıma tekrar bir silah dayandığında tam elimi atmıştım ki sözleri kısa süreli duraksamamı sağlamıştı.
“Hareket ettigin an arkadaşların geberir komitan.” diyen piç kurusuyla kalbimi bir acı kaplarken ona inanmak istemeyen yanım ağır basmıştı, hızla silahı iterek tüfeği ona çevirdiğim sırada rüzgardan dolayı dağılan dumanla bakışlarım şerefsizi görebilmişti. Kıvrılmış dudaklarıyla sağ eli havalanırken ilerde bir yeri işaret etmişti.
Gördüğüm şeyle tüm bedenim kasılırken beynim uyuşmuştu sanki. İlerideki evin tepesine konuşlanmış görebildiğim kadarıyla dört kişi vardı ve bunlardan birinin elinde gördüğüm bomba atarın yönü ilerdeki ekibimdeydi. Savrulan dumanla görüş açıma kuğu girerken alnında ki kırmızı ışığı farketmiştim, kaskı başında değildi. Savrulmanın etkisiyle düşmüş olmalıydı.
Derin bir nefes almaya çalıştığımda acı boğazıma yumru olarak oturmuştu. Elimde ki tüfeği yavaşça aşağıya indirdiğimde yapacak başka bir seçeneğim kalmamıştı, alnıma dayanılan başka bir silahla bakışlarımı ondan alamamıştım. Belki de bu son görüşüm olacaktı ve bu anımda onu gördüğüm için bile mutlu ölebilirdim.
Bakışları çevresinde gezinirken hızla siper almıştı fakat duman hala tam olarak gitmediği için görüşünün bulanık olduğuna emindim. Düşerken canı çok yanmış mıydı? Başını sert vurmuş olabilir miydi? Bunları ona gidip sormak istiyordum ama yapamazdım, gözlerim hala başını hedef alan kırmızı ışıktaydı.
Ani bir acı boynuma saplanırken görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı, gözlerim zor bela yan tarafa döndüğünde uzaktan atılan bir tür sakinleştirici iğne olduğunu anlayabilmiştim. Başım hızla dönmeye başlarken bakışlarımı tekrar kuğuya çevirdiğim sırada siper alarak ateş ettiğini farketmiştim, o iyiydi ve hep iyi olacaktı.
Elimden çekilen tüfeğimle bedenim daha fazla dayanamayarak dizlerimin üzerine çökmemi sağlamıştı, görüşüm git gide kararırken kuğumun başı bulunduğum yere dönmüştü. Zor bela dudaklarımda ki boyunluğu indirerek hafifçe gülümsediğimde artık bakışlarım tamamen kararmıştı.
“Kuğu…”
Mırıldanışım bir dua misali dudaklarımdan dökülerken bedenim sertçe yere çarpmış ve zihnim kendini tamamen karanlığa bırakmıştı…
~~~~~~~~~~
Nüha Yalçıner…
Bakışlarım çevrede gezinmeye devam ederken hızla ayağa kalkmıştım, duman çoktan rüzgarla bir nebzede olsa dağılırken hızla yere çekilmemle bakışlarım Cem’e dönmüştü.
“Kendine gel komutanım, tarıyorlar.” demesiyle hemen sağıma saplanan mermiyi fark edebilmiştim. Hızla siper alarak tüfeğimi yerleştirdikten sonra çevreye bakındığımda elinde bomba atar olan şerefsizi görmüştüm, hızla alnına ateş ederek indirdiğimde geri çekilmiştim. Üzerimize yağmur gibi mermi yağıyordu ve lanet olası Han’ın sesi çıkmıyordu! Neden çıkmıyordu?!
Bakışlarım çevrede gezinirken dağılan dumanla ilerideki kalabalığı görebilmiştim, Han oradaydı ve başına silah dayanmıştı. Neden ses etmiyordu? Bir eli dudaklarına giderek yüzünde ki bezi indirdiğinde dudaklarında ki gülümseme her şeyi anlatır gibiydi.
“Hayır Han, sakın.” diye mırıldandığım sırada bir bomba daha patladığında toz dumanı tekrardan görüş açımızı kapatmıştı. Yaşlar gözlerimden süzülürken elim hızla kulaklığa gitmişti. “Kartal duyuyor musun?”
“Kartal dinlemede.”
“Pusuya düştük kartal, hemen dönmelisin. Acil!” diye haykırdığım sırada kulaklıktan başka bir ses daha duyulmuştu.
“Kuğu…”
“Hemen dönüyorum komutanım.” diyen Nalan’ın sesi uğultu gibi gelirken çevremizde ki atış sesleri kesilmişti.
Kendimi hedef yapmayı bile umursamadan hızla ayaklanarak Han’ı gördüğüm yere koşmaya başladığımda Cem’inde arkamdan ayaklandığını görebilmiştim. Çevrede ki duman dağılırken karşılaştığım boşlukla hızla bedenim dizlerimin üstüne yıkılmıştı.
Yerdeki tüfeği bana acı acı sırıtırken gözyaşlarım yanaklarıma doğru süzülmeye başlamıştı. Elim bir umut kulaklığıma giderken derin bir nefes aldım.
“Komutanım…” diye mırıldandığımda çıkan hışırtıyla hızla ayağa kalkıp düzlüğe inmiştim. “Komutanım herhangi bir belirti verin.” Bakışlarım çevreme dizilen ekibe kaydığında herkesin iyi olduğunu görmüştüm, o hariç hepimiz buradaydık.
“Komutanın belirti veremez asker.” diyen sesle kaşlarım hızla çatılmıştı, başka biriydi. “Bana kalırsa artık onu unutun, ölü bir asker size yardım edemez.”
Acıdan nefesim kesilirken elim hızla kalbime gitmişti, canım yanıyordu…
“Seni bulacağım lider bozuntusu ve seni elimden hiç kimse alamayacak!” derken derince bir nefes aldığımda havadaki tarçın kokusunu alabilmiştim.
“Her zaman beklerim.” diyen şerefsizle ses yüksek bir cızırtıyla kesilirken daha fazla dayanamayan bedenim sertçe dizlerinin üstüne yıkılmıştı.
Han’ı almışlardı ve yaşadığını bile bilmiyordum…
Gözlerimden yaşlar hızla boşanırken başımı gökyüzüne kaldırdığımda çığlığım sanki tüm yeryüzünü inletmişti, gök bile bana eşlik edercesine gürlerken bakışlarım bulutlardaydı.
“HAYIR!”
Bakışlarım gri bulutlarda takılı kaldı…
~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Sanırım kelimelerin tükendiği o yerde kalakaldım canlarım…
Sizce bölüm nasıldı?…
Ben sanırım gidip biraz ağlayacağım…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Seviliyorsunuzz
🦢☁️
